KCK: Tek Taraflı Ateşkesler, Görüşmeler Çözüm Yaratmıyor

KCK: Tek Taraflı Ateşkesler, Görüşmeler Çözüm Yaratmıyor
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı yaptığı yazılı açıklamada, tek taraflı ateşkesler ve bu koşullarda yapılan görüşmelerin çözüm için

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı yaptığı yazılı açıklamada, tek taraflı ateşkesler ve bu koşullarda yapılan görüşmelerin çözüm için gereken imkânları yaratmadığına dikkat çekerek, ‘’Bu şartlar altında demokratik çözüm gelişmeyeceği açıklık kazanmıştır’’ dedi.

‘’Erdoğan Hükümeti, Silvan operasyonunda çıkan çatışmayı gerekçe yaparak kendi deyimiyle yeni strateji ve taktiklerle bir saldırı dönemini başlattığını ilan etmiştir’’ diyen KCK, önümüzdeki süreçte yaşanacak olan olumsuz gelişmelerden ve kayıplardan AKP hükümetinin sorumlu olacağını bildirdi.

Erdoğan’ın yaptığı açıklama ile böylelikle bir dönemin sonuna gelindiğini itiraf ettiğini kaydeden KCK, ‘’Geldiğimiz aşama itibariyle; Önderliğimizle doğrudan görüşme imkânlarımız yaratılmadığı ve Kürt Halk Önderi’nin rolünün gereklerini yerine getirebilmesi için, özgür hareket etmediği sürece bu şartlar altında demokratik çözümün gelişmeyeceği açıklık kazanmıştır’’ dedi.

‘’Devlet, Kürt sorununu şiddet, bastırma ve tasfiye ile halletme yolundan vazgeçtiğini, bundan sonra demokratik anayasal çözümde samimi olduğunu ortaya koyup Önderliğimizin sağlık-güvenlik-özgür hareket etme ortamını yaratmalıdır. Aksi takdirde Hareket ve halk olarak, bizim için hiçbir beyan ve gelişme ikna ve tatmin edici olmayacaktır’’ ifadelerini kullanan KCK, tek taraflı ateşkesler ve bu koşullarda yapılan görüşmelerin çözüm için gereken imkânları yaratmaya yetmediğine dikkat çekti.

KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı’nın yazılı açıklaması şöyle

‘AKP HAREKETİMİZİ TESLİM ALMAYI HEDEFLEDİ’

‘’Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 27 Temmuz 2011 tarihinde avukatlarıyla yaptığı görüşmede, devlet ile PKK arasından çekildiğini beyan etmiştir. Bu durum Kürt sorunu ve sorunun çözümünün yeni bir boyut kazandığı anlamına gelmektedir.

Önder Apo, 12 yıldır içinde tutulduğu ağır esaret koşullarını hiçbir zaman çözüm tartışmalarının önünde engel yapmadı. Bilakis, çok zor ve kısıtlı imkânlar içinde olmasına rağmen, rolünün gereklerini yerine getirmeye büyük özen gösterdi. Sorunun çözümüne kolaylık sağlamak, tarafları ortak bir noktada buluşturmak, demokratik çözüm zeminini yaratmak ve sürecin bir çözüm planı dâhilinde gelişmesini sağlamak için yoğun çaba sarf etti.

Önderliğimiz, kamuoyunun da bildiği gibi, 1993’ten bu yana birçok kere tek taraflı ateşkes ilan etti. Şüphesiz, bu ateşkesler barış ve çözüm için çok değerli fırsatlardı. Devletin bilinen katı inkâr ve imha politikalarından dolayı, altın değerinde olan bütün bu fırsatlar ne yazık ki heba edildi! Buna rağmen, Önderliğimiz AKP hükümeti döneminde de ateşkes süreçlerinin geçerliliğini koruması ve toplumda barışçıl çabaların gelişmesi için, gerillayı çatışma ortamının dışında tutmaya büyük bir itina gösterdi. Hareketimizin, halkımızın ve demokratik kamuoyunun tüm dikkat, çaba ve duyarlılığını sorunun barışçıl çözümüne çekmeye çalıştı. Toplumu olduğu kadar devleti de çözüme duyarlı hale getirmeyi esas aldı.

AKP hükümeti, Önderliğimizin bu anlamlı ve değerli çabalarına olumlu bir yaklaşım göstermesi gerekirken, tam tersi bir politika izledi. Çözümleyici yaklaşımlarımızı bir zayıflık ve zaaf olarak gördü. Bu nedenle Önderliğimizi, Hareketimizden ve halkımızdan tecrit etmeyi, Hareketimizi ise teslim ve tasfiye etmeyi hedefledi. Tarihi diye anılan Erdoğan-Bush görüşmesi de bu gelişmelerin bir sonucu olarak gerçekleşti.

Erdoğan’ın 5 Kasım 2007’de Washington’da ABD Başkanı Bush’la yaptığı tarihi gizli anlaşmanın ne kadar tehlikeli bir anlaşma olduğu gelişen kapsamlı hava saldırılarında ve Zap savaşında ortaya çıktı. Bu anlaşmayla hedeflenen NATO’nun da aktif olarak devreye girmesi ve Hareketimizin kesin olarak tasfiye edilmesiydi. Gerilla alanlarına dönük hiçbir dönemle kıyaslanmayacak kadar ileri teknolojik güç kullanılarak yoğun hava bombardımanıyla Hareketimiz ağır darbelenmek istendi. Diğer yandan Kürt halkına karşı linç ve kültürel-siyasi soykırım politikaları uygulandı. Dışarıda ise ABD’nin ve NATO’nun öncülüğünde AB ülkeleri arasında tutum ve tavır birliği sağlanarak Hareketimiz, hedef tahtasına oturtulup tam bir kuşatma ve ezme planı uygulandı.

Önderliğimiz, sürecin çözümsüzlükten demokratik çözüme evirilmesi için, Kürt sorununda demokratik çözüm yollarını içeren bir yol haritasını hazırlayıp 2009 Ağustos ayında Türk devlet yetkililerine sundu. Ne var ki, Türk devleti çözüm tartışmalarına aydınlatıcı olan bu yol haritasına el koydu. Bununla toplumda çözüme dönük tartışmaları, adına ‘milli birlik ve beraberlik’ denilen tasfiye amaçlı proje ekseninde yönlendirmeyi hedefledi. Bunun devamında askeri ve siyasi tasfiye çok yönlü dayatıldı.

Hareketimiz, Türk devletinin kapsamlı saldırı ve operasyonlarına karşı 2010 1 Haziran hamlesiyle cevap verdi. Yaklaşık iki ay kadar süren 1 Haziran hamlesi, beraberinde çözüm yönünde arayışları yeniden güçlendirdi. Bu arayışlardan biri de Türk devletinin Önderliğimizle doğrudan ve resmi bir heyetle görüşmelere başlaması oldu.

Önderliğimiz bunun üzerine 2010 yılında taraflara ateşkes çağrısı yaparak, devletle müzakere sürecinin başlaması için zemin hazırladı. Hareketimiz, Önderliğimizle yeniden görüşmelerin devlet adına resmi bir heyetle başlaması üzerine barışçıl çözüm şansının gelişebilmesi için 13 Ağustos 2010 tarihinde tek taraflı ateşkes ilan etti. Bu süre zarfında Önderliğimiz görüşmelerin müzakere aşamasına varması için 2011 yılı Mayıs ayında devletin resmi heyetine 3 protokol sundu. Devlet adına görüşmeleri gerçekleştiren heyetle varılan mutabakat gereğince, 12 Haziran seçimlerinden sonra yeni kurulan Hükümetin bu protokollere işlerlik kazandırması gerekmekteydi. AKP hükümetinin bu konuda şimdiye kadar attığı olumlu hiçbir adım olmadı.

Önderliğimiz, Başbakan Erdoğan’ın güvence vermesi ve kendisine çağrı yapması halinde, gerilla güçlerini bir hafta içinde çatışma ortamı dışına çekip sorunu kesin çözüm yoluna koyacağını açıkça duyurdu. Bu, Önderliğimiz dışında hiç kimsenin karar verebileceği bir husus değildir. Yine, bu otuz yılı aşkındır süren savaş gerçekliğine bakıldığında karşı tarafın çözüm yönünde kararlı ve iradeli bir duruş sergilemesi halinde otuz yılda başarılamayanın bir hafta içerisinde başarılması gibi tarihi bir adımın atılmış olması demekti.

‘BİR DÖNEMİN SONU’

AKP hükümeti, bu çok değerli olan fırsatı ve çağrıyı duymazlıktan gelip değerlendirmemekle inkâr ve imhada ne kadar ısrarlı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Bununla birlikte askeri ve siyasi operasyonları da bundan sonra artarak geliştireceğinin işaretini vermiştir. Zaten ateşkes ilan ettiğimiz 2010 13 Ağustos’undan bu yana, devletin askeri ve siyasi operasyonları durmamıştır. Aksine siyasi alana dönük operasyonlar artarak gelişmiş; polis saldırılarında onlarca kadın, Kürt çocuk ve genç öldürülmüş, binlercesi gözaltına alınıp tutuklanmıştır. Kesintisiz devam eden askeri operasyonlarda ise çatışmalı dönemden daha fazla gerilla kayıplarımız yaşanmıştır. Mart ayından bu yana, savunma pozisyonunda olan gerillaya karşı Türk devletinin geliştirdiği operasyonlarda 51 gerilla şehit düşmüştür. 14 Temmuz günü Silvan kırsalında çıkan çatışmada Türk ordusunun verdiği büyük kayıplar ise güçlerimizin planladığı bir eylem olmayıp, gerillanın Türk ordusunun geliştirdiği yaygın ve yoğun operasyon gücünü karşılama sonucunda meydana gelmiş bir olaydır.

Erdoğan Hükümeti, Silvan operasyonunda çıkan çatışmayı gerekçe yaparak kendi deyimiyle yeni strateji ve taktiklerle bir saldırı dönemini başlattığını ilan etmiştir. Kuşkusuz önümüzdeki süreçte yaşanacak olan olumsuz gelişmelerden ve kayıplardan AKP hükümeti sorumlu olacaktır. Erdoğan yaptığı açıklama ile böylelikle bir dönemin sonuna gelindiğini itiraf etmiştir. Bu durumda ya halklarımız için sonuçları çok ağır ve faturası büyük, acılı, şiddet yüklü bir süreç gelişecektir ya da kördüğüm haline gelen Kürt sorununda gerçek demokratik çözüm kapısı aralanacak ve barışı çoktan hak etmiş olan halklarımız için yepyeni bir gelecek başlayacaktır.

‘TEK TARAFLI ATEŞKESLER, BU KOŞULLARDA YAPILAN GÖRÜŞMELER ÇÖZÜME YETMİYOR’

Önderliğimizin devletle sürdürdüğü görüşmelerin amacı, halklarımıza hak ettikleri çözüm ve barış sürecini başlatmaktı. Görüldü ki, tek taraflı ateşkesler ve bu koşullarda yapılan görüşmeler, çözüm için gereken imkânları yaratmaya yetmemiştir. Kürt Halk Önderinin devlete ve Hareketimize sunduğu 3 protokol, devlet tarafından yanıtsız bırakılmıştır. Önderliğimiz devletle sürdürülen görüşmelere belli bir anlam biçmekle beraber gelinen noktada ne devletin, ne de Hareketimizin yaklaşımını yeterli görmüştür. Bu nedenle devletle hareketimiz arasından çekilme tutumunu halkımızla ve kamuoyuyla paylaşmıştır. Önderliğimizin, demokratik çözüm projesine yol aldıracak, demokratik anayasal süreci ilerletecek bir yaklaşımın gelişmemesi nedeniyle aldığı tutum, Türk devleti ve ilgili tüm çevreler için önemli ve ciddi sonuçlar çıkarılması gereken bir durumu ifade etmektedir. Özgürlük Hareketimiz ve Kürt halkı için de üzerinde önemle durulması gereken bir duruştur. Bu nedenle Kürt ve Türk aydınları, duyarlı birçok kesim, siyasetçi ve akademisyenin Önderliğimizin bu tutumunu tartışması ve yorumlaması anlaşılırdır.

Hareket olarak, tarihimiz boyunca en güçlü bir pozisyonda olmamıza rağmen, devleti resmen çözüm noktasına çekemeyişimiz ve gerekli çözüm araçlarını ortaya çıkaramayışımız ciddi bir yetersizlik durumundadır. Bunun için yeterli bir mücadele zenginliği ve performansını açığa çıkaramayışımız, görevlerimizi yeterince yerine getirilmemesi bakımından şüphesiz bir eleştiri ve özeleştiri konusudur.

‘BU ŞARTLAR ALTINDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM GELİŞMEZ’

Geldiğimiz aşama itibariyle; Önderliğimizle doğrudan görüşme imkânlarımız yaratılmadığı ve Kürt Halk Önderi’nin rolünün gereklerini yerine getirebilmesi için, özgür hareket etmediği sürece bu şartlar altında demokratik çözümün gelişmeyeceği açıklık kazanmıştır. Hareket ve halk olarak Önderliğimizin eşsiz çabalarına büyük bir değer ve anlam biçtiğimiz kesindir. Bu çabalarının karşılık bulması için, şimdiye kadar İmralı esaret koşullarına ve devletin tasfiye politikasına rağmen sürece son derece duyarlı davranıp hassas yaklaştık. Fakat bir kez daha görüldü ki, bu pozisyonumuz ve hassasiyetimiz süreci ilerletmeye yetmemiştir.

Bir kördüğümüne dönüştürülmüş bulunan Kürt sorununun çözümü, Önder Apo’nun muhatap alınması ve rolünü oynayabilmesi için sağlık, güvenlik ve özgür hareket etme koşullarının yaratılmasıyla ancak mümkündür. İmralı esaret koşullarında geçen 12 yıl ve özellikle son iki yılda yaşananlar Önderliğimiz özgür olmadıkça sorunun kesinlikle çözülemeyeceği gerçeğini hiçbir tartışmaya yer vermeyecek netlikte kanıtlamıştır. Kürt sorununun çözümünü Kürt Halkının Önderliğinin konumundan ve PKK’den ayıran zihniyet ve politikalar gerçekte çözümü istemeyen art niyetli tehlikeli yaklaşımlar olup, kısır bir döngüyü hep canlı tutma gayretinden başka bir anlam ifade etmemektedir.

‘ÖCALAN’IN ÖNÜ AÇILMALI’

Devlet, Kürt sorununu şiddet, bastırma ve tasfiye ile halletme yolundan vazgeçtiğini, bundan sonra demokratik anayasal çözümde samimi olduğunu ortaya koyup Önderliğimizin sağlık-güvenlik-özgür hareket etme ortamını yaratmalıdır. Aksi takdirde Hareket ve halk olarak, bizim için hiçbir beyan ve gelişme ikna ve tatmin edici olmayacaktır.

Kürt sorununun çözümü her geçen gün kendisini en yakıcı bir biçimde şiddetle dayatmaktadır. Sorunun demokratik çözümünü sağlayacak güce ve role sahip olan tek kişi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dır. Bu, herkesin bildiği ve kabul ettiği bir realitedir. Bundan hareketle çözüm sürecine hızla girilmesi ve bu sürecin sağlıklı yürütülmesi için Kürt Halk Önderi’nin önünün açılması şarttır. Bu temelde hareket olarak Önderliğimizin sağlık ve güvenlik sorununun çözümüyle birlikte özgür hareket etme imkânlarına kavuşmasını acil ve zorunlu görmekteyiz.

Çözümden yana olan tüm çevrelerin ve şahsiyetlerin bu gerçeği görerek, her zamankinden daha duyarlı ve cesaretli hareket etmeleri, sürecin demokratik çözüm ve barışla taçlanmasına büyük bir hizmet sunacaktır. Kalıcı barış da ancak böyle gelebilecektir. Hareket olarak geçmiş dönemde yaşanan yetersizlikleri aşma, Kürt sorununun çözümü ve Önder Apo’nun özgürlüğünü sağlamada daha yetkin ve zengin yöntemlerle bir mücadele için her zamankinden daha fazla gerekli güç ve kararlılığa sahibiz. Kürt sorununda şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin temel politikası durumunda bulunan şiddet eksenli inkâr ve imha siyaseti iflas etmiştir.

Şimdi AKP’nin farklı araçlarla bu siyaseti yeniden gündemleştirmesi karşısında, hareketimizin yüksek tecrübesine dayanarak daha zengin ve daha yetkin bir mücadeleyle görkemli bir direnişi geliştirme temelinde sonuçsuz bırakacağı kesindir. Halkımızın ve hareketimizin, şiddet politikalarına karşı kendini savunma ve mücadeleyi daha ileri noktalara taşıma gücüne sahip olduğu açıktır. Bu gerçeğin görülmesi, yeniden şiddet politikalarına yönelme değil, Önderliğimizin 27 Temmuz’da devlete dönük yaptığı çağrının dikkate alınması çözüm yolunu açacaktır. Bu, sorunun köklü çözümünde tek yoludur. Bu nedenle Önderliğimizin rolünü oynayabilmesi için gerekli koşulları yaratmak, çözüm için birinci ve en önemli adım olacaktır. Mücadelemiz bütünüyle bu eksende yoğunlaşacak, Önderliğimizin güvenliği, sağlığı ve özgür hareket etme koşullarını yaratma, bu temelde çözümü geliştirme, temel hedef olacaktır.

‘YENİ DÖNEM MÜCADELESİ’

Tüm halkımızın ve demokratik-yurtsever kurumların bu eksen üzerinde yoğunlaşarak yeni dönem mücadelesinin geliştirilmesi büyük bir önem arz etmektedir. Tarihin bu önemli döneminde büyük hamlemizin nihai sonuca ulaşması için tüm koşulları dikkatle değerlendireceğimiz, büyük tarihi yürüyüşün başarısı için tüm gücümüzle mücadeleye yöneleceğimiz ve başarıyı mutlaklaştıran bir tarzı pratikleştireceğimiz kesindir. Bu inanç ve kararlılıkla yeni dönemin görevlerinin üzerine yürüyerek gerçek barış ve özgürlük yaratılacaktır.
Kürdistan Stratejik Araştırmalar Merkezi
Reklamlar