Asker JİTEMİN’den Polis JİTEM’ine

Asker JİTEMİN’den Polis JİTEM’ine
Özgür Bilge
1995 yılında JİTEM’e bağlı “Mehmetçik Vakfı” Kürt çocuklarını Türkleştirmede en önemli misyonu oynayan Gülen’i “Teşekkür Beraatı” ile ödüllendirdi.
Soğuk savaş döneminin de nice karanlık olaylar oldu. Bu olayların arkasındaki gücün Süper NATO’nun çekirdek örgütü olan Gladio olduğu söylendi. Daha sonra bunun bir söylentiden ibaretin de ötesinde derin ve kapsamlı bir hakikat olduğu açığa çıktı.
Soğuk Savaş yıllarının bir yansıması olan NATO üyesi ülkelerde değişik adlarla adlandırılan bu kont-gerilla örgütü sonraki yıllarda tasfiye edildi. Daha çok İtalya’daki ismiyle ağırlıkta Gladio olarak tanındı.
İki bloklu dünyanın tek bloka dönüştüğü ve Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Gladio örgütüne ihtiyaç kalmadığı için İtalya’da da tasfiye edildi.
İtalya’nın eski Gladio şefi ve Cumhurbaşkanı Francesca Cossiga, Gladio için şunları söylemişti.
“Her şey 2’nci Dünya savaşında başladı. Winston Churcill, Maliye Bakanı’na gizli bir örgüt kurulması talimatını verdi. İngilizlerin Özel Harekât Servisi (SOE: Special Operation Service) Nazilerin içine sızmakla görevlendirildi. Amerikan OSS(Office for Strategic Service) adı altında kurulan gizili örgüt de istihbarat topluyordu. 2.Dünya savaşındaki yapı CIA’nin temelini oluşturdu. Soğuk Savaş başlayınca, İngilizler Sovyetlerin Doğu Avrupa’yı işgalinin önlenemeyeceğini ve buna karşı gizli bir örgüt kurulmasını teklif ettiler. Amerikalılarla birlikte (Stay Behind Nets) SBN yani Özel Harekâtçıları kurdular.
Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika, Norveç, Yunanistan ve Türkiye’de kuruldu. Ama bağlantısız olan Avusturya, İsviçre ve İsveç’te benzer örgütler oluşturuldu. En güçlü olan Almanya’dakiydi.
Merkez Brüksel’deki Shape karargâhıydı. Bu işin esas beyni İngilizlerdi. Gladio’ya para Amerikalılardan geldi.
Bu özel teşkilatın NATO’nun askeri kanadıyla ilgisi yoktu. Kuzey Atlantik Teşkilatı ile ilgiliydi. Özel Harekât Teşkilatı tamamen siyasi kanada bağlıydı”.
2. Dünya Savaşı sonunda Soğuk Savaş’ın başladığı günlerde Francesa Cossiga ile birlikte İngiltere’den Margareth Thatcer,  Almanya’dan Helmut Schmidt ile Helmut Kohl ve Fransa’dan Valery Gisgard d’Estaing adlı genç siyasetçiler Özel Harp eğitimini almak üzere ABD’ye gittiler. Ve beşi de Soğuk Savaş’ta en etkin rolü oynayan liderler oldular.
 TRUMAN DOKTRİNİ VE TÜRKİYE’NİN GLADİO’SU
2.Dünya savaşından sonra artık dünyanın yeni küresel ve önder gücü ABD oluyordu.
Daha önceden İngiltere’nin Türkiye ve Yunanistan’a verdiği güvenceyi ABD devralıyordu. Bunun ardında 12 Mart 1947’de ABD Truman doktrini ile kapitalist modernitenin yaşam tarzını hâkim kılmak, Sovyetlerin oluşturduğu reel sosyalist rejimin yayılmasını engellemek ve demokratik modernitenin eşitlik ve özgürlük değerlerini yok etmek için etkinlik kurmayı amaçladı. Bu amaçla NATO kuruldu ve batıda Sovyetlere karşı bir kalkan oluşturuldu. Truman doktrini çerçevesinde Sovyetlere karşı Müslüman ülkelerde de “Yeşil Kuşak Projesi’ni” örgütledi.  Çıplak askeri işgallerden ziyade uluslararası sermaye harekete geçiriliyordu. ABD bu amaçla Türkiye’ye mali ve askeri destek başlattı. Bunun karşılığında Türkiye’ye Ortadoğu’da, ABD’nin jandarması olma rolü verildi. Adına Marshall Planı denilen ekonomik bir plan oluşturuldu. Bu planın oluşturulduğu dönemde, Türkiye’de CHP iktidardaydı. CHP, ABD’den daha fazla destek almak için IMF’ye üyelik başvurusunda bulundu. Üyeliğe alınmak amacıyla, 1947’de 7 Eylül kararlarını almış ve uluslar arası sermayenin etkinlik alanına girmişti. İki partili seçimlerle birlikte Demokrat Parti 1950 yılında CHP’ye ezici bir üstünlük sağladı. Serbest piyasa ekonomisi ve ABD’ye yandaşlık konusunda CHP’den daha hararetliydi.
Batının Türkiye’yi kabul etmesinde öyle ileriye gitti ki, NATO’ya girebilmek için, Kore savaşına 25 bin asker gönderdi. Ancak yoksul Kürt, Türk ve diğer halkların 2500 evladını Kore topraklarına gömüp kendini Batıya kanıtladıktan sonra, 18 Şubat 1952’de NATO’ya girebildi.
Truman doktrinine sarılan DP, ABD için biçilmiş bir kaftandı. ABD’nin “Yeşil Kuşak Projesi” çerçevesinde Türkiye’ye verdiği role harfiyen uyan DP idi. Gladio’nun Türkiye ayağı olan Özel Harp Dairesi ilkin 1952 yılında Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla kuruldu.
Zira ödeneği de ABD tarafında karşılanıyordu. Kuşkusuz ABD’nin Yeşil Kuşak Projesine denk düşen bir öğretide icat edilmişti. Adına Türk-İslam sentezi deniliyordu. ABD’nin yönlendirmesi, denetimi ve gözetimi altında tarikatlar içinde en etkili olan Nur Tarikatı aracılığıyla Türk-İslam sentezinin tohumları atılıyordu. Said-e Kurdi öğretisi tersyüze edilip Türk ırkçılığının hizmetine sokuluyordu.
YEŞİL GLADİO ELEMANI FETULLAH GÜLEN
Bunun için bir figürde bulunmuştu. Adı Fetullah Gülen idi. Fetullah Gülen 16 yaşında iken 1957 yılında Erzurum’da Gladio elemanı üsteğmen Esad Keşafoğlu tarafından Nur Cemaatine kont-gerilla elemanı olarak sokulmuştu. CIA ile Türk Gladio’sunun Fetullah Gülen’nin önüne koyduğu misyon çerçevesinde Gülen, Türk-İslam sentezinin dal budak kök salmasına öncülük ediyordu. Gülen, ABD’nin direktifleri doğrultusunda, özü faşizm ve yapısal ırkçılık olan bu öğretiyi yaymak amacıyla “Komünizm İle Mücadele Dernekleri’ne” kuruculuk yaptı.
