Bir Ermeni ve Bir Kürt Milletvekili

Bir Ermeni milletvekili.

 Adı Krikor Zohrab.

Aynı zamanda şair, yazar, gazeteci, avukat ve hepsinden de ötesi entellektüel bir aydın.

Tüm bu özelliklere sahip olmasıyla ünü artan Krikor Zohrab.

Zohrab, 1908 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nda İttihat Terakki’in yaptığı darbe sonucunda, ikinci meşrutiyetin ilanıyla birlikte yapılan seçimlerde Osmanlı Meclisi Mebusanı’na milletvekili olarak girer.

Osmanlıcılık düşüncesini savunur. Tutku derecesinde bu idealin peşinden gider.

Mecliste, kimileri O’na ”Meclisin bülbülü”, ”kimileri Meclisin en iyi hatibi” der.

Zamanın en özgürlükçü kadın hakları savunucusu.

”Beraber yaşamak için, beraber ölmek lazımdır” diyerek Osmanlıya askerlik yapmayı meşrulaştıran bir kişilik.

Bu Osmanlıcı yaklaşımı 1.Dünya Savaşı’nda da sürdürdü.

Ermenilerin savaş nedeniyle seferberlik çağrısına uymasını, özel vergileri vermesini savundu.

O’nun girişimleri neticesinde, patriğin önderliğinde Ermeniler topladıkları paralarla bir seyyar hastane kurup, Osmanlı Ordusu’na bağışladılar. Ermeni kadınları yaralı askerler için gönüllü hastabakıcılık yapmak amacıyla kurslar gördüler. Bunların hepsine esas önderlik yapan Krikor Zohrab idi.

Zohrab’ın milletvekili olduğu dönemde 1909 yılında Adana’da Ermeni Katliamı yapıldı. Tam tamına 20 bin Ermeni Adana’da katledildi.

Katliamın esas planlayıcısı İttihat ve Terakki Partisi idi. Ne yazık ki, Ermeniler Osmanlı Meclisi’nde İttihat ve Terakki Partisi’yle beraber aynı koalisyonda yer alıyorlardı. Yani iktidar ortaklarıydı. Bu koalisyonun bir üyesi de Krikor Zohrab idi.

Katliamın İttihat ve Terakki Partisi tarafından yapıldığı Zohrab’a sorulur.

Zohrab verdiği cevap da ”Evet şüpheler var ama bizim güvenebileceğimiz İttihatçılardan daha iyi bir kesim yok” diyor.

Bunu diyen entellektüel aydın bir Ermeni milletvekili, 1894-1896 yılları arasında Osmanlı İmparatorluğu tarafından 200-300 bin Ermeni’nin katliama uğratılmasından da haberi var.

Ermenilerin Osmanlılarca katledilmesinin amacını bilecek kadar keskin ve kıvrak bir zekâya da sahiptir Zohrab.

Osmanlı İmparatorluğu, Balkanlar ve başka yerlerde halkların özgürlük direnişi sonucunda işgal ettiği bu mazlum halkların topraklarını birer birer terk etmek zorunda kalıyordu.

Osmanlı İmparatorluğu, işgal ettiği topraklarda Türklüğe devşirdiği Boşnak, Pomak, Terekeme, Tatar, Ahıskalılara, Anadolu ve Kürdistan’da yer açmak amacıyla, Anadolu ve Kürdistan’da yaşayan Ermenileri katletmek için uzun süreli bir planlama sonucunda Ermeni Katliamı’nı çok planlı bir şekilde yürütüyordu. Plana göre,  buraların en kadim halkı olan Ermeniler katiledilecek, topraklarına devlet el koyacak, Balkanlar ve Kafkaslardan getirilen devşirmeler bu topraklara yerleştirecek. Plan olduğu gibi uygulanıyordu. Söz konusu Ermeni katliamının planlayıcısı ve başlatıcısı Ulu Hakan denilen Türk-İslam Sentezinin fikir babası olan 2.Abduhamit idi.  Bu planı 2.Abdulhamit’ten devralan ise İttihat ve Terakki Partisi oluyordu.

Zohrab, işte bu katliam planını devralan İttihatçıları en iyi kesimlerdir diye destekleyecek kadar politik saflığa sahipken, aslında İttihatçıların elinden kendisinin ve mensubu olduğu halkının sonunun hazırladığının farkında değildi. Zamanın en azgın İttihatçılarından biri olan Halil Menteşe’yi de evinde saklayacak kadar da bir İttihatçı koruyucu. 1915 yılında 1,5 milyon Ermeni’nin soykırımdan geçirilmesinde baş planlayıcısı olan Talat Paşa ile İskambil oynayacak kadar samimi.

Ölüm sürgününe gönderildiği akşam Talat Paşa’yla iskambil oynar.  Talat Paşa O’nu, O da Talat Paşa’yı öper. Ölüm öpücüğünü Talat Paşa’dan aldığı akşam tutuklanır ve sürgün edilir. İşin en ilginci İstanbul’daki 24 Nisan 1915 operasyonunda hemen sonra Vezir Talat Paşayı ziyaret etmesi ve” var olan dönemin devlete ve millete hizmet etmesi gereken dönemdir” demesidir.

Zohrab’ın, İttihatçılara yaptığı bu destek ve hizmetlerin karşılığında, İttihatçılar’dan aldığı ödül kendisinin ve 1,5 milyon Ermeni halkının soykırıma uğratılmasıdır. Tarihin yaprakları 2 Haziran 1915’i gösterince Krikor Zohrab, Riha-Amed yolunda katliam sürgününde öldürülür.

Bir de bir Kürt milletvekili var.

Adı Leyla Zana.

Benim ve herkesin 2004 yılında Avrupa Parlamentosu’nda Sakharov ödülünü alırken yaptığı konuşmada ”Türkiye’de sistematik işkence kalmamıştır” diyerek dünya tarihinin benzersiz katliamcı ve işkenceci devletini piru pak çıkarmaya çalışmasına rağmen yine saygı gösterdiğimiz Leyla. Yine de bağışladığımız ve koruduğumuz Leyla Zana.

Son olarak Hürriyet Gazetesi’ne verdiği röportajın her bir cümlesinde Ermeni Milletvekili Krikor Zohrab’ın İttihat ve Terakki Partisi karşısındaki tutumunu kat be kat aşan bir durum var.

