İmralı Süreci’nin İlk Kurbanı : Sakine’yi Kim Neden Öldürdü? – Ragip DURAN

Ragıp Duran

Paris’te üç PKK’li kadının öldürülmesi tabii ki İmralı Süreci ile doğrudan bağlantılı. Ve belli ki bu cinayet çok önceden planlanmış. Dolayısıyla şebekenin beyni, biz sıradan yurttaşların İmralı Süreci hakkında bugün bildiklerimizi hem bizden önce öğrenmiş hem de bizden fazlasını biliyor…

’90’lı yılların başı olması gerekir. Sakine Cansız cezaevinden yeni çıkmıştı. Güney Aslan da vardı, üçümüz oturup sohbet etmiştik. Kürt medyası üzerine konuşuyorduk.

İlk gördüğünüzde sizi etkileyen insanlar vardır. Haliyle, tavrıyla, konuşmasıyla, bir jest ya da mimikle… Sakine de öyle bir insandı. Ağırbaşlı, sakin, yüz kasları sanki doğal olarak gergin, ama somurtkan değil. Diyarbakır cezaevinin feleğinden geçmişti. Fiziği biraz zarar görmüş olsa da, maneviyatı –biz sol jargonda ideoloji diyoruz!– kapı gibi sağlamdı. Yerel işkencecibaşı Esat Oktay Yıldıran’ın yüzüne tükürüp zulme, baskıya boyun eğmeyeceğini göstermişti. Daha o zamanlardan Kürt kadınlarının rol modeli olmuştu.

Az konuşurdu, daha çok soru sorardı. Liseden sonra cezaevine çıktığı  için üniversiteye gidememişti, ama PKK fakültesinde master, doktora yapmış, sonra da profesör olmuştu. Sade bir insandı, bakışları derin… Dersimliydi ve harekete katıldığında PKK’nin bugün savunduğu ve uyguladığı anlamda feminizm filan yoktu.

Ben çok daha sonra, ’90’ların sonunda galiba, Zeli kampında karşılaşmıştım onunla. Böyle hafiften “uygulama” konumundaydı sanki. Yine de kendisine eşlik etmesi gereken genç gerilla kadını ikna edip ayaküstü de olsa ikili bir görüşme yapabilmiştik. Bir şeyden şikâyet ettiğini, yakındığını hiç duymadım. Ayağı yere basan bir umutvardı.

Öldürülmesinin ardından okuduğum yazılarda, Sakine’nin PKK içinde en az Karayılan ya da Bayık kadar önemli bir üst düzey yönetici olduğu belirtiliyor. Kimi zaman parti çizgisiyle hemfikir olmasa da, parti disiplinine her zaman riayet etti. Onu tanıyanlar çalışkanlığı, örgütçülüğü ve sessizliği ile anımsıyor. Kendisini, her saniyesini, yaşamını olduğu gibi partisine feda etmişti.

9 Ocak Çarşamba günü Paris’in göbeğinde iki yoldaşı ile birlikte infaz edilmesi, Sakine’yi tanıyan insanlar arasında şok etkisi yarattı. Kürtler çok büyük, çok önemli bir siyaset kadınını, bir militanı yitirmişti.

Katillerin hedef olarak Sakine’yi seçmesinin özel bir siyasal anlamı olsa gerek. Gövde gösterisi, meydan okuma ve “üst düzey yöneticiyi de vururuz”!

Fransız polisi özellikle ilk gün “örgüt içi infaz” ibaresini ağzına bile almamışken, Türk egemenleri ve medyası hemen bu teze sarıldı. Apartman ve daire kapısının şifreli kilitle açılması ve kapının zorlanmamış olması, bu tezi savunanların başlıca gerekçesi oldu. Oysa ki bu kadar profesyonelce hareket eden bir gücün katilleri ve bu cinayeti planlayanlar için, gerek dış kapının, gerekse iç kapının şifresini elde etmek hiç de zor bir şey değil. Dış kapının şifresini kapının önünde yarım saat kalsanız ya da oraya bir kamera yerleştirilse, girip çıkandan gözlemeniz çok kolay. Keza iç kapı için de aynı yöntem geçerli. O şifreleri bilen / kullanmış yüzlerce-binlerce insan var. Ayrıca çok küçük kod çözücü aletlerle şifreleri çözmek / bulmak da mümkün.

