Gerillaya Yolculuktan Izlenimler – II – [Gerillanın Tek Şartı Öcalan’ın Özgürlüğü]


ŞAHİN CAN

09 Aralık 2012

Sabah saat altıda uyanıyorum. Yeni bir güne başlarken sonbaharın güneşli bir günü beni mutlu kılıyor. Gecenin soğuğundan kaynaklı otlar buzlanmış. Çok güzel bir manzara var. Beton yığını haline getirilmiş şehirlerimizde böyle bir sabah yaşamadım hiç. Gerillalar büyük bir ateş yakmışlar. Gittiğimde neşeli bir sohbetin içine giriyorum. İki gerilla uzun bir ağaca geçirdikleri çaydanı ateşin üzerinde tutarak suyu kaynatmaya çalışıyorlar. Gerillaların moral düzeyi çok yüksek. Birbirleriyle şakalaşıyorlar. Güne başlamanın en güzeli böyle bir ortamda yapılan bir kahvaltı olsa gerek. Şehirlerde bu kadar kişiyle birlikte, böyle bir sohbet ortamında kahvaltı yapmak imkânsız gibi. Buradaki ilişkilere bakıyorum da bahsedilen eski aile ilişkileri kadar sıcak belki de daha fazla… Üçüncü günümüzde yine bu alan yakınında konumlanmış bir gerilla birliğinin yanına gideceğim.

Kahvaltıda incir reçeli, yoğurt ve sıcak bir çay var. Bu içtiğim çay hayatımda içtiğim en lezzetli çay! Suda bir damla bile kireç yok. Çayın berraklığı, parlaklığı çok farklı. Gerilla birliği suyunu bir saat uzaktaki bir çeşmeden getiriyor. Bir saat öteden su getirmek zor bir şey ama güvenlikleri için bunun gerekli olduğunu söylüyorlar.

GERİLLA BİR SINIR İHLALCİSİ!

Üçüncü durağımıza doğru yola çıkıyoruz. Yangın merdiveni gibi zikzak çizerek yükselen bir patikadan yürüyoruz. İki genç gerilla bana öncülük yapıyor. Yürüdüğümüz arazide yoğunlukla gerillaların kızvan ağacı dedikleri ağaçlar var. Bir saatlik bir yürüyüş ardından sonra bir süre ara veriyoruz. Kızvan ağaçlarından sohbet açılıyor. Gerillalardan biri kızvanın kullanım alanlarını saymaya başlıyor: “Bu ağacın meyvesi güzel bir kuruyemiş, ağacın sakızı mide rahatsızlıkları için güzel bir ilaç ve güzel bir sakız. Bu meyveyi kavurup ezdikten sonra kahvesi de dünyanın en güzel kahvelerinden biri. Bu meyve tanelerini kurutup boyayarak bileklik, kolye, tespih gibi takı eşyaları da yapılabiliyor. “ Durduğumuz yer bir dağın zirvesine yakın bir yer. Karşı taraflarda çok sarp ve yüksek tepeler sıralanmış. Gerillalar karşı tarafların Türkiye sınırını korumak için konumlanmış asker tepeleri olduklarını söylüyor. Halepli Adil bu tepelerin Türkiye ulus devletinin sınırlarını korumak için tutulduğunu söylüyor. Bu sınırların her iki tarafından pek çok akrabayı, aynı aşiretin üyelerini birbirinden ayırdığını, bu sınırların insan yaşamı açısından hiçbir anlamı olmadığını söylüyor. “Düşünsenize bu sınırların her iki yakasında yaşayan insanların yerine koyun kendinizi, biraz olsun empati yapın, bu sınırların “bölmek ve ayırmak”tan başka ne anlamı var ki? Bir de Kürtleri bölücü olmakla suçluyor bu devlet. Kendisi Kürtleri bölüyor. Aslında tüm dünya ülke sınırları kapitalist uygarlığın icadı. Ve insanlığa hiçbir faydası yok. “ diye devam ediyor. Bunu sadece Türkiye’nin yapmadığını söylüyorum. Adil : “Türkiye de dünya genelinde kurulmuş devletçi sistemin bir parçası ve koruyucusu. Ancak son yıllarda Ortadoğu’da yaşanan toplumsal olaylar bu sistemin sonunu müjdeliyor.” diye cevap veriyor. “Biz gerillalar için bu sınırların hiçbir anlamı yok. İstediğimiz yere gidebiliyoruz. Aslında PKK yıllardır bu sınır koyan sistemi gün be gün parçalıyor” diye ekliyor.

