İmralı’nın tutumunu doğru anlamak

İmralı’nın tutumunu doğru anlamak
Hüseyin ALİ
PKK Lideri Abdullah Öcalan kendisinin idare edilecek biri olmadığını, AKP’nin çözüm politikası bulunmadığını, kendisiyle görüşen heyetin de gerekli çabayı göstermediğini belirterek kendisinin mevcut koşullarda yapacak bir şeyi kalmadığını belirtti.
Çözüm için rolünü oynaması isteniyorsa sağlık, güvenlik ve özgür hareket etmesinin sağlanması gerektiğini söyledi. Amiyane deyimle artık top AKP hükümetindedir. AKP hükümetinin çözüm isteyip istemediği İmralı’ya yaklaşımıyla belli olacaktır.
Eğer PKK Lideri Öcalan’ın talepleri karşılanırsa çözüm niyeti ortaya konulmuş olacaktır. Bu çağrıya olumlu cevap verilmezse savaşla Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezme politikasının devrede olduğu netleşecektir.
DTK de yaptığı iki günlük toplantıda eğer Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgür çalışma koşulları sağlanmadığı takdirde buna karşı mücadele edeceğini açıkladı. Öcalan’ın içinde olmadığı hiçbir siyasi projenin kabul edilmeyeceğini ilan etti. KCK de Öcalan’ın onaylamadığı hiçbir şeyi kabul etmeyeceğini defalarca açıkladı. Gerillayı dağdan indirecek tek gücün İmralı olduğunu kamuoyuna duyurdular. Dolayısıyla İmralı’nın ben bu koşullarda bir şey yapamam değerlendirmesini herkes ciddiye almalıdır. Politik esnekliğin ustası olan bir liderlik bunu söylüyorsa İmralı’daki görüşmelere devletin ciddi yaklaşmadığını anlamak gerek. Kürt sorunu gibi çok önemli ve ciddi soruna ciddi yaklaşmamak en hafif deyimle basitliktir.
AKP hükümeti 9 yıldır iktidardaysa, 2006’dan bu yana İmralı’yla ve PKK’yle görüşmeler sürdürülüyorsa, buna rağmen Kürt sorununun çözümü için adım atılmıyorsa bu ya AKP hükümetinin basiretsizliğidir ya da oyalama politikası yürütülmektedir. Her iki durum da AKP hükümeti için bir başarısızlıktır; yanlış bir politika sahibi olmaktır. AKP hükümeti bu yanlışından dönmezse, İmralı’dan giden talepleri karşılayıp Kürt sorununun çözümünde adım atmazsa tüm diğer savaş hükümetlerinin sonuyla karşılaşacaktır.
“Ordu şimdiye kadar başarısızdı, biz bu orduyu düzelteceğiz ve polisi kullanarak çözeceğiz” deniyorsa sonuçta AKP hükümeti de bu sorunun bastırılamayacağını anlayacak, ama sonuçta kaybeden kendisi olacaktır. Bazılarının söylediği gibi AKP kaybederse yerine daha önce kaybetmiş olanlar geçmeyecektir. AKP’nin yenilgisi Türkiye’de gerçek demokrasinin gelmesinin önünü sonuna kadar açacaktır. Çünkü AKP dışında kendini Kürt Özgürlük Hareketi karşısında sınayacak yeni bir güç ortaya çıkmayacaktır.
Ya AKP mevcut yanlıştan dönecek, Kürt sorununun çözümü konusunda adım atıp Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü açacaktır ya da demokrasi güçleri karşısında yenilerek demokratikleşmenin önünde engel olmaktan çıkarılacaktır. Kısa sürede bu iki yoldan birine girilecektir.
AKP’nin seçim öncesi ve sonrası yaklaşımlarının yanlışlıktan dönüp çözüm yoluna girmeyeceğini gösteriyor. Bu nedenle tüm demokrasi güçlerinin Türkiye’yi yeni bir otoriter rejime mahkum etmeye çalışan AKP hükümetine karşı harekete geçmesi gerekir. Her yerde Demokratik Ulus konferanslarını yaparak AKP hükümetine karşı mücadelenin platformları ortaya çıkarılmalıdır. Bir taraftan çatı partisiyle bu mücadelenin örgütlü gücünü, diğer taraftan ortak program ve eylem biçimlerini ortaya çıkarmak acil hale gelmiştir.
AKP, Türkiye demokrasi güçlerinin ve Kürt halkının onlarca yıldır yürüttüğü demokrasi mücadelesinin ortaya çıkardığı birikimleri kendine demokrat kendine Müslüman karakteri doğrultusunda tüketmeye çalışıyor. Halkların demokrasi mücadelesinin ortaya çıkardığı demokrasi özlemi ve gücünü şimdiye kadar kendini iktidarda tutmak ve devletin yeni sahibi olmak için kullanmıştır.
Türkiye halkının ve Kürt halkının büyük bedeller vererek yarattığı demokrasi birikimi, özlemi ve gücünü şimdi de kendi istediği biçimde yapacağı anayasayla tüketmek istemektedir.
Demokrasi güçleri, AKP hükümetinin demokrasi birikimini, özlemi ve gücünü tüketmesine fırsat vermemelidir. Halkların ortaya çıkardığı bu birikim ve özlem Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi doğrultusunda harekete geçirilmelidir. AKP’nin demokratik birikimi kendi çıkarları doğrultusunda tüketmesine izin vermek yeni bir baskıcı anayasa ve otoriter sistemin Türkiye halklarına dayatılması anlamına gelecektir.
PKK Lideri Öcalan, geri çekilmesiyle AKP’ye ya adım atarsın ya da mücadeleyle aşılırsın mesajı vermiştir. Demokrasi güçlerine de Kürt sorununun demokratik çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için adım atmayan AKP’ye karşı mücadele etme çağrısı yapmıştır. İmralı’dan gelen çağrıyı böyle anlamayan herkes gaflet durumuna düşmüş olacaktır.
Önümüzdeki haftalar ve aylar çok önemlidir. Kürt halkının, bir bütün olarak Türkiye halklarının kaderi çizilecektir. Hatta Ortadoğu’nun kaderi belirlenecektir. Ya AKP demokratik adımlar atmaya zorlanacaktır ya da yarattığı otoriter rejimle dış güçlerin Ortadoğu’daki ajanı olma rolünü daha aktif ve acımasız biçimde yürütmeye çalışacaktır.
Türkiye’de klasik bürokratik egemenlik aşılıyor. Yeni iktidar blokları Türkiye’ye hakim oluyor. Artık AKP devletleşmiştir. Yeni devletin ideolojisi Türk-İslam sentezidir. Buna yeni Osmanlıcılık da denilmektedir. Bu yeni Osmanlıcılığı Ortadoğu’da hakim kılmak istiyor. Bunun için hem dış güçlerin ajanlığı ve taşeronluğuna soyunuyor hem de alt bir egemen olarak bölgenin etkin gücü olmak istiyor. Şu anda bunun önünde engel olarak Kürt Özgürlük Hareketi görülüyor.
Kuşkusuz Türkiye demokratikleşerek Ortadoğu’nun en etkin gücü haline gelebilir. Ama bu demokratik gücünden gelen bir etki olacaktır. Türkiye bunu değil, otoriter gücüyle etkili olma politikasını tercih ediyor. Bunun için de orduyu ve polisi otoriter gücüyle etkili olma konumuna getiriyor.
Anlaşılıyor ki bu konuda en iyi kurmay olarak Necdet Özel seçilmiştir. Bu generalin Kürdistan’daki uygulamaları dikkate alındığında neden tercih edildiği daha iyi anlaşılıyor. Kürdistan’da kullanılacak sert gücün komutası bu generale verilecektir.
Bu generale Kürtler şimdiden kimyasal Necdet demeye başlamışlardır. Bu general döneminde gerillaya karşı kimyasal silah kullanılmasının arttığı söyleniyor.
En son Amanoslar ve Dersim’de gerillanın üstüne beyaz duman çıkaran gaz atılıyor. Bu, kısa süre bayılmalar yaratıyor. Bunun üzerine askerler üzerine gidip kurşunları sıkıyorlar. Böylece çatışmada öldürüldüğü söyleniyor. Bu silahın bu generalin ikinci ordu komutanı ve jandarma komutanlığı döneminde sık sık kullanıldığı iddia ediliyor.
Kimyasal silah kullanmak maliyeti en az savaş biçimi olarak görülebilir, ama Kürtlere daha önce kimyasal silah kullananların akıbeti biliniyor.
Başbakan’ın sert söylemiyle bu generalin sertliği dikkate alınınca herhalde Çiller-Güreş çifti uygulamasının sahibi olacakları anlaşılmaktadır.
Ancak bir şeyin birincisi trajediyse ikincisi komedi olmaktan kurtulamaz biçiminde ünlü bir sözün olduğu bilinmektedir.
Reklamlar