Hastalıklı Kürt İşbirlikçiliği – Cemil BAYIK

Hastalıklı Kürt İşbirlikçiliği

Kürtlük adına, Kürt siyaseti adına AKP politikalarına tutum almamak anlaşılır değildir. Bu, sadece işbirlikçilikle izah edilir. İşbirlikçilik de ya güçsüzlüğün ya da bir çıkarın ifadesidir.

Cemil BAYIK

AKP hükümeti ittihatçıların ve Ergenekoncuların başaramadığını başaracağını düşünüyor. Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezerek Kürt halkının demokrasi ve özgürlük özlemini boğacağını sanıyor. Öncekiler düz yaklaştılar, Kürt halkını aldatamadılar; ben Kürt halkını aldatırım ve PKK’yi etkisizleştiririm diye düşünüyor. Sadece sopa olmaz, hem havuç hem sopa politikasını birlikte kullanmak gerekir, diyor. Kürt halkı hem havuç hem de sopa politikasını reddettiği halde AKP hükümeti bu politikada ısrar ediyor.

AKP’nin Kürtlerin özgürlük özlemini boğma politikalarını anlıyoruz. İktidarda kalması buna bağlıdır. Türkiye’de hala zihniyet değişmemiştir. Devlet el değiştirebilir, ama Kürtleri egemenlik atlında tutma politikası değişmez. Çünkü köklü bir zihniyet değişimi yaşanmamıştır. AKP zihniyet değiştirmeyi değil, iktidarın el değiştirmesini ve devletin yeni sahibi olmasını amaçlamıştır. Türkiye’de hala iktidar olmanın ve devlet içinde yer etmenin kanunu Kürtleri egemenlik altında tutma kapasitesidir. AKP “bende bu yetenek var” diyor. Hatta “bunu benden daha iyi yapacak kimse bulamazsınız” diyor. İktidarını böyle sürdürüyor ve devlet içinde böyle yer ediniyor.

AKP’nin bu politikalarını anlıyoruz; ancak bazı Kürtlerin ve işbirlikçilerin hala AKP politikalarına hizmet etmesini anlamıyoruz. “AKP Kürtler için iyidir” demelerini anlamıyoruz. Bu, bir kesim için gaflet iken kimi siyasi aktörler için ise işbirlikçiliktir. Bir kısım Güney Kürdistanlı siyasi güçler açısından ise ucuz ve basit çıkarlar politikasıdır. Ancak hangi saik ile olursa olsun AKP siyasetine tutum almayan politikalar tüm parçalardaki Kürtlere zarar vermeye devam etmektedir.

Türkiye’nin Kürdistan’ın tüm paçalarında kazanım elde etmesine karşı olduğu biraz aklı olan tüm Kürtler için netleşmiştir. AKP hükümetinin 2007 yılında Güney Kürdistan federasyonunu kabul eder noktaya gelmesi de PKK’ye karşı aldığı destek karşılığında olmuştur. 2007 Bush-Erdoğan görüşmesindeki temel pazarlıklardan biri buydu. Bunu Güney Kürdistan hükümeti de bilmektedir.

Türkiye ile İran uzun süre Kürtlerin her parçadaki konumunu zayıflatmak için ortak politika izlediler. Suriye ile yürütülen politika da Kürt karşıtlığı üzerindendi. Türkiye’nin şu andaki Suriye politikası da Kürtlerin Batı Kürdistan’da hak kazanmaması üzerinedir. Bunu bazı çevreler dışında tüm Kürtler bilmektedir. Sadece AKP ile çıkar ilişkisi olan ya da AKP’ye karşı çeşitli nedenlerle politik tutumu olmayan Kürtler dışında her Kürt Türkiye’nin Rojava Kürtlerinin hak kazanmasına karşı olduğunu bilmektedir. Çünkü Rojava’daki bir Kürt çözümünün, Kürt kazanımının Türkiye’nin çözümsüz politikalarını zorlayacağını bilmektedir. Bu nedenle Rojava’da Kürtlerin hak kazanmaması için her türlü kirli ilişki içine girmektedir.

Kuzey’de ise AKP’nin Kürt sorununu çözme politikası olmadığı netleşmiştir. Dil ve kültür alanındaki kimi yumuşamaları ise sadece yükselen Kürt özgürlük mücadelesini durdurmak ve Kürtleri bu yolla yeni koşullarda kültürel soykırım sistemi içinde tutmak için gündeme getirmiştir. Artık eski yol ve yöntemler Kürtleri egemenlik altında tutamıyor. Kürt kültürel soykırıma son vermeyen kimi kırıntılarla kültürel soykırım sistemi içinde tutulmak istenmektedir. AKP’nin bu politikalarını anlamamak ya gaflet ya da işbirlikçiliktir.

Kapitalizmin geliştiği ve imkanların birçok yolla devlet ve hükümetin elinde olduğu Türkiye’de zaten Kürt işadamlarından doğru bir tutum beklenmez. Hiçbir Kürt işadamı ve büyük ticaret erbabı AKP hükümetinin politikalarına açık tutum alamaz. Hatta hükümet politikalarını destekler. Bir eleştirirse üç övgü yapar. Bunu yapmayan hiçbir işadamı ayakta kalamaz. Aydın Doğan gibi bir işadamı hizaya sokulduktan sonra Kürt işadamlarının ve ticaret sektörünün AKP karşısında duruş göstermesi beklenemez. Aksi halde kısa sürede işleri çıkmaza girer. Bu nedenle Kürt işadamlarının AKP’ye övgü yapması da anlaşılırdır.

Ancak Kürtlük adına, Kürt siyaseti adına AKP politikalarına tutum almamak anlaşılır değildir. Bu, sadece işbirlikçilikle izah edilir. İşbirlikçilik de ya güçsüzlüğün ya da bir çıkarın ifadesidir. Kuşkusuz bir de Kürdistan’da yeminli Apo ve PKK düşmanlarının işbirlikçiliği vardır. Bunların tüm hayalleri Apo ve PKK’nin yenilgisini görmektir. Apo ve PKK yenilsin de Kürdistan’a ve Kürtlere ne olursa olsun! Böyle bir hastalıklı ruh halinde kişiler ve müflis siyasetçiler vardır.

Müflis siyasetçilik aynı zamanda bir hastalıkmış. Bu hastalık bunları ihanete kadar götürmektedir. Şimdi ancak bitpazarında yer alabilecek bir siyasetçi eskisi, becerisi örgüt dağıtma, insanların umutlarını bitirmek olan bir siyaset emeklisi meydana sürülüyor. Bu kişinin Kürt Özgürlük Hareketi’ni karalamak dışında birkaç Kürt’ü eğittiği, örgütlediği ve harekete geçirmek istediği görülmemiştir. İşi gücü devleti memnun edecek düzeyde Kürt Özgürlük Hareketi’ne saldırmaktır. Böylelikle Kürtlerin özgürlük ve demokrasi umutlarının arttığı bir dönemde Kürt halkının mücadelesi karşısında zorlanan AKP hükümetinin payandası olmaya çalışıyor. Kürt sorununun çözümsüzlüğünü inkarcı devlette ve onun uygulayıcısı hükümette göreceğine, oturup kalkıp PKK’yi suçluyor. Bir zamanlar dağa gerilla çıkarmak için PKK’den destek isteyen ruhu kurumuş bu tür kişilikler oturup kalkıp gerilla silah bıraksın diyorlar. Zaten başbakan Erdoğan da bu ruhu kurumuşların sözlerinden destek alarak silah bıraksınlar diyor. AKP hükümeti böylece Kürt sorunundaki çözümsüzlüğünü kendi kültürel soykırımcı politikalarından uzaklaştırıp direnen Kürt’ü suçlamaya çalışıyor.

Kuşkusuz kültürel soykırımcı politikaya karşı direnen Kürt yeni devlet oyunlarını da boşa çıkarıp Kürt sorununun çözümünü sağlatacaktır.

Reklamlar