Yeni Kürt kuşağı radikalleşiyor

Yeni Kürt kuşağı radikalleşiyor

Amed Dicle

15 Ocak 2012

Türk savaş uçaklarının Roboski’de 35 Kürt gencini katlettiği gün, İngiliz The Guardian gazetesinde Constanze Letsch imzasıyla “Türkiye’de Kürt sorunu” konulu bir makale yayınlandı.

Gündem bir anda Türk jetlerinin gerçekleştirdiği Roboski katliamına kayınca, haliyle The Guardian’daki yazı, Kürt ve Türk kamuoyundan hak ettiği tepkiyi göremedi.

Constanze Letsch’ın makalesinde, son dönemde Kürdistan ve Türkiye’de yaşanan gelişmelerin, Kürt gençlerini ‘radikalleştirdiği’ üzerinde durulmuş. Letsch, Kürdistan ve Türkiye’nin bazı kentlerinde yaptığı bir takım görüşmelerden sonra yeni kuşak Kürtler’deki ‘kopuşun’ tahlilini yapıyor.

Makalede, özellikle ‘KCK davası’ adı altında yürütülen tutuklama furyaları ile ‘ Kürtlerin kitlesel olarak yargılandığına’ ilişkin çarpıcı tespitler sunuyor. Cezaevlerine atılan binlerce seçilmiş Kürt siyasetçinin, PKK’ye karşı yapılan ve kimyasal silahların yoğun olarak kullanıldığı askeri operasyonların, Kürt toplumunda ve özellikle Kürt gençleri üzerinde yarattığı ciddi sosyolojik etkinin yansımaların meseleyi ‘dışarıdan’ gözlemleyenlere bile ne denli etkili yansıdığını anlamak için söz konusu makaleyi okumakta fayda var.

Gazeteci Constanze Letsch analizinde, yurtdışı yasağı bulunduğu için yakalandığı ölümcül ‘Herediter derin ven trombozu’ hastalığının tedavisi yapılamadığı için ölüme terk edilen Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş ve çeşitli insan hakları savunucuları ile akademisyenlerin görüşlerine de yer vermiş.

Demirbaş’da Türk devletinin Kürtlere yönelik son yıllarda sistematik olarak artan şiddetin yeni kuşak Kürtlerde öfkenin artmasına neden olduğunu vurgulamakta.

Demirbaş’ın görüşleri özellikle önemli, çünkü kendisi çok dilli belediyecilik nedeniyle görevden alınıp cezaevine konulan, buna rağmen ikinci defa yüksek oy oranıyla seçilen bir belediye başkanı. 2 sene önce genç yaştaki oğlu babasına “sivil siyasetle çözüm olmaz” diyerek dağa çıktı ve şuan bir HPG gerillası…

Bir kişi bazen milyonlardaki algıyı ifade edip pratikleştirebiliyor. Bu olgudan yola çıkarak; Demirbaş’ın oğlunun, Kürt gençlerinin duygu ve düşünce dünyasını yansıttığı sonucuna varabiliriz.

Guardian’daki yazıdan bir kaç gün sonra, HPG Anakarargah komutanı Nurettin Sofi’nin ROJ TV’de bir röportajı yayınlandı.

Nurettin Sofi, 2011 yılında 1.300’den fazla Kürt gencinin gerilla saflarına katıldığını açıkladı.

Aynı günlerde KCK Yürütme Konseyi Üyesi Cemil Bayık ANF’deki açıklamasında 2011 yılında gerillaya katılımın geçmiş yıllara oranla ikiye katladığını açıkladı.

Son bir kaç yıldır ve özellikle 2011 yılında bu analiz ve açıklamaları tamamlayan bir çok olay yaşandı.

Örneğin; Barış ve Demokrasi partisinin gençlik meclislerinde çalışan yüzlerce genç tutuklandı.

Çeşitli demokratik gösteri, protesto, eylem ve etkinliklere katılan yüzlerce Kürt genci üniversitelerden uzaklaştırıldı.

‘Okuldan’ uzaklaştırılmayıp katledilenler de oldu tabii. Şerzan Kurt ve Aydın Erdem, Kürt gençleri için sembol olmuş iki isim…

Ya Cüneyt Ertuş’u hatırlıyor musunuz?

Hani 2008 yılında 17 yaşındaydı Newroz kutlamasına katıldığı için polisler tarafından kolu kırılan Kürt genci…

Kolu polisler tarafından çevrilip kırıldığında bir gazetecinin kamerası kayıttaydı ve her izlediğinde insanın isyan edesi gelen o görüntüyü neredeyse bütün dünya izledi.

Cüneyt şimdi 20 yaşında düşünsel ve fiilen bir militan…

20’li yaşlarındaki Kürt gazeteci Hamdiye Çiftçi ise polislerin bu vahşetini haber yaptığı için 20 aydır Bitlis cezaevinde…

Cüneyt’in kolunu kıran polisler, Hamdiye’yi tutuklayan savcı ve mahkemeler tarafında sorgulanmadı, başka işkenceler yapmak üzere hükümet tarafından başka bölgelerde görevlendirildiler.

Cihan Kırmızıgül?

Onunkisi film tadında, siyah beyaz bir “poşu” hikayesi…

20li yaşlarında bir üniversite öğrencisi Cihan. Kürt… Kendi halkının meşru hakları için düzenlenen demokratik aktivitelerden birine katılıp poşu taktığı için 23 aydır tutuklu. Daha ne kadar tutuklu kalacağı net değil ama hakkında 45 yıl hapis cezası isteniyor.

“Poşu” trajikomedyasının “fular” versiyonu da var elbet…

Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi Zeynep Altınkaynak taktığı fulardan 7 aydır tutuklu bulunuyor. Hakkında 19 yıl hapis cezası isteniyor.

Bu örneklerden de anlaşıldığı üzere, AKP Hükümetinin Kürtleri toplum olarak kabullenme ve bu kabulden yola çıkarak Kürtlerin toplumsal hak ve hukukunu tanıma gibi bir anlayışı ve kaygısı kesinlikle yoktur.

Böyle bir anlayış olmadığı gibi kendisine aykırı bulduğu her düşünce ve etkinliği bertaraf etme çabasında olan AKP hükümeti, bu bağlamda ciddi bir paranoya yaşamaktadır.

‘KCK operasyonu’ diyerek neredeyse AKPli olmayan her Kürt hedef haline getirmek, tutuklamak, öğrenci ise okuldan atmak, ‘kaçakçıysa’ savaş uçaklarıyla öldürmek, işçi ise linç ettirmek, bu paranoyanın dışavurumudur.

Bu durum; Kürt sorununu sosyolojik olarak bambaşka bir evreye doğru götürmektedir.

Devletin bu paranoyasının Kürt gençlerinde yarattığı psikolojik etki nedeniyle, Kürtlerin sorunun çözümü için ; ‘Sayın Öcalan ve PKK’ile müzakere edilmeli’ talebi bile artık bu sorunu çözümünde Kürt gençlerini tatmin edebilecek seviye açısından yeterli bir talep olamayabilir.

Bu noktada düşünmesi gereken devletin kendisidir.

Dağ’a gitmekten başka yol bırakmıyorsan, “Dağ’da ne işleri var?” demenin anlamı da kalmaz…

Kürtler her sabah uyandığında ilk refleks olarak “acaba bugün neresi basıldı, kimler alındı?” diye televizyon ve ajanslara bakıyor.

Bu ‘cadı avı’ zihniyetinin teorisyenleri ve uygulayıcıları ise kendi kamuoylarını uyutmaya yönelik ‘PKK her evden bir kişinin ölmesini istiyor’ gibi sapıkça teori ve fikirleri yayıyorlar.

Oysa asıl uyuyanların kendileri olduklarının farkında bile değiller.

Reklamlar