Gülen’i Gladio elemanı olarak Nur Cemaati’ne sızdıran Esad Keşafoğlu ise Türkiye daha NATO’ya girmeden önce 1948 yılında Özel harp eğitimini almak için ABD’ye gönderilen 16 kişilik ilk ekipte yer alanlardan biridir. Ekipteki diğer kilit subaylar şu isimlerden oluşuyordu: Alparslan Türkeş, Turgut Sunalp, Daniş Karabelen, Ahmet Yıldız, Suphi Karaman, Faruk Ateşdağlı, Refik Tulga. Rütbeleri teğmenlik ile albay arasında değişiyordu.
1965 ile 1992 yılları arasında Özel Harp Dairesi adı altında her türlü katliam ve darbeleri yapan Süper NATO’nun bu Gladio örgütü 1992 yılında Özel Kuvvetler Komutanlığı adını almıştır.
1992 yılına kadar ağırlıkta Kürtler, kısmi olarak İslamcılar ile Türkiye sol ve devrimci hareketlere karşı kullanılan Özel Harp Dairesi, 1991 yılından itibaren tamamen Kürtlere karşı kullanılmak üzere yeniden örgütlendirildi ve 1992’de “Özel Kuvvetler Komutanlığı” adını aldı.
1952 yılında Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla kurulan ve 1965 yılında Özel Harp Dairesi adını alan Gladio, 1990 yıllarına kadar “milli bir Gladio” idi. 1990’lı yıllarda bu Gladio özerkleşti. Kenan Evren bunu itiraf etmişti. Hatta İtalya’daki Gladio şefi Cassigo da Türkiye’deki Gladio’nun merkezinin Brüksel’deki Shape karargâhına bağlı milli bir Gladio olduğunu belirtmişti. Türk Gladio’sunun nasıl özerkleştiği ve beyninin hangi ülke olduğunu 1990’larda Doğan Güreş, “Kürtleri tasfiye için İngiltere’den yeşil ışık aldık” sözleriyle açıklamıştı.
NATO,  Türk Gladio’sunun Kürtler ve PKK’ye karşı Özel Harp çerçevesinde yeniden örgütlendirilip harekete geçirilmesinde Türkiye’ye destek verdi.
Merkezi de Almanya’ydı. Kürtlere ve PKK’ye karşı merkezin Almanya olması Cossiga’yı da doğruluyordu. Hanefi Avcı’nın kitabında bu durum açık olarak dile getirildi.
1985 yılından itibaren NATO sözleşmesinin 5.maddesi PKK’ye karşı harekete geçirildi.
Türkiye’ye yoğun destek verildi.
 Gladio’nun vurucu güçlerinden olan Özel Harekâtçılar örgütlendirildi ve Kürdistan’a yollandı.
26 Mart1985’te, paramiliter bir örgüt olan Köy Koruculuğu sistemi 18 Mart1924 tarihli ve 442 sayılı Köy Kanununa, 3175 sayılı yasaya dayandırılarak bir hüküm eklendi ve böylece geliştirildi.
Gladio sadece korucularla yetinmedi.
JİTEM’in kurucularından Albay Arif Doğan’ın itiraf ettiği gibi Hüseyin Velioğlu, Türk ordusu tarafından görevlendirildi,  direkt JİTEM’e bağlı olarak Hizbul-Kontra örgütü kuruldu. Binlerce Kürt yurtseveri devletin bu tetikçileri tarafında katledildi.
1985’te itirafçılık yasası da çıkarıldı. İtirafçılar tetikçi olarak kullanıldı.
1987’de JİTEM kuruldu.
Binlerce köy boşaltıldı. 17 binin üzerinde Kürt yurtseveri katledildi. Şirnex, Lice u Pasur gibi şehirler tanklarla, toplarla ve helikopterlerle vuruldu. Hem Milli Gladio hem de Özerk Gladio döneminde bu yakıp yıkmalar ve katliamlar yapıldı.
1993 yılında ise Çillerin darbesiyle Türk Gladio’su özerkleşti. Ergenekon davasından yargılananlar Çiller döneminin yani Türk Özerk Gladio’sunun deşifre olan kesimleridir.
BEYAZ TÜRKÇÜ GLADİO’DAN YEŞİL TÜRKÇÜ GLADİO’YA 
AKP, Ergenekon davasıyla Gladio’yu tasfiye ettiğini söylüyor. Gerçek tam tersidir.
Ne denildiği gibi Gladio tasfiye ediliyor ne de Gladio AKP’den bağımsızdır.
Daha önce Beyaz Türkçü Gladio diye de tabir edilen Milli Gladio’nun tetikçileri hep Yeşil Türk Irkçıları idi.
Demokrat Parti’nin 1950’de iktidara gelmesiyle birlikte bu bir hakikat haline geldi.
ABD, Nur Tarikatı’nı zemin yaparak Gladio örgütlenmesine gitti. CIA, Yeşil Kuşak Projesi çerçevesinde Nur Tarikatı içindeki bir kesim Yeşil Türkçüleri Gladio elemanı olarak örgütledi. Bu Gladio elemanları Said-i Kurdi’nin eserlerini tahrif ederek, Türk ırkçılığına hizmet eder hale getirdiler. Dini ve Nur tarikatını devlet ve Türk ırkçılığının hizmetine soktular.
GLADİO’NUN HER DÖNEMDEKİ AKTÖRÜ FETULLAH GÜLEN
Baş aktörde rol oynayan ise Fetullah Gülen idi. 1960’lar da Erzurum ve İzmir de direkt ABD ile Orgeneral Cemal Tural’ın emriyle Komünizmle Mücadele Derneği adı altında Yeşil Türkçü örgütlemeyi başlattı. Sözkonusu derneğin kuruluşunu Gülen şu sözlerle Küçük Dünyam adlı kitabında aktarıyordu. “Erzurum’da Komünizmle Mücadele Derneği’ni açma teşebbüsümüz oldu. O güne kadar sadece İzmir’de vardı. Bir arkadaşı İzmir’e gönderip tüzük getirttik”.
Çok ilginçlik arz eden bir durum ise Fetullah Gülen’in Said-i Kurdi mezarını Riha’da açıp cenazesini götürüp kaybettiren General Cemal Tural birlikte hareket etmesidir.
Said-i Kurdi’nin düşüncesinin içini boşaltıp, Türk ırkçılığı ve misyonerlik temelinde kullanan Gülen, Tural için şu methiyeleri diziyordu. 
“Cemal Tural 2. Ordu Komutanıydı. Ve hakikaten milliyetçi görünüyordu. Barzani hareketini adım adım takip ediyordu. Cemal Tural’a karşı duyduğumuz alaka biraz da Barzani’yi yakın takibe almasından dolayıydı. Şimdi durum ve tutumumuza bakınca bir kere daha şu tuhaflıkların karşısında hayrete düşüyorum. Dünkü şaki bugün eller üstünde. Tural Paşamız milliyetçi diyorlar. Türk askeri milliyetçi olmayacak da ne olacak. Allah milliyetçilere uzun ömür versin”.
 Gladio’nun bir koluna liderlik ve kuruculuk yapan Gülen, Gladio’nun düşünsel örgütüne de öncülük yapanların arasındaydı. 
1967 yılında kurulan Yeniden Milli Mücadele Hareketi’nin kurucuları arasında şimdiki AKP’liler, Ergenekoncular ve Fetullahçılar yer alıyordu.