Zohrab, kendi halkının ve kendisinin gücüne inanmıyor, ”İttihatçılardan başka güvenebileceğimiz kimse yok” diyerek, İttihatçılarla iktidar ortağı oluyordu.  İttihatçılar 2.Abdulhamit’in Ermeni Soykırımı planını devralmışlardı ve katmerleştirerek devam ettiriyorladı. Erdoğan ve AKP’nin Kürtlere yönelik uyguladığı plan, 2.Abdulhamit ve İttihatçıların Ermenilere karşı icra ettiği planı aşıyor. Erdoğan’ın Kürtlere karşı icra ettiği soykırım planı, 2.Abdulhamit, İttihatçı, Kemalist ve tüm Türk iktidarların uygulaya geldiği planların bileşkesidir, zirvesidir, en sinsisidir.

Erdoğan’ın bizzat talimat verdiği 2006 Amed Katliamı ortada.

Roboski Katliamı daha yeni.

Pozantı’da ki tecavüz vahşeti devam ediyor.

Çele’deki kimyasal katliamı aleni.

Derinleştirerek sürdürdüğü kültürel soykırım herkesin aşinası.

8 bin Kürt siyasetçi zindanda.

Kürdistan, her gün onlarca uçakla bombalanıyor.

Leyla Zana’nın milletvekili arkadaşları zindanda rehin.

Rehin alan Erdoğan.

Kürdistan’ı boydan boya savaş alanına çeviren Erdoğan.

10 yılda 240’ın üzerinde Kürt çocuğun katledilmesinden sorumlu Erdoğan.

Zana’nın arkadaşlarına ”kalleş”, ”nekrofili” ve ”morg bekçisi” diyen Erdoğan.

Zana’nın milletvekili seçilmesi engellenmeye çalışılınca, Zana’ya seçilme hakkının tanınması için O’nun seçim bölgesi olan Bismil’deki protestolarda Erdoğan’ın emrindeki polislerce vurulan İbrahim Oruç ne diyecek Zana.

Kürt çocuklarının Türkleştirilmesiyle yetinmeyen Erdoğan, Türkçe bilmeyen annelerimize Türkçe öğreterek Türkleştirmesini ilerleme diye öven Kürt dilinin savunucusu Leyla Zana.

”Erdoğan’a inanıyorum, bu işi Erdoğan çözer” diyor.

Zohrab da İttihat ve Terakki ile Talat Paşa’ya inanmıştı. Talat Paşa’yla görüştü. Sonuçları yukarıda yazılı.

Leyla Zana ise Erdoğan ve AKP’ye güveniyor. Erdoğan’la görüşmek istiyor. Sonuçları ne olacak?

Erdoğan’ın şimdiye kadar Kürt halkı yaptığı zulümler, katliamlar gelecekte yapacaklarının ifadesi değil mi?

Özgür Bilge

Reklamlar

Hitler İle Göbels, Erdoğan İle Fetullah

Hitler İle Göbels, Erdoğan İle Fetullah

Özgür Bilge

Erdoğan ve Fetullah Faşizmi ile Kürdistan,  Anadolu ve Trakya da Hitler’e rahmet okunuyor.

Son Roboski katliamıyla birlikte bu hakikat iyice pekişti.

Bu katliam bize gösterdi ki…

Erdoğan ve Şeyhülislamı Fetullah varken, Hitler ne ki.

Bu katliam bize gösterdi ki…

Erdoğan, Arınç ve Fetullah üçlüsü varken, Hitler ile Propaganda Bakanı Göbels neki.

Bu katliam bize gösterdi ki…

Bülent Arınç dururken, Göbels kim ki.

Hitler dememiş miydi ki, “Benim öğretmenim Atatürk’tür.

Hitler dememişmiydi; “Türkler Ermeni soykırımını yaptılar, kimse karşı çıkmadı. O zaman bizde Yahudileri katlederken kimsenin karşı çıkmaya hakkı yoktur”.

Hitler ve ırkçı sloganlarının mucidi Göbels,  ein volk-tek millet-, ein reich-tek devlet-, ein führer-tek lider- diyorlardı.

Erdoğan ve Fetullah ise Hitler’den daha azgın bir ırkçılıkla tek millet, tek devlet, tek lider gibi ırkçı sloganları yeterli görmüyor, tek cemaat-Fetullahçı Cemaat-, tek dil-Türkçe- diyorlar.

“Kürdistan, Anadolu ile Trakya da, yaşayan herkes Türktür” diyerek her türlü soykırımı fiili olarak uyguluyorlar.

Hitler ile Göbels’in çok büyük bir yalan metoduyla Nazizmi meşrulaştırmaya çalıştıkları biliniyor.

Hitler Faşizmi’nde-Nazizm propoganda metodu sloganlaştırılan şu temeller daha doğrusu yalanlar üzerineydi.

“Halkı her zaman ateşle, asla soğumasına izin verme”.

Göbels’in mucidi olduğu bu yöntemi bire bir uygulayan Hitler, çoğu zaman bir günde birçok yerde mitingler düzenleyerek faşizmin histerisiyle halkı ateşlemiştir.

Erdoğan’ın yaptığı ise Hitleri kat be kat aşan bir durumdur.

Hitler döneminde medya önemli bir güç değilken, 21 yüzyılda birinci güç konuma gelmiş iken, Erdoğan özel ve psikolojik savaşın yürütücüsü medyayı AKP faşizmini hâkim kılmak için atom bombasından daha tehlikeli bir şekilde kullanıyor.

Meydanlarda ırkçı temelde ajite ve propaganda yapıyor. Kürt düşmanlığını aşılıyor, yayıyor.

Alternatif muhalif ve Özgür Kürt medyası hariç, neredeyse tüm gazete ve televizyonlar O’nun emrine amede.

Roj TV ve birkaç TV hariç, neredeyse tüm televizyonların aç kumandanına basılınca 24 saat karşımıza Erdoğan çıkıyor. BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş bu gerçeği söylerken “bize bir TV yeter” diyordu.

Bazen tüm gazeteler, bazen dört-beş(4-5) hattta altı-yedi(6-7) gazete birden Erdoğan’ın hedef gösteren ırkçı ve nefret suçuna giren sözlerini manşetten veriyor.

Roboski katliamında Türk medyasının girdiği tutum, katliamı gizleme çabaları ve vermemelerin kaynağında Erdoğan ve Fetullah’ın Yeşil Türkçü Faşist zihniyet vardır.

Hitler ve Göbels’in ikinci metodu; “Hatalı olduğunu ve yanlış yaptığını asla kabul etme idi”.

Erdoğan ile Fetullah bu metodu mutlaklaştırmış.

