Özgürlük Ahlakında Kadın – DOSYA (2)

Özgürlük Ahlakında Kadın – DOSYA (2)

İnsanın insan olarak hayatta kalması, sadece fiziki olarak yaşaması değildir. Önemli olan insanın kendi hayatına verdiği anlamdır.

 

Ahlak ve Ahlakilik

İnsanın insan olarak hayatta kalması, sadece fiziki olarak yaşaması değildir. Önemli olan insanın kendi hayatına verdiği anlamdır. İnsan, insanlık tarihi boyunca var olma mücadelesini değişik biçimlerde de olsa vermiş, bu günlere dek süreklileştirmiştir. İnsanın bu var olma mücadelesi yarattığı değerlerin toplamından ibarettir. İşte bu değerlerin halkasını oluşturan Ahlak tarih boyunca her insan topluluğunda bir dizge olarak var olmuştur. İnsanların toplum içindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar dizgesi olarak, insan davranışlarını olumlu ya da olumsuz biçimde belirleyen ölçütler bütünüdür. Bu ölçü çağdan çağa, toplumdan topluma değişiklik göstermiştir.

Ahlak kavram olarak Yunan’da etik anlamından kullanılan Ethos, Latincede Moresden, Arapçada hulk olan yaratmaktan gelmektedir. Ancak ahlakın doğuş koşulları doğal topluma dayanmaktadır. Ahlak kelimenin dar anlamıyla, neyin doğru veya yanlış sayıldığı- sayılması gerektiği-ile ilgilenir. Terim genellikle kültürel, dini, seküler ve felsefi topluluklar tarafından, insanların-sübjektif-olarak çeşitli davranışlarının yanlış ve doğru oluşunu belirleyen bir yargı ve ilkeler sistemi kavramı veya inancı için kullanılır. Yanlış ve doğrular hakkındaki bu tip kavram ve inançlar çoğunlukla bir kültür veya grup tarafından genelleştirilir ve kanunlaştırılır. Buna göre kültür ya da grup üyelerinin davranışları düzenlenmeye çalışılır. Bu tür bir kuralların uygunluğu da Ahlak olarak tanımlanır ve grup varlığının devamının bu ilke ve kuralların uygunluğu, uygulanması üzerine yapılandırır. Bu durumlarda, uygulamayı kabullenen bireyler ahlaklı olarak tanımlanırken, uygulamayı reddeden veya davranışlarında barındıramayan bireyler toplumsal anlamda dejenere yani bir anlam da ahlaksız olarak tanımlanabilir. Bu açıdan ahlak, iyi bir yaşamın temelini teşkil eden inançlar bütünü olarak da görülebilir. İnsanlık tarihinin büyük bir kısmında, dinler ideal bir yaşama görüş ve düzenlemeler getirmiştir, bu nedenle ahlak, çoğunlukla dini emir ve prensipler ile karıştırılmıştır. Seküler ortam ve durumlarda, ahlak hayat tarzı seçimi gibi şeylerle ilgili olarak sunulabilir. Zira bu daha çok, bireysel anlamda iyi bir hayat fikrini temsil eder ki bireyler genellikle bulundukları toplumda benzer zihin yapısı ve görüşlere sahip olan insanların inanç ve değer sistemlerine uygun bir yol seçmektedirler.

Ahlak gelenekler ve görenekler yoluyla taşınan, yazılı ya da yazılı olmayan davranış kuralları, yaşam ölçüsü olarak bilinçli ya da bilinçsiz olarak seçilen yaşam değerleri, tasarımları, görevleri ile bir toplum içinde bir arada yaşayan insanların kendileriyle, birbirleriyle, kurumlarla ilişkilerini düzenleyen ilkeler, değerler, kurallar bütünüdür. Felsefenin bir dalı olan ahlak, aynı zaman da bir bilimdir. Bir bilim olarak ahlak insan hayatının amacı ne olmalıdır, bu amaca ulaşmak hangi araçları kullanmalı, ne gibi faaliyetlerde bulunmalıdır,  yine insanın kendi tercihleri, kendisine öncülük edecek değerler sistemini nasıl oluşturmalıdır? Sorularına verecekleri cevaplar ahlak yaklaşımları belirler. Bir değerler sistemi olarak ahlakın en temel sorusu, hangi ve nasıl değerler sistemi sorusu olmuştur.

