Barış, Demokratik Çözüm Ve Demokratik Ulus Inşası

Barış, demokratik çözüm ve demokratik ulus inşası I

nuce_30112012-200338-1354302218.93

Abdullah ÖCALAN

PKK Kürt sorununun çözümünde yaşadığı tıkanmayı ulus-devlet iktidarını kapsamlı bir çözümlemeye tabi tutarak aşmaya çalıştı. PKK’nin ideolojik ve politik oluşumundaki reel sosyalist ulus-devlet etkisi kendisini en çok devrimci halk savaşımının tırmandığı 15 Ağustos 1984 hamlesinde gösterdi. Giderek tıkanmaya yol açan bu etki çözümlenmeden ilerleme zor görünüyordu. Reel sosyalizmin 1990’lardaki hızlı çözülüşü bunalımın temelindeki etkinin daha iyi kavranmasına katkıda bulundu. Reel sosyalizmi çözen, iktidar ve reel sosyalist ulus-devlet sorunsalıydı. Daha doğrusu sosyalizm, iktidar ve devlet sorununun çözümlenemeyişinden ileri geliyordu. Tüm dünyada yaşanan sosyalizmin bunalımında bu sorun etkiliydi. Kürt sorununun yoğun yaşadığı devlet ve iktidar çelişkisi, dünya genelindeki reel sosyalizmin bunalımıyla bütünleşince devlet ve iktidar konusunu köklü çözümlemeye tabi tutmak kaçınılmaz oldu. Savunmamın önemli bir kısmında bu amaçla uygarlık tarihi boyunca iktidar ve devlet olgusunu çözümlemeye çalıştım. En önemli yoğunlaşmayı ise günümüzün hakim uygarlığı olan kapitalist modernite bağlamında devlet ve iktidar olgusundaki dönüşümde sergiledim. Özellikle iktidarın ulus-devlete dönüşümünün kapitalizmin temeli olduğunu ortaya koydum. Bu önemli bir tezdi. Kapitalizmin ve iktidarın ulus-devlet modeli biçiminde örgütlenmesi olmadan hegemonik sistem haline gelemeyeceğini çözümlemeye çalıştım. Ulus-devlet, kapitalist hegemonyayı mümkün kılan en temel araç konumundaydı. Dolayısıyla anti-kapitalizm olarak kendini tarihsel-toplum şeklinde sunan sosyalizmin aynı devlet modeline dayanarak yani reel sosyalist ulus-devlet olarak kendisini inşa edemeyeceğini kanıtlamaya çalıştım. Marks ve Engels’ten kaynaklanan sosyalizmin ancak merkezi ulus-devletler temelinde inşa edilebileceğine ilişkin görüşlerinin bilimsel sosyalizmin sistemik hatası olduğunu sergilemeye çalıştım. Sosyalizmin genelde devlete özelde ulus-devlete dayanılarak inşa edilemeyeceğini, bunda ısrarın başta Rus ve Çin reel sosyalizmleri olmak üzere birçok örnekte yaşandığı gibi kapitalizmin en yoz biçimiyle sonuçlanacağı tezini ileri sürdüm. Tarih boyunca yaşanan merkezi uygarlık sistemini, iktidar kavramını ve çağımıza özgü hakim biçim olan kapitalist modernitenin iktidar ve devlet biçimini bu tezim gereği olarak yoğun çözümlemelere tabi tutmak için çaba harcadım. Çıkardığım temel sonuç, sosyalistlerin ulus-devlet ilkesinin olamayacağı, ulusal soruna ilişkin temel çözüm ilkesinin demokratik ulus olması gerektiğidir. Bunun somuttaki ifadesi ise KCK deneyimidir.

PKK’nin iktidara ilişkin ikinci önemli düzeltmesi daha somut olan bir konuya dairdir. Türk-Kürt ilişkileri kavimsel ve devletsel bağlamda ele alınırken Anadolu ve Mezopotamya’nın jeopolitik ve jeostratejik bağları dikkate alınmadan doğru çözümlere varılamayacağı iyice fark edilir oldu. İki toplumun yoğunlaştığı coğrafyalar arasında tarih boyunca sıkı jeopolitik ve jeostratejik yaklaşımları da belirleyen yoğun kültürel alışverişler yaşanmaktadır. Günceli, şimdiyi de belirleyen bu ilişkiler ancak bütünsel bir yaklaşımla doğru çözümlenebilir. İktidar ve devlet sorunuyla daha çok karşılaşan Kürt hiyerarşik üst tabakası, tarih boyunca ağırlıklı olarak kaderini nispi bir özerklik temelinde hep kendisinden daha güçlü olan iktidarlara ve devletlere bağlamıştır. Kürt toplumuna özgü bağımsız iktidar ve devlet sistemleri peşinde pek koşmamıştır. Tarihsel ve toplumsal koşullar bu yönde çıkarlarına uygun gelmemiştir. Türklerle geçen yaklaşık son bin yıllık tarihi de bu temelde değerlendirmiştir. Gönüllü olarak Selçuklu Sultanı Alparslan’la birlikte zafere eriştikleri Malazgirt Savaşı’yla Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında İslami temelde yeni bir iktidar ve devlet paylaşımını gerçekleştirmişlerdir. Her iki coğrafyadan kaynaklanan jeopolitik ve jeostratejik gerçekler, iki kavmin üst tabakası arasında İslami iktidar ve devlet paylaşımını zorunlu kılmıştır. Halkların bu iktidar ve devlet paylaşımında pek çıkarları olmasa da iktidar ve devletin ortak çatısı altında yaşamayı sık sık direnişle karşılasalar da ortak yaşamın gerekleri ve dönemin din ve mezhep savaşlar nedeniyle bir arada yaşamaktan geri kalmamışlardır. Türk kavimsel üst hiyerarşisiyle bu ortaklık hep gönüllülük temelinde olmuştur. Kürdistan’ın fethi diye bir olgu Türk fetih geleneğinde pek yoktur. Zaman zaman yapılan fetih seferleri ancak Kürt önde gelenlerin katkılarıyla olmuştur. Dolayısıyla bu tip seferlere de fetih denilemez. Türk-Kürt ilişkilerindeki bu tarihsel gerçeklik, günümüzde Kürt sorununun çözümü açısından tüm derinliğiyle anlaşılmak durumundadır. Tarihin bu ilişkilerdeki ana kavşakları olan Osmanlı İmparatorluğu’nun Yavuz Sultan Selim ile Doğu’ya açılım politikalarında (1512-1521), Sultan Abdulhamit dönemindeki (1876-1909) Hamidiye Alayları’nın teşkilinde, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki devamında ve en önemlisi de Mustafa Kemal önderliğinde geliştirilen modern ulusal kurtuluş savaşında bu gerçeklik hem esas alınmış hem de sonuçta belirleyici olmuştur. Cumhuriyetin demokratik temelinin yadsınmasıyla geliştirilen 15 Şubat 1925 komplosuyla bu tarihsel ve coğrafik iktidar ve devlette ortaklaşma ve gönüllü temsil ilk defa sona erdirilmeye çalışılmıştır. Bu komplonun geliştirilmesinde dönemin kapitalist hegemon gücü olan İngiltere İmparatorluğu’nun Cumhuriyeti etnik ayrıştırmaya tabi tutma, böylelikle petrol bölgesi olan Musul-Kerkük’ü (Güney Kürdistan’ı) hakimiyeti altına alma hesapları belirleyici rol oynamıştır. İngiltere’nin minimum Cumhuriyet veya ulus-devlet projesi dünya genelinde olduğu gibi Ortadoğu’da da Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında da başarılı olmuştur. Hem toplumsal, hem de devletsel olarak bölünen Ortadoğu’nun tüm kültürel güçleri, halkları hatta devletleri bu politikayla büyük güç kaybına uğramış, sürekli parçalanıp aralarında çatışmaya girerek zayıflamış, dolayısıyla İngiliz hegemonyası başarıyla geliştirilmiştir.

Barış, demokratik çözüm ve demokratik ulus inşası II

Abdullah ÖCALAN

Cumhuriyetin anti-Kürtleştirilmesi geleneksel ittifakı bozmuş, Kürtler tümüyle sistemden dışlanmıştır. Kürt üst tabakasının önüne konulan proje, Kürtlükten ve Kürt kimliğinden vazgeçme karşılığında birer Türk birey-yurttaşı olarak varlıklarını koruyabilecekleri temel ilkesine dayanır. Hatta daha da ileriye giderek sistemde güç kazanma ve yükselme yolunun Kürtlüğün inkâr ve imhasına karşılık Beyaz Türklüğün yüceltilmesi ve geliştirilmesinden geçtiği belletilir. Cumhuriyet’te varlık sahibi olmanın “tunç kanunu” böyle formüle edilir. Üst tabakanın başlangıçta kısmen itirazlar ve isyanlarla gösterdiği tavır, sistemin sert “tedip ve tenkil” harekatları sonrasında uysal bir baş eğmeye dönüştürülür. Kürt toplumunun tarihinde belki de ilk defa üst tabakanın (istisnalar kuralı bozmaz) kendi öz toplumunun varlığını toptan inkâr ve imhaya yatırmasına karşılık kendi varlığını güvenceye alması söz konusudur. Varlıklarını ve gelişmelerini artık Beyaz Türklüğe (Bu kavramı ısrarla kullanıyorum. Çünkü geleneksel, sosyolojik Türklükten ayrı, Batı hegemonyasının komplo yöntemiyle belirlenmiş, objektif ve subjektif olarak hazırlanmış ajan bir kesimdir. Levantenlerin; keskin Türk milliyetçisi kesilmiş ve sonuna kadar şiddet yüklenmiş ultra bir biçimidir) hizmete borçlu olacaklar. Ona hizmet ettikleri oranda varlıklarını koruyacak ve geliştireceklerdir. Başsız ve öndersiz olarak geriye kalan halk kesimleri artık nesne, eşya durumundadır. Her türlü inkâr, imha ve asimilasyon uygulamalarına açık haldedirler. Kürtlüğe en ufak bulaşma ölüm demektir. Kürtlüğü terk etmek tek kurtuluş ve yaşam yoludur. Kürtlük sadece olgu olarak değil, tüm sembolleri ve isimleriyle de tasfiye edilmeye çalışılır. Tüm Cumhuriyet tarihinin Kürtlüğe ilişkin örtülü kültürel soykırım projesi (Diğer kültürler için de söz konusudur ama esas olarak proje Kürtlüğe ilişkin geliştirilmiştir) gün gün, adım adım hayata geçirilir. Tüm iç ve dış politikanın ana hedefi, bu “tunç kanunu”na bağlı olmak ve hizmet etmektir. Büyük oranda gizli yürütüldüğü için bu politikaların farkında olmadan geliştirdiğimiz partiler, sivil toplum örgütleri, ekonomi ve siyaset dünyası da aynı “tunç kanunu”na endekslenmiştir. BM, NATO ve AB gibi dış organizasyonlar da aynı “tunç kanunu”na hizmet temelinde değerlendirilir. Darbeler, komplolar, suikastler, her türlü işkence ve tutuklamalarda bu kanunun payı belirleyicidir.

PKK’nin ortaya çıkışı

a- PKK’nin ortaya çıkışında bu gerçekliklere dair bilinç sınırlıdır. Anadolu ve Mezopotamya arasındaki kültürel bütünlük, jeopolitik ve jeostratejik birlik, bunların Kürt-Türk ilişkilerine yansıması yeterince kavranmamıştır. Kapitalist modernitenin hegemonik güçleri olan İngiltere ve ABD’nin minimum ulus-devlet politikaları, tüm sosyal bilimleri etkilediği gibi bilimsel sosyalizmi de etkilemiştir. PKK’nin payına düşen, kendi sosyalist ulus-devletçiliğiydi. Temel özeleştiriyle aşılan bu ulus-devletçi sapmaydı. Dünya çapında ve Türkiye solunda bu sapma aşılamadığı için çözülme kaçınılmaz oldu. Halen yaşanan sosyalizmin bunalımının ana nedeni de bu konuda içine düştüğü çıkmazdır.

Demokratik ulus

b- Dönüşüm geçiren PKK’nin, Kürt sorunu temelinde ulusal sorunlara getirdiği yeni çözüm modeli, her tür ulus-devletçilikten soyutlanmış, arınmış demokratik ulustur. Kapitalizmde ulusların inşa tarzı, azami kâr kanununa hizmet etmek durumundadır. Bunun yolu da modernitenin yeni dini olan milliyetçiliğin hedeflediği ayrıca hedeflendiği ulus-devlettir. Milliyetçilik ulus-devleti, ulus-devlet milliyetçiliği doğurur. Kapitalizmin yoğunlaşan bunalım dönemlerinde milliyetçilik ve ulus-devlet faşistleşir. Sosyalizm ancak kapitalizmin milliyetçiliğini ve yol açtığı ulus-devletçiliği aştığı oranda kendisini alternatifleştirebilir ve sistem olarak geliştirebilir. Bunun yolu demokratik ulus ve kârsız sosyal piyasa ekonomisidir. Kapitalizmin azami kâr amaçlı endüstriyalizmine karşılık ekolojik endüstridir.

KCK modeli

c- KCK, Kürt sorununda ulus devletçilikten arınmış, sadece Kürtler için değil tüm etnik ve ulusal topluluklar için geçerliliği olan demokratik ulusu çözüm modeli olarak önerme ve pratikleştirmenin ifadesidir. Kapitalist modernite, tarihi boyunca tüm ulusal sorun dönemlerinde tek çözüm yolu olarak dayatılan ulus-devletçi çözümler, tarihi kan banyosuna çevirmiştir. Ulus-devletçi çözüm, sorunları çözme yolu değil derinleştirme, şiddetleştirme ve savaşı tırmandırma, böylelikle azami kârı ve endüstriyalizmi gerçekleştirme ve sürekli kılmanın yoludur. KCK, barışın ve çözümün yolunu kapitalist modernitenin bu üçlü sacayağını (ulus-devlet, azami kâr ve endüstriyalizm) terk etmekte ve ona karşı demokratik modernite unsurlarını (demokratik ulus, kârsız sosyal pazar ekonomisi ve ekolojik endüstri) alternatif kılmakta bulur.

Demokratik Özerk yönetim statüsü

d- Başta Türk ulus-devleti olmak üzere İran, Irak, Suriye ve hatta Kürt federe devletiyle Kürt sorununda barışçıl ve siyasi yaklaşımla çözüm ancak Kürt halkının demokratik ulus olma hakkını (bu hak diğer halklar için de geçerlidir) ve bu hakkın doğal sonucu olarak demokratik özerk yönetim statüsünü kabul etmeleriyle mümkündür. Ulus-devletçi çözümlerin yurdu olan AB’nin şimdiden demokratik ulus çözümüne kapı aralaması olumlu ve umut verici bir adımdır. Bu çözümü geliştirebilmesi için adım adım ulus-devletçiliğin alanını daraltması ve demokratik sivil toplumun alanını genişletmesi gerekir. Türkiye, İran, Irak ve Suriye ulus-devletleri de Kürt sorunundan kurtulmak istiyorlarsa ilk adım olarak AB’ninkine benzer bir yola girmek durumundadırlar. KCK’nin pozisyonu bu temelde barışa ve siyasi çözüme el verir durumdadır. Barış ve siyasi çözümün önündeki engel, bu devletlerin Kürtlere dayattıkları örtülü kültürel soykırım projesi, politikaları ve uygulamalarıdır. Bunlardan vazgeçmeleri ve demokratik ulus başta olmak üzere demokratik modernitenin diğer temel unsurları olan kârı sınırlandırmayı amaçlayan sosyal pazar ekonomisini ve ekolojik endüstriyi sisteme entegre etmeyi ve statüye (demokratik anayasaya) kavuşturmayı kabullenmeleri halinde kalıcı barışın ve siyasi çözümün yolu açılmış olacaktır.

Küresel kapitalist hegemonyanın ‘çözümü’

e- Küresel kapitalist hegemonyanın kültürel soykırımcı ulus-devletlere BOP kapsamında dayattığı çözüm, iki yönlü geliştirilmeye çalışılmaktadır. Birinci yön; Erbil merkezli Kürt Federe ulus-devlet oluşumudur ve uzun vadeli ulus-devletçi çözümün ilk adımı olarak hayata geçirilmektedir. İkinci yön; Diyarbakır merkezli “bireysel ve kültürel haklar” temelli Kürt sorunu çözümüdür. AB ve ABD’nin özellikle AKP hükümeti yoluyla hayata geçirmeye çalıştığı bu yol dolaylı veya direkt olarak Erbil federe Kürt devletiyle bütünlük içinde yürütülmeye çalışılmaktadır. PKK’den ve KCK somutunda demokratik siyaset çözümünden kurtulma ve onları tasfiye etmenin karşılığı olarak; kültürel soykırımcı ulus-devletlere bu iki yönlü çıkış yolunu dayatmaktadır. Halk desteğinden kopuk olduğu için küresel kapitalist hegemonyanın dayattığı bu çözüm projesinin başarı şansı azdır. Kürdistan daha şimdiden bir bakıma 21. yüzyılda devrimin ve karşı devrimin odağı konumuna gelmiştir. Kapitalist modernitenin en zayıf halkası durumundadır. Kürdistan halkının ulusal ve toplumsal sorunları liberal reçetelerle, bireysel ve kültürel haklar demagojisiyle örtbas edilemeyecek kadar ağırlaşmıştır. Kürt sorunu sözkonusu olduğunda kültürel soykırıma kadar varan uygulamalara yol açan ulus-devletçilik ister ezen, ister ezilen uluslar açısından olsun artık sorun çözen değil üreten kaynak durumuna çoktan gelmiştir. Kapitalist modernite için bile sorun olmaya başlayan ulus-devletçilik giderek çözülmektedir. Daha esnek demokratik ulusal gelişmeler, çağın çözümleyici gelişmelerinin başında gelmektedir. Demokratik modernite, bu yöndeki gelişmelerin teorik ifadesi ve pratik adımları anlamına gelmektedir. Demokratik ulusal dönüşümlerin Kürdistan’daki somut ifadesi olarak KCK, Ortadoğu’daki demokratik modernite çözümünün yolunu aydınlatmaktadır.

KCK çözümü, bir yol ağzındadır

f- Günümüzde KCK çözümü, bir yol ağzındadır. Ya sorunların barış ve demokratik siyaset yoluyla çözümü, demokratik anayasa yöntemiyle geçekleştirilecektir. Bu durumda ilgili ulus-devletler sadece inkâr ve imha politikalarından vazgeçmekle kalmayacaklar, sorunun gerçekçi tanımını kabul edip çözümünü evrensel demokratik anayasada arayacaklar, demokratik anayasanın hem içeriğini, hem yöntemini muhataplarıyla paylaşacaklardır. Ülkelerin hem devlet, hem de ulus olarak bütünlüğünü mümkün kılan bu çözüm, radikal demokratik dönüşümleri gerektirmektedir. Ya da eğer öncelikle arzu edilen bu yol ısrarla engellenirse geriye KCK’nin tek taraflı ve devrimci tarzda kendi demokratik otoritesini inşa etme ve savunma yolu kalacaktır. Bu yolda başarıyla yürümenin birçok unsuru mevcuttur. Otuz yılı aşkın bir tecrübeye sahip olan PKK’nin ideolojik ve politik kılavuzluğu, halkın devrimci savaşımla denenmiş güçlü desteği, özsavunmayı her alanda yapabilecek askeri gücü, geniş iç ve dış ilişki ağları KCK’nin demokratik ulusu inşa etmesine, yönetmesine ve korumasına imkân vermektedir. Bu yol bir daha eskiden yaşanan tıkanmaya uğramayacaktır. Devlet ulusçuluğunu değil demokratik ulusu hedeflediğinden her zaman çözüm ve barış yanlısı, ulus-devlet güçleriyle diyalog ve müzakereye açık olduğu gibi bunda başarılı olmazsa kendi asli yolunda özgüçleriyle demokratik ulusu başarıyla inşa etmeyi sürdürecek, yönetmesini ve korumasını bilecektir.

“Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü” kitabından alınmıştır.

Reklamlar

One thought on “Barış, Demokratik Çözüm Ve Demokratik Ulus Inşası

Yorumlar kapalı.