On binlerin direnişine direnişle katılalım -Fuat Kav

On binlerin direnişine direnişle katılalım -Fuat Kav

Fuat Kav

21 Ekim 2012

Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan, son görüşmeden bir önceki görüşme notlarında 2012 yılının, Kürtlerin özgürlüklerini elde edecekleri bir yıl olacağını söylemiş ve her iki tarafa da ‘birbirlerinizin son kozlarınızı paylaşın’ demişti.

Gerçekten de süreç Öcalan’ın dediği gibi gelişiyor ve her iki taraf kozlarını çok derinlikli ve çok yoğunlaşmış bir tarzda paylaşıyor. İşte son birkaç aydır kızışan ve yüzlerce cana mal olan savaş, paylaşılan bu kozlar ekseninde boyutlanmış durumda.

Devlet, şehirlerde KCK adı altından yapmış olduğu siyasi soykırımla, dağda ise gerillaya karşı yapmış olduğu imha operasyonlarını sürdürürken, Kürt hareketi ise bu soykırım ve operasyonlara karşı büyük direnerek ve kendini savunarak süreci kazanmaya çalışıyor. Bu anlamda süreç iki tarafın birbirlerine karşı kozları paylaşma ve dengeleri kendi lehine bozma temelinde boyutlanıp daha da derinleşeceğe benziyor.

Şimdiye kadarki gelişmeler şunları açığa çıkartmıştır: Kürt Özgürlük hareketi süreci kazanmak için stratejik değişikliğe gitmiştir. ‘Büyük kazanmanın karşılığı büyük direnmedir’ felsefesiyle savaşa yüklenmiş ve Ankara’yı bu temelde masaya oturtma taktiğini geliştirmişti. Diyalog ve Oslo görüşmesinin ardından ancak büyük bir direnme ve savunma savaşıyla yeniden, ama bu sefer gerçek anlamda masaya oturulmasının mümkün olabileceğine inanıyor. Bu nedenle askeri alanda geliştirdiği taktik giderek büyük gelişmelere yol açıyor.

Özgürlük Hareketi sadece askeri değil, ama aynı zamanda diğer tüm alanları harekete geçirerek ve Öcalan’ın özgürlüğünü diğer tüm olası gelişmelerin merkezine oturtarak ancak sonuç alabileceğini düşünüyor.

Cezaevlerinde binlerce tutsağın girmiş olduğu süresiz-dönüşümsüz açlık grevi de bu perspektifin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Şimdi binlerce tutsak ölüm sınırında, taleplerinin gerçekleşmesini bekliyor. ‘Öcalan’a Özgürlük’ talebiyle başlatılan açlık grevini, aynı zamanda Öcalan’ın sağlık ve güvenliği konusunda da bir güvence unsuru olarak ele alan tutsaklar, yaşamlarının pahasına da olsa eylemi sürdüreceklerini belirtiyorlar.

PKK ve PAJK’lı tutsakların, başlatmış oldukları açlık grevini, Öcalan’a Özgürlük kampanyasının temel bir parçası olarak görüyor ve burada yapılacak her eylemin onun özgürlüğe biraz daha yaklaşacağını iyi biliyorlar. Bu nedenle açlık grevini sonuna kadar sürdürmede kararlıdırlar.

Bence burada öne çıkartılması gereken, tribünlerde ölümleri soğukkanlı bir biçimde izleyen kör ve sağır konumunda olan çoğunluktur. Tutsakların kararlı duruşlarına karşılık, ölümleri büyük bir sessizlikle izleyen kamuoyunun duruşu oldukça önemli olduğunu bir kez daha vurgulamak gerekiyor. Eğer eylemin kırkıncı günlerinde hala ciddi bir tepki yoksa, eğer hala ‘bekle gör’ yaklaşımı hakimse, ortada büyük bir demokratik, özgürlük ve insan olma sorunu var demektir.

İnsanın en büyük erdemliliği, insana sahip çıkma eylemidir. Ölüm sınırında olan on binlerce tutsağa yardım eli uzatılmıyorsa eğer, insan olmanın en temel özelliği olan erdemlilik olgusu büyük bir erozyona ve yozlaşmaya uğramış demektir. Bu, hakikat ve özgür olma bilincinin de oldukça çarpıtıldığı anlamına geliyor demektir.

Ne yazık ki Türk ve Kürt toplumunun hafızası zayıftır. Çok kolay unutan iki toplum. Asla unutulmaması gereken birçok tarihi ve hayati olay ve olguları çok rahatça unutan bu iki toplumu burada bir kez daha ‘uyarmak gerek’ diye düşünüyorum. Kürtler son otuz yıldır belleğinin derinliklerinde belli bir depolama yeri ayırmış olsa da, yine de yetmediğini söylemeliyim.

Hep şu oluyor her iki toplumun duruşunda: Önce büyük bir sessizlik içinde izleme, etrafına bakarak yapması gereken işi başkalarından bekleme ve ne yazık ki artık iş işten geçtikten sonra bu kez ne yapacağını bilmeme, kendini kahretme ve giderek derin bir hüzünsel atmosferin altında her şeyi kadere bırakma…

Zindanla ilgili gelişmeler hep böyle oldu. Hayri Durmuş ve Kemal Pir’in eyleminde de, Abdullah Meral ve Mehmet Fatih Öğütülmüş’ün ölüm orucunda da, Cemal Arat ve Orhan Keskin’in direnişinde de, 90’lı ve 2000’li yıllarda yaşanan ölüm oruçlarında da bazı cılız tepkiler olsa da, sonuçta büyük bir direniş ortaya çıkmadığı için yüzlerce tutsak hayatını kaybetti.

Şimdi, tam da bu saatlerde Kürt ve Türkiyeli halklar yeni bir sınavla karşı karşıya.

Bu sınav, insan olmanın sınavıdır, yüreğini, ruhunu, kalbini, beyin ve düşünceni özgürlük için son nefesini veren bir başka insanla buluşturma sınavıdır.

Bu sınav ‘ben de bir insan olarak görevlerimin gereklerini yerine getirmek, son nefesini vermek üzere olan on binlerce özgürlük yürüyüşçülerini yürekten selamlamak istiyorum’ sınavıdır.

Eğer bu sınavı geçmek, insan olmanın gereklerini yerine getirmek, ölümlerin önüne geçmek, yeni acıları yaşatmamak istiyorsanız hemen şimdi, hiç vakit kaçırmadan ölümün sınırına gelmiş on binlerce tutsağın direnişine direnişle katılın…

fuatkav@hotmail.com

Reklamlar