Erdoğan dünyayı ben yarattım diyor. Öyle ki, O’nun kul milletvekillerinden

Bursa Milletvekili Hüseyin Şahin, “Başbakana dokunmak ibadettir” diyebilecek kadar Erdoğan’ı peygamberleştirebiliyor ve kendini kullaştırıyor.

Hakikat bu iken Erdoğan ile şurekası kendi suçlarını kabul etmiyor, suçlarını Kürtlerin üzerine yıkarak,  “Bakın BDP’liler APO’ya peygamber diyorlar” diyor.

Erdoğan, öyle bir zihniyete sahip ki, Wan depremindeki ölümlerden, müdahale de bulunmamadan ne kendilerini sorumlu görüyorlar ne de asla işledikleri suçu kabul ediyorlar.

Beşir Atalay; “Gücümüzün ne olduğunu denemek istedik” diyor.

Çok planlı ve programlı bir şekilde yaptıkları Roboski katliamına ilişkin ise kömüre dönüştürerek, lime lime ettikleri 19’u çoçuk, 16’sı yetişkin olmak üzere 35 Kürdü suçlu göstermektedirler.

Bundan dolayıdır ki, Gülten Kışanak çok damardan yaptığı konuşmada diyor ki, “vicdanı olanlara sesleniyorum”.

AKP’de ne vicdan ne din ne imanın kalmadığını bilerek vicdanlı kalabilenlere çağrı yapıyor.

Hitler rejiminin üçüncü metodu ise; “Asla rakibinin üstün bir yanı olduğunu kabul etme” idi.

Erdoğan ile Fetullah’ın Yeşil Türkçü Faşizmi, 2009 yerel ile 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde DTP ile BDP, Zap Savaşı’nda HPG’ye yenildi. Bu yenilgileri kabul etmiyor. Yenilgilerini kendisine bağlı polisçik medya üzerinden özel ve psikolojik savaşla örtmeye çalışıyorlar.

Amed’in Piran ilçesinde 6 gün boyunca uçak, helikopter, predatör, Heron, tank, top gibi en sofistike silahlarları kullanan AKP devleti oldu.

Buna rağmen tek bir gerilla bile şehit düşmediği halde “24 gerillayı öldürdük” diyen AKP ve Fetullahçı medya.

“Andok kodlu büyük telsizi susturduk, İrfan Amed’i öldürdük” diyen AKP’nin Fetullahçı Valisi Mustafa Toprak.

Sonra HPG açıklama yaptı ve tek bir kayıplarınında olmadığını söyledi.

Hitler ile Göbels’in üçüncü medodu; “Asla kendinden başka bir seçeneğe hareket alanı bırakma” gibi yok etme yöntemi idi.

Erdoğan ile Fetullah; KCK adlı operasyonlar adı altında Kürt siyasal hareketi, yurtseverleri ve dostlarından beş binin üzerindeki kişiyi zindana attı. Bu yöntemle AKP ile cemaatin Yeşil Türkçü Faşizmi’ne alternatif olan Kürt Demokratik Hareketi’ni yok etmek istiyorlar. Fetullah, gerillayı kastederek “50 bini kişiyi kuşatın, yok edin”, BDP’ye oy verenleri kastederek de “yüzde beşini etkisiz kılın” demekte.

Erdoğan, siyasetçilerle de yetinmedi, neredeyse Kürt basın çalışanlarının tümünü zindana attı.

Sırada şairler ve sanatçılar var.

Kürt gerillasına karşıda hemen hemen her çatışmada kimyasal kullanan AKP’nin kimyasalcısı Kimyasal Necdet.

Hitler ve Göbels’in dördüncü metodu; “Asla kabahat üstlenme”.

Erdoğan ile Fetullah’ın kabul ettikleri tek bir kabahat yoktur. Etnik Türk ırkçılığını yapıyorlar. Açıkça Kürtleri fiziki ve kültürel soykırımdan geçiriyorlar. Bunu da demokrasi, din, iman ve açılım demagojisiyle pazarlıyorlar.

Hitler ve Göbels’in beşinci metodu; “Sadece bir rakibine odaklan ve kötü giden her şeyin suçunu onun üzerine yık” şeklindeydi.

Erdoğan ile Fetullah tümden Kürt Özgürlük Hareketi’ne odaklanmışlar. Tüm ekonomik, siyasal, diplomatik, kültürel,  askeri vb. faaliyet ve ilişkileri Kürt Özgürlük Hareketi’ni nasıl yok ederim şeklinde yürütüyorlar. Başarısızlık ve yenilgilerinin suçunu çok tehlikeli ve ırkçı paranoyalarla Kürtlerin üzerine yıkıyorlar. Kürtleri hedefliyorlar.

Erdoğan Roboski katliamını yapıyor, ama sanki katliamı BDP yapmış gibi bir atmosfer yaratmaya çalışıyor.

BDP Eşbakanı Selahattin Demirtaş ta O’na gerekli cevabı veriyor ve diyor ki, “Bu katliamın baş sorumlusu sensin hesap vereceksin”.
Hitler ve Göbels’in altıncı metodu; “Halk büyük yalanlara, küçük yalanlara göre daha çabuk inanır”.

Erdoğan ile Fetullah’ın bu konuda attığı en büyük yalanlardan biri Çelê(Çukurca) eylemine ilişkin yaptıkları açıklamalardı. Erdoğan diyordu ki, “Derin Plan var, Suriye onlara destek vermiş”, Fetullah diyordu ki, “dağ doğurmuyor ki”.

Fazla bir zaman geçmeden, Erdoğan’a bağlı MİT teşkilatının Sabah gazetesine yaptığı bir servis olduğu açığa çıktı. Böylesine özel-psikolojik büyük bir yalan ile hem Türk ordusunun yenilgisini örtbas etmeye çalıştılar hem de HPG gerillasının böyle bir öz ve eylem gücü yok algısını yayarak, her zaman ki gibi dış güçler klişesini yayma amaçlı olduğu açığa çıktı.

Yine Roboski katliamını meşrulaştırmak içinde diyor ki, “oradan Bahoz Erdal geçecekti”.

Hedefi büyük göstererek büyük yalan atıyor ki, halk O’na inansın.

Hitler ve Göbels’in yedinci metodu; “Bir yalanı yeteri sıklıkla tekrarlarsan, halk eninde sonunda ona inanır”.

Erdoğan ve Fetullah, 9 yıldır “bunlar Zerdüşttür, dinleri imanları yok” diyerek Türk halkında Kürtlere karşı,  Türk-İslam sentezine dayalı ırkçı bir algı yaratmak için aynı yalanı her ağızlarını açtıklarında dillendiriyorlar.

