Ortadoğu’nun ortasında şekillenen Kürdistan


09 Ağustos 2012

Aydın Dere

Ortadoğu’da sınırlar, 1923 Lozan antlaşmasıyla Kürt halkının varlığı, demografik yapısı masa başında hiçe sayılarak çizildi. İngiliz ve Fransızların başını çektiği paylaşım projesinde: petrol bölgelerini kendi nüfuz alanlarına bırakmışlardı. Irak, İngiltere’nin Suriye Fransa’nın sömürgesiydi ve sınırları da ona göre çizilmişti.  Sömürüye ve despotizme dayalı  bu sınırlar yüzünden savaşlar hiç durmadı, Kürt halkının bu parçalanmışlığı kabul etmemesi hiç bitmeyen direnmeler ve isyanlar silsilesi yarattı… Bu haksız sınırların yüzyılını tamamlamadan doğal ve meşru sınırlarına kavuşması kaçınılmazdır. Direnen ve statü sahibi olmak isteyen ve bunun için ağır bedeller ödeyen Kürt halkı, örgütlü ve direngen yapısı, 40 milyona yaklaşan nüfusuyla sömürgeciler üzerinde baskı ve güç oluşturarak Ortadoğu’da hak ettiği yerini alacaktır.

Kürdistan’nın parçalanmışlığını sağlayan Ortadoğu haritasını1926’da Milletler Cemiyeti adına Estonyalı General Laidener çizdi! Türkiye’nin Kürtlere verilen muhtariyet sözü tutulmadı. “Tek bayrak, tek millet, tek vatan” denilerek bunun etrafında Kürd inkarcılığı ve yeni bir Türk milliyetçiliği ve ırkçılığı geliştirildi. Lozan’da çizilen yapay sınırlar günümüze kadar kanlı savaşların başlıca nedeni oldu. Ortadoğu çözüm bekleyen sorunlar merkezi haline geldi. Kürt halkı Lozan’ın mağdurları olarak hiç bir zaman bu adaletsizliği kabul etmedi.

Güney dışındaki üç parçada 30 yıldır PKK hareketinin yürüttüğü sabırlı bir mücadele ulusal uyanışı ve köklü bir örgütlülüğü sağladı. Kuşkusuz Ortadoğu’daki her hareketin yapılanması ve palazlanması uluslararası siyasetin dışında gerçekleşmesinin mümkün olmadığını biliyoruz. Irak’a olan müdahale ile Güney Kürdista’nın ortaya çıkması sağlandı, şüphesiz orda da direngen örgütlü bir yapı vardı; aksi durumda Saddam sonrası Irak’ta söz sahibi olmak ve yer edinmenin mümkünatı da olmayacaktı.

Arap baharıyla birlikte ortaya çıkan Batı Kürdistan’daki fiili durum, Kürtlerinin organize yapılanmasının ve oradaki özerk yapıyı yöneten PYD ve PKK’nin ideolojik ve politik ortaklaşmanın sonucudur. Kandil’de gerilla mücadelesi yürüten Batı Kürdistanlı kadroların varlığı da bu çabanın ürünüdür. Yenilgiye uğrayan İKDP’nin yerini PJAK’ın doldurmasıyla Ortadoğu’nun tarihi Anka kuşu misali statü sahibi özgür Kürdistan düşü küllerinden doğarak yeniden yazılıyor, siyasi ve coğrafik sınırları yeniden konuşlandırılıyor. Bu andan itibaren Ortadoğu siyasetine egemen ABD , AB, Türkler, Farslar ve Araplar Kürtlerin ulusal haklarını dikkate almadan bir siyaset geliştiremezler.

Ortadoğu Lozan Antlaşmasıyla petrol zengini topraklar hesaba katılarak çizilen yapay sınırlarla çözülmeyen sorunların merkezinde yer aldı. Avrupa Birliği (AB) Musul-Hayfa (MHP) ve Kerkük-Hayfa (KHP) petrol boru hatları ile Kerkük-Yumurtalık (KYP) hattı projeleri Batı için can damarıdır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin temelinde uzun vadede Dıyarbakır merkezli birleşik Kürdistan ile Nato’nun üyesi, AB’nin adayı Türkiye’nin ortak Federasyonu amaçlanmaktadır. Kürdistan’ın jeopolitik ve stratejik önemi, Kürt ulusal Hareketi’nin insan haklarına verdiği değer, demokratik hukuk devletini savunması ve laik olması gibi Batıya yakın değerleriyle projeyi kolaylaştıran bir gerçekliği taşıyor

Büyük Ortadoğu Projesi Kürtlerin Lozan’ı tarihin çöp sepetine atmasını gerektiriyor. AB’nin can damarı sayılan ve çok ihtiyaç duyduğu enerji kaynakları ve boru hatları ve AB’nin sınırlarını Ortadoğu’ya taşımasını zorunlu kılıyor. Çıkarlar karşılıklıdır. Petrol boru hatları sadece petrol taşımıyorlar. Geldikleri, geçtikleri ülkelere, ABD-AB’nin politikaları ve çıkarları pompalanacak. AB, yaşlı nüfusunu hesaba katarak, globalleşme ile sınırlarını  Kürdistan’ı kapsayacak ve Arap dünyası ile sınır olabilecek nitelikte yeni pazarlara sahip olmak istiyor. AB’nin Ortadoğu’dan uzak durması bu pazarı Çin ve Rusya’nın egemenliğine bırakması demektir.

Suriye’ye müdahale ile Rusya’nın Birleşmiş Milletler’de Suriye-Baas iktidarını koruyacak nitelikte politika izlemesi, çok sayıda savaş gemilerini Akdeniz’e göndermesi, Esad rejimine ekonomik desteğini esirgememesi, Çin’in de benzer bir siyaset izlemesi zaman zaman üçüncü dünya savaşının çıkmasına neden olabilecek krizler yaşattı. Suriye’nin siyasal dizaynından sonra sıranın İran’a geleceği biliniyor. Batı’nın İran ile çelişkileri çok yönlüdür. İsrail’i nükleer silahlarıyla tehdit eden tek ülke olması ve zengin gaz ve petrol rezervlerine sahip, Batı’ya kafa tutan ve Pro-Rusya politikasını izlemesi Arap baharı dalgasının Suriye’den sonra İran’a gelmesine kesin gözüyle bakılıyor.

Lozan antlaşması Musul ve Kerkük için bir çözüm bulunmayınca  sorun 1930’lu yıllara kadar devam etti. SENTO, Bağdat ve Sadabat paktları Kürdistan odaklı olmuştur. Körfez savaşında olmasa da Irak’ın işgalinde ABD ve NATO Kürtleri gözetmek zorunda kalmıştır. Günümüzde yine Kürtler Ortadoğu coğrafyasında merkezi bir konuma sahiptir.

Sadece coğrafyanın jeopolitik konumundan ötürü değil, Ortadoğu’daki en örgütlü ve dinamik güç olmaları açısından Kürtlerin dikkate alınmaları kaçınılmaz bir zorunluluktur. PYD şahsında Suriye Kürtleri Yüksek Konseyi Türkiye tarafından tehdit edilse de zamanla bu yapıyı kabul etmek zorunda kalacaktır. İnönü ve Atatürk’ün İngilizlerle çizdiği Lozan Batı Kürdistan’ın özgürleşmesiyle tarihin çöp sepetine gidecektir. Türkiye’nin önünde iki seçenek var; statükoculukta ısrar ederse askeri ve siyasi açıdan hezimete uğrar. Kürt Ulusal Hareketi ile müzakere yoluyla makul çözüm arayışlarına başvurusa kan dökülmeden Türk-Kürt demokratik federasyonunun temelleri atılır. Tarihin akışına karşı kürek çekmenin bir tür kafatasçı devlet aptallığı olduğu tarihin kayıtlarındadır.

 

dere@bluewin.ch

 

Reklamlar