Özgür Kadın Partileşmesi – Önder APO

661

Önder APO

Bir meyvenin olgunlaşması olağanüstü doğal bir güzelliktir. Bütün meyvelerin kendine özgü bir güzelliği vardır. Tohum halindeki özün bir çiçekte patlak vermesi, sonra biçim kazanması ve olgunlaşması, her aşamada gözlemlenebilen değişim ve farklılaşma bize doğanın nasıl oluştuğuna ve varoluşa dair belki sıradan, ama kesinlikle yalın bir özfikir verir. Öz ne kadar güçlü olursa olsun; tohum suyla, güneşle ve toprakla beslenemezse, uygun olgunlaşma şartları oluşmazsa, ya çürüme baş gösterecek, ya da biçimsizleşme, bozulma veya başkalaşma gelişecektir. Kendi öz-örgütlülüğünü kuracağı koşullardan ve özgüçten yoksunluk meyveyi güdükleştirecek ve çarpıtacaktır.

Gelişimdeki direnci görmek için, doğaya bakmak yeterli olmaktadır. Taşları, betonları bile parçalayıp çıkan küçücük bir bitkinin, nasıl kocaman bir ağaca dönüştüğünü ve meyveye durduğunu görebiliyoruz. Ama ne kadar nazlı ve narin olabileceğini de. Güç ve güçsüzlük burada ne kadar birbirine yakın ve ne kadar birbirini kapsıyor. Engeller olabilir, baskılar olabilir, ama asıl olan, bir taşı delmek pahasına da olsa, güneşe ulaşabilmesi, köklerini toprakta çok derinlere salıp suya ulaşmasıdır. Buradaki canlılık ve bunun gerekleri mükemmel yerine getirilmiştir, doğa kendi yasasını işletmiştir.

Kadın doğası evrenin doğasına, bir bitkinin doğasına yakın bir duruş içerisindedir.  En çok da aya benzetilir; daha düşüncenin ilk evrelerinde bile. Bunda çok yanlış bir yan da yoktur. O çoğalandır, çoğaltandır ve besleyendir; her şeyin bilgisi onda toplanmıştır. Bilgi, toplanmıştır; yaşamdan ve doğadan. Bilmek güç demektir, kaynağını doğadan ve yaşamdan alan bir güç ve yeniden doğaya dönüşen bir güç. Ortamı oluştuğunda bilginin birikmemesi, kendisini örgütlememesi ve çevresindeki her şeyden farklılaşmaması düşünülemez. Olgunun özünde bu potansiyel vardır. Doğa her türlü çeşitliliğe, farklılaşmaya açıktır. Bunun için zaman zaman en gelişkin doğa, en örgütlü madde olarak aklın ya da herhangi yerleşik, işleyen, düzenli olanın alt-üst olması, hiç oluşmamışçasına, hiç gelişmemişçesine, kendi içerisine çökercesine yıkılması, bir kaosa girmesi gerekmektedir. Bedensel olarak da, ruhsal olarak da kadın bunu düzenli ve sürekli olarak yaşar. Kalp atışları, nefes düzeni, nabız hepsi çok ağırlaşır, beden daha ağırlaşır, ruhu alta, kendine doğru çeker. Ruh bütün dünyanın yükünü omuzlamışçasına ya da daha katı ve yoğun bir biçime, hatta biraz karanlığa doğru çekilmişçesine ağırlaşır. Ruh neredeyse elle dokunulur bir maddeye dönüşür. Genelde yıkıcı ve kontrolsüz bir güçtür bu, fakat içe dönüklüğü daha ağır basmaktadır. Bilinç geliştikçe bu güç yıkıcı olmaktan çıkar, daha yaratıcı ve dışa dönükleşen bir enerjiye dönüşür. Bütün evreni algılayışın, onu hissedişin ve yaşam duyargalarının en dorukta olduğu süreçlerdir. Beden-ruh ikilemi, duygu-akıl ikilemi kadında kesinlikle farklı işliyor. İki uç birbirine çok yakın durmakta, hatta bazen birbirinin içine girmektedir. Neden? Çünkü kadın doğanın taşıyıcısıdır, ondan. Çünkü doğa gibi hep oluşum halindedir. Oluşum süreçlerinde ise,  uçlar hep birbirine en yakındır.  Oluşum için bu gereklidir. Oluşum hali, bir birleşme halidir. Birleşme olmazsa, oluşum olmaz. Yaratım birlikten doğar. Bu bir üst örgütlenme düzlemidir. Bir üst örgütlenme olmadan farklılaşma ve yeni yaratım olmaz. Bu kadının bütün yaratımlarında geçerli bir ilkedir. Başta kendi kendisiyle ve kadınla olan ilişkisinde böyledir. Sonra erkekle olan ilişkisinde, sonra toplumla, çocukla. Kadın bunların taşıyıcısıdır, onlarla çelişki halindedir, ama aynı zamanda uyum ve diyalektik bir bağ içerisindedir. Ruhsal-duygusal olarak da, kendisinde kurulan göbek-bağı koparıldığında bile evrene, topluma ve çocuğa olan bu bağı devam etmektedir. Bu bir özdür, fakat biçim kazanması, bir yaşam ve bilinç biçimine dönüşmesi, bir felsefeye, bir ahlaka, siyasete dönüşmesi çok daha üst bir örgütlenme düzlemidir ve uygun koşulları gerektirir. Çok güçlü bir varlık gerekçesi, varlık anlamı olmadan, çok ilkeli bir özgürlük bilinci ve duruşu olmadan, yine çok akışkan bir değişim-dönüşüm gücü olmaksızın kadının toplumsallaşması mümkün görünmüyor. Doğa kadında en bilinçli, en iradeli ve özgür gelişim düzeyine ulaşır. Fakat bu öyle kendiliğinden oluşmaz. Bilinçli doğadır kadın ya da doğanın bilincidir. Erkek doğayla daha çok kadın üzerinden ilişkilenir. Doğanın bir parçasıdır, fakat doğayı bir bütünen kapsayamamaktadır.