Bunun dışında Göbels’in söylediği bir söz var şöyle diyor. “Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanırlar. Hıristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır”.

Erdoğan ile Fetullah’ın devamlı Tek Millet, Tek Devlet, Tek Lider, Tek Cemaat ile Tek Dil sloganının altındaki neden Göbels’in bu sözlerinde gizlidir.

Erdoğan ve Fetullah’ın Roboski katliamında olduğu gibi her katliamdan sonra orduya övgüler dizmesi, operasyonlarımız devam edecek demesi ordu millet söyleminin bin yıldır devam ettirilmesidir. Bu söylemle ordu öyle yüceleştiriliyor ki, Türk halkı ordusuz düşünemiyor, orduya tapar hale geliyor, köleleştikçe köleleşiyor.

Aslında bu yazılanların daha özlü ortaya koyan bir Amed pekenekoku-fıkra- var.

Yani Erdoğan ile Fetullah özgülünde TC ile onun faşist diktatöryasını çok arı ve duru bir şekilde anlatan bir fıkra var.

12 Eylül 1980 darbesi olduğunda her şey karneyle veriliyordu. Sıraya girilerek ihtiyaçlar karşılanıyordu.

İşte bu dönemde, Kürdistan’ın paytexti(başkenti) Amed’te halk ekmek almak için bir fırının önünde kuyruğa girer.

Fırıncı bakar ki sıra çok uzun. Bu kadar insana nasıl ekmek yapacağım, nasıl dağıtacağım der.

Düşünür taşınır ve der ki ben öyle bir yalan atayım ki, bunlardan kurtulayım.

Bir yalan uydurur ve sırada olan halka şöyle söyler.

“Yan tarafta ki sokakta bir fırın var, o fırında belleşe ekmek veriliyor”.

Ekmek kuyruğundakiler bunu duyunca hemen o sokağa yöneliyorlar. Kuyrukta tek bir kişi kalmıyor.

Kuyrukta kimse kalmayınca yalan atan fırıncı kendi kendine “ya attığım yalan doğruysa” der kendi attığı yalana inanır ve fırınını kapatır, O da söylediği sokağa doğru koşar. Bedava ekmek almaya gider.

Erdoğan, Fetullah, TC rejiminin önceki Katı Türk Ulusçu Irkçılığı ile şimdiki Yeşil Türk Irkçılığı Türk ırkı dışında hiçbir ulusun Kürdistan, Anadolu ile Trakya’da yaşamadığını uydurdu.

Ardında halkı buna inandırmaya çalıştı, kendileri de uydurdukları yalana inandılar. Şimdide aynı yalanlarla Yeşil Türk Irkçı Rejimini ayakta tutmaya çalışıyorlar.

Sözün özü, ister Beyaz Türk Faşizmi olsun isterse Yeşil Türk Faşizmi olsun aslında faşizm kökten uydurduğu yalana inanmaktır.

Roboski katliamında sonra cereyan eden olaylar TC’nin nasıl bir yalan zihniyeti üzerine kurulan dünyanın en faşist diktatöryel rejimi olduğunu yenide hatırlattı herkese.

Özgür Bilge

Qanun Ordusuymuşmuşmuş, Öylemi Necooooo!!!!

Qanun Ordusuymuşmuşmuş, Öylemi Necooooo!!!!

Özgür BİLGE

Türkiye’de, her yenilen genelkurmay başkanının yerine geçen yeni biri klişe bir laf eder.

Ve devam eder der ki, “bitireceğiz, kökünü kazıyacağız PKK’nin”.

Bunlar hep “bitereceğiz, kökünü kazıyacağız” diyorlar.

Bu ulu ulu ulu Türk Genelkurmaybaşkanlarına ilişkin geçen sene “Ağla Boşbuğ, Kükre Koşaner” diye bir makale yazmıştım.

O makalenin tamamında şunları demiştim.

“Ağla Boşbuğ, Kükre Koşaner

Bir şu T.C devletine bakın, birde O’nuan kimyasalcı ve ağlayan generali Boşbuğ’a bakın.

Bir zamanlar nasıl esip gürlüyordu.

Bir zamanlar nasıl kimyasal silah kulanıyordu.

Gerilla karşısında yenilince.

Bir zamanlar nasıl entel u mentel kesiliyordu.

O yazardan, bu yazardan paragraflar okuyordu.

Bazı yağdancı kalemşörlerde, balon şişirir gibi şişiriyordular kükreyen Boşbuğ’u.

Boşbuğ da kükredikçe, balonu sönüyordu pııııssssss pıııııssss diye.

Boşbuğ’u seyrederken, Büyükanıt denilen Azamput anımsıyorduk.

Diyorduk ki, ama niye hep aynı filmi seyrediyoruz?

Ya bu T.C generalleri sanki kolonlanmış diyorduk?

Bunlar niye aynı maniyi söylüyorlar?

Bunlar hep “HPG gerillalarını bitirmede kararlıyız” diyorlar.

Hiç bir şey onların dedikleri gibi çıkmıyor.

Bu ne haldir, bu yenilgidir.

Uruğ’dan itibaren yenilen yenilene.

Torumtay yenildi. Güreş yenildi.

Kıvrıkoğlu yenildi. Azamput yenildi.

Boşbuğ yenildi. Ne PKK bitti. Ne de HPG gerillası bitti.

Bitenler, gelirken kükreyenler, giderken ağlayarak giden Boşbuğ gibiler oldu.

Şimdi de kükreyip gelen biri daha var.

Adı Sabahattin Işık Koşener.

O da Boşbuğ gibi Egeli.

O da Boşbuğ gibi Manastır göçmeni.

O da bir Sebatayist. Yani devşirme biri. Yani Türk değil.

O da Kürdistan kimyasal silah kullanmış.

Sivilleri katletmiş bir soykırımcı.

JİTEMCİ bir kontgerilla. Özel Harp Daire’sinde yetişme.

Kükreyerek geldi. Ağlayarak gidecek.

Derler ya “Isıran Köpek Dişine Göstermez”.

Yaşayarak göreceğiz. HPG gerillaları Koşaner’i de yenilen bir general olarak emekliliğe sevedecek.

O’na da Egede bir villada denizi seyrederek yenilgisinin anılarını hatırlamak düşecek.

O Ege’nin mavi sularını seyrettikçe düşünecek.

Ve diyecek ki, ya HPG gerillalarına nasıl yenildim.

Ve bu kahırdan ölecek”.

Bunları geçen yıl yazmıştım.

Benim öngürüm iki yıl daha erken yerine geldi.