Ahlak bu temelde insanlık açısından erdem yaratma ölçüsünü oluşturur. İnsanın, toplumun, sistemin bir ilkesinin, ölçüsünün, doğrusunun olmasını ahlak sağlar. Bu açıdan ahlakın kendi içinde kimi normları, ilkeleri  vardır. Ahlakın oluşumu da kültüreldir, toplumun yaşam biçimi, ahlak değerlerini oluşturuyor. Toplumun zihniyet biçimi ne ise kendi ahlak değerleri de bu temelde öz ve biçim kazanıyor. Bu açıdan hem zihniyet hem üretim tarzının yarattığı değerler toplumsal normlar haline gelir ve değerler oluşur. Değerlerimiz doğal olarak çeşitlidir. Kendimize, dünyaya, evrene ve hayata bakış açımızın yarattığı farklılıklar değerlerimizin de değişkenliğine neden olmaktadır. Bir toplumda, o toplumun kendi bakış açısı ile yarattığı ahlak ilkeleri vardır. Bireyler, toplum içinde kabul edilen kural ve ilkeler temelinde birbirine yaklaşım gösterirler. Bu kurallar, özel veya genel davranışlarımızın, alış verişlerimizin tamamını içerir. Hem standartlarımız hem de davranışlarımızı belirler.

Ahlak aynı zaman da toplum içinde insanların kendilerine sunulan kural ve değerlerle ilişkisi çerçevesinde kişilerin gerçek davranışı anlamına da gelir. Bir davranış ilkesine tamamen ya da kısmen uyma biçimleri, bir yasağa ya da buyruğa itaat etme ya da direnme biçimleri, bir değerler bütünü sayma ya da ihmal etme biçimleri de bu şekilde anlatılır. Ahlakın bu yönünün incelenmesi, kişilerin ya da grupların, kültürlerinde kendilerine açık ya da gizli olarak verilmiş olup az ya da çok bilincinde oldukları buyurucu bir sistem uyarınca nasıl ve hangi uygulama ya da karşı gelme payları çerçevesinde davrandıklarını saptamalıdır. Olayların bu düzlemini ‘davranışların ahlaksallığı’ diye adlandırılır.

Toplumun önemli değerlerinden olan ahlak her tür insan edimini içerir. Edim, yalnızca kendiliğinden ve kendi tekilliği dâhilinde değil, aynı zaman da bir tutuma dâhil oluşunda ve orada sahip olduğu yer nedeniyle de ahlaksaldır. Eylem bir tutumun bir öğesi ve veçhesi olmanın yanı sıra, söz konusu tutumun bir sürecinde ki  bir evreyi ve onunu sürekliliğindeki olası bir ilerlemeyi belirtir. Ahlaksal bir eylem kendi mükemmelleşmesine yönelik olmakla birlikte, bundan yararlanarak, kişiyi yalnızca değerlere ve kurallara uygun eylemlere değil, aynı zamanda ahlaksal öznenin ayırıcı özelliği olan belli bir varlık kipine ulaştıran ahlaksal bir tutumun oluşturulmasını da amaçlar. Bu nokta da ortaya çıkabilecek birçok farklılık vardır.

Sonuçta bir eylemin, ahlaksal olarak adlandırılabilmesi için bir kurala, bir yasaya ya da bir değere uygun bir edime ya da edimler bütününe indirgenmesi şart değildir. Her ahlaksal eylemin içinde oluşturduğu gerçek ve gönderme yaptığı yasayla bir bağlantısı olduğu doğrudur. Ama böyle bir eylem ve aynı zaman da kişinin kendisi o ahlaki pratiğin parçasını teşkil eden bölümünün etrafına bir sınır çizer, takip ettiği kurala göre konumunu tanımlar, kendisinin ahlakî anlamda mükemmelleşmesini sağlayacak belli bir varoluş kipi belirler. Bunları yapmak için nefsi üzerinden eyleme geçer, kendisini tanımaya girişir, denetler, sınar, geliştirir ve dönüştürür. Ahlaksal bir tutumun birliğine gönderme yapmayan kısmi bir ahlaksal eylem, kendiliğin ahlaksal özne olarak oluşumuna çağrıda bulunmayan ahlaksal tutum ve öznelleştirme kipleri ile bunlara destek olan bir çilecilik bilgisi ya da kendilik pratikleri olmaksızın bir özne oluşumu olmaz. Ahlaksal eylem, tıpkı değerler, kurallar ve yasaklar sistemi gibi bir ahlaktan öbürüne değişen, nefis üzerindeki bu etkinlik biçimlerinden ayrılmaz.

Ahlakı, toplumun özgürlük bilinci olarak tanımlayan Önderliğimiz, ahlak açısından şu değerlendirmeyi dile getirmektedir. “Ahlak, başta ekonomik çabalar olmak üzere, tüm toplumsal eylemliliklerin iyi tarzda gerçekleştirilmesini ifade eder. Dolayısıyla toplumsal olan her şey ahlakidir. Ahlaki olan her şey de toplumsaldır. Örneğin ekonomi ahlaksal olduğu gibi, din de ahlaksaldır. Doğrudan demokrasi olarak siyaset ahlakın kendisidir. O halde işin ilk kuralı yani ahlakı, ilk toplumlardan itibaren toplumlar için hayati bir konudur. En iyi iş nasıl yapılıyorsa, o nasıllık en iyi ahlak kuralı olarak zihinlere yerleşir. Bu, süreç içinde daha da yetkinleşerek, sağlam bir gelenek olarak toplumsal hafızaya mal olur. Ahlak artık oluşmuş demektir. Töre, gelenek denilen olay budur. Burada çözümlenmesi gereken en önemli husus, ahlakın zihni bir eylem olduğu kadar toplumsal işle ilgili olmasıdır. Hem zihnin çabasını, hem toplumun eylemliliğini gerektirir. Şahsen bu duruma demokrasinin ilk orijinal hali demeyi tercih ederim. Bu durumda orijinal demokrasi ve ahlak özdeşlik kazanıyor.’’

Bu değerlendirmeden anlaşılacağı gibi, toplum demek, belli ölçüler, ilkeler toplamı demektir. Toplumların kendilerine göre zihniyet ve vicdan yapılanmaları vardır. Bu nedenle toplum hayatında yapma eylemi önemli bir yer tutar. Ahlak ta bu eylemin kendisini oluşturur yani bu eylemin içindedir. Nasıl ki insan ve toplum eylemsiz olmazsa, ahlak da eylemi şart kılar. Ahlak bir eylem durumudur. Eylemi olmayan insanın ahlakı da olamaz. Ahlak aynı zaman da tutum belirlemek, tavır almaktır. Şu şekilde de ifade edebiliriz, zihniyet devrimi nasıl ki bir anlama devrimi ise vicdan devrimi de bir duygu devrimidir. Ahlak da her iki devrimin pratikleşmesi, gerçekleşmesi demektir. İnsanın anladığını pratikleştirmesi ahlaklı olmasına yol açar. İnsan ne kadar güçlü anlam gücünü yaratırsa o kadar da büyük ahlaki eylemleri gerçekleştirir. Önderliğimizin de belirttiği gibi en büyük ahlaki eylem gelişen anlam gücü ile gerçekleşir. Yani ahlak zihni bir eylemdir. Devrimci ahlaki tutum, ideolojik, politik ve örgütsel çizgi temelinde oluşan yeni toplumsallığa, kurallardan da bağımsız büyük bir tutku ile bağlanmayı ifade eder. Yeni oluşan toplumsallığı yaşamın var oluş koşulu olarak algılar. Yaşamını yeni toplumsallık oluşturur.

Ahlaki yaşam da özünde oluşan bu toplumsallığa sürekli zihniyet ve özgür iradeyle katılım gücünü göstermektir. Yeni toplumsallığı geliştirenler büyük ahlaki tutuma sahip olandır. En büyük değerleri yaratanlarda onlardır. İyilik, doğruluk ve güzellik nasıl ki ahlakın özü ise, aynı zaman da özgürlük, eşitlik ve demokrasiyle özsel ilişki içerisindedir. Bu açıdan ahlak toplumu bir takım alt-üst yapılandırma şemalarına sığmaz. Her toplum ve birey ahlak olmadan yaşanmayacağını bilmelidir. Burada önemli olan toplum ve bireyin iyi bir ahlak ile donanmasıdır. Güçlü bir ahlaki yapılanma olmazsa hem toplum hem de birey açısında güçlü bir savunma da yapılamaz. Toplum ve birey olarak onurlu yaşamak da kendini güçlü savunmaktan geçer. Toplum ve bireyin ataerkil sistem karşısında bu kadar savunmasız bırakılmasının en önemli bir nedeni ahlak alanında yaşanan çürüme ile bağlantılıdır. Ahlak olmadan toplum ve birey olarak güçlü bir savunma yapılamayacağı kesindir. Bu açıdan toplumsal tüm sorunları ve krizleri aşmak açısından doğru bir ahlaki yapılanmaya ihtiyaç vardır. Bu hem insanca yaşamın ölçü hem de sistem karşısında başarılı olmanın ölçüsüdür.

Toplumların sürekli biçim değiştirmeleri doğaları gereğidir. Form çeşitliliği, yaşamın zenginliğidir. Karşı durulması gereken toplumsal formların kapalılığı ve katılığıdır. Bu tutuculuk ve kapalılık katılıktaki ısrardır. Bu ısrar toplum ve bireyin özgürleşmesinde yetersiz ve hatalı yaklaşımlara götürür. Özgürlük, formların ucu açıklığı ve esnekliğiyle bağlantılıdır. Bu temelde ahlak da değişebilme ve dönüşebilme kapasitesine sahiptir. Kimi düşünür ve filozoflar ahlakı zamanın çocuğu olarak tanımlarlar. Bu açıdan ahlakın devamlı değişken ve süresiz olduğunu söylerler. Bunlar doğru tanımlamalardır. Çünkü bu gün için en iyi, en doğru olan yarın ortadan kalkabilir. Günümüzde bize yön veren ve yöneten ilke ve kurumlar ilerde yeni düşünce tarzı ile değişikliği ve yeniliğe uğrayabilir. Düşünsel anlamda değişim ve dönüşümler yeni ilkeler ve oluşumlar kazandırır. Yani ahlak statik değil dinamiktir. Sürekli bir devinim halindedir.

Ahlak genel de üç boyut da ele alınır. Bunlar bilgi, duygu ve davranıştır. Ahlaki bilgi ahlak değerleri hakkındaki bilgilerdir. Örneğin, hırsızlık yapmanın, yalan söylemenin kötü bir şey olduğunu bilmek ahlaki bir bilgidir. Hırsızlık yapmamak, yalan söylememek ahlaki bir davranıştır. Hırsızlık yapması ve yalan söylemesi durumunda suçluluk hissetmesi ahlaki bir duygudur. Fakat her zaman bilgi, davranış ve duygu birbiriyle dayanışma içinde olmayabilir. Ahlaki bilgi ve inancımız ne kadar güçlü olursa yaklaşımlarımızda o temelde doğru, güzel ve iyi olabilir. Bir birey eğer yaptığı bir hareketten dolayı suçluluk hissi duyuyorsa bu hareket ahlak dışıdır. Ahlaki bilinç kişinin kendi benliğinin farkına varmasıdır. Doğruluk ve dürüstlük ahlaklı olmanın sonucudur. Bir yerde ahlaklı olmak demek aynı zaman da vicdan sahibi olmak demektir. İnsanın güzel ve güçlü bir vicdana sahip olması doğru ve güçlü bir ahlaki bilgiye ve inanca sahip olmasıyla eş değerdir.

Ahlaklı davranışın bir amacı da insanların bir arada ahenk içinde yaşamasıdır. Bunun içinde kişilerin kişiliğine saygı duyulmalıdır. Burada başkalarına karşı değil kişinin kendi düşüncesine, duygusuna, davranışına saygı duyması gerekir. Kişinin kişiliğine saygıdan başka kişinin yaşamına, bedenine de saygı duyulmalıdır. Ahlaki olan ruh ve bedenin ikisine de saygı duyulmasıdır. Bu saygı başkaları tarafından olması gerektiği gibi kişinin kendi kendisine de saygı duyması gerekir. Bu her türlü kötü davranışlardan ve alışkanlıklardan uzak durmak kadar insan sağlığı açısından zararlı olan davranış ve alışkanlıklardan da uzak durmayı gerektirir. Ahlakilik yalandan, bireycilikten, bencillikten, gasptan, talandan, tahakkümden, cinsiyetçilikten, hırsızlıktan, emeksizlikten, sorumsuzluktan, keyfiyetten, doğaya zarar vermekten, sigara ve içki içmekten vb. davranış ve alışkanlıklardan her koşul ve ortamdan uzak durmayı gerekli kılar.

İnsanın yarattığı, geliştirdiği en önemli değer kendi hayatına kattığı değerdir. İnsanın kendisi ile ilgili yargısı, kendisinin nasıl bir yaşama sahip olup olmadığı üzerinedir. Yaşam da bilinçli ve yetkin olan insan, kendine daha fazla güven duyar, kendini daha çok sever ve saygı duyar. Kendine dönük bir iç yoğunlaşmayı ve yaratımı olmayan insan, yaşamında gerekli ahlaki eylemlilikleri gerçekleştiremez.  Kişinin kendine saygı, güven ve sevgi duyması yine erdemli olması hayatı için sürekli değerler üretmesinden geçer. Bu anlayış ve çaba ile yaklaşım kişinin sağlam bir karakter edinmesine neden olur. Kendi karakter değerlerini yaratmanın hem zorunluluğunun hem de ihtiyacının bilincinde olmak ve bu gerçekle hareket etmek önemlidir. İnsan nasıl ki maddi edimlerini yaratan bir varlık ise aynı zamanda, ruhunu da yaratan bir varlıktır. Bu açıdan düşünsel gelişim kadar ruhsal gelişimi de yaratmak insan olmanın gerekliliklerindendir. Saygı, sevgi ve erdem, bir insanın düşünce ve duygu gücüne güvenmesidir de aynı zaman da. İnsan ahlaki eylemindeki ısrar ve çabası ile mükemmelliğe erişerek, kendi nezdinde kendini en büyük değer haline getirmeyi de hedef edinir. Değer kavramının mümkün kılan yaşam kavramıdır. İnsanın en büyük değeri de zihinsel alanda yarattığı değerlerdir. Yaşamak için belli bir bilgiye ve bu temelde biçimlenen davranışlara ihtiyaç vardır. Bilgisiz de fiziki bir yaşam söz konusudur ancak insanı insan yapan özelliklerden muaf olunur. Hayatta kalmak, keyfi araçlarla, rastgele hareketlerle, sadece dürtülerle, şansla mümkün değildir. Hayatta ‘nasıl yaşayacağım’ seçimi kişinin kendisine aittir. Kişi doğru ve ya yanlış seçim yapabilir. Yanlış tercihler insan ve yaşamı açısından tehlikeli sonuçlar doğurur. İnsan, kendini tahrip etme anlamında bir güce sahip olan tek canlıdır. Ve tarih boyunca çoğu dönem de bu gücünü kullanmıştır. Önemli olan insanın tercihlerini doğru yapabileceği bilince ve iradeye sahip olmasıdır. Bu konuda doğru amaç edinmesi ve doğru değerler üretmesidir. O halde insanın esas alması gereken doğu amaçlar ve değerler nelerdir? Hayatta kalması hangi değerleri gerekli kılar? Nasıl bir insan ve nasıl bir yaşam? İşte tüm bu soruları ahlak bilimi cevaplar. Bu açıdan insanın hayatta kalabilmesi için ahlak bilincine ve bu temelde gelişen yapılanmalara ihtiyacı vardır. Ahlakın değer ölçüsü insan hayatıdır. Bu temelde ahlaki yapılanmanın güçlü olabilmesi için insan edim ve eyleminin doğru, iyi ve güzel olmasına ihtiyaç vardır. İnsanoğlu iyinin, doğrunun ve güzelin peşinden yol aldıkça, kendi yüreğini ve beynini devletçi, iktidarcı ve cinsiyetçi tüm zihniyet ve yapılanmalardan temizleyerek, erdemli bir yaşamın sahibi olabilir. Güçlü bir ahlaki tutumla insan yeni yaratımlarıyla kendi yaşam ustalığını gerçekleştirir. İşte bu anlam da yaşam bilgeliğinin kendisini oluşturan ahlaktır. Toplumda güçlü ahlaki bilince ve tutuma sahip olmayanlar her türlü sapmayı yaşayabilirler. Kişiyi iyi, doğru ve güzele sevk eden kendi yarattığı ahlaki yanıyla bağlantılıdır.

Uygarlık tarihi boyunca toplumlar ahlaksız kılınmaya zorlanmıştır. Devletçi-iktidarcı ve cinsiyetçi yapılanmalarla ahlak kadükleştirilip, işlevsiz kılınmıştır. Ancak gerçek olan bir şey var ki; o da ahlakın asla yok edilemeyeceğidir. Ahlak asla yok edilmedi, yok edilemez. Yok, etmek Önderliğimizin de belirttiği gibi ancak toplum olmaktan çıkmakla mümkündür. İnsanın en temel gücü olan toplumsallık, yaratılan ahlaki değerlerin toplamında oluşmuştur. Bu gün büyük oranda dumura uğratılsa da ortadan kalkmamıştır. İlk olarak doğal toplumda gelişen ahlaki yapılanmalar, sonrasında gelişen ataerkil zihniyetle bir kenara itilse de, insanlık tarihinde ahlakı yeniden inşa etmede büyük çabalar gösterilmiştir. Tüm bu çabalar sınırsız acılar ve emekler sonucu yaratılmış ve bu gün toplum yaşamında silikte olsa varlığını korumuştur.

İnsan bir anlam da arayışlarıyla da vardır. Yaşamı bir yerde arayışlarımızın ve bu temelde gelişen çelişkilerimizin sınırsızlığında tanıdık. İnsanlık tarihi boyunca insanın özgürlük, hakikat arayışları hep var ola gelmiştir. İktidarcı, devletçi yapılanmalar karşısında her zaman toplumun çilekeşleri olmuştur. Bu çilekeşler öncülüğünde gelişen hakikate ulaşma çabaları sınırsız acılarla süreklileşmiştir. Anlamı yaratmak, hakikati bulmak arayışında olan insan en fazla da acı çeken insandır. Ancak arayışı olan insan acıyı hissedebilir. Acının gerçek tanımın bilebilir. Arayışı olmayan insan acıyı çok fazla tanıyıp, hissedemez. İşte soyluluk da bu acılara dayanma gücüdür. Bu güç insana direniş gücü aşılar. Bu güç insanı erdemli kılar. Çünkü soyluluğun olduğu yer de arayış, arayışında olduğu yer de direniş vardır. Soyluluk insanı özgür bilince ve iradeye kavuşturur. Hakikat yolunda yılmaz bir savaşçı kılar. Sürekli sorgulayan ve sorgulatan yaklaşımlarıyla anlamı yaratmaya çalışır. Hayatı bilgeliğin ve aşkın gücü ile sarar. Soyluluk, insanın kendi kökleri üzerinde büyümesi ve ilerlemesidir. İnsanı kökü doğal toplumdur. Bu toplumun değerlerlerine bağlılık insanı soylu kılacaktır, bu değerlerden uzaklık, kopma ve dışta lama da soysuzluğa yol açacaktır. Soyluluk ya da soysuzluk işte bu tercihi doğru belirleyen ahlaki irade ve inançtır. Ahlakın özgür temelde gelişimi de doğal toplum da yaşandı ve insanlık kendi köklerine yani ahlaka ulaştığı zaman tekrardan özgür olabilecektir.

DEVAM EDECEK…

Maxmur Kadın Vakfı Sitesi – Yıldız Gever

Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi

www.navendalekolin.com

www.lekolin.org

www.lekolin.net

www.lekolin.info

Reklamlar