Kadınlığı bir biyolojik cins olmaktan öte bir doğa, bir toplumsal doğa olarak algılamak kadın özgürlüğünde en önemli noktalardan birini oluşturmaktadır. Kadınlık bir demokratik-komünal ilişkidir. Kadınlığın kuruluşu bu anlamda toplumsallığın kuruluşu içerisinde, onunla birlikte ele alınmak durumundadır. Toplumsal kuruluştan kopuk bir kadınlık imgesi olamaz, cinselliği bile olamaz. Kadınlık tıpkı sınıf, etnik, ulus gibi toplumsal bir kuruluştur. Kadın eksenli toplum algılayışımızı geliştirmek ve derinleştirmek zorundayız. Bu, ideolojik bir yaklaşımı ifade ediyor. Ortada ekonomik yapılanmadan tutalım, kültür, dil, ahlak, siyasete kadar, bütün toplumsal kurum ve biçimlerini kadın eksenine, kadınla birlikte doğa eksenine oturtmayı kastediyoruz. Kadınlık bir ilişki biçimidir, bir yaşam anlayışıdır, bir özgürlük felsefesidir, bir ahlaktır aynı zamanda. Kadınlık ve toplumsallık bağı koparılamaz türden bir bağdır. Toplumsallık kadınlıktan, kadın doğası da toplumsallıktan koparılamaz. Çünkü kadınlık toplumsal doğadır. Doğanın en örgütlenmiş, en bilinçli uzantısıdır. Zaten sınıfçı-iktidarcı, tek tanrılı ve ataerkilliğin en büyük ve en sonuç alıcı yanıltması; kadın olmaksızın, doğa olmaksızın toplumsallık eril bir eksende gelişebilirmiş, erkek yaşamı ve toplumu bunlar olmaksızın yaratabilirmiş gibi empoze etmesi, kendisinin de belki buna inanmış olması. Mitolojik haliyle Marduk’un annesi Tiamat’ın bedenini parçalayarak, ananın parçalarından evreni yaratması –gözyaşlarından Fırat ve Dicle’yi yaratması- ya da Zeusun Athena’yı alnından yaratması iken, çağımız bilimsel izahatı kadın bedenini parçalar halinde metalaştırıp her parçasına fiyat biçerek de yaşamın ve özgürlüğün yaratıldığı iddiası biçimindedir. Ataerkil zihniyetin ideolojik çarpıtmalarını ilk haliyle ve son haliyle daha güçlü ve derinlikli anlamalı. Anlam gücü, işin zihniyetinin nasıl kurulduğuna, çarpıtmanın boyutlarına ve yaşamın, duygunun ve bilincin en derinliklerine kadar nüfuz etmiş biçimlerine kadar inebilmeyi gerektiriyor. Zorlanıyoruz. Kadın toplumun yarısıdır diye, kadınsız toplum olmaz yaklaşımı yeterli değildir.   Bu, işin özünü ve doğasını ifade etmiyor yeterince. Su nasıl kendi akış yatağını oluşturuyorsa, kadın da kendi akışını toplumsallıkta oluşturuyor. Erkeğin kadın gerçekliğini nasıl çaldığını, kendisine mal ettiğini derinden duyumsamak, bunun bilincini kendinde oluşturmak en önemli bir varlık gerekçesidir kadının. Özgür kadın partileşmesi bu anlamda kadının kendini varetmesi, kendi doğasıyla ve kendi tarihiyle yüzleşmesidir.