Sözkonusu Türk-İslam Sentezci, Yeşil Türkçü örgüt YMMH’nin kurucuları şu isimlerden oluşuyordu. Fetullah Gülen, A.Kadir Aksu, Cemil Çiçek, Melih Gökçek, Mufit Gürtuna, Aykut Edebali, Veli Küçük, Hüseyin Gülerce ve Ahmet Taşgetiren vb isimlerdi.
12 Mart 1971 askeri darbesinde Yeniden Milli Mücadele Hareketi’nin CIA tarafından kurulduğu belgelerle birlikte açığa çıktı.
Gladio bununla da yetinmedi. YMMH’ YE bağlı olarak Milli Türk Talebe Birliği’ni kurdu.
Milli Türk Talebe Birliği içinden Akıncılar ile Komandolar adlı tetikçi paramiliter örgütler çıktı.
Tüm yeşil Türkçü ırkçı örgütlenmeler, siyasi partiler ile MHP gibi faşist örgütlenmelerin kaynağı Yeniden Milli Mücadele Hareketi’dir. YMMH’nin de asıl kaynağı CIA ve Türk Özel Harp Dairesi’dir.
1970 ile 1980 yılları arasında Gladio adına tetikçilik yapan Akıncılar ile Komandolar binlerce Kürt yurtseveri, Türkiyeli demokrat ve devrimcileri katlettiler.
16 Şubat 1969’da ABD’nin 6.Filosuna karşı yapılan protestolarda, protesto yapanlara saldıran ve ABD’ye yandaşlık yapanlar Yeniden Milli Mücadele Hareketi’ne bağlı olanlardı. Yani ağırlıktakiler şimdiki AKP’li Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Abdul Kadir Aksu gibilerdi. 
NEREDE DARBECİLER ORADA GÜLEN
YMMH’ de Aksu’nun arkadaşı olan Gülen, 12 Eylül öncesinde 1980 Şubat’ında “Anarşistlerin yerlerini devletin asker ve polisine bildirmeyenlerin Allah’ın katında sorumlu olduklarını” belirtir ve toplumun ajanlaşması için vaaz ve fetva veriyordu.
12 Eylül Darbesi’den önce Amed’e örgütleme amacıyla giden devamlı ordu ve ABD’de den yana olan Gülen, Kürtlere bakışını şu cümlelerle açıklıyor. “Diyarbakır’da Altın Nesil Konferansı’nı verdim. Güneydoğuda bugün patlak veren hadiselerden, ben o gün de endişe içindeydim.  Konuşma esnasında birçok çatlak ses geldi. Laf atmalar, sözlü dalaşmalar da oldu. Bunlar ilk defa orada başıma geliyordu”.
Gülen’in 12 Eylül Cuntacılarına bakışını da şu övgü dolu sözlerle açıklıyordu. “Bir keresinde, Lüleburgaz’dan geçerken, insanın tüylerini diken diken eden acayip bağırış, çağırışları görüp duyduğumda dona kalmıştım. Bu nasıl iştir böyle! Türkiye’de hükümet ve devlet yok mu? Ne oldu askere? Polis nerede? Milleti bertaraf etmek isteyenler büyük ölçüde suçüstü yakalandılar ve tesirsiz hale getirildiler. Zaten radikal sol, bunlara her yerde faşist paşalar generaller diyordu. Bu hareketin mimarları… Diyerek faşist generalleri kastederek şöyle diyordu. “Kenan Evren Cennetliktir. Kucaklayan ve kutsal kurtarıcı bir melektir. Toplumu dirilmesi için bir kere daha silkelediler… Bazı kıymetli vatan evlatlarına millete hizmet etme yollarını açtılar”…
Gülen bu sözleriyle 12 Eylül Faşist Darbesi’nin ne amaçla yapıldığını itiraf ediyor.
Türk-İslam sentezinin 1980’deki darbeden sonra devletin resmi ideolojisi haline getirilmesi, Fetullahçılığın örgütlendirilmesi, askeri, polis ve sivil bürokraside adım adım sistemli bir şekilde cemaatçi bir yapılanmaya gidilmesi darbenin hedeflerini gösteriyor.
26 Kasım 1989 İzmir Hisar Cami’sinde verdiği vaaz da ise, Başörtüsü eyleminin arkasında dinsizler ve komünistlerin olduğunu iddia ederek devlete itaat istiyordu.
JİTEM’DEN ÖDÜL ALAN TEK İMAM
Kürdistan’da katliam yapan JİTEM’in ödüllendirdiği tek imam Fetullah Gülen’dir. 1995 yılında JİTEM’e bağlı “Mehmetçik Vakfı” Kürt çocuklarını Türkleştirmede en önemli misyonu oynayan Gülen’i “Teşekkür Beraatı” ile ödüllendirdi.
Her ne kadar inkâr etmeye çalıştıysa da ABD’nin 1960’ların sonunda kurduğu “Yeniden Milli Mücadele Hareketi” adlı kont-gerilla örgütünde Veli Küçük ile birlikte yöneticilik yapan Gülendi. Susurluk çetesinin ortağı şeklinde ismi anılan ve deşifre olan Gülen, Susurluk çetesinin açığa çıkarılmasına karşı çıkarken şunları belirtiyordu.
“Bizim milli birliğimize, milli bütünlüğümüze devlet telakkimize eğer dokunacak bazı şeyler varsa, bu kapı aralanmamalıydı”. 
 28 Şubat darbesine ilişkin, Yalçın Doğan’a verdiği bir mülakat da Erbakan için: “Hükümeti bırakmalı, ülkeyi daha fazla germemeli” diyordu.
Gülen kısa bir süre önce yayınladığı mesajda da Türk ordusunun kendi gözbebekleri ile kendilerini geleceğe taşıyan yegâne köprü olduğunu belirterek, Türk ordusunun Kürdistan’ı işgalde bulundurmasını Türklüğün yayılmasına en büyük katkıya sağladığını söylüyordu. 
ABD ile AB’nin Süper NATO’sunun Türk ordusu vasıtasıyla planlı ve sistemli bir şekilde önce darbeler yaptırması, ardından başta Fetullahçı Cemaat olmak üzere Yeşil Türkçülere verilen misyon çerçevesinde yaşanılanlardır olup bitenler.
Bu darbelerden 12 Eylül darbesi olunca ABD Başkanı söylememiş miydi “Bizim çocuklar bu işi yaptılar”.
Onların çocukları kimlere yol açtılar? Ve yahut ABD adına kimleri görevlendirdiler?
Kıymetli vatan evlatlarının Partisi AKP ve Cemaati Fetullah Cemaati.
Artık TC onlardan sorulur.
Beyaz Türkçülerin Kemalizm’i gitti. Yerine Yeşil Türkçülerin Yeşil Kemalizm denilen Türk-İslam Sentezi geldi.
Türk Özerk Gladio’sunun deşifre olan kesimi gitti.
Yerine AKP ile Fetullahçıların Özerk Yeşil Gladio’su geldi.
ÇOK KOLLU AHTAPOT YEŞİL GLADİO
“Gladio’nun NATO’nun askeri kanatla ilişkisi yoktu. Kuzey Atlantik Teşkilatı ile ilgiliydi. NATO askeri bir örgüttür. …Özel hareket tamamen siyasi kanada bağlıydı… Türkiye Gladio’nun koordinasyon komitesindeydi… Yani daha bağımsız yapıdaydı”…
Bunları söyleyen İtalya’nın Gladio Şefi ve eski Cumhurbaşkanı Francesco Cossiga’dır.