Yarım saatlik bir yürüyüş sonrasında dağ yamacında kayalıklar arasında konumlanmış gerilla birliğine ulaşıyoruz. İlk gördüğüm şey yine güleç yüzler. Pırıl pırıl parlayan gözler. bir buçuk saatlik yürüyüş sonrasında ulaştığım gerilla birliğinde çay ve kurutulmuş üzüm ikram ediliyor. Bu çay ve üzüm yorgunluğumu söküp alıyor. Çayla birlikte koyu bir sohbete giriyoruz.

TAHRANLI BİR FARS, ROJDİ

Bu birlikte ilk dikkatimi çeken Tahranlı bir fars oluyor. Adı Rojdi. Orta boylu dolgun biri. İki yıldır PKK’ye katılmış. Gündemimiz son siyasal gelişmeler. Bahardan bu yana PKK’nin geliştirdiği yoğun eylemleri soruyorum. Devletin süreci bu aşamaya getirdiğini, yıllardır Abdullah Öcalan’ın geliştirmiş olduğu yoğun çözüm çabalarına ve PKK’nin de bu yönlü tutarlı tavrına karşın devletin dürüst yaklaşmadığını söylüyor. Son cezaevlerindeki tutukluların geliştirmiş olduğu açlık grevi eyleminin Öcalan’ın istemi üzerine sonlandırılmış olmasına karşılık devletin geliştirdiği politikanın son süreçlerde Kürtlerin demokratik örgütlenmelerine yönelmek olduğunu söylüyor. Günlerdir BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının da gündeme gelmesinin bu politikanın bir parçası olduğunu belirtiyor. “Bu politikalar ülkeyi bir yol ayrımına doğru sürüklüyor.” Diye ekliyor. Hangi yol ayrımı diye soruyorum.

ANTEPLİ KADIN GERİLLA: TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDE İKİ SEÇENEK VAR

Antepli bir kadın gerilla cevap veriyor. -Adı Leyla. Kısa boylu esmer- “Önderliğimiz Öcalan 1993’ten bu güne kadar Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun barışçıl, ortak vatan temelinde çözülmesi için yoğun çaba gösterdi. Ancak devlet bunu hep bir zayıflık olarak değerlendirdi. Hiçbir fırsatı değerlendiremedi. Kürtler artık Suriye’deki gibi bir özerk alan oluşturup Türkiye ile ilişkilerini gözden geçirme aşamasına gelmiş durumdalar. Türkiye halkı ve devleti ya demokratik temelde Kürtlerle ortak yaşamda karar kılacak ve Ortadoğu’nun sorunlarının çözümünün kilit-öncü gücü olacak ya da Suriye’dekinden kırk kat beter bir sürecin içine girebilir. İkinci seçenek şimdi daha büyük ihtimal.” Bunun olup olamayacağını, ne kadar imkan dahilinde olduğunu soruyorum. Tatvanlı Şiyar adlı gerilla cevap veriyor: “Toplumların değişim diyalektiği, insanın değişimi cansız maddelere hatta hiçbir şeye benzemez. Geçen birkaç yılda da çok iyi görüldü ki bir kıvılcımla tüm ormanın ateş alması gibi pek çok sarsılmaz sanılan iktidarlar, sistemler de tuzla buz oldular” diyor.

BİR ALMAN GERİLLA İÇİN ÖCALAN’IN ANLAMI

Konuşurken oturduğum yerin yan tarafındaki taşın üzerinde durup bizi izleyen kertenkele dikkatimi çekiyor. O sırada karşımızdaki kayalardan iki sincap bağıra çağıra oynayarak geçiyor. Gerçekten Türkiye için ikinci seçenek riskinin olabileceğini Arap devletlerinin başına gelenleri göz önüne getirdiğimde daha iyi görüyorum. İlk seçeneğin devreye girmesi için ne yapılması gerekiyor diye soruyorum. Kazakistan’dan gerillaya katılmış bir Kürt sözü alıyor. Adı Deniz. “Benim ve tüm arkadaşlarım için tek şartımız Önderliğimiz Öcalan’ın özgür bırakılmasıdır” diye kısa ve net bir cevap veriyor. Ve ekliyor: “Önderliğimiz Öcalan’ın özgürleşeceği günler, halkların mutlu yarınları çok yakındır.”

Öcalan’ın gerilla için neden bu kadar önemli olduğunu, tek seçeneğin neden Öcalan’ın özgürlüğü olduğunu soruyorum.

Alman asıllı bir kadın gerilla cevap veriyor. Adı Ruken. “ Öcalan hem benim hem tüm arkadaşlarım için yeni bir yaşamı gösteren kişi. Tüm gördüğün bu yaşam; O’nun fikirleri, emeği, çabasıyla oluşmuş. Öcalan sadece bizim değil, Kürt halkının kendinin farkına varması, tüm dünyanın Kürtlerin farkına varmasını yarattığı örgüt, yürüttüğü mücadeleyle yarattı. Şimdi Suriye’deki gelişmeler, hatta Güney Kürdistan’daki Federasyon bile Öcalan’ın mücadelesi sonucu ortaya çıkmıştır.”

Sözü babası köy korucusu olan Uludere’nin Şenoba köyünden katılmış Tufan alıyor. “Öcalan bize kendimiz olmayı öğretti. Kimliğimizi, kişiliğimizi oluşturdu. Kendi ayakları üzerinde var olabilmeyi öğretti. Birkaç kuruş paradan daha değerli şeyler olduğunu öğretti. Kürt halkına şimdiye kadar sahte kutsallıklar ve kutsalı yok edilmiş yaşam yerine kutsallıklarla dolu bir yaşamın olabileceğini öğretti. Babam gibi Halkına, toplumuna ihanet ederek uzun yıllar yaşayacağıma burada kutsal amaçlar uğruna, özgür bir şekilde birkaç gün bile yaşamak bana yeterlidir. Hani derler ya ne kadar yaşadığın değil nasıl yaşadığın önemlidir. Benim için de bu söz geçerlidir.”

Sohbetimiz devam ederken ceviz içi ve incir pestiliyle birlikte çay ikram ediliyor. Hayatımda ilk defa yediğim incir pestilinin lezzeti anlatılamaz. Dağlarda doğayla iç içe, doğayla yaşayan gerillalara doğada tüm cömertliğiyle karşılık veriyor. Bir ana gibi gerillaları tüm cömertliğiyle, şefkatiyle kucaklıyor.

FLÜT EŞLİĞİNDE GERİLLA ŞİİRLERİ

Çay içerken kısa boylu esmer bir gerilla cebindeki flütünü çıkarıyor. Güzel bir ezgi çalıyor. Yanındaki İstanbul katılımlı Zerdeşt adlı gerillada cebindeki defterini açıp bu ezgi eşliğinde şu dizeleri okuyor:

Ölüme gülmek

Yiğitlik değil

Öldüğünde gülmektir yiğitlik

Bildiğine yürümek

Cesaret değil

Yürüdüğünü

Bilmektir cesaret

Gördüğüne kanaat

İnanmak değil

Kanaatini görmektir inanmak

Güzeli sevmek

Aşk değil

Sevdiğini güzelleştirmektir aşk

Sohbetimize Zerdeşt’le devam ediyorum. Şiirle, edebiyatla ne zamandır uğraştığını soruyorum. Gerillada ilgisinin geliştiğini söylüyor. Zerdeşt ilkokul ikinci sınıfta iken ekonomik sebeplerden dolayı okulu bırakmak zorunda kalmış. Katıldığı süreçte ailesi ve ailesi gibi tüm zor koşullarda yaşamaya mecbur bırakılan aileleri, bu şartlara mahkum eden sistemin değişmesi için katılma kararı verdiğini söylüyor. Türkiye toplumu ve Kürt toplumunun edebiyattan, sanattan o kadar uzaklaştırılmış olduğunu, bunun sadece elit bir kesimin hakkı haline getirildiğini dile getiriyor. PKK ve Öcalan’ın tüm Kürtlerde özellikle gerillalarda sanatsal, kültürel gelişimi için çok emek verdiğini söylüyor.

‘BEYİNLERİMİZ YIKANIYOR, VİCDANIMIZ TEMİZLENİYOR’

“Peki bu nasıl yaratılıyor?” diye soruyorum. Ela gözlü kumral uzun boylu tombulca Sidar cevap veriyor. “Eğitimle. Kürt halkına kültürel, sosyal, ekonomik gibi pek çok alanda uygulanan soykırıma karşı bireyin, toplumun yeniden yaratılması şart. Bunun da yolu eğitim. Tabi öyle sizin, herkesin söylediğiniz, bildiğiniz eğitimler değil. Örneğin sistemin eğitim kurumları bireyin düşüncesini, kişiliğini sakatlayan kurumlar. O kurumlar insanı bireycileştiriyor. PKK eğitimi insanın toplumsallığını güçlendiriyor. Derinleştiriyor. Biz PKK’liler her gün bireysel, örgütsel eğitimlerimizi aksatmadan yaparız.”

“Medya da beyinlerinizin yıkandığından bahsediyor, bu eğitimlerden bahsediyor olmalılar” diye soruyorum. Doğru diye cevap veriyor Sidar ve ekliyor. “Biz sadece beyinlerimizi değil kalbimizi, vicdanımızı temizliyor, oluşturuyoruz. Sistem toplumda kimsede ne vicdan ne doğru duygular bırakmıştır. Biz onlar gibi olmadığımız için onlarla yaşamak yerine bu dağlarda yaşamayı çok daha güzel buluyoruz. Bunu anlamıyor ya da çarpıtıyorlar. Nasıl insanlık tarihinde bazı tarikatlar, hakikat arayışçıları toplumdan kopmuş, toplumdan ayrı, farklı yaşamışsa ve toplum onlara garip baktıysa bizler de çağdaş zamanların hakikat arayışçıları olarak özgür yaşamı arıyor, bunun için mücadele ediyoruz. Bizler için PKK bir hakikat yolu.”

Birkaç günlük gezimde gördüğüm dikkatimi çeken bir şeyi soruyorum. “PKK’de kadın erkek ilişkileri neden toplumdaki gibi değil?” Orta boylu zayıf kadın gerilla cevap veriyor. Adı Roza. “ Bizde tüm ilişkiler ilkeler üzerinde yürür. Paylaşımlarımız felsefi, edebi, ideolojik temellerdedir. Toplumda herkese dayatıldığı, öğretildiği gibi cinselliğin zorunlu bir şey olmadığını, bunun sistem tarafından bize dayatıldığı, öğretildiğini dağlarda öğrendik. Yıllardır dağlarda kadınlar, erkekler yüce amaçlar uğruna, birbirleri için canını verecek kadar seven bir ilişkiyle yaşıyorlar. Ama bunun içinde cinsellik yok. Cinselliği özelde kadın cinselliğini toplumda her sektörde kullanarak sistem kendini sürdürüyor. Biz bunun farkındayız. Ve buna karşı savaşıyoruz.”

VE AYRILIK VAKTİ…

Sohbetimize mutfakçı arkadaşın tencereyi oturduğumuz yere getirmesiyle ara veriyoruz. Menüde makarna ve turşu var. Yemekten sonra Denge Kürdistan radyosundan gerillalar haberleri takip ediyor. Bir de Türkiye’nin Sesi, İran’ın Sesi’ni dinliyorlar. Beraber dinliyoruz. Kısa kısa yorumlar yapılıyor. Sohbetimiz yemekten sonra da devam ediyor. Hava kararırken benim için ayrılmış çadıra gidiyorum. Yine soğuk bir çadır, battaniyelerin altına ilk girdiğimde kısa bir süre soğukluğu hissetsem de yavaş yavaş ısınıyorum.

Sabah kahvaltısından sonra birkaç gündür bana misafirperverce ve dostça yaklaştıklarından dolayı tüm gerillalara teşekkür ediyorum. Beni şehre götürecek Ebu Petrus’un yanına gitmek için yola çıkıyoruz. Yolda PKK’lilerle geçirdiğim üç büyük günü düşünüyorum. Aslında “büyük” gün olması tüm anlatılanlara ve söylenenlere inat PKK ve gerillanın yaşamının büyüklüğünde gizli…

Bu yazi ANF’den alinmiştir…

Reklamlar