Kadın Özgürlük İdeolojisi bu kadar radikal bir zihniyet ve toplumsal devrimi ifade ediyor. Otuz yıllık kadın özgürlük mücadelemizdeki belirgin kilometre taşları Şehit Beritan-Zilan-Sema yoldaşların yaşam-ahlak ve eylem anlayışları göz önüne getirildiğinde ideolojideki netlik ve radikallik daha somutlaşıyor. İçimizde erkek egemen zihniyetinde kesinlikle bir cinsel kırılma yaratan her üç şahadet de, sistemden çok radikal bir kopuşu ve özgürleşmeyi ifade ediyor. Egemen erkekten, onun toplumsallığından, yanlış-yalan kuruluşundan kesin bir kopuş vardır. Felsefe, ahlak ve hatta politik olarak kendi toplumsallığına ilk adımları atma deneyimleridir. İşin pratikleştirme, yaşamsallaştırma,  değiştirip-dönüştürme boyutu özellikle Sema yoldaşta çok belirgindir. Beritan yoldaşta felsefesinin oluşumu, Zilan yoldaşta işin toplumsallığı ve ahlakı tamamen özgür bir tercih olarak önde iken ve erkek egemenlikli yaşam, sevgi ve toplum anlayışından çok radikal bir kopuş varken, Sema yoldaşta özgür toplumsallaşma ve yaşam deneyimleri öndedir. Her üçünde de ideolojik yaklaşım esastır. Her üçünün de bağları bilinçsel, duygusal ve gönüldedir. 92-96-98 yılları Kadın Özgürlük Hareketinde birer ana-durak niteliğindedir. Üçü de birer partileşme hamlesi, tam bir özgürlük adımıdır. Özgürlüğün daha tanımlanır hale geldiği, bir yaşam duruşuna ve felsefesine dönüştüğü birer adım. Birbirini koşullayan ve tamamlayan, birbirinden beslenen, birbirinin devamı olan ve bir devinimi harekete geçiren adımlardır.

Özgür Kadın Partileşmesi tam bir alternatif özgür toplumsallaşmanın öncülük düzeyinde gelişimidir. Radikalliği birincisi; 500 yıllık egemen ataerkil, tek tanrılı ve sınıflı-devletli sistemden tümden bir kopuşu geliştirmesindedir ikincisi; kendisini yeni özgür, demokratik-ekolojik ve toplumsal cinsiyetin özgürleştirilmesi üzerine kurulu bir toplumsal perspektife oturtmasındadır.  Feminizmi aşan yönleri, felsefesi, örgütselliği ve kadın militanlık ölçüleri olmaktadır. Feminizmin özellikle doğa-toplum bağını ve bununla birlikte stratejik bir yer tutan kadının toplumsallıkla bağlarının güçlü bir felsefik zemine oturtamaması,  onu kadın özgürlüğünün toplumsal-tarihsel kapsamı karşısında marjinal, akademik,    sistem içi ve sonuçta teslimiyete götüren bir pozisyona itmektedir.  Yine bunun da bir sonucu olarak örgütselliğini geliştirememesi, çok parçalı oluşu, onu her türlü manipülasyona ve kadın iradesinin bütün gerçekliği içerisinde ortaya çıkamamasını getirmektedir. Bir kültürel hareket konumunda kalışı bir toplumsal perspektifi güçlü oluşturamaması, aynı zamanda köklü bir kopuşu sağlayamayışı kadının militanlığında da zayıflıkları ortaya çıkarmaktadır. Kendisi feminist, ama yaşamı geleneksel veya alternatif özgür ilişki adı altında cinsiyetçiliği tersinden derinleştiren bir konumda olmak, onu ideolojik ve ahlak olarak da sistemin bir uzantısı haline getirmektedir. Kuşkusuz daha geniş ele alınması gereken bir konu. Ancak ideolojik-felsefik, yine örgütsellik-toplumsallık ve militanlık anlamında günümüz feminizminden farklılaştığımızı vurgulamak gerekiyor. Tüm bu noktaların dünya feminist hareketlerin çabalarıyla daha güçlü buluşturulması ve bütünleştirilmesi gereği ortadadır. Farklılaşmanın, aşmanın en temel kaynağı Önderliğin kopuş teorisidir. Kopuş egemenlikli bütün felsefe ve zihniyet kalıplarındandır.  Erkek egemenlikli sistemin kadın duygularında, hislerinde ve özellikle de kadının kendine bakışında, yaşam felsefesinde yarattığı her türlü teslimiyet, geleneksel ve geri kadın ölçülerinden, onun bütün ilişki, sevgi, aşk anlayışlarından, erkek egemenlikli toplumsallaşma anlayış ve biçimlerinden bir kopuştur. Kopuşun keskinliği Zilan yoldaşın eyleminde somutluk kazanmıştır. Verili erkekten kopuş, bu erkeği reddetme, verili yaşam ve kadınlık ölçülerinden kopuş ve kendi bireyselliğini, özgürlüğünü bir halkın toplumsallığının özgürlüğüne bağlamak çok nettir. Ataerkil egemen sistemin tarih anlayışından, ekonomi, kültür ve siyaset anlayışına kadar. Bu çok köklü bir ideolojik duruşu gerektiriyor. İdeolojik mücadele zihniyet zemininde olduğu kadar özellikle ahlak, politika, sanat gibi toplumsal yaşamın bütün sahalarını kapsamaktadır. Belki de kopuşun en derinlikli boyutu, kadın-erkek ilişkilerindeki duygusal-ruhsal zemin olmaktadır. Kopuş zihinsel-ruhsal olduğu kadar, bedensel-fizikseldir de. Erkeklik kendi verili egemen kuruluşunu yıkmadıkça, onunla mücadele etmedikçe ve bunda başarı kazanmadıkça kadınla buluşamaz, kadına dokunamaz. Kadının içselleştirilmiş köleliğiyle yüzleşmesi, bunun tarihini, duygulardaki yansımalarını bilince çıkarması,  toplumsal varlığını yeniden kazanma ve kedini özgür bir biçimde varetmesidir. Bu aynı zamanda yeni bir toplum kuruluşudur. Özgür kadın kimdir? Nasıl düşünür, nasıl yaşar? Sorularına aranan yanıttır.

Kopuş düşünsel, duygusal ve ruhsal olarak yeni özgür yaşam alanlarını açar. Özgür yaşam alanlarının öyle soyut, kendi içinde marjinal-dar, toplumsallıktan uzak yaşam alanları olamayacağı ortadadır. Özgür Kadın Partileşmesi bu anlamda elit bir kesimin köklerinden ve varlık bağlarından koparılmış, toplumun üzerinde darlaştırılmış bir siyasal parti olmadığını belirtmek gerekiyor. Bir kadro partisidir, öncülük düzeyinde özgür toplumsallaşmanın çekirdeğidir. Yeni bir toplumsal paradigmanın kurmay gücüdür.

Özgür Kadın Partileşmesi özgür kadın kimliğinde özgür toplum kuruluşunun ideolojik öncü gücüdür. Özgür Kadın kimliğinin oluşturulmasında Önderliğimizin mitolojik dille ortaya koyduğu tanrıçalaşma, melekleşme ve Afroditleşme üçlemesi, Parti zihniyetinin temel ayakları olmaktadır. Toplum felsefesi, ahlakı ve politikasının özgür kadın kimliğindeki ifadesi olarak bu üçleme ele almayı gerektiriyor.

 

Tanrıçalaşma

Tanrıçalaşma özgür kadın partileşmesinin felsefesini ve bilincini kurar. Toplumsallaşma nedir? Toplumsallaşma nasıl gelişir, yasaları nelerdir, toplum nedir, kadının toplumla olan bağları, toplumun kuruluşunda cins ilişkileri nasıl olmalı, bunun özgürlük felsefesi,  cins mücadelesi hangi stratejik bakış açısına ulaştırılmalı, kadınlık nedir, erkeklik nedir, ne değildir? Sosyal-bilim devrimciliği kadın militanlığında neyi ifade ediyor? Beden-ruh ikilemi, kadınlık-erkeklik ikilemini doğal felsefe içerisine nasıl oturtmalı? Bu ve benzeri sorular kadın eksenli toplumsallaşmanın toplum, varlık, doğa felsefesinin temel sorularından bazılarıdır. Soruların cevabı tanrıçalaşmanın, özgür yaşam manifestosunun özünü oluşturmaktadır. Kadının ve toplumun varlık sorunları etrafında ideolojik kimliğin oluşturulmasıdır. Tanrıçalaşma yaşamın en yaratıcı, fedaice bu ideolojik kimlik doğrultusunda kuruluşunu ifade etmektedir. Buna göre yaşam, kadın-ana kutsallığında, onun toplumsallığında özgür bir yaşam militanlığını ortaya koymaktır. Bu her şeyden önce büyük bir anlam gücünü, anlamın iradesini oluşturmayı, bu anlama göre yaşayabilmeyi gerektirir. Anlam ise, öncülük düzeyinde özgür ilişkiler ağının örülmesidir. Anlam, özgür ilişkiler bütünlüğüdür. Anlamlı ve büyük bir yaşamın sahibi olmak tanrıçalaşmanın Zilan tarzında gelişimidir.

 

Melekleşme

Melekleşme özgür kadın partileşmesinin ahlakını, özgürlük bilinç ve ilkelerini ortaya koyar. Ahlak bir yerde süreklileşen bir iç-sorgulama, iç-arınmayla birlikte gelişen bir toplumsal iradeleşmedir. Kadının ahlakla olan ilişkisinin yeni baştan ele alınması, etrafında ahlak-namus ve törelerden örülmüş iktidar çemberinin bilinçte, başta da duygu ve öz algılayışta kırılması, kadının toplumla, erkekle ve doğayla olan ilişkisinin özgürlük temelinde yeniden kurulmasıdır. Her türlü köleleştirici, kadının öz varlığını, düşünce ve duyumsayışlarını, duygulanımlarını güdümleyen ve saptıran değer yargılarının, ahlak ölçülerinin ve namus anlayışlarının köklü bir çözümlenmesi ve reddinin geliştirilmesi. Bütün düşünce formlarında temel ideolojik argüman olarak toplumsal irade ve kimliğinin ruhsal, vicdani ve namus biçimindeki ifadelerinin bazen örtük, bazen de öldürücü bir açıklıkta kadında somutlaştırılması, toplumsallığın bütün çarpık, yanlış ve yalan üzerinden yükselişinin yıkıcı sonuçlarının kadın beden ve ruhuna yüklenmesi en büyük bilinç ve ruh çarpıtması olarak ortaya çıkmaktadır. Egemen erkekliğin kendi varlığının ve yanlış kuruluşunun, bunun toplumsal örgüde yarattığı her türlü dinsel, cinsel sapkınlığın “suçlusu”, “tahrikçisi” ve “sorumlusu” olarak kadının gösterilmesi en büyük ideolojik yalandır.  “fahişe”, “şeytan”, “ayartan”, “erkeğin güdülerini kışkırtandır” kadın. Arınmanın da yine kadının “saf”, “iffetli” ve “bakir” oluşuna bağlanması, bunun ya kadının öldürülerek,  yakılarak ya da bütün kadınlığının örtülerek, “kirlerinden” arındırılıp, varlığına dair bütün öz-niteliklerinin “temizlenmesi” üzerinden toplumsal kirlenmenin ahlaki ve vicdani taşıyıcısı haline getirilmesi en büyük yalandır. Ahlakın özünde bir toplumsal irade biçiminde özgürlüğün ve özgür gelişimin değerler sistemi ve bilinci olarak kadın ve toplum doğasıyla doğru bir bütünleşmenin ve ilişkilenmenin kendisi olduğu bilinmelidir.  Ahlak, özünde komünalitenin bilinçsel ve ruhsal örgüsüdür. Kadın bunun taşıyıcısıdır. Komünal olmayan, bireyci, bencil ve ben-merkezciliğin her türlüsü ahlaksızlıktır. Bunun en önde gelen biçimi egemen bir tarzda kadın bedeninin erkeğin mülkü, malı veya işte “tarlası” haline getirilmesidir. Bu egemenlik zihniyetinin toplum doğasını ne kadar bozduğunu görmek gerekiyor. Kadının melekleşmesi bir yerde kadının kendisini komünal-demokratik değerlerin öz-bilinçli varlığı ve taşıyıcısı haline getirmesidir. Bunun çok gelişkin bir özgürlük bilinci ve iradesini gerektirdiği ortada.  Bu bilinç ve irade, sevginin ve sevginin en yoğunlaşmış haliyle aşkın ve her türlü tutkunun zemini olduğu, kadının bu bilinç ve iradesiyle buluşmanın, onunla bütünleşmenin aşkın kendisi olduğunu, erkekliğin de bunun üzerinden kendisini var edebileceğini görmek gerekiyor. Melekleşme bu anlamda ideolojik kimliğin, demokratik komünalizmin en temel özgür bilinçli ahlak formudur.

 

Afroditleşme

Afroditleşme parti zihniyetinde toplumsal değişim-dönüşüm gücü olarak politikanın kadın militanlığında somutlaşmasıdır. Kadında özgürlük tutkusunun ve potansiyelinin somut bir değişim-dönüşüm ve değiştirme-dönüştürme gücüne ulaşmasıdır. Bu her şeyden önce yaratılmak istenen özgürlükçü-eşitlikçi topluma, onun doğal gelişimine duyulan tutkunun ete-kemiğe bürünmesidir. Aşk bu anlamda kadının özüne, onun toplumsal doğasına ve kaynağına dönüş ve katılmadır. Bu kadın için bir kaynağa dönüş olurken, erkek için kendini varetme, kendi doğasıyla buluşmadır. Erkekliğin ne olduğu, kadının toplumsal doğasında gizlidir. Erkek buna katılır, katılım en kutsal bir varlık gerekçesi haline gelir. Bir yaratımın ve doğanın içerisinde olmak, ona katılmak, erkek için aynı zamanda kendisi olmak, kendisine katılmaktır. Çünkü kendi doğasını o toplumsal doğa içerisinde ancak gerçekleştirebilir. Bunun dışındaki bütün gerçekleşme biçimleri, topluma, doğaya ve kadına yöneltilmiş bir karşı-devrim niteliğindedir. Kadın eşitlik ve özgürlük ilkesi üzerinden kendisine kattıkça, kapsadıkça ve birleştirdikçe kendisini kurmaktadır. Bu onun doğasıdır. Erkeğin kendi doğasına çekilmesi, bu oluşum ve değişimin içinde olması, buna kutsallık düzeyinde tutkuyla katılmasıdır. Katılım eşliktir. Kadına eşlik etmek, onunla birlikte, onun öncülüğünde, onun doğasına katılmaktır. Erkek asla bunun dışında değildir.  Kadının bu toplumsal özüne bağlanmak, tam bir ideolojik-politik-örgütsel mücadele zeminidir. Erkeğin bu temelde değiştirilmesi, onun bireyci-mülkiyetçi değil, demokratik-komünal ilişkilenme zeminine çekilmesidir. Bu çerçevede cins ilişkilerinin bağımlılık-özgürlük, kabul-red, bütünlük-ayrılık, uzaklık-yakınlık, itme-çekme, duygu-akıl, toplumsal-bireysel ikilemlerinin ilişki ve çelişkisinde doğru tanımlanması ve karşılıklı bir duruşa dönüştürülmesi. Kadın-erkek ilişkisi bu anlamda politikanın en yoğunlaşmış, en güçlü gelişim zeminidir. Kadının buradaki öncülüğü her şeyden önce kadının doğasıyla, yaşamla olan bağlarıyla, anlama ve kapsama gücüyle alakalıdır. Bunun öyle kendiliğinden gelişmediği, çok sancılı ve zorlu bir kaynağa dönüş mücadelesini gerektirdiği ortada. Kadın nedir? Özgür Kadın nasıl yaşar, yaşamla nasıl ilişkilenir, kadın ve erkek cinselliği nedir, yaşama nasıl yansır, nasıl ideolojik esaslara bağlanır? Gibi sorular ve mücadele gerekçeleri kadının öz varlık sorunlarıdır ve mücadele ve aşk gerekçesidir. Bu mücadele ve aşk gerçekliğinin yoğunlaştığı, gerekli kadro formasyonuna kavuştuğu yer özgür kadın partileşmesidir. Kadın bilinçlenmesi, estetiği ve çekim gücü olması bu esaslar üzerinde gelişir. Bunun dışındaki kadınsı-geleneksel özelliklere karşı, kaba ve egemen erkeksi özelliklere karşı mücadele Afroditleşmenin temel yaşam felsefesidir.

Reklamlar