TC’de yaşananlar Cossiga’yı doğruluyor.
1980’lerin sonuna kadar devrede olan Milli Gladio idi. Kenan Evren’de Türk Gladio’sunun milli bir Gladio olduğunu söyleyerek Cassiga’yı doğrulamıştı. 1990’larda Çiller iktidar oldu. Türk Milli Gladio’su özerkleşti.
Özerk Gladio’nun deşifre olan kesimlerinin işlevi bitince tasfiye edilmeye başlandılar.
5 Kasım 2007’de Washington’da Bush-Erdoğan görüşmesinde tasfiye kararı alındı.
NATO Gladio’su deşifre olan ve kontrollerinden çıkmaya başlayan Türk Özerk Gladio’sunu AKP eliyle tasfiye ediyor. Ergenekon davası bu kapsamdadır.
2007’deki Washington görüşmesiyle birlikte Türk Özerk Gladio’su,  NATO Gladio’suyla uyumlu hale getirildi.
Süper NATO denilen Kuzey Atlantik Teşkilatına bağlanıyor. Yani Süper NATO olduğu gibi siyasi kanada bağlanıyor. Somut bir şekilde Süper NATO üzerinden AKP ile Fetullahçı Cemaate bağlanıyor.
Bu hakikatten dolayıdır ki, Yeni Türk Gladio’suna Yeşil Gladio’su veyahut Polis JİTEM’i de deniliyor.
Yeşil Gladio ahtapot gibi çok ayaklı ve kolludur.
Bunun siyasi, polis, askeri, akademi ile medya boyutu hemen hemen deşifre olmuş durumda.
ADIM ADIM KONT-GERİLLA MÜŞTEŞARLIĞI
AKP peyderpey çok sistemli ve çok sinsi bir şekilde Yeşil Gladio örgütünün kanuni dayanaklarını oluşturdu.
Önce bunun kanunlarını ve yürütecek kadrolarını oluşturduğu kurumlara yerleştirdi. Aşamalı olarak önce kanunlardan başladı. Dayanak yapacağı zemini oluşturdu. Özel Ağır Ceza Mahkemeleri ile Geçici Güvenlik Bölgesi’nde olduğu gibi bazen başka isimlerle askeri JİTEM’i örtüleyerek yürüttü. Bazen de olan kurum ve kanunları daha da güçlendirerek kendi denetimine aldı.
İlkin kanunlar ve askeri yapılarla işe başladı. Mahkemelerle başlangıcı yaptı.
AKP hükümeti DGM’leri kaldırıyorum diyerek, DGM’ler yerine daha geniş yetkilerle donatılmış Özel Ağır Ceza Mahkemelerini kurdu. Buralara kendi hâkim ve savcılarını atadı.
OHAL yerine onun değişik bir versiyonu daha fazla yetkilerle donatılmış şekliyle Geçici Güvenlik Bölgesi ilan etme yetkisini direkt orduya verdi.
CMUK ile 1 Haziran 2005 kanunu ile birlikte tüm kontrgerilla yöntemlerinin meşrulaştıracak kanuni zemini oluşturdu
29 Haziran 2006 tarihinde çıkardığı TMK kanunu ile birlikte Kürt halkının demokratik yöntemlerle-siyaset ve basın yolu- temel hak ve özgürlüklerini talep etmesini “terör” suçu kapsamına soktu.
27 Mayıs 2007 tarihinde koruculuk kanununda değişikliğe giderek Kürdistan’daki savaşı kalıcılaştırmak amacıyla korucu sayısını artırma kararını aldı.
Aynı şekilde 2 Haziran 2007 tarihinde “Polis Vazife ve Salahiyeti Kanununda” değişiklik yaparak 90’lı yıllarda kontrgerillanın yaptığı yargısız infazları kanuni bir şekle soktu.
11 Haziran 2008 tarihinde Askerlik Kanununda yaptığı bir değişikle Kürdistan’da görev yapan tüm kontrgerilla elemanlarının hiç bir sınava tabi tutulmadan devlet ve sivil kuruluşlarda görev yapmasını meşrutiyet kazandırdı. Kont-gerillaya sivil elbise giydirerek tüm kentlerin sokaklarında ve işyerlerinde kontrgerilla örgütlenmesini yaygınlaştırdı. Kürtlere karşı faşist saldırıların yaygınlaşması bu kanunun çıkışıyla birlikte daha örgütlü ve yaygın bir hal aldı. Böylece polise verdiği açık infaz yetkisini daha önce Kürdistan’da görev yapmış olan askerlere de verdi.
10 Mart 2011 tarihinde Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu adıyla çıkardığı 6191 sayılı kanunla paralı özel orduyu kanunlaştırdı. Daha önce oluşturulmaya başlanan 150 bin kişilik “Özel Ordu” aşamalı bir şekilde Kürdistan’a yollanmaya başladı. 
POLİS JİTEM’İNİN ÇATISI KDGM’DİR.
1990’lara doğru Kürt Özgürlük Hareketi güçlendikçe Türk Özel Harp Dairesi’de yeniden yapılandırıldı. Özerkleştirilen Özel Harp Dairesi, Özel Kuvvetler Komutanlığı adını aldı. Temel olarak Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı örgütlendirilip konumlandırıldı.
Özel Kuvvetler Komutanlığı örgütlenmesinde Özel Harp Dairesi’nden devralınan daireler nicel ve nitel olarak büyütüldü. Özel Kuvvetlerde, Sivil Daire denilen bölüm hem sayısal hem de nitelik olarak büyütüldü.
Muhabere Arama Kurtarma-MAK- bölümünün kara ve sualtı-SAT, SAS-unsurları nicel olarak artırıldı.
Bordo bereli denilen Özel Kuvvet Tugayları çoğaltıldı.
Şimdi ise Türk Gladio’su, Bush –Erdoğan görüşmesinden sonra Özerk Gladio’nun deşifre olan unsurlarının tasfiye edilmesiyle birlikte yeniden yapılandırıldı.
Özel Kuvvetlerde, özel ve psikolojik savaş stratejisi ile planının geliştirildiği daire olan Sivil Daire,  “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı” adıyla yeniden örgütlendirildi. Psikolojik savaş stratejisi ve planını geliştirme görevi siyasi iktidarın denetimindeki KMDGM’na verildi. Bu stratejiyi ile psikolojik savaşı mevcut durumda direk bir şekilde AKP yürütüyor.
AKP, 2010 yılına kadar iktidarını pekiştirince Kürtlere karşı geliştirdiği özel ve psikolojik savaşı kalıcılaştırmak ile tümden yapısal bir kurumlaşmaya gitmek üzere 17 Şubat 2010 tarihinde de “Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı” adıyla bir kanunu çıkararak, Kürtlere karşı “Özel Savaş Karargâhı” görevini görecek sözkonusu müsteşarlığı kurdu. Böylece Yeşil Gladio, Süper NATO’da olduğu gibi siyasi kanada bağlandı. Mevcut durumda TC’nin Yeşil Gladio’su direkt Erdoğan’a bağlanmış durumda. 2007’deki Bush-Erdoğan görüşmesinde bu karara gidilmişti.
