Mazlum Tekdag’dan Mektup var…

Mazlum Tekdağ’ın 19 Eylül tarihinde kaleme aldığı ve Gültan Kışanak’a hitaben yazdığı mektubu şöyle:

“Sevgili Gülten Abla

Merhaba

Öncelikle iyi, sağlıklı, mutlu ve moralli olmanı diler en içten sıcak duygularla selam ve sevgilerimi yollarım.

Hayli zaman oldu değil mi görüşmeyeli, yıllar geçti. İnan nereden hangi birinden başlayacağımı bilemiyorum. Kaç zamandır hep yazacağım diyordum fakat bir türlü o kararlılığı, atmosferi yaratamadım. Bilirsin, iyi bir hukukumuz, hatırı sayılır bir paylaşımımız, miktarınca da muhabbetimiz vardı ki, ben hala öyle olduğunu düşünüyorum. Zaman-mekân değişse de dostluk ve yoldaşlık adına baki olan çok değerli, anlamlı duygular vardır. Bu anılar bize aittir, içimizdedir, yüreğimizde ve zihnimizdedir. Kolay kolay silinmez ve de asla unutulmaz… İnanıyorum sizin için de böyle kalmıştır. Demem o ki her daim aklımda ve yürektesin. İzleniyorsun, takip ediliyorsun, düşünülüyorsun, içten içe soruluyor ve selamlanıyorsun. Hep yanındayım Gülten Abla inan bana çok özledim…

Bilirsin hapishaneler insanın duygu ve düşünce dünyasını belirli bir oranda etkiliyor. Bir parça duygusallaştırıyor. Emin ol biraz daha devam etsem tutamayacağım kendimi. Bu anlamda duygularımı hissettiklerimi anlıyorsundur. Bu mektupta set çekeceğim, engelleyeceğim… Sadece sizi çok sevdiğimizi, özlediğimizi bilin yeter…

‘Ciddiyiz, kararlıyız’

Değerli ablam, haberin olmuştur bir grup arkadaşla 12 Eylül tarihinde süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladık. Sayımız şimdilik 15’tir. Senin tanıdığın (ben ve Tayip’in dışında yoktur) iki arkadaştır. Eylemi, iki temel siyasal talep üzerinden başlattık. Bu talepleri siyasal gerekçesiyle birlikte ayrıca yazacağımdan burada değinmeyeceğim. Ayrıca bizim dosyadan kadın arkadaşlar da başlamış, zaten haberiniz olmuştur. Greve başlarken çeşitli kurumlara amacımızı tema alan mektuplar yazmaya karar verdik. Arkadaşlar da sen BDP’ye yaz dediler. Eş Başkanlar’a yaz, dayanışma iste deyince bayağı güldük.:) …Tabii dedim, yazarım ama kendimi tutamam eski günlerin hatırına mektubu amacından saptırıp muhabbete dalarım, haberiniz olsun… Bir haftadır yemek yemiyoruz, bu defa kararlıyız Abla, ya taleplerimiz kabul edilecek ya da sonu ölüme varacak. Ciddiyiz, bunu dilekçelerimizle yazdığımız tüm metinlerde dile getirdik, kamuoyuna da deklere ettik. Şahsen ben kendimi buna hazırlamışım ve bu 15 arkadaşın da buna hazır olduklarını düşünüyorum. Bizde bu irade, inanç, umut ve kararlılık oldukça yemekmiş, dünya malıymış umurumuzda olmaz.

‘Zalimin zulmüne karşı direnmek gerek’

Yazık ki acının gözyaşının hüküm sürdüğü günler yaşıyoruz. Savaşın yarattığı bu zorlanma hepimizi etkiliyor. Ölüme ve kana dur demek gerekiyor. Kürt halkının özgürlük mücadelesi haksız ve hukuksuz uygulamalarla bastırılmaya yok edilmeye çalışılıyor. Dili, kültürü, kimliği yok sayılıyor, iradesine tecrit uygulanıyor, askeri ve siyasi operasyonlarla tasfiye edilmeye çalışılıyor. Bu politikalara ve konsepte karşı her anlamda direnmek lazım. Her alan yoğun bir mücadele sahası ve bu AKP Devletine karşı, onun bu tutum ve tavrına karşı biz de sonuna kadar mücadele edeceğiz ve direneceğiz. Süreç çok kaotik neye evirileceği, nasıl sonuçlar açığa çıkaracağı belirsiz. Bizler bedenlerimizi eriterek bu sürece müdahil olmaya, kendimize yön vermeye çalışacağız, zalimin zulmüne karşı bu dört duvar arasında elimizden başka bir şey gelmiyor.

Tabii 12 Eylül’de başlamamızın ironisi ve anlamı var. Formatta değişiklik olsa da yöntemde, uygulamada, zihniyette ve sistemde bir farklılık yok, hatta daha tehlikeli boyutlara ulaştığı bile söylenebilir.

Neyse sürece özgün gelişmelere ve mevcut konjonktüre siz bizden daha hâkimsiniz, reel politiği bizden daha iyi takip ediyorsunuz, çünkü yaşıyorsunuz, içindesiniz. Neticede demokratik siyasete karşı başlatılan linç politikaları, itibarsızlaştırma, tehdit, korkutma, bölme, parçalama ve tutuklama gibi yaklaşımlar asla sizleri yıldırmayacaktır. Dediğim gibi kucaklaşma da ya doğru anlaşılır, kardeşliğe ya da yanlış yorumlanıp çarpıtılarak, düşmanlığa yani bölünmeye delalet haline getirilir.

‘Düşman hukukundan adalet beklemiyoruz’

Yazmışken kısaca kendi durumumu da anlatayım, zira merak ettiğini tahmin ediyorum. Bildiğin gibi üç buçuk yılı aşkın alıştık, öğrendik, tanıdık ve anladık artık. Bu mekânı biliyoruz, tabi ilk yıl çok zorlanmıştık, mekânın katlanılamaz, alışılamaz yönlerinden kaynaklansa gerek, biraz da beklentili ruh halinin de payı vardı, şahsen kendi cephemden belirli bir netleşmeyi yaşadığımı söylemeliyim. Bu mahkemeden bize tahliye çıkmaz, düşman hukukunu işleten bir yargı sisteminden adalet beklemek abesle iştigal değil midir? Bu anlayış ve zihniyetten özgürlük dilemek saflıktır. Yargının genel yaklaşımı ayrı bir mektup konusudur, bizi bırak, burada öyle vakalar var ki trajikomiklikten de öte…

Dolayısıyla ben kendimi en olumsuz sonuca da hazırlamışım, tabii bu umutsuz olduğum anlamına gelmiyor. İçimizdeki inanç bizi her daim özgürlüğe daha yakın kılıyor, biz yüzümüzü halkımıza ve mücadelemize dönmüşüz, ne varsa onlarda, gerisi fasa fiso… Bir de siz varsınız, demokratik siyasi mücadelemiz de devam ediyor. Dışarda birlikte Parti’de yürüttüğümüz çalışmalar geldi aklıma, az kaldı Abla, AKP’nin mevcut politikaları mutlaka iflas edecek, yeter ki biz bildiğimiz yoldan şaşmayalım, dik duralım ve mücadele edelim. O zaman özgürlüğe daha fazla yaklaşmış olacağız.

Sağlığım, moralim ve genel durumum da gayet iyidir. Öyle ciddi bir yaramazlık, problem yoktur. Hapishane sürecini kendimce değerlendirmeye, okuyup yoğunlaşmaya çalışıyorum. Eğer uygun bir vakit oluşturabilirsem hapishane günlerine ilişkin de yazmak isterim. Annem ve kardeşlerim gidip geliyorlar, onların da durumu iyidir, sağ olsunlar, ilgilenmeye de çalışıyorlar, onlar da kendilerine bir düzen oluşturmuşlar, geçinip gidiyorlar.

‘Asla hapishane duvarlarına benzemeyeceğim’

Şimdi açlık grevine giren sekiz arkadaşla birlikte ayrı bir kısımda kalıyoruz. Refakatçi olarak Ahmet Çelen arkadaş da yanımızdadır. Bize iyi bakıyor, moral oluyor, sana özel selam söylüyor. Tanıdığın bildiğin tüm arkadaşlar iyiler. Birçoğunu uzun zamandır ben de görmüyorum, yakında duruşma var, bir günlüğüne katılmayı düşünüyorum. Orada herkesi görürüm her halde. Malum, hapishane çok kalabalık ve görüşme problemi var. Her şeye rağmen, senin yoldaşın geçen yıllara inat, hala genç ve diridir. Özümü ve benliğimi korumaya çalışıyorum. Asla hapishane duvarlarına benzemeyeceğim, herhangi bir ihtiyacım ve istemim de söz konusu değil, kendimce idare ediyorum. Asıl seni sormalı, Abla sen nasılsın, durumun, halin, keyfin nasıl? Umarım her zamanki gibi iyisindir, bir sıkıntın yoktur. Biliyorsun senden moral alıyoruz, o tebessümün her daim aklımızdadır. İnan gülmek sana çok ama çok yakışıyor. Politikanın kiri pası senin moralini asla bozamaz, bunun farkındayız. Abla Eş Başkanlar adına ben mektubu sana yazıyorum, Selahattin Arkadaş’a bir kart yazacağım, kısa birkaç söz işte. Ayla ve Sabahat arkadaşıma da birer kart yazacağım, biliyorsun onlarla bir hukukumuz var, sonra kızmasınlar.

‘Değerli Abla, artık bu grev ne kadar sürer, nasıl sonuçlanır bilemiyorum. Sonu ne olursa olsun, moralimi, inancımı ve mücadeleye olan güvenimi asla yitirmeyeceğim. Birlikte mücadele ettiğimiz siz değerli dostlar, yoldaşlar bu yolda bana güç veriyor. Çok uzatmayayım canını sıkmayayım bir gün tekrar buluşursak, sana yine mutfakta yardım ederim, saçların konusunda fikrim değişmedi; halay çekerken yine dikkat gözüm hep üzerine 🙂 …Şimdilik bunları belirtiyorum, seni çok seviyor ve özlüyoruz Abla. Her daim açık ve yüreklisin, bunu unutma lütfen. Bir gün mutlaka görüşeceğiz Abla. Ancak bu mekân hapishane olmayacak buna tüm kalbimle inanıyorum. Hatırlamak ve hatırlanmak güzel bir duygudur her zaman için…

Kendine çok iyi bak ve davran, sağlığına da, dikkat et şahsında tüm arkadaşlara selam ve sevgiler gönderiyorum.

Özgür yarınlarda buluşmak ümidiyle esen kal…

Selam ve Sevgiler Dostlukla…”

Reklamlar