BAŞKANIM…

BAŞKANIM…

Sizlere olan özlemimi, sevgimi anlatmak için sözcük aradım ama bulamadım. Gökyüzünün uçsuz bucaksızlığını anlatmaya hiç bir kalemin gücü yetmemişti şimdiye kadar. Evet Başkanım, bende sana olan özlemimi, sevgimi anlatmaya sözcük bulamıyorum. Bugün benim için çok anlamlı bir gün. Sizlerle son sözleşmemi yaptığım gün. 1997’nin 9 Temmuz’unda yönümüzü kutsal topraklara döndürmüştük. Temmuz sıcağı gibi yüreğim sıcaktı. Sevgiyle, umutla coşan yüreğim, yeni bir maceraya atılacağı için coşkun bir sel gibiydi. Çünkü her sözü ve bakışında sevgi ve güven vardı. Bir ananın, bir babanın, asla sana veremeyeceği sevgiyi ve gücü vermişti. Onun yanında her insan kendisini özgür hisseder. Kuşkusuz ondan fiziksel olarak kopma, daha derin bir birliktelik için gerekliydi. Bunu biliyordum ve ülkeye aşkın, sevginin, özgürlüğün savaşımını vermek için yürüyecektim. Ama herşeye rağmen oradan uzaklaşmak, hele bir daha görebilme imkanının olmadığını düşünmek, müthiş bir acı ve burukluk yaşatıyordu bana. O gün Kamelya’da saatlerin nasıl geçtiğini hiç hissetmedim. Dakikalar dakikaları, saatler saatleri kovaladı, zamanı durdurmak istedim, bitmesini istemiyordum yaşanan anın.

Önderlik düşmanın azgınlaşan yönelimlerine rağmen yeni bir devrenin tamamlanmasının verdiği başarının aşkı, coşkusuyla sabahın erken saatlerinde derse girdi. Gözleri gülüyordu. Gülümseyerek Kamelya’ya girdi. Sözlerimizi alıp, bizi yolcu edecekti. Heyecanlıydım ve birazda hüzünlüydüm. Hayran bakışlarla Önderliğe doyasıya bakıyordum. Yüzyıllar ötesinden, özgür insanı şahsında yaratan bu yüce insanı doyasıya izlemek istiyordum. Sırayla her kalkan kısaca kendini tanıtıyor, duygu ve düşüncelerini kısa kelimelere sığdırarak anlatmaya çalışıyordu. Ve herkes kaynaktan son enerjisini alıyordu. Kimisinin heyecanı sözlerine, kimisinin bakışlarına, kimisinin ise benim gibi her haline yansıyordu. Otuz birinci arkadaş bendim. Bilinçli olarak kendimi en son sıraya bıraktım çünkü heyecanımın yatışmasını istiyordum. Hızlanan kalp atışlarımla beraber, kıpkırmızı olmuştum. Yavaşça ayağa kalkarak Önderliğe yaklaşıp, kendimi tanıtmaya başladım. Heyecandan konuşamıyordum. Bunu anlayan Önderlik çoğu zaman hem kendisi soru soruyor hem de kendisi cevap veriyordu. Ben sadece Önderliğin sevgiyle ışıl ışıl yanan gözlerine bakıyordum. Gözlerinde müthiş bir sevgi ve güven gizliydi, mutlak o gözlerdeki sevgi ve güvene layık olmak gerekiyordu. Zap kızının özgürleşmesi dileğinde bulundu. Bana temizliğimi korumam gerektiğini, yoksa sinirleneceğini belirtmişti. Önderlik bütün insanları sihirli gücüyle besliyordu, kimileri özgürlüğün bu gücüyle beslenirken, kimileri de bu sihri bozarak, lanetli yaratıklar senfonisinin tuzağına düşerek saygısızlaşıyordu. Benim için bu sözlerin anlamı büyüktü. Bin yıllardır köleliğe, karanlığa, sevgisizliğe mahkum edilen kadın, Önderlikle gücünü yaşama açıyordu. Bin yılların acımasızlığından intikam alırcasına, sevgiyi, aşkı, paylaşımı kadınca ve insanca yaşama fırsatı yakalayan kadının duygulanması basit değildi. Kadındaki bu duygulanmanın anlamını tek hisseden kişi Önderlik’ti. Ve sonunda ayrılık yaklaşmıştı. Bizi götürecek arabalar bahçeye girmişti. Kalanlardan hatır isteyip, en son kucaklayıp, son bir kez dönüp bakarak ayrılacaktık. Herkesin gözlerinden yaşlar akıyordu. Kimisi gözyaşlarını kimisi hıçkıra-hıçkıra ağlıyordu. Her zamanki gibi biz bayan arkadaşlar duygusallığımıza hakim olamamıştık, ve hepimiz ağlamıştık. Bütün bir kalbimle Önderliği son bir kez kucaklayıp, arabaya yaşlı gözlerle bindim. Önderlik son anda hepimizden başarı bekliyordu. Herkesi yolcu ederken, büyük bir hüzünle özgürlük cennetini geride bıraktık.

Bugün ülkedeki onuncu 9 Temmuz’um oluyor. Nice tarih sayfalarını çevirdik. Başarı ve sevgiyle donatarak gerilerde bıraktık. Kimisini ise hainliklerle, zulumlerle geride bıraktık. Öyle anlar yaşadık ki sevgiyle kanatlandık sanki. Ama hiç bir şey 15 Şubat günü gibi inmedi yüreğimize. Seni bizden alıp götürdüler. Kıskanç tanrıların gazabına uğradık ve sahte yoldaşların gazabına.

Buna rağmen yılmayıp, dört duvar arasında ülkeye, dünyaya ve insanlığa sesini duyurdun. Kabullenmedim bu gerçeği uzun bir süre, beynim duygularıma alışamadı bir türlü, hayal gücüm seni dört duvar arasında, ellerin kelepçeli olarak canlandıramadı. Öyle bir tutsaklık olmamış gibi yaşamak ve düşünmek istedim. Ama nereye kadar? Gerçeğe dönmenin zamanı gelmişti, alışamadığım bu gerçekliğin haksızlığını tüm dünyaya duyurmalıydım. Bunun için yaşamak ve borçlarımı onurluca ödemeliydim. Bu vesileyle burada tekrar yetersiz yoldaşlığımı sorgulayıp, kendimi bu lanetli durumdan kurtarmanın yollarını bulmalıydım. Bu yüz yılın şafağında, yeniden bir Temmuz’u yaşarken, geleceğe sevgi, umut ve aşk dolu bakabilmek. Bunun için günahlarımdan arınmalıyım, katıksız sevgimi geleceğe taşırmada, yeninin mayası yapmada kararlıyım. Bir kez daha sözümü yenilirken tekrardan sana merhaba diyorum Başkanım.

Seninde özlemin olan Kürdistan dağlarının zirvelerinde özgürlükle buluşacağımıza dair olan sonsuz sevgimle, inancımla selamlıyorum.

Şilan

Reklamlar