Bu müsteşarlıkla birlikte kont-gerillanın tüm özel ve psikoloji savaş ile hareket yol ve yöntemleri meşrulaştırıldı.
AKP tarafından Kürt Özgürlük Hareketine karşı özel ve psikolojik savaş yürütmek amacıyla kurulan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı,  aslında Çiller’in bir projesiydi. Çiller,  1993 yılında bu müsteşarlığı kurmak istedi. Fakat hem gelen tepkilerden dolayı hem de ismi kontrgerilla anılacak diye kurmaktan vazgeçti.
Çiller’in bile kurmaktan çekindiği müsteşarlığı,  AKP, 17 Şubat 2010 tarihinde 5952 sayılı kanunla çıkardı. Böylece kont-gerilla kanuni hale getirildi. Söz konusu kanun meclisten geçirilirken hararetli tartışmalara sahne olmuştu. Bazı milletvekilleri bununla “Hitler Almanya’sındaki “Gestapo” örgütlenmesinin getirildiğini” bazı milletvekilleri ise “AKP’nin başka bir derin devlet yerine kendi derin devleti olan Yeşil Gladio’yu kurduğunu” açıklamışlardı.
Müsteşarlığın kurulu, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı, İçişleri başkanı, Genelkurmay İkinci Başkanı, Jandarma Genel Komutanı, MİT, Adalet, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıkları Müsteşarları, Emniyet Genel Müdürü ve Sahil Güvenlik Komutanından oluşuyor. Ayrıca müsteşarlığa bağlı olarak farklı daire başkanlıkları da oluşturulmuş durumda.
Daha önce Özel Harp Dairesine bağlı olarak oluşturulan Toplumsal İlişkiler Dairesi Başkanlığı’nın ismi değiştirilerek Koordinasyon ve Sosyal Destek Daire Başkanlığı olarak Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı’na bağlandı. Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı Bilgi Destek Dairesi ise Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı’na dönüştürülerek aynı kuruma bağlandı. JİTEM’e bağlı İstihbarat Dairesi’nin ismi İletişim Dairesi Başkanlığı’na dönüştürülerek bu müsteşarlıkta yeniden oluşturuldu. Yine değişik isimlerde daire başkanlıkları ve müşavirliklerde kuruldu.
 Kurulan daireler ve müşavirliklerde,  özel ve psikolojik savaş yürütmek amacıyla istatistikçiden sosyologa, psikologdan antropologa kadar vb özel savaş elemanları görevlendirilmiştir. Bu daire ve müşavirliklerde görevli özel savaş elemanları tarafından PKK’ye karşı politika ve stratejiler oluşturuluyor.
Sözkonusu müsteşarlık kurulunca Türk Medyası’nın tek merkezden psikolojik savaş temelinde Kürtlere karşı kara propagandaya ağırlık vermeye başladı.
Bu psikolojik savaşın öncülüğünü başta Samanyolu TV ve Zaman Gazetesi olmak üzere Fetullahçı basın yapmaktadır.
Hatta 2007 yılında ABD’den 35 istihbarat uzmanının görev yapmak üzere Türkiye’ye gönderildiği, bu kişilerin halen sözkonusu müsteşarlıkta görev yaptığı belirtiliyor.
Müsteşarlığa örtülü ödenekten para aktarılmaktadır. Örtülü ödeneğin özel harp görevleri çerçevesinde kullanıldığı herkesçe biliniyor. Her yıl milyarlarca dolar para Kürt Özgürlük Hareketine karşı kullanılmak üzere örtülü ödeneğe aktarılıyor. Özellikle en fazla örtülü ödenekten para aktarılan kurumun Erdoğan’ın başındaki başbakanlık kurumunun olması ilginçlik arz ediyor. Erdoğan’ın da bu paranın büyük kısmını ismi geçen müsteşarlığa aktardığı biliniyor. Örtülü ödenekten harcanan paranın hesap dışı bırakılması de ayrı konu.
Yeşil Gladio diye anılan ve Kürt Özgürlük Hareketine karşı kurulan bu müsteşarlığın başına, ilkin İstanbul Eski Valisi Muammer Güler getirildi.
Güler, 12 Haziran’da yapılacak seçimde AKP’den aday olmak üzere görevinden istifa edince, yerine 10 Mart 2011 tarihinde Mehmet Niyazi Tanılır atandı.
Peki, bu Tanılır kimdir?
Mehmet Niyazi Tanılır 1960 yılında Çewlig’in Derahênê ilçesinin Dîyarî Bogî köyûnde doğdu.
Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi ve İdare Bölümü’nden mezun oldu.
Değişik ilçelerde kaymaklık görevini yaptı. 2000 yılında tüm özel savaş elemanlarının ve AKP’li bakanların yetiştirildiği merkez olarak bilinen İngiltere’de kriminoloji eğitimini gördü. Londra ‘da İngiliz Dış İstihbarat Servisi MI6 tarafından eğitildi.
2001 yılında da Türk devletinin asıl yönetim kurumu olan Milli Güvenlik Kurulu’na bağlı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 28. Dönem Kamu Diplomasisi Kursundaki eğitimden geçirildi.
2004 yılından itibaren Wan vali yardımcılığı, 5 Mart 2007 tarihinden 13 Aralık 2010 tarihine kadar da Girgim yani Meraş’ta valilik yaptı. 25 Mart 2009 tarihinde Maraş’ta bir helikopter kazasında ölen Türk ırkçısı kont-gerilla şeflerinden Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümünde parmağı olduğu söylendi. Kont-gerillanın kendi içindeki hesaplaşması ve cinayetlerin açığa çıkmaması için dönemin Meraş Valisi Tanılır’ında içinde AKP’ye bağlı Yeşil Gladio’ya bir ekip tarafından Yazıcıoğlu’nun helikopter kazası süsü vererek öldürüldüğü yazıldı, çizildi. Bunun sonucunda AKP, Tanılır’ı merkeze aldı. Orada görevlendirildi.
Şimdi ise Yeşil Gladio ile Kont-gerilla karargâhı diye anılan Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı görevine getirilmiş bulunuyor. Böylece Tanılır hem mükâfatlandırıldı hem de mevkisi yükseltildi.
Daha önce kontrgerilla yöntemleriyle yapılan infazlar, işkence, ajanlaştırma, uyuşturucuya alıştırma,  taciz ve tecavüzler bu müsteşarlıkla birlikte açık hale getirildi.
Asker JİTEMİN’den Polis JİTEM’ine-2
Türk Gladio’sunun daha önceki eğitim merkezi ABD’nin Florida kenti idi. Florida’da ilkin Gladio eğitimini alan Alparslan Türkeş idi.
POLİS JİTEMİ’NİN KARARGÂHI POLİS AKADEMİSİ
Türk Gladio’sunun daha önceki eğitim merkezi ABD’nin Florida kenti idi. Florida’da ilkin Gladio eğitimini alan Alparslan Türkeş idi. Genelde Florida’da eğitim alan Türk Gladio elemanları askerlerdi. Daha sonra Abdullah Çatlı gibi faşist tetikçilerde buna eklendi. Abdullah Çatlı’nın 1992 yılında ABD’de havaalanında Fetullah Gülen’i karşıladığı biliniyor.
Türkiye’de Cumhurbaşkanı, başbakanlık, bakanlık yapan Özal, Demirel, Çiller ve Baykal gibi liderlerin siyasete gitmeden önce ABD’de eğitim görmeleri ve ardından Türkiye’ye dönüp siyasette tırmanmalarının tesadüf olmadığı, çoğunun Gladio elemanları olduğu çokça söylendi. 
Çiller’in “İstanbul Gülü” koduyla CIA ve Gladio elemanı olarak görev yaptığı belgelerle açığa çıktı ve itiraf edildi. Çiller döneminde Kürtlere karşı yapılan katliamlar ile yakıp yıkmalar açığa çıkanları pekiştiriyor.
Eski Gladio’nun ABD’deki merkezi Florida iken, Türkiye’deki Gladio merkezi ise Türk Genelkurmayı idi. Ankara’daki Gölbaşı’nda üstlenmişti. Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın merkezi halen burada bulunuyor.
2007’deki Bush-Erdoğan görüşmesinden sonra Türk Özerk Gladio’sunun tasfiye edilme kararı alınınca, Gladio’nun ABD’deki merkezi ile Türkiye’deki merkezide değiştirildi.
Türk Yeşil Gladio’sunun bağlı olduğu merkezin ABD’nin Utah kentinde olduğu belirtiliyor.  
Fethullah Gülen ABD’nin Pensilvanya şehrinde karargâh kurmuş. Burada CIA ve FBI tarafından korunuyor olması, UTAH’a gidip kont-gerilla eğitimini gören tüm Polis Akademisi yöneticilerinde bu cemaate bağlı olması tesadüf gibi gözükmüyor.
Türkiye’deki merkezinde Ankara’daki Polis Akademisi olduğu açıkça dillendiriliyor.
Bunun altyapısının ve kadrosunun 1980’lerden beri hazırlandığı verilerle açığa çıkıyor.
Sadece Polis Akademisinin başında olanlar ile kilit noktalarda görev yapan polis müdürlerinin burada görev yapmadan önce nerede durdukları ile nerede eğitim gördükleri incelenince her şey yerli yerine oturuyor.
POLİS JİTEM’İNİN STRATEJİSTLERİ
Zühtü Arslan: Polis Akademisinin başında bulunuyor. Arslan akademinin başına geçmeden önce Fetullah Gülen’e ait Zaman Gazetesi’nde makaleler yazıyordu. Fetullah Gülen Cemaati tarafından önce İngiltere’nin Leicestır Üniversitesi’nde uzman olarak yetiştirildi. 2005 yılında da Gladio’nun yeni merkezi olan ABD’deki UTAH şehrine gönderildi. Burada özel kont-gerilla eğitiminden geçirildi. Kont-gerilla yöntemleri üzerine özel eğitime tabi tutulduktan sonra daha da uzmanlaştırıldı. Ardından Polis Akademisi’nin başına getirildi.
Önder Aytaç:  Babadan Fetullahçıdır. Zühtü Arslan’ın yardımcılığını yapıyor. Aynı zamanda Başbakan Erdoğan ile Ertuğrul Günay’ın danışmanı, Taraf Gazetesi eski yazarı şimdi ise Samanyolu haber sitesinde yazıyor. Cemaat tarafından İngiltere’nin Hull Üniversitesine gönderilerek özel savaş uzmanı olarak eğitildi. Önder Aytaç bir yıl önce “Eylemleri durdurması için, Öcalan, ölümle tehdit edilmeli; kabul etmezse öldürülmeli” demişti. Katıldığı bir Türk TV’sinde ise şöyle diyordu. “170 bin polisi bizzat ben eğittim”.  Aytaç bu söylemiyle, AKP hükümeti döneminde 608 kişinin yargılı ve yargısız açıkça polis tarafından katledilmesinin aslında kendi zihniyetinden kaynaklandığını da itiraf ediyordu.
İhsan Bal: Eski bir MHP’li, bugünün Fethullahçısı. Aynı zamanda Zaman Gazetesi’nde de yazıları çıkıyor. Polis Akademisi’nde Zühtü Arslan’ın yardımcısı. İngiltere’de PKK üzerine kriminoloji eğitimi gördü. 
Emrullah Uslu: Dördüncü yönetici resmi değil, fiili yöneticilik yapıyor. ABD’nin Utah Üniversitesinde yetiştirildi. PKK masasından sorumludur.  Ayrıca Ergenekoncu Bedrettin Dalan’ın Yedi Tepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi. Ergenekon’un Avrasyacı koluna yakın olduğu söyleniyor.
İdris Bal: Fethullahçı kökenden geliyor. Cemaat tarafından İngiltere’nin Nottingham ile Manchester Üniversitelerine gönderildi.  Daha sonra 2003-2004 yıllarında ABD’deki Harvard Üniversitesi’ne gönderildi. Burada PKK üzerine uzmanlaştırıldı. O’nun da yolu UTAH’a düştü. Esas uzmanlaştırıldığı alan PKK ve özel savaştır. Erdoğan tarafından mükâfatlandırıldı. 12 Haziran seçiminde AKP’nin Kütahya’daki milletvekili adayıdır.
Sedat Laçiner: İngiltere Sheffield ile Londra Üniversitesi’nde uzmanlaştırıldı. Çiller’in Özerk Gladio’su devrede iken o Gladio’ya bağlı çalışıyordu. Özerk Gladio, Yeşil Gladio’ya dönüştürülünce Yeşil Gladio’da görevlendirildi. Asker JİTEM’inden Polis JİTEM’ine transfer edildi. Polis Akademisi’nde eğitim verdi. PKK konusunda strateji oluşturanların başında geliyor. Akademisyen kılıklı özel savaş yürütücülerindendir. KCK adı altında yürütülen operasyonlarda özel ve psikolojik savaş yürütenlerin başında geliyor. Daha önce Asker JİTEM’inin ASAM adlı strateji geliştirme kurumda, şimdi de Polis JİTEM’inin USAK ile ODAM adlı strateji geliştirme kurumunda PKK’ye karşı psikolojik savaş yürtüyor. AKP ve Abdullah Gül tarafından rütbesi yükseltildi. Kısa bir süre önce Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektörü yapıldı.
Ali Birinci: Polis Koleji’nden Polis Enstitüsü’ne oradan da Siyasal Bilgiler Fakültesine geçmiştir. 
Daha sonra 30 Haziran 1998’de Polis Akademisine göreve başladı.
MİT ile Fetullahçı Cemaat görevlisi olarak 2002 ile 2004 yıllarında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi’nde görev yaptı.
4 Haziran 2008 tarihinden itibaren Türk Tarih Kurumu Başkanlığı’nı yürütüyor
HA ALİ HA KARA ALİ-HA ASKER JİTEMİ HA POLİS JİTEMİ- 
Ali Birinci’nin görevlendirilmesinde açığa çıktığı gibi hali hazırda önemli kurumların başında Polis Akademisi’de yetiştirilenler getiriliyor. Bir plan dâhilinde Polis-JİTEM’nin hâkim kılınması amacıyla bunlar yapılıyor. Asker-JİTEM’i tasfiye edilmeden önce tüm kilit kurumlarda ya asker kökenliler ya da askerlerin belirlediği kişiler görevlendiriliyordu.
Şimdi ise her alanda ipler Polis Akademisi’nin eline geçmiş durumda.
Bu hâkimiyeti daha sağlamlaştırmak için hem polis ordusunun sayısı katlamalı bir şekilde artırılıyor hem de ağır silahlarla donatılıyor. Bunun tüm plan ile stratejileri Polis Akademisi’nde oluşturularak pratikleştiriliyor. Kürtlerin değişiyle “Ha Ali Ha Kara Ali” değişen bir şey yok. Ha Asker JİTEM’i Ha Polis JİTEM’i ikisinin amaçları da aynı.
İkisinde de temel hedef Kürtlerin iradesini tasfiye ederek Türkleştirmektir. Her iki Gladio Kurumu da nihayetinde bu amaçla kurulmuşlardır.
Sözde Kürt açılımında merkez seçilen yer Polis Akademisi aynı zamanda Kürt demokratik siyasal hareketine karşı geliştirilen soykırım operasyonlarının da merkezidir.
ASKERDEN BİRİFİNG POLİSİNTEN ÇATIŞTAY
Asker JİTEM’i yani eski Gladio devrede iken Özel Harp konsepti çerçevesinde sistemli bir şekilde medya, siyaset ve diğer kurum ile kuruluşlardan seçilen yöneticiler Genelkurmay merkezine çağrılır ve brifingler verilirdi.
Verilen birifing doğrultusunda herkes misyonunu yerine getirirdi.
Polis JİTEM’i –Yeşil Gladio-, Asker JİTEM’İN yerini alınca, bu defa Özel ve Psikolojik Savaş birifinglerin yeni merkezi Ankara’daki Polis Akademisi oldu. Bu amaçla AKP’nin Kürt açılımı adı altında başlattığı siyasi soykırım operasyonları toplantısını üçüncüsü de 1 Ağustos 2009 tarihinde Polis Akademisi’nde yapıldı.
Bu toplantıya katılanlar şunlardı. O dönemde Sabah Gazetesi yazarı ve şimdi ise Erdoğan’ın başdanışmanı İbrahim Kalın,  Zaman Gazetesi Yazarı Mümtazer Türköne, aynı gazetenin diğer yazarı İhsan Dağı, Fehmi Koru, Ali Bayramoğlu, Mustafa Karaalioğlu, Nasuhi Güngör, Eski MİT’çi Mahir Kaynak’ın kızı ve Akşam yazarı Deniz Ülke Arboğan, Hasan Cemal, Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Muharem Sarıkaya-Haber Türk-, Okan Müderisoğlu-Sabah-, Mithat Sancar-Taraf, Ruşen Çakır-Vatan katıldılar.
Polis Akademisi’ne bağlı Uluslararası Terörizm ve Sınır aşan Suçlar Araştırma Merkezi-UTSAM ile Uluslar arası Stratejik Araştırmalar Kurumu’ndaki -USAK- kadroları birlikte bu birifingi hazırlamışlardı. Birifing yerine kılıflanmış ve daha nazik şekliyle çalıştay ismi kullanıldı.
UTSAM’ın kadrolarından Süleyman Özeren, Hüseyin Cingoğlu, M.Alper Sözer, Oğuzhan Ö.Demir ve M.Salih Elmas da katılımcılar arasında yer aldı.
Diğer ilginç bir nokta ise UTSAM kadrolarından olupta Amed’teki polis teşkilatında TEM Şube Müdürlüğünde amir olarak görev yapan Dr.Fatih Özgül’dür.
KCK adı altında yürütülen operasyonları koordine eden Fatih Özgül’dür. Özel misyonla Amed’te görevlendirilmiş. Fetullahçı olarak tanınıyor. 1980 ile 1990 yıllarda eski Fetullahçı Polis Amiri Hanefi Avcı’nın aldığı misyonu şimdinin yeni Fetullahçı Polis Amiri Fatih Özgül almış durumda. Hanefi Avcı Kürt siyasetçilerini tek tek JİTEM ile Hizbul-Kontra tetikçilerine vurdurtuyordu. Özgül ise hazırladığı komplo iddianamelerle Kürt siyasetçilerini toplu şekilde kelepçeleyerek, Dersim Jenosidi’nde olduğu gibi sıralayarak fotoğraf çektiriyor ve Özel Ağır Ceza Mahkemelerindeki Fetullahçı savcı ile hâkimler aracılığıyla tutukluyor. UTSAM’ın düzenlediği sempozyumlarda siyasi soykırım operasyonlarını uluslararası alanda meşru göstermeye çalışıyor. AKP ve Fetullahçı Cemaat adına dosyalar hazırlayıp dünya ülkelerine yolluyor. Benzer çerçevede Antalya’da düzenlenen bir sempozyumda “KCK aslında Kürt Devleti’dir” diyerek siyasi soykırım operasyonları meşrulaştırmaya çalıştı.
AKP’nin kilit şubelerde görevlendirdiği Polis Şefleri ile Kürdistan’a gönderdiği Emniyet Müdürleri’nin hemen hemen hepsi hem Fetullahçı kadrolardan hem de Ankara’daki Polis Akademisi mezunlarından olması Fetullahçı Polis JİTEM’in etkinliğini gösteriyor. 
İMAMIN ORDUSU VE AMİRLERİ
İşte bunlardan bir kaçı bunlardan oluşmaktadır. 
Recep Gültekin: Afyon Dinar doğumludur. Fetullahçı kadroların başında geliyor. ABD’deki Chicago Başkonsolosluğu’nda Emniyet ataşesi olarak görev yaparken UTAH’da Gladio eğitimini aldı. Bundan dolayı 1999 yılında hakkında soruşturma açıldı. Soruşturmaya alınmasının aksine terfi ettirildi. Şu anda Emniyet Genel Müdürlüğü Dış İlişkiler Daire Başkanı’dır. Utah, New York, Washington, Teksas ile diğer ülkelere master-doktara yapan polisleri bu daire gönderiyor.
Recep Gültekin’in ABD’ye gönderdiği polislerden biri de Oğlu komiser Sabahattin Gültekin’dir.
Recep Güven: Polis Akademisi mezunudur. İstanbul doğumludur.1999 yılında Fetullahçı olduğu iddiasıyla soruşturmaya alındı. ABD değişik dönemlerde eğitim gördü. National Defense Üniversitesinde kriminoloji eğitimini aldı. Esas yetiştirildiği alan PKK’dir. Polis Akademisi, Amed ve İstihbarat Daire Başkanlığı’nda görev yaptı. Şimdi Sêrt(Siirt) Emniyet Müdürüdür. Sêrt’te göreve başladıktan sonra gözaltı ve tutuklamalar arttı. KCK adı altında siyasi soykırım operasyonları başlatıldı. Demokratik eylemlere devlet terörü uygulandı. En küçük bir eylem bile polis terörüyle bastırılmaya çalışılıyor.
Ayhan Falakalı: Hrant Dink katledildiğinde Emniyet İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı idi. Yasin Hayal’in telefon trafiğinin Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı’nca incelenip, kayıtlarının silindiği açığı çıkmıştı. Falakalı’nın denetiminde bunların yapıldığı belirtildi. Bundan dolayı suçlandı. Bir süre öncesine kadar Wan Emniyet Müdürü olarak görev yapıyordu. Fazla deşifre olunca merkeze alındı.
Fettah Ünsal: Fetullahçı olduğu gerekçesiyle soruşturmaya alındı. Soruşturulmasına rağmen terfilendirildi. Özel Güvenlik Daire Başkanlığına getirildi. Yüz binlerce özel güvenlikçi Ünsal’ın denetiminde. Konumu ordu komutanından daha yüksek
Murat Çetiner: 1996’da polis akademisinden mezun oldu. Çetiner, Ankara’da Güvenlik Şube Müdürlüğü’nde görev yapıyordu. Murat Çetiner, Ankara’da görev yaparken, Kürt Yazar Mehmet Bayrak, “15 dolayında Kürt demokratik örgütünün Nizamnamelerini sağlamak üzere” Çetiner’in yanına gidiyor. Yazar Bayrak, önce Ertuğrul Günay’ın denetimindeki Kültür Bakanlığı’nın Özel Kalem’inden, Günay’ın başdanışmanı komiser ve Taraf yazarı Önder Aytaç’ı arıyor. Aytaç, Bayrak’a Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Dairesi Başkanı’nın adını veriyor ve O’na yönlendiriyor. Güvenlik Daire Başkanı da kendisinin bu dairenin başına yeni geldiğini, konulara hâkim olmadığını, bu nedenle Emniyet Amiri Murat Çetiner’in yanına gitmesi gerektiğini belirterek, Komiser Murat Çetiner’i odasına çağırıyor. Böylece Bayrak’ı Komiser Çetiner’e yönlendiriyor. Gerisini Bayrak, şöyle anlatıyor.
 “Başkanın odasına çağrılan „konunun uzmanı“ bu Emniyet Amiri, bizi odasına götürüyor. Oturur oturmaz da ilk soruyu patlatıyor:
– Hocam, siz daha önce bu doküman için başvurmuş muydunuz?
– „Evet“ diyorum. „Daha önce iki kez başvurdum, ancak verilmedi“.
– Bu defa, Kürt Açılımı dolayısıyla mı yeniden başvuruyorsunuz?
– „Önder Bey, Başkanınızla görüşmüş, yardımcı olunacağı söylenmiş; buna dayanarak yeniden başvuruyorum“ diyorum.
Bunları sorarken bir yandan da, internetten çalışmalarımı inceliyor. İlk merak ettiği konu, benim Said-i Nursi’ye bakışım olmalı ki; Said-i Kürdi’nin İttihatçılarla ilişkilerine dair bir yazım ve yayımladığım at sırtındaki bir resmine gözü ilişiyor ve duygularını hemen dışarıya vuruyor: „Mehmet Bey, Said-i Nursi ile ilgili de yazmışsınız ve bir resmini yayımlamışsınız!“. 
– „Evet“ diyorum. İçimden, birinci aşamayı geçtik, diye geçiriyorum. Derken, ikinci soru geliyor:
– Hocam, Kürt müsünüz?
„Evet“ diyorum; Alevi Kürdüm.
Bu kez, ben kendisine soruyorum:
Siz nerelisiniz, Kürde benziyorsunuz!
– „Elazığlıyım ve Türk’üm“.
Bu kısa tanışmanın ardından, Alevi olduğumu öğrenen polis şefinin tavrı değişiyor ve bilinçaltındaki soruyu patlatıyor:
– Kızılbaşların „mum“ söndürdüğü söyleniyor, doğru mu?
Acı acı gülümseyerek kendisine bakıyor ve soruyorum:
Siz buna inanıyor musunuz?
– Ne bileyim, öyle söyleniyor!
Yanımda tesadüfen yeni çıkmış olan „Alevilik- Kürdoloji- Türkoloji Yazıları“ konulu kitabım var ve bir bölümünde de, Kızılbaşlar’a atılan bu iftira işleniyor. Eşimin önerisi üzerine, okuyup- öğrenmesi için kitabı imzalayıp kendisine veriyorum.
Sorularından ve tutumundan, Nur tarikatına mensup Fethullahçı olduğunu tahmin ettiğim Polis Şefi ile bu sohbeti kapatıp, sadede geliyoruz. İkide bir „Kürt Açılımı“na vurgu yapan bu Polis Şefi, gösterdiğim belgeler karşısında, haklı olduğumu, daha önce araştırma yapan bir subayın da, aynı nedenle insanlar arasında ayrımcılık yapıldığı gerekçesiyle kendilerini suçladığını söylüyor. Ancak, içinde benim istediğim doküman da olmak üzere bazı kaynakları İçişleri Bakanlığı’na gönderdiklerini, bu nedenle dilekçeyle doğrudan Bakanlığa başvurmam gerektiğini söylüyor.
Bunun üzerine, bir dizi eki bulunan bir dilekçeyle İçişleri Bakanlığı’na başvuruyor ve CHP Ankara Milletvekili Yılmaz Ateş’ten de yardım istiyorum. 30 yıllık arkadaşım Dersimli Y. Ateş, hemen İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ı arıyor ve ilgisini rica ediyor. Atalay, hiç merak etmemesini ve yardımcı olacağını söylüyor. Bu arada, bana cep telefonunu vermiş olan Murat Çetiner’i de bilgilendirmek için arıyor fakat ulaşamıyoruz.
Bir süre sonra adı geçen Bakanlıktan, üçüncü kez „olumsuz“ cevap geliyor. Bu cevap üzerine, daha önce yardım vaat etmiş olan adı geçen Emniyet Amirini yeniden aradığımda, gönüllü olarak Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne atandığını öğreniyorum”…
Sebahat Tuncel’in tokat olayı olmasıydı herhalde Fetullahçıların devşirdiği Çetiner Elazığ’lı Türk olarak bilinecekti. O’nun devşirmelerin ve devşirme medyanın aklına Çetiner’in Kürtlüğü gelmezdi. Acaba Murat Çetiner mi doğru söylüyor yoksa anne, kardeşi ve devşirme Türk medyasını doğru söylüyor? Eğer gerçekten Murat Çetiner’in anne ve babası Kürt ise kendisi nasıl Türk oluyor? Çetiner de olduğu gibi eğer Fetullahçı Cemaat elemanı yaptığı tüm Kürtleri Türkleştiriyor ya da içine aldığı Kürtler kendini Türk görecek ve hissedecek kadar aslını inkâr ediyorsa bu cemaat soykırım suçunu işlemiyor mu?
İşte bir anda meşhur olan bu devşirme Şırnex Güvenlik Şubesi Polis Amiri Murat Çetiner kişiliği işte Yeşil Türkçü Cemaatin zihniyeti ve oluşturduğu Polis-JİTEM’İ. 
AKP iktidarıyla birlikte Polis Akademisi,  Özel ve psikolojik savaşın merkezine dönüşünce Kürtlere yönelik gözaltı, tutuklama, işkence, yargısız infaz, baskı gibi polis terörü de ayyuka çıktı. AKP iktidarında yakın döneme kadar tam tamamına 196 bin Kürt yargılandı. 83 bin Kürt ceza aldı. Son 20 günlük tutuklamalar ve yargılamalar buna dâhil değildir. Bu sayıya Türkler ve diğer halklarda eklenince işin vahameti daha da büyüyor.
12 Eylül Darbesi dönemini bile kat be kat aşan bir durumdur. 12 Darbesinde Kürdistan, Anadolu ve Trakya’da yargılananların toplam sayısı 230 bin kişi iken 53 bin kişi hakkında dava açıldı. Bu rakