Demokratik Özerklik…

Demokratik Özerklik…


Demokratik özerklik; söz konusu devletlerle varılan ilişki ve hukuku tanımlar. Yani, Türkiye Devletinin Kürt halkının ulusal kimliğini tanıdığını anayasa çerçevesinde kabul etmesi ya da anayasal olarak tüm kimliklere eşit uzaklıkta olmasıdır. Bu durumla birlikte Kürtçenin eğitim dili haline gelmesi ve kültürel gelişimi için tüm engellerin kaldırılması gerekmektedir.

Botan Aryen

Ulus-devlet daha çok burjuvazinin ortaya çıkardığı bir devlet modelidir. Sermayenin güçlü kılınması ve pazarlar üzerinde hakimiyet oluşturma istemi, ulusal pazar bazında burjuvaziyi tek ulusta karar kılmaya götürmüştür. Özellikle yerel feodal beyliklerin ortadan kaldırılarak tek ulusun varlıksal değerlerinin hakim kılınmasıyla sömürü tekelleri ele geçirilmiş, zaman içerisinde de derinliğe kavuşturulmuştur. Kapitalizmin kökleşmesi için de elverişli olan burjuvazinin ulus-devlet modeli, egemen ulus dışında diğer ulusların varlık gösteremediği ortamlarda kendisini sistem haline getirmiştir. Ulus-devletin ideolojisi olan milliyetçilikle de, seçilen ulusun egemenliği sağlanmıştır. Tek dil, tek bayrak, tek vatan, tek millet körüklenmiş, farklı halkların inkarı üzerinden egemen sınıfın padişahlığı, adeta inşa edilmiş gerçeklik olarak topluma empoze edilmiştir.

Sermayenin küreselleşmesinden kaynaklı gelişmelerinden dolayı, sistem tarafından kendi döneminin vazgeçilmezi olarak görülen ulus-devlet modeli günümüze cevap olmamaktadır. Bunu sadece biz söylemiyoruz. Sömürgeci güçlerin bile bunu aşma arayışı içerisinde olduğu, uluslararası gelişmelerin izlenmesiyle anlaşılabilinir. Tek bir ulusu esas alarak diğer halkları yok sayma politikasının, günümüz koşullarında kapitalist sistemin içerisine girmiş olduğu köklü krize cevap olmaması, devlet modellerinde de merkeziyetçiliğin aşılmasını beraberinde getirmiştir. Sorunsallığa gebe olmak, sorunlarla boğulmak eskiyi aşmayı dayatmıştır. Tek ulusun benimsenmesiyle oluşturulan ulus-devlet zihniyeti teklikler üzerinden geliştirildiğinden, en temel sorun olarak sınırlarını aşamama ve kabuğuna takılıp kalmayı kendisine yaşatmıştır.  Kar hırsının dışa açılımına engel olan bu milliyetçi, dar, merkeziyetçi sistem modelinin burjuvaziye zarar vermesi,  katı yapılanmanın tersinden yumuşatılmasına sebebiyet vermiştir. Değişik oluşumlar devreye konulmuştur. Tabii bunun da sisteme hizmet eder bir politika olduğunu anlamak gerekir.

20. yüzyılda yaşanan sorunlar bağımsız devlet, federasyon ve bölgesel özerk modeller ile çözüme kavuşturulmaya çalışılmıştır.

Federasyon, konfederasyon, eyalet ve bölgesel özerklikler sistemin sorunlarını aşmada yeni oluşumlar olmaktadır. Yeniden kasıt, yeni icat edilmiş olmaları değildir. Bildiğimiz gibi ulus-devletten çok daha önceleri aşiretler arasında konfederasyon örgütlenmesi söz konusuydu. Med konfederasyonu örnek teşkil edebilir. Yeni ile anlatılmak istenen, devlet formunun, daha önce yaşanmış olan bu yönetimsel yapılanmaların kapitalist sistem tarafından farklı bir biçimde kullanılmasıdır. Şimdi de kısaca bu kavramlardan bazılarına açıklık getirebiliriz.

Eyalet; Eyalet sitemi federal sisteme yakın bir içeriği tanımlamaktadır. Hatta günümüzde federal devletlerin yerel birimleri eyalet olarak isimlendirilmektedir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri federal yapılanmaya sahiptir. Hükümetlerine de federal hükümet denir. Bunların alt birimlerine verilen isim eyalet olmaktadır. Eyalet sisteminde yasalar, federal sistemde olduğu gibi anayasaca belirlenmiştir. Her eyaletin kendi sınırları içerisinde hükümeti vardır. Eyaletlerin valileri eyaletin başkanı biçiminde algılanabilir.  Federasyon ve konfederasyonda olduğu gibi eyalet tarzındaki örgütlenmelerde de demokrasinin olması şart değildir. Örneğin İran Devleti de eyaletler düzeniyle yönetilir. Fakat bu durum İran’ın demokratik ülke standartlarında olduğunu göstermez.

Bölgesel özerklik; Bölgesel özerklik ya da otonom bölge olarak tanımlanabilir. Bunlarında sınırları merkezi devlet anayasası tarafından belirlenmiştir. Bölgesel özerk konumunda olan birimlerin yetkileri federe devletin kullandığı yetkilere göre daha sınırlıdır. Devletlerin tanıdıkları özerkliğe göre hukuksal olarak kendi yönetimini oluşturma imkanı değişkenlik gösterebilir. Otonom yapılarda sınırlar bellidir. İngiltere’de, Galler, İskoçya ve İrlanda özerkliğe örnek gösterilebilir. Yine İspanya’da Bask bölgesi özerk yönetime sahiptir.

Önderliğimizin ifade etmiş olduğu demokratik özerklik tüm bunlardan farklı bir çözüm yaklaşımını ifade etmektedir. Sözünü etmiş olduğumuz modellerden her birinden bir şeyler alınmış olsa da demokratik özerklik farklı bir çözüm yoludur.

Demokratik özerklik; söz konusu devletlerle varılan ilişki ve hukuku tanımlar. Yani, Türkiye Devletinin Kürt halkının ulusal kimliğini tanıdığını anayasa çerçevesinde kabul etmesi ya da anayasal olarak tüm kimliklere eşit uzaklıkta olmasıdır. Bu durumla birlikte Kürtçenin eğitim dili haline gelmesi ve kültürel gelişimi için tüm engellerin kaldırılması gerekmektedir. Diğer diller ve kültürler hangi olanaktan yararlanıyorlarsa, Kürt dili ve kültürünün de aynı olanaklardan yararlanması Kürt kimliğini tanımış olmanın ve demokrasinin gereğidir. Önderliğimiz demokratik özerklik derken içeriğine vurguda bulunmuştur. Demokratik özerklikte sınırlara dokunma yoktur. Üniter yapının parçalanması gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir. Aksine demokratik özerklik ile üniter yapı daha güçlü ve gönüllü bir bileşime evirilecektir.

Merkeziyetçi yönetim anlayışıyla artık devleşen sorunlar tek merkezden çözülememektedir. Sorunun gerçekçi çözümü, yerinde yönetimle mümkündür. Bu da merkeziyetçi yapının âdemimerkeziyetçi, yani yerinde yönetim düzenine geçilmesini zorunluluk haline getirmiştir. Örneğin Kürdistan’da bölgesel düzeyde yaşanan bir sorun Ankara’da çözülememektedir. Soruna bulunduğu yerde çözüm yolları aramak, demokratik özerkliğin getireceği demokratik meclislerle mümkün olacaktır. Ne zaman ki ayrı bir meclis dile gelmişse, bu durum ayrılma, bölünme olarak algılanmıştır. Hâlbuki tam tersi durum geçerlidir. Her ulus kendi meclisini kurmalıdır. Demokratik özerklikte Kürt halkının kendi meclisini kurması, bölgede yaşanan tüm sorunların o mecliste çözülmesini beraberinde getirecektir. Bu, ayrılma değildir. Türkiye Meclisi’ni tanımama anlamına gelmez. İç Anadolu’da, Ege’de ve diğer bölgelerde de meclisler olabilir. Bu meclisler, tek merkezin esas alındığı meclislerin küçük sorunlardan kurtulması anlamına da geliyor. Eğer sorun bölge meclisini aşan düzeyde ise, bu sefer üniter devletin üst meclisine taşınabilir. Halkların kendi kendilerini yönetmenin en iyi yoludur. Kürtlerin bu çerçevede kendi meclislerini kurması ve bir yönetim ortaya çıkararak devleti doğrudan ilgilendirmeyen halk sorunlarını çözme imkânına kavuşması ya da meclislerin bu yönlü çalışmasına engel olunmaması da bu özerkliğin diğer bir boyutudur. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi günümüzde genel bir demokratik eğilim olduğu gibi, farklı kimliklerden halklar ve toplulukların kendi meclislerini oluşturması ve halkın işlerinin bir yönetim tarafından yürütülmesi de var olan bir ulusal sorunun çözülmesi açısından çok önemlidir. Devletlerin giderek küçüldüğü ve birçok yetkinin yereller ve demokratik kurumlara bırakıldığı bir çağda, halkların böyle bir meclise ihtiyacı olduğu gibi, yerel sorunlar nedeniyle devletle çatışmalı biçimde karşı karşıya gelmemesi açısından da bu meclisler gereklidir.

Demokratik özerklikte Kürt ulusu kendi öz savunmasını yapmak zorundadır. Öz savunma, toplumsal doğanın ahlaki ve politik yapısının, komünaliteye dayanan temel değerlerinin tümünün korunmasını, her türlü egemenlikçi yaklaşıma karşı toplumun eşitliğe dayalı özünü korumak olarak adlandırılabilir. Toplumsal güvenliği dış tehditlere karşı uniter yapının savunma gücü sağlarken, içerdeki ihtilafları ve toplumun iç çekişmelerini önlemek amacıyla da öz savunma Kürt halkının meşru gücü olacaktır. Bugünkü birçok Avrupa ülkesinde polis teşkilatları zaten belediyelere bağlıdır. Bu yüzden demokratik özerklik ile özgür Kürdistan’da Kürtlerin kendi polisleri, savunma güçleri hazır konumda bulunacaktır

Türkiye’de demokratik özerkliğin gelişebilmesi, devletin demokratikleşmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Demokratikleşme olmadan demokratik çözüm yolunun ortaya çıkmayacağını bilmek gerekir. Gelişecek toplumsal ve kültürel haklar da, demokratik yönetimin işletilmesiyle gerçekleşme imkanı bulabilecektir.

Günümüzde bir insanın yaşam hakkını tanımak yetmez. Onun düşünce ve örgütlenme özgürlüğünü tanımak da demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Dolayısıyla Kürt halkı kendi kimliğiyle özgürce siyaset yapma hakkına kavuşmalıdır. Kendi folklorunu, spor takımını örgütleyebilmelidir. Dilini koruyabilmeli, kültürünü yaygınlaştırmalıdır. Demokratik özerklik, içerik olarak bunları ifade ediyor. Bu çözüm modeli sınırları belli ve kendini devletin yerine geçiren ya da proto-devlet olan federasyon değildir. Demokratik özerklik, öz itibariyle demokrasi koşullarında bir halkın temel demokratik haklarının yaşam bulmasını ve kendi iradesini bir meclisle ifadelendirmesini tanımlamaktadır. Günümüzde halklar ve tüm toplumlar iradelerini meclisleriyle ifade ediyorlar. Bir yerel meclisin varlığı devletle çatışmayı değil, gerilimi azaltan ya da çelişkilere dayanan gerilimin demokratik mücadele kuralları içerisinde kalmasını sağlayacak bir faktör olarak işlev görür. Kaldı ki, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve yerel meclislerin oluşumu artık demokrasinin gelişimine tekabül eden kurumlar olarak görülmelidir. Bunların olması aynı zamanda demokratik ulus gerçeğini açığa çıkaracaktır.

Demokratik özerklik ile demokratik konfederalizm de birbiriyle karıştırılmamalıdır. Aynı zamanda, Demokratik özerklik ile demokratik konfederalizm bir birinin alternatifi de değildir. Bu yüzden demokratik konfederalizmden vazgeçmiş değiliz. Demokratik özerklik söz konusu devletlerle ilişki ve hukuku tanımlar. Demokratik konfederalizm ise ya da diğer ismiyle demokratik komünalizm, devlet dışı kalmış toplumun demokratik örgütlenme ve yaşam biçimi olarak tanımlanır. Demokratik özerklik demokratik konfederalizmin önünde bulunan engellerin kaldırılmasıdır.  Kendisini federal, eyalet ve bölgesel özerklikler gibi devletle girilen hukuksal bir bağla ifadelendirmez. Devletin demokrasiye duyarlı hale getirilmesidir. Demokratik konfederalizm tamamen halkın demokratik kurumlaşma modelidir. Köy komünlerinden mahalle, ilçe ve il meclislerine kadar halkın kendisini tabandan örgütlemesidir. Bu meclisler üst konfedere örgütlenmede somutluk kazanır. Gençlik, kadın, emekçiler vb. soysal kesim ve özgün birimler de, bu tarz bir örgütlenme içerisinde üst konfederasyonda buluşacaktır. Ortadoğu’daki bütün halkların buluştukları zemin ise Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi olacaktır.

Reklamlar