‘Ve direnmek kalır Kürde…’ – Amed Dicle

Amed Dicle

17 Ekim 2012

BRÜKSEL – Hakkarili üniversite öğrencisi 24 yaşındaki Sami Geylan sayısı bini bulan tutsak üniversite öğrencilerinden biri…

Eskişehir’de üniversite öğrencisiyken, 2011 yılında tutuklandı ve hakkında örgüt üyeliğinden dava açıldı. Gerekçe ise, Kürt olması ve okulda çeşitli demokratik eylemlere katılmasıydı.

Sami şimdi, Kürdistan ve Türkiye cezaevlerinde açlık grevinde bulunan binlerce tutsaktan biri. Kendisi 12 Eylül 2012’de süresiz dönüşümsüz açlık grevine başlayan ilk grubun içinde.

Onun ve 62 arkadaşının yaşamı kritik bir aşamada.

10 Ekim günü Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde Sami’nin davası görüldü.

Açlık grevinin 29. günündeydi ve sağlık durumu bozulmaya başlamıştı. Duruşmaya katılamayacak durumdaydı. Doktordan da rapor alarak mahkemeye gitmedi ve durumunu bir dilekçeyle mahkeme heyetine sundu.

MAHKEMEDE NE OLDU?

Mahkeme heyeti duruşmada hazır bulunmayan Sami Geylan’ın örgüt üyesi olduğuna karar vererek kendisine 16 yıl ağırlaştırılmış hapis cezası verdi.

CMK’nın 216. maddesine göre hükümden önce sanığa son sözü sorulması gerekiyordu, ama sanık hazır değildi.

Diğer sanık ve duruşma salonunda oturan izleyicilerin anlatımına göre; mahkeme başkanı, “Ya ölürse” diyerek hükmünü verdi.

Aynı davadan yargılanan Cüneyt Ekin’in ise, son savunmaya ilişkin verdiği Kürtçe cevap, “Türkçe dili dışında başka bir dilde cevap verdiği görüldü” şeklinde kayda geçti ve kendisine 9 yıl hapis cezası verildi.

Peki Sami Geylan ve arkadaşları niye açlık grevindeler?

İşte böyle bir zihniyet olduğu için..

***

Şuan 76 cezaevinde binlerce siyasi tutsak, gruplar halinde açlık grevine katılmaya devam ediyor.

Aralarında 20 yaşındaki üniversite öğrencileri de var, 60 yaşlarındaki barış anneleri de…

4 cezaevinde ise ‘taş attı’ diye tutuklanan çocuklar var. Onlar da açlık grevinde.

7 cezaevinde 63 tutsağın 12 Eylül’de başlattığı açlık grevine 24 Eylül’den itibaren 41 cezaevinden 329 tutsağın katılımıyla eylemdeler. Mektup ve yazılı açıklamalarla eylemlerinin amacını anlatmaya çalışıyorlar. 3500 dolayında tutuklunun davası sonra ermiş, ‘ceza kesilmiş.’ 6 binden fazla tutsak ise, henüz ne için tutuklu olduğunu çıkartıldıkları mahkemelere rağmen bilmiyor.

Hiçbir mektup ve açıklamalarında, kendilerine ilişkin, kendi yaşam şartlarına ilişkin, yaşadıkları zorluk ve sıkıntılara ilişkin herhangi bir ibare yok.

Onlar, var olan siyasal iktidarın, Kürt halkının demokratik ve toplumsal taleplerini görmezden geldiğini, sorunları barışçıl değil şiddet temelinde çözmeyi esas aldığını, bu düzenin gereği olarak, Sayın Abdullah Öcalan’ın tecrit edildiğini bu tecritten vazgeçilip, sağlık-güvenlik koşullarının sağlanarak derhal serbest bırakılmasını ve Kürtlerin anadilinin kamusal alanda kullanılması için yasal güvenceye kavuşturulmasını talep ediyorlar.

Ve bu zulme ancak bir direnişle cevap olabileceklerini belirtiyorlar.

Dört duvar arasında bedenlerinden başka bir şeyleri olmayan insanlar, dışarıdaki insanlar özgür yaşasınlar diye kendi hayatlarını ortaya koyuyorlar.

Bu noktadan sonra her söz fazla gelir.

***

Peki ne yapmak gerek?

Tutsaklar, biz dışarıdaki insanlar hakkında duydukları kaygı nedeni ile açlık grevine giriyorlar.

Onlar, zaten bu zulmün tezgâhı altındalar.

Biz dışarıdaki insanların da, bu zulümden kurtulması için direnişe geçiyorlar. Yapılması gereken, o direnişi yükseltmek, sahiplenmektir…

Bazı sivil toplum örgütleri “Devlet sessiz” diyerek kendi rolünü yadsıyor. Bu eylemlerini amacını ve önemini topluma anlatmakla yükümlü Kürt siyasetçiler de, açıklama yapmakla yetiniyorlar.

Binlerce tutsağın annesi ise, cezaevi kapılarında, evde, her telefon sesinde, her kapı çalındığında, ‘evlatlarımdan bir haber mi var?’ diye bekliyor.

***

Sami Geylan tutuklandığında 24 yaşındaydı.

Devletin yaptığı hesaba göre, cezaevinden 40 yaşında çıkacak.

Şimdi, 40 güne yakındır açlık grevinde.

Kendisi ve binlerce arkadaşı, bir gün muhakkak bir şekilde dört duvar arasından çıkacak ve gözlerimizin taa içine bakacaklar…

Onlar bedenlerini açlığa yatırdıklarında, cezaevlerinin duvarlarına sırtlarını yaslayıp onlarla birlikte aç susuz bekleyen annelerinin yanında birkaç dakika olsun durduk mu diye?

Reklamlar