Gerillaya Yolculuktan Izlenimler – I –


ŞAHİN CAN

08 Aralık 2012

Türkiye gündemi her zamanki gibi yine PKK, yine Kürt sorunu. Sorunun tartışılma boyutu daha farklı görünüyor. PKK’nin 34 yılını doldurup 35’inci yılına girdiği bu günlerde tüm Türkiye’nin hatta tüm dünyanın gündemi olan ve göz ardı edilemez güç olduğunu ispatlamış PKK’yi biraz daha iyi tanımak ve süreci PKK’lilerin nasıl yorumladığını görmek için Medya Savunma Alanları diye tabir ettikleri alana gitmeye karar veriyorum.

İsteğimi söylediğim bir Kürt arkadaşım birkaç gün sonra Medya savunma alanlarına gitmek için hazır olmamı söylüyor. Büyük bir heyecanla hazırlanıyorum. Ve yolculuk başlıyor…

ASURİLERİN EN RAHAT YAŞADIĞI YER

Zaxo’dan sonra isminin Haftanin olduğunu öğrendiğim gerilla bölgesine doğru gidiyorum. Ovadan kuzey tarafındaki dağlar çok heybetli. Sol tarafta Türkiye topraklarındaki Cudi dağı ve o silsiledeki dağların zirveleri beyaza bürünmüş. Bu dağların her biri bir kartal yuvasını andırıyor. Beni Haftanin’e götüren arabanın şoförü köyleri Haftanin’de olan bir Asuri. Adı Ebu Petrus. Asurilerin PKK’ye nasıl yaklaştıklarını, PKK denetimindeki bir alanda yaşamın nasıl olduğunu soruyorum. Avrupa’da ve Güney Kürdistan’ın pek çok şehrinde Asurilerin yaşadığını ancak hiçbir yerde bu kadar rahat ve güvenli bir yaşamın olmadığını söylüyor. Ebu Petrus’un köyü hem hayvancılık, hem tarımla uğraşıyor. PKK’nin yaratmış olduğu güvenli ortamda hayvanlarını kendi başlarına bile araziye gönül rahatlığıyla bıraktığından bahsediyor.

HASAN VE BİR TÜRKİYE GERÇEĞİ

Bizi orta boylu, esmer bir gerilla karşılıyor. Güler yüzlü. İsmi Hasan. Yoldan 15-20 dakikalık bir arazi yürüyüşüyle Hasan’ın kampına gidiyoruz. Kampta beş gerilla var. İki kadın üç erkek gerilla. Vakit öğle yemeği vakti. Menüde güzel yapılmış bir pirinç ve lezzetli bir kuru fasulye var. Yemekten sonra büyük bardakta ikram edilen tavşan kanı bir çayla, çevremdeki PKK’li gerillaları tanımaya çalışıyorum. Her biri oldukça kibar. Beni buraya kadar getiren Hasan’la sohbete başlıyorum. 1992’de PKK’ye katılmış. Dersim’de Kandil’de gerillalık yapmış. Yirmi yıllık bir gerilla! Mardin’in Dargeçit ilçesine bağlı Xelila köyünden. Babası faili meçhule kurban gitmiş. Hasan ise babasının tüm bu faili meçhul iddialarına karşı devlet güçlerince öldürüldüğünden emin. Yürütülen bunca Ergenekon gibi çete örgütlenmeleri davalarının Fırat’ın doğu yakasına geçmemesini, bölgede yapılmış cinayetlerin aydınlatılmamasını eleştiriyor. Türkiye’nin temel sorununun bölgede yaşanmış derin devlet-çete devleti çözmek ve bunun hesabının verilmesiyle aşılacağını söylüyor. Türkiye’de Kürt sorunu çözülmek isteniyorsa geçmişin aydınlatılması gerektiğini belirtiyor. Neden PKK’ye katıldığını soruyorum. Varlığının bile inkar edildiği bir yaşamda, kimliğinin yok sayıldığı bir ülkede yaşam gerçeğinin değişebilmesi için katıldığını söylüyor. Neden silah diye soruyorum?

‘KCK’ DAVALARI ARDINDAN DAĞIN YOLUNU TUTMUŞ

Sozdar adında Kadın gerilla sohbetimize katılıyor. Sozdar Siirtli. Köyleri 1990’lı yıllarda gerillalara yardım ediyor bahanesiyle boşaltılmış. Ailesi ve tüm köyü metropollere göç etmek zorunda kalmışlar. Sozdar Metropol yaşamının toplum yaşamında kanser gibi olduğunu dile getiriyor. PKK ile yapılan savaş sonucu hem genel Türkiye’nin, hem de özelde bölgenin tüm sosyal yaşamı devlet tarafından bu savaşa feda edildiğinden bahsediyor. Hasan’a sorduğum soruya kendisi cevap veriyor. Hasan katıldığı yıllarda silahsız bir çözüm ve mücadelenin imkansız olduğunu benim de biliyor olmam gerektiğini söylüyor. Kürt halkının temsilcileri oldukları için hem de resmi milletvekili olmalarına rağmen Hatip Dicle ve arkadaşlarının yıllarca cezaevlerinde tutulduklarını herkesin bildiğini söylüyor. PKK’nin strateji değişiminden sonra kendisinin PKK’yi daha iyi tanıdığını söylüyor. Kürt halkının hakları için pek çok legal kurumda çalışma yürüttüğünü ve KCK adında açılan davalarla orada çalışma şansının kalmadığını, yakalanma emri çıktıktan sonra “Bu iş böyle olmaz!” dediğini ve gerillada, silahlı mücadelede karar kıldığını söylüyor. Ve net söylüyor: Türkiye’de Demokratik-barışçıl mücadele ortamı yok!

MANEVİ YANI AĞIR BASAN BİR DÜNYA

Sohbetimiz ilerliyor. Uzun boylu gözlüklü bir erkek gerilla bize çay ikram ediyor ve sohbetimize katılıyor. İsmi Bawer. İsminin Türkçesi inanç-güven. Bawer Batmanlı 2000 yılında Dicle üniversitesi tıp fakültesine giriyor. Ana dilde eğitim istediği dilekçeyi üniversite rektörlüğüne verdiği için okuldan bir yıl uzaklaştırma cezası alıyor. Üç yıl tıp eğitimi görüyor. 2004 yılında PKK’ye katılıyor. Herkesin girmek istediği bir bölüme, olmak istediği bir mesleğe sahip olup yaşamını sürdürebilecekken neden PKK’ye katıldığını şaşkınlıkla soruyorum. “Kapitalist yaşam içerisinde büyük bir anlam arayışı içerisindeydim. Okulu bitirsem bile bu sistemin bir parçası, ne kadar tersinden çaba göstersem bile sonuçta olan tüm kötülüklerin bir ortağı olacağımı düşündüm. PKK benim için ilkeleri, amaçları çok farklı olan, milyarların yaşamak zorunda kaldığı Kapitalist sistemin dışında bir yaşam. Burada arkadaşlıklarımız çok farklı, burada toplumsal iş bölümümüz çok farklı. Herkes eşit. Sistemin yaratmak istediği maddi dünyaya inat burada manevi yanı ağır basan bir dünya var. Bireycilik yerine toplumsallık bizim yaşamımızın temel ilkelerinden biri” diyor.

SÜLEYMANİYELİ NUDA

Tam karşımda şimdiye kadar büyük bir dikkatle sohbetimizi dinleyen kadın gerillaya dönüyorum. Uzun boylu, kumral siyah gözleri ışıl ışıl parlıyor. Adı Nuda. Güney Kürdistan’ın Süleymaniye kentinden beş yıl önce PKK’ye katılmış. PKK içinde Türkler, Kürtçe bilmeyen Kürtler de olduğu için kendini ifade edebilecek kadar Türkçe de öğrenmiş. Nuda bir genç kadın olarak geleneksel ilişkiler, toplumdaki kadının yerini içine sindiremediğini, bir kadın olarak adil, özgür bir yaşam arayışı sonucu PKK’ye katıldığını belirtiyor. Güney Kürdistan’da Kürtlerin bir siyasal statü elde ettiğini ancak halen çok ciddi toplumsal sorunların olduğunu söylüyor. Güney Kürdistan’da bu sorunlardan kaynaklı yılda yüzlerce kadın intihar ettiğini belirtiyor. PKK içinde eski yaşamımla karşılaştırılmayacak kadar mutluyum diyor. Şimdi Ortadoğu ve Kürdistan hatta tüm dünya kadınları için PKK özgür bir yaşam alanı ve PKK’nin kadınların eski yaşamdan kurtuluş umudu olduğunu belirtiyor.

DAĞLARDAN ORTADOĞU’YA YENİ BİR YAŞAM YAYILIYOR

İlk günü Hasan adlı gerillanın komutasındaki kampta geçirdim. Son baharın soğuk günlerinde dağdaki ilk gecemi çok güzel bir uykuyla geçiriyorum.

Sabah kahvaltısında pul biber ve sarımsakla terbiye edilmiş zeytin, peynir ve sıcak bir çay var. Kahvaltıdan sonra yolculuğumun ikinci durağına doğru yola çıkıyorum.

İkinci durağa doğru giderken iki genç gerilla bana öncülük ediyor. Yarım saat kadar ormanlık bir arazide yürüyoruz. Gerillanın kuralları gereği yürürken çok konuşmuyoruz. Yarım saatlik bir yokuş yukarı çıkıştan sonra uzun bir vadinin derinliklerine doğru aşağı doğru iniyoruz. İnişe başlamadan önce aşağıdaki vadinin ismini soruyorum. Pısağa vadisi diyor. Pısağa aşiretinin kaldığı alanmış bu vadi. İniş bittiğinde Pısağa vadisi boyunca ilerleyen suyun kenarındaki patikadan yürüyoruz. Vadi yemyeşil. Kavak, çınar, söğüt ağaçları dışında şeftali, yabani armut, elma ağaçları ve üzüm bağları var. Kasım ayında olmamıza rağmen yabani armutlar ve üzümler halen ağaçlarda olanca canlılığıyla durmaktalar. Vadinin iki yamacında yükselen dağlar çok yüksek ve sarp. Sol tarafımızda Haftanin alanının en yüksek dağlarından biri olan Hantur dağı yükseliyor. Uzun bir yürüyüşten sonra alanda konumlanmış PKK’li birliğe ulaşıyoruz. Yoruculuğuna rağmen bu yolculuk cennette olduğum hissini yarattı.

Öğle yemeğine doğru ulaştığımız birlikte daha önceki durağımızdaki gibi güler yüzle karşılandım. Bu sefer menüde yaz mevsiminde kendi bağ ve bostanlarında yetiştirdikleri sebzelerin kurutulmuş haliyle yapılmış türlü ve bulgur pilavı var. Yine çok lezzetli bir yemek. Bu birliğin yaş ortalaması çok düşük. 18-20 yaşlarında 15-20 gençten oluşuyor. Yaşları genç olmasına rağmen yaptıkları yemeğin lezzetine şaşıyorum. Şehirlerde yetişen o yaşlardaki gençlerle kıyasladığımda bu yaşta bu kadar güzel yemek yapabilmeleri dikkatimi çekiyor. Bu yemeği kimin yaptığını soruyorum? 1.80 boylarında 18-19 yaşında sarışın bir genç gerillayı işaret ediyorlar ve ekliyorlar: “Gerillada tüm işlere birliğin her üyesi katılır. Yaşı, yetkisi ne olursa olsun. PKK yaşamında bir toplumsal birim olarak, askeri birim olarak kendi kendine yetebilen, kolektivizmin esas olduğu, doğayla barışık ve doğaya dayanan bir yaşam var.” Yaşamlarını gözlemlemeye çalışıyor, yaşamları hakkında sorular sorduğum PKK’lilerden birine son siyasal gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini soruyorum.

SURİYELİ BİR TÜRKMEN

Kısa boylu esmer gerilla Suriyeli. Halep’in Ezaz kentinden. Türkmen. Adı Adil. On yıldır PKK’ye katılmış. Ortadoğu’da halkların özgürlüğünü, mutlu bir yaşamı PKK’nin kurabileceğini, katıldığı dönem öncesinde Halep’te bulunan PKK kadrolarının yaşam duruşlarına bakarak anlamış ve katılmaya karar vermiş. O dönem hissettiği düşündüğü şeylerin şimdi Suriye somutunda ispatlandığını bunun için mutlu olduğunu söylüyor. Suriye’de Kürtlerin yaşamış olduğu bölgelerde tüm farklı etnisiteleri de içine alan halk meclisleriyle yeni bir yaşam örüldüğünden bahsediyor. “Nasıl bu dağlarda bizim devlete ihtiyacımız yoksa orada da halk devletsiz bir yaşamı kuruyor.” Devlet olmadan olabilir mi? diye soruyorum. Hiç devletsiz bir yaşam düşünmemiştim. Adil, insan yaşamının, tarihinin son beş bin yılında devletin var olduğunu, bunun öncesinde devletsiz yaşamın milyonlarca yıl insan yaşamında hep var olduğunu, ayrıca yüzyıllardır da Ortadoğu ve dünyanın dört bir yanında dağ başlarında, orman ve çöl kuytuluklarında toplumların devletsiz yaşadığını söylüyor. “Tarihin devletli yılları insanın en acı yıllarıdır” diye ekliyor. Durup düşünüyorum, ülkemiz Türkiye’ye bakıyorum, Adil’e hak veriyorum. Bir Türkmen olarak bir Kürt partisi olarak tanınan PKK’ye katılım sebebini soruyorum. “PKK tüm insanlığın özgür, mutlu yaşam umutlarının partisi, yaşanan gelişmelere bir bakarsanız PKK, ne bölge statükocu güçleri, ne de emperyalist güçler gibi davranıyor. PKK, Ortadoğu’da halklar ve özgürlük güçleri adına üçüncü bir seçenek olduğunu ispatlamış durumda” diye cevap veriyor.

Son olarak Halep ve Serêkani’de yaşanan çatışmalardan söz açılıyor. İngiltere’den PKK’ye katılmış, İngiltere’de sosyoloji bölümünü bitirmiş Azad sohbete katılıyor: “Bu çatışmalar, halka dönük bu saldırıların hepsinin arkasında başta Türkiye olmak üzere, pek çok güç var. Türkiye silahlı çete, mafya gibi güçlere yardımlar yaparak provokasyonlar yaratarak bölgede oluşacak demokratik bir ortamı, üçüncü çizginin yaşamsallaşacağı, Kürtlerin statü elde edebileceği bir oluşumu engellemeye çalışıyor. Ayrıca Kürtlerin yıllardır yakalayamadığı, ancak son yıllarda gelişen Kürt birliğini de bozmak için çok kirli oyunlar içine giriyor. Bazı güçlere para, bazı güçlere farklı vaatlerde bulunuyor. Bu kirli oyunların faturasını da Türkiye halklarına her gün televizyonlarda izlediğimiz zamlarla çıkarıyor.”

GERİLLALARA GEÇMİŞTEKİ BAKIŞIM TEMELDEN SARSILIYOR

Türkiye’nin neden böyle bir şey yapabileceğini soruyorum. İran’ın Kirmanşah kentinden katılan Akif cevap veriyor. “Çünkü Türkiye devletinin kırmızı çizgisi ve politikasının temel yapı taşlarından biri Kürt karşıtlığı. Halen mahkemelerde anadilde savunma hakkı, insanların en temel hakkı olan anadilde eğitimin yokluğunun 21. Yüzyıl insanlığı için kabul edilemez olduğu bu politikaları Kürtlerin kabul etmeyeceğini” söylüyor. “Türkiye tüm devletlerarası ilişkilerini Kürt karşıtlığı üzerine kurmuş ve bu Türkiye halklarını batağa sürüklüyor” diye ekliyor. Durup düşünüyorum. Ortadoğu’nun dört bir yanındaki ülkelerden PKK’ye katılmış gerillaların Türkiye ve Ortadoğu politikasını değerlendirmelerindeki derinliğe şaşıyorum. Ülkemiz Türkiye’de üniversite gençlerinin, siyasetçilerin bile yaşadığı apolitikliği daha iyi görüyorum. Bu dağ başında insanların nasıl olur da tüm dünyayı takip ettiklerini, öyle söylendiği gibi cahil, kandırılmış, “haydi bir an önce barış olsun da evimize gidelim” diyen insanlar olmadığını olanca yakıcılığıyla hissediyorum. Geçmişteki PKK’li gerillalar bakışım temelden sarsılıyor.

PASTA VİLLA’YI ARATMAYAN MUHALLEBİ

Sohbetimiz devam ederken önümüze üzerine ceviz içi serpilmiş muhallebi tabakları iniyor. İstiklal Caddesi’ndeki Pasta Villa’daki muhallebiden daha lezzetli. Sohbetimiz hava kararıncaya kadar devam ediyor. Hava kararmaya yüz tutmuşken Camping çadırlarına benzer gerilla imkanlarıyla ince ağaç dalları ve naylondan yapılmış dört kişilik çadıra girerken gerilladaki yaratıcılığa şaşıyorum. Gözlerimi kaparken pek çok şaşırtıcı şeyi gördüğüm iki günü tekrardan ayrıntılarıyla düşünüyor ve tartışmaların ağırlığı ve kapsamının beynimde yarattığı yorgunlukla uykuya dalıyorum.

Bu yazi ANF’den alinmiştir…

Reklamlar