Koşaner üç yıl yerine ancak ve ancak bir yıl HPG karşısında durabildi.

Üç yılının dolduramadı.

O’nun yenilgisi, diğer genelkurmaybaşkanlarından üç kat daha fazla oldu.

Şimdi O’nun yerine, daha beş yıl önce planlanan bir konseptle Necdet Özel diye birini getirdiler.

Bu Necdet Özel ,çok çok çok özel biri.

Fetullahçı olduğu için kişiliksiz ve karektersiz.

Aynı zamanda, iktidar için tüm değerleri satan biridir, tüm Fetullahçılar gibi

İnsan olmanın dışında nekadar alçaklık özellikler varsa bu Necdet Özel’de bulunur.

Necdet Özel’de ne bir yiğitlik var nede bir asker cesaret.

Dünyadaki genelkurmaybaşkanları içinde, ondan daha fazla kalleş ve daha daha fazla korkak bir general yoktur.

En büyük cesareti ise alçakça kullandığı kimyasal silahlardır.

O’nun emriyle yapılan operasyonlar ve çıkan tüm çatışmalarda Türk ordusu büyük kayıplar vermiştir.

Türk ordusu çatışmalarda kayıp verince, O’nun talimatıyla bu onlarca çatışmada kimyasal silah kullanılmıştır.

Necdet Özel, bu çatışmalarda, nerede, hangi görevde idi, bu çatışmalar tek tek nerede olmuş, çatışmalarda bu pırpırlı general neler yapmış, hepsini tek tek detaylı bir şekilde dünya aleme duyuracağım.

Bu dünyanın en kutsal görevidir. Hem de kutsallıktan da ötedir.

Fetullahçılık nedir, Fetullahçı bir generalin karakteri nedir, Necdet Özel’in özelinde herkes görecek, okuyacak ve duyacak.

Kürdistan halkına savaş açan, Fetullahcı Cemaatin Kimyasalcı Canilerin Başı Hüseyin Gülerce diyordu ki “neler yapılacağını dost düşman herkes görecek”.

Esas Fetullah Cemaatinin Kimyasalcı Genelkurmaybaşkanı Necdet Özel’in neler yaptığını, dost düşman herkes görecek.

Herkes görecek o zaman, hem Necdet Özel hem de Hüseyin Gülerce’yi, bir cümle Fetullahçıların nasıl dünyanın en alçak kişilikleri olduğunu.

http://www.rojaciwan.com/koseyazisi-3268.html

Fetullah, Opus Dei ve Moon Tarikatı Üçgeni

Fetullah, Opus Dei ve Moon Tarikatı Üçgeni

 

Üç tarikattan biri İspanya’dan Opus Dei Tarikatı’dır. Kurucusu Madrid’deki sıradan bir Katolik papazı gözüken Josemaria Escriv de Balagar. Tarikatın kuruluş tarihi 2 Ekim 1928…

Bir diğeri Güney Kore’den Moon Tarikatı.

Kurucusu Sun Myung Moon. Sıradan bir Budist iken sonra sıradan bir papaz ve Papazlıktan da tarikat liderliğine yükseltildi. 1954 yılında Kuzey Kore’den kaçarak, ABD tarafından sömürgeleştirilen Güney Kore’de kurdu. Bilinen adıyla Moon Tarikatı, resmi ismiyle Birleştirme Kilisesi’dir. ABD, 1951 yılında Kore’yi işgal ettikten sonra kurduğu bu tarikat aracılığıyla, Güney Kore nüfusunun yüzde 40’nı Budistlikten Hristiyanlığa devşirdi.

Üçüncüsü ise Fetullah Gülen’in kurduğu Fetullahçı Nur Tarikatı da denilen Fetullahçı Cemaattir. Fetullah Gülen’de diğer tarikat liderleri gibi çok çok sıradan bir imam bile değilken tarikat liderliğine getirtildi.

1966 yılında kuruldu. Direkt Türk Gladiosu’nun ordu kolu tarafından Fetullah Gülen ismiyle kuruldu. Mele Abdülkerim Han’ın verdiği bilgiler somuttur. Direkt Türk generalleri tarafından Fetullah adına kurulduğu Mele Abdulkerim Han’ın şahitliği vardır.

Kurulduğu yer ise İzmir Kestanepazarı’dır. Buranın en önemli özelliği Sebatayistlerin merkezi olmasıdır.

Her üç Siyonist Masonik tarikatların ortak özellikleri çok ilginçtir.

Opus Dei Tarikatı kurucusu Papaz Escriva orjini Hristiyan değildir. Yahudi engizisyonun yapıldığı dönemde Hristiyanlığa geçmiş gizli Yahudi olan bir aile kökeninde geliyor.

Çalışma sahası Hristiyan âlemidir.

Moon Tarikatı kurucusu Sun Myung Moon’da orjini Hristiyan değildir. Aslında Budist’tir.

Çalışma sahası Budizm inancının olduğu Uzak Doğu, Asya ve Pasifiktir.

Fetullahçı Cemaatin kurucusu Fetullah Gülen’in de orjin inancı İslam dini değildir. Baba tarafında Ermeni olup Hristiyan’dır. Anne tarafında ise İspanya’dan gelen Safarad Yahudilerine dayanıyor.

Her üç tarikatın koordine edildiği merkez Amerika, hizmet ettikleri merkez de dünya Siyonizm’idir. Koordine eden kuruluş ise CIA’dir.  CIA bu üç tarikat vasıtasıyla hem Budist âlemi, hem Hristiyan âlemi hem de İslam âlemi üzerinde hegemonya kurmaktadır. Dünyanın hâkimiyeti bunlar vasıtasıyla kurulmaktadır.

İşin en dikkat çeken noktası Moon tarikatının kurucusu Sun Myung Moon’ın 1959 yılında ABD’ye yerleşmiştir.

Fetullahçı Cemaati’nin kurucusu Fetullah Gülen de 1999 yılında tümden ABD’ye yerleşmiştir.

Opus Dei tarikatı kurucusu Papaz Escriva de devamlı ABD de bulunmuştur.

Her üç tarikatta faşist ve ırkçı ruh hâkimdir. Her üç tarikatta askeri darbecilerin sağ koludur.

İspanya’da Papaz Escriva,  Franco diktatörlüğü ile Hitler faşizmin sağ koluydu. Opus Dei Tarikatı’nın lideri Escriva, Franco’nun 35 yıllık diktatörlüğü ile işbirliği içinde olmuştur.

Moon tarikatının ortağı ise CIA’nın kurduğu Kore’deki CIA’nın temsilcisi Albay Bo Hi Pak’da dır. Bo Hi Pak da, Moon Tarikatının en güçlü üyesidir.  O’nun aracılığıyla Güney Kore askeri vesayete alınmıştır.

Üç tarikatın ortak bir marifetide Yeşil Kuşak Projesine hizmet etmeleridir.

Opus Dei tarikatı, Franco faşizminin yanında yer alarak demokratik, özgür ve özerk yaşayan Katalan, Bask, Galiçya ve diğer halkların soykırımdan geçirilmesinde en aktif rol oynadı. Latin Amerika ülkelerinden Şili, Arjantin, Paraguay, Uruguay ve Peru’da solu ezmek için Opus Dei Tarikatı ile CIA hep birlikte çalıştılar. Askeri darbeleri birlikte yaptılar. Birlikte yönettiler. Birlikte katliamlar yaptılar.

CIA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti-Komünist Ligi’ni örgütledi. 1989 yılına kadar yani reel sosyalizmin çöküşüne kadar bu misyonu devam ettirdi.

Fetullahçı Cemaati’nin başı Fetullah Gülen ise 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat askeri darbelerinin baş destekçisi oldu. Komünizme Karşı Mücaddele Derneklerinin Erzurum ile İzmir şubelerini ilk kuran zattır.

Kenan Evren için “Kenan Evren Cennetliktir. Kucaklayan ve kutsal kurtarıcı bir melektir”demiştir.

12 Eylül faşizmini şu sözleriyle meşrulaştırmaya çalışır. “Asker tam zamanında yetişmese bütün millet olarak inkisar içinde ağlamaktan başka çaremiz kalmayacaktı”.

. Ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz”. (Sızıntı, Ekim 1980, sayı:21)

Şimdi ise ordunun özgürlük, eşitlik ve demokrasi için direnen tüm Kürtleri katletme fetvası veriyor.

Üç tarikatın faaliyet alanları da hemen hemen benzer.

Opus Dei Tarikatı’ının beş kıtada 475 üniversite ve Yüksek Okulu ve 200 koleji var. 604 gazete ve dergiye sahip. 52 radyo ve televizyonu yayın yapıyor.

Siyasi, askeri, polis,  mali ve ticari alanlarda çok etkindir. Milyarlarca dolara hükmediyor.

Opus Dei Tarikat’ı Hristiyanların yaşadığı her ülkede sorumlu bir Kardinali bulunuyor.

Moon Tarikatı da benzer alanlarda faaliyet yürütüyor.

Fetullahçı Cemaatin ise sadece Orta Asya’da dil merkezi, ilkokul, lise düzeyinde 250, dünya genelinde 500-600 arasında okulu var. Onlarca da üniversitesi var. Onlarca gazete ve dergi, radyo ile televizyon yayınına sahip. Devletin TRT’si de tümden cemaatin denetimine geçmiş durumdadır.
Kürdistan, Anadolu ile Trakya’daki tüm devlet kurum ve kuruluşları tümden Fetullahçı cemaatin yönetimindedir. Eski Gladio yerine Yeşil Gladio ile hâkimiyet sağlamak istiyorlar. Yeşil Gladio’nun tüm elemanları Fetullahçı’dırlar.

Yürütme, yasama, yargı, ordu, polis, eğitim, sağlık, ticaret, maliye vb. cemaatin hizmetindedir.

Fetullahçı Cemaatin de Opus Dei Tarikatındaki gibi her ülkede bir sorumlusu vardır. Değişen sadece ülke kardinali yerini ülke imamının almasıdır.
Opus Dei Tarikatı ve Fetullahçı Cemaati’nin üye tipi de aynıdır.

Her iki Siyonist örgütte de üç tip üye vardır.

Opus Dei’de birinci grub olarak adlandırılan“Numerarid” denilen üyeler hiç evlenmiyorlar. Opus Dei evlerinde yaşıyorlar. İhtiyaçları dışındaki tüm kazançlarını tarikata veriyorlar.

Fetullahçı Cemaat de “İmam” ve “İmame” olarak adlandırılan abi ve abla denilen üyelerde hiç evlenmiyorlar. Tarikat evlerinde yaşayıp, tarikatın hizmetindedirler. Tüm otorite onlardır. Yedi kişilik İstişare Grubu, kıta, ülke, bölge sorumluların bunları içinden seçiliyor.

Opus Dei de ikinci üyeler “Sopranumerari” olarak adlandırıyorlar. Tam üyedirler. Fakat evleniyorlar. Tarikat evleri dışında yaşıyorlar. Aylık ödüyorlar.

Fetullahçı Cemaatte ise önce Şagırd ve Şagırde diye adlandırılan cemaat içinde yetişip evlenenlerden oluşuyor. Cemaate tam üyedirler. Fakat maaşlarından belli yüzdeyi aylık olarak cemaate ödüyorlar.

Opus Dei de üçüncü tip üyelere “cooperatori”deniliyor. Tarikatın gönüllü yardım ve eğitim kuruluşlarında yer alıyorlar.

Fetullahçı cemaatte de benzer şekildedir. Bunlara ek olarak himmet adı altında yardımda bulunan ağırlıktaki üyeler ve destekçilerden oluşuyor.

Moon Tarikatında ise tam tamamına Opus Dei gibi üyelikler vardır.

Bu üçlü Siyonist tarikatların ajitasyon, propaganda ve örgütlenme çalışmaları yürütürken kullandıkları kilit kavramlarda aynıdır.  “Diyalog”, “Hoşgörü,”  “Dini Araştırmalar” ve “Sevgi”.

Üçünün birlikte yürüttükleri bir faaliyette var. “Dinler arası Diyalog ve Hoşgörü” adı altında Siyonizm’in hegemonyasını pekiştirmek ve yaymak için ilkin ABD, sonrasında 1991 ile 1994 yılında İstanbul sonrasında Riha’da birlikte toplantı düzenlediler.

Üçünün ortak özelliği misyoner faaliyetleridir. Her üç tarikatın ABD’deki NED, CSIS ve CIA gibi istihbarat örgütlerince desteklendiği belirtiliyor.

Özgür Bilge

 

İmamın Kimyasal Neco’su

İmamın Kimyasal Neco’su
Özgür Bilge
İmam dediğimiz Devşirme Fetullah Gülen’dir.
Kimyasal Neco dediğimiz ise zatı-muhterem devşirme ırkçı imam ile son padişah Erdoğan’ın Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel’dir.
Peki, bu Neco kimdir?
1950 Ankara doğumlu. Asker kökenli bir aileden geliyor.
Özel’in en önemli özelliği “özel ve psikolojik harp” konusundaki uzmanlığıdır.
1969 yılında Kara Harp Okulundan mezun oldu.
Genelde özel ve psikolojik harpçilerin görev yaptığı alanlarda bulundu.
Kıbrıs’ta Harekât Plan Subaylığını yaptı.
1995 yılında Tuğgeneral oldu. Kara Kuvvetleri İç Güvenlik Daire Başkanlığı görevinde bulunurken 10-17 Mayıs 1999 da Cudi Dağının Bılıka Köyü-Ballıkaya- mıntıkasını kapsayan operasyonu bizzat koordine etti. Operasyonun kapsamı alanında Deriye Guhar, Doğan Tepesi, Geliye Hezil, Cılbiya Köyü, Şex Abbas ile Zeringer Tepesinin bulunduğu yerler vardı. Bu operasyonda kimyasal silah kullanılması sonucunda PKK komutanlarındın Hamza Kod adlı Abdulaziz Tanıt ile birlikte toplam 19 PKK-ARGK gerillası şehadete ulaştı.
Şahadete ulaşan gerillalar şunlardı. Aziz Tanıt-Hamza Cudi, Nezir Osman-Şepal Derik, Mizgin Muhammad-Zelal Cudi, Leyla İbrahim Hüseyin-Berçem Xabur, Selva Buzdağ- Xwinda Şerzan, Meysa Şexo-Sosin Nurhak, Muhammed Aliko-Ömer Ebubekir, Semira Reşit-Perwin, Ercan Eroğlu-Çiya, Yusuf Turan-Rezan, Vezir Osman-Şefal Çavreş, Ömer Kamber-Gerilla, Abdurrahman Müze-Akif Karker, Hamdi Yılmaz-Mahsum, Rahime Aksu-Adar Cudi, Seyitxan Algan-Doğan,  …-Nergiz Derik-, …-Reber Urfa-, …-Canda Kobani-.
Necdet Özel’in kimyasal silah kullanma emrini vermesi sadece bu operasyonla sınırlı değildir.
2003 yılında Korgeneral rütbesiyle terfilendirilen Özel, Kürdistan’a bakan 7.Kolordunun başına getirildi.
7. Kolorduya baktığı dönemde yine 31 Mart ile 7 Nisan 2005 tarihleri arasında Türk ordu birliklerince Cudi Dağı’nın Gıre Hırmo mıntıkasına yapılan operasyonda 5 HPG gerillası vahşi bir şekilde katledildi.
O dönemde HPG Basın İrtibat Merkezi’nin konuyla ilgili açıklamasında, gerillalarının kimyasal silah sonucunda öldürüldüklerini belirterek şöyle demişti, “Arkadaşlarımızın cenazeleri erimiş ve Türk ordu güçleri tarafından insanlık dışı vahşi uygulamalarla tanınmaz hale getirilmiştir”.
Sözkonusu çatışmada kimyasal silah kullanılması sonucunda Firyal Hüseyin-Amara Afrin, Nurten Gülmez-Nujin Sozdar, Faik Yayla-Zeynel Serhat, Alaaddin Akbaş-Savaş ve Mehmet Yiğit-Aram Bazuri adlı gerillalar şahadete ulaşmıştı.
Özel, aynı yıl 14 Temmuz’da Colemerg’in -Hakkâri- Çıyaye Reşke alanında da kimyasal silah kullandı.
Burada da Zınar Kaya-Rıfat Baysal, Berivan Zilan-Leyla Namet, Hasan–Kazıklı Hevidi, Berces-Hasan Zeki-, Bawer Şengal-Mehmet Emin Sincar, Devrim Setkar- Ekrem Temel, Raperin Botan-Hacer Benek ile Hüseyin Vahit Bilir adlı 8 HPG gerillası şahadete ulaştı.
Yine Özel’in 7.Kolordu ile K.K. Eğitim ve Doktrin Komutan Yardımcılığı yaptığı dönemde 24-25 Mart 2006 tarihlerinde Muş Merkez, Pasur, Daraheni ve Solhan arasında bulunan Muş Güneyine Türk ordusu tarafından havadan ve karadan kapsamlı bir operasyon gerçekleştirdi. Bu operasyonda Kenan Demir-Mervan, Reşit Ahmet-Mazlum Afrin, Bülent Tanışık-Eriş Amed, İdris Sinet-Çekdar Diyar, Abdullah Rükün-Berxwedan Garzan, Kemal Tahazade-Aso Sablak, Hamet Guli-Hamza Kobani, Muzzafer Pehlivan-Zafer,  Fatih Çetin-Xemgin Amed, Mahmut Güler-Rojhat Amed, Arman Katurani-Rebin Ronahi, Adnan Mahmut-Merxas Haki, Hüseyin Kızıl-Kawa Adıyaman, Kawa İbrahim-Karker Ciwanro olmak üzere 14 HPG gerillası şahadete ulaştı.
HPG Ana karargâh Komutanlığı bu çatışmaya ilişkin şöyle bir açıklamada bulunmuştu. “25 Mart akşam saatlerine kadar süren bu operasyonda gelişen şiddetli çatışmalar ve kimyasal gaz kullanması sonucunda 14 gerilla şahadete ulaştı.”.
Necdet Özel 2008-2010 yılları arasında da Kürdistan geneline bakan ve merkezi Malatya’da bulunan 2. Ordu Komutanlığı görevini yaptı.
2. Ordunun başında iken hem Zap Operasyonunu koordine etti, hem de 8-15 Eylül tarihlerinde Colemerg’in Çele İlçesinin Geliye Zap alanında kapsamlı bir operasyonun talimatını verdi. Söz konusu operasyona ilişkin HPG yaptığı açıklamada şöyle demişti.
“8 arkadaşımız- Aziz Özer-Kemal, Ramazan Yıldız-Dılgeş, Rızgar Aşkan-Cudi, Kahraman Şex Ali-Abbas, Salih Güleç-Çekdar, Yahya Musazade-Mazlum, Aliye Temur-Sıla, Hanife Ali-Hedar TC ordusunun kullandığı kimyasal silahlarla şahadet ulaştığı operasyon 15 Eylül günü geri çekilmiştir”
16 Eylül 2010 tarihinde Colemerg’in Peyanis köyünde Türk kont-gerilla güçlerince 11 köylünün TSK menşeyli mayınları döşemesi sonucunca meydana gelen patlamada ölürken Özel, Jandarma Genel Komutanı idi.
Neredeyse tüm çatışmalar kimyasal silah kullanma emri veren Necdet Özel, 2010 yılında Jandarma Genel Komutanlığı görevini devralınca “hukuk kuralları içinde” savaştığını ve 2011 yılında görevi devredince ordunun “kanun ordusu” olduğunu beyan ediyordu.
Tüm dünyanın gözleri önünde kimyasal silah kullandığı belgeleriyle birlikte ROJ TV’de gözler önüne serilmesine rağmen, Necdet Özel denilen kimyasalcı cani Türk Ordusunun başına getirildi.
Bundan sonra Kimyasal Neco’nun yapabileceği her şeyden AKP ve buna seyirci kalan uluslar arası devletler sorumlu olacaktır.

Qanun Ordusuymuşmuşmuş, Öylemi Necooooo!!!!

Qanun Ordusuymuşmuşmuş, Öylemi Necooooo!!!!
Özgür BİLGE
Türkiye’de, her yenilen genelkurmay başkanının yerine geçen yeni biri klişe bir laf eder.
Ve devam eder der ki, “bitireceğiz, kökünü kazıyacağız PKK’nin”.
Bunlar hep “bitereceğiz, kökünü kazıyacağız” diyorlar.
Bu ulu ulu ulu Türk Genelkurmaybaşkanlarına ilişkin geçen sene “Ağla Boşbuğ, Kükre Koşaner” diye bir makale yazmıştım.
O makalenin tamamında şunları demiştim.
“Ağla Boşbuğ, Kükre Koşaner
Bir şu T.C devletine bakın, birde O’nuan kimyasalcı ve ağlayan generali Boşbuğ’a bakın.
Bir zamanlar nasıl esip gürlüyordu.
Bir zamanlar nasıl kimyasal silah kulanıyordu.
Gerilla karşısında yenilince.
Bir zamanlar nasıl entel u mentel kesiliyordu.
O yazardan, bu yazardan paragraflar okuyordu.
Bazı yağdancı kalemşörlerde, balon şişirir gibi şişiriyordular kükreyen Boşbuğ’u.
Boşbuğ da kükredikçe, balonu sönüyordu pııııssssss pıııııssss diye.
Boşbuğ’u seyrederken, Büyükanıt denilen Azamput anımsıyorduk.
Diyorduk ki, ama niye hep aynı filmi seyrediyoruz?
Ya bu T.C generalleri sanki kolonlanmış diyorduk?
Bunlar niye aynı maniyi söylüyorlar?
Bunlar hep “HPG gerillalarını bitirmede kararlıyız” diyorlar.
Hiç bir şey onların dedikleri gibi çıkmıyor.
Bu ne haldir, bu yenilgidir.
Uruğ’dan itibaren yenilen yenilene.
Torumtay yenildi. Güreş yenildi.
Kıvrıkoğlu yenildi. Azamput yenildi.
Boşbuğ yenildi. Ne PKK bitti. Ne de HPG gerillası bitti.
Bitenler, gelirken kükreyenler, giderken ağlayarak giden Boşbuğ gibiler oldu.
Şimdi de kükreyip gelen biri daha var.
Adı Sabahattin Işık Koşener.
O da Boşbuğ gibi Egeli.
O da Boşbuğ gibi Manastır göçmeni.
O da bir Sebatayist. Yani devşirme biri. Yani Türk değil.
O da Kürdistan kimyasal silah kullanmış.
Sivilleri katletmiş bir soykırımcı.
JİTEMCİ bir kontgerilla. Özel Harp Daire’sinde yetişme.
Kükreyerek geldi. Ağlayarak gidecek.
Derler ya “Isıran Köpek Dişine Göstermez”.
Yaşayarak göreceğiz. HPG gerillaları Koşaner’i de yenilen bir general olarak emekliliğe sevedecek.
O’na da Egede bir villada denizi seyrederek yenilgisinin anılarını hatırlamak düşecek.
O Ege’nin mavi sularını seyrettikçe düşünecek.
Ve diyecek ki, ya HPG gerillalarına nasıl yenildim.
Ve bu kahırdan ölecek”.
Bunları geçen yıl yazmıştım.
Benim öngürüm iki yıl daha erken yerine geldi.
Koşaner üç yıl yerine ancak ve ancak bir yıl HPG karşısında durabildi.
Üç yılının dolduramadı.
O’nun yenilgisi, diğer genelkurmaybaşkanlarından üç kat daha fazla oldu.
Şimdi O’nun yerine, daha beş yıl önce planlanan bir konseptle Necdet Özel diye birini getirdiler.
Bu Necdet Özel ,çok çok çok özel biri.
Fetullahçı olduğu için kişiliksiz ve karektersiz.
Aynı zamanda, iktidar için tüm değerleri satan biridir, tüm Fetullahçılar gibi
İnsan olmanın dışında nekadar alçaklık özellikler varsa bu Necdet Özel’de bulunur.
Necdet Özel’de ne bir yiğitlik var nede bir asker cesaret.
Dünyadaki genelkurmaybaşkanları içinde, ondan daha fazla kalleş ve daha daha fazla korkak bir general yoktur.
En büyük cesareti ise alçakça kullandığı kimyasal silahlardır.
O’nun emriyle yapılan operasyonlar ve çıkan tüm çatışmalarda Türk ordusu büyük kayıplar vermiştir.
Türk ordusu çatışmalarda kayıp verince, O’nun talimatıyla bu onlarca çatışmada kimyasal silah kullanılmıştır.
Necdet Özel, bu çatışmalarda, nerede, hangi görevde idi, bu çatışmalar tek tek nerede olmuş, çatışmalarda bu pırpırlı general neler yapmış, hepsini tek tek detaylı bir şekilde dünya aleme duyuracağım.
Bu dünyanın en kutsal görevidir. Hem de kutsallıktan da ötedir.
Fetullahçılık nedir, Fetullahçı bir generalin karakteri nedir, Necdet Özel’in özelinde herkes görecek, okuyacak ve duyacak.
Kürdistan halkına savaş açan, Fetullahcı Cemaatin Kimyasalcı Canilerin Başı Hüseyin Gülerce diyordu ki “neler yapılacağını dost düşman herkes görecek”.
Esas Fetullah Cemaatinin Kimyasalcı Genelkurmaybaşkanı Necdet Özel’in neler yaptığını, dost düşman herkes görecek.
Herkes görecek o zaman, hem Necdet Özel hem de Hüseyin Gülerce’yi, bir cümle Fetullahçıların nasıl dünyanın en alçak kişilikleri olduğunu.