Başbakan Erdoğan da ilk günkü açıklamasında önce örgüt içi hesaplaşmaya ağırlık vermekle birlikte, “bizim girişimlerimize karşı olan güçler de var” demişti. Bu ikinci ihtimal daha sonra açıklamalardan çıktı / çıkarıldı.

İlk gün, Hüseyin Çelik’ten çakma Kürt uzmanı gazeteci ve stratejistlere kadar bir buket iktidar yanlısı kişi ve kalem, örgüt içi infaz tezini ısrarla savundu. Oysa ki Fransız polisi dahil hiç kimsenin elinde bu tezi doğrulayacak ya da güçlendirecek, ikna edici ve  somut bir bilgi yok / yoktu.

PKK’nin hain, ajan, işbirlikçi olarak suçladığı ve infaz ettiği kişilerin varlığından haberdarız. Benim bildiğim, Avrupa’da, PKK’nin sorumluluğunu üstlenmediği, hâlâ aydınlatılmamış iki örnek dışında, infaz edilen kişiler ana karargâha çağrılıyor, ifadeleri alınıyor, mahkeme ediliyor, suçlu bulunursa da bilahare infaz ediliyor. Örgüt içi infaz yapılacaksa, hele Sakine Cansız gibi parti içinde olağanüstü bir konumu olan bir kadına karşı, maskeli kişiler, susturucu silahlarla cinayet işlemez. Geçmişteki örgüt içi infazların hiçbiri bu yöntemle yapılmamıştı.

Ne var ki Erdoğan ve tüm iktidar yanlıları örgüt içi infaz temasını işlemek zorundalar. Çünkü:

— Paris’teki cinayet, herkesin kabul ettiği üzere, Öcalan-Fidan görüşmelerini sabote etmek amacıyla yapıldı.

— Örgüt içi infaz olasılığı yaygınlaştırılmazsa, diğer ihtimal olan Derin Devlet tezi gündeme gelir ki, bu da Erdoğan’ın her şeye rağmen hâlâ devleti tam olarak yönetemediği / denetleyemediği sonucunu çıkarır.

— Keza Derin Devlet tezi güç kazanır ve yaygınlaşırsa, iktidar açısından bir başka önemli sakıncası var: Paris’teki üçlü cinayet sanıldığı gibi sadece Öcalan’a ve dolayısıyla Öcalan-Fidan görüşmesine karşı bir mesaj içermiyor, bu cinayetler aslında Erdoğan’ı tehdit ediyor. Çünkü görüşmeleri yeniden başlatmak zorunda kalan Öcalan değil, Erdoğan’dır. Fidan, İmralı’ya Öcalan’ın daveti üzerine değil, Başbakan’ın talimatıyla gönderildi.

Plansız, programsız, hazırlıksız başlatılan buüçüncü açılımda, yani İmralı Süreci’nde bir taraf sürekli olarak ve hâlâ “Terörle Mücadele ve Silahsızlandırma”dan sözederken, diğer taraf imha riskini göze almış bir şekilde “Kürt Meselesi”nin çözümünü istiyor.

Sonuç olarak, Fransız polisi büyük bir başarı gösterir ve katilleri yakalayabilirse önemli bir ipucu sağlanabilir. Tetiği çekenlerin Kürt, hatta eski / yeni PKK’li olma ihtimali de var. Bu tayin edici değil. Cinayetleri kimin planlayıp sipariş ettiği ve örgütlediği önemli. Zaten Derin Devlet’le ilişkisi olmayacak nitelikte zanlılar yakalanırsa, Paris bunların kimliğini açıklamakta bir sıkıntı yaşamaz. Ama Derin Devlet bağlantılı zanlılar ele geçirilirse, bu kişilerin açıklanması sanki biraz zorlaşır. Fransa, zanlıları yakalarsa, onları Paris’te yargılamak zorunda. İşte o zaman zanlıların gerçek kimliği ve perde arkasındaki güç ya da güçleri zor da olsa ortaya çıkarmak mümkün.

Kırk yıllık mücadelesi ensesine sıkılan kurşunlarla sona erdi mi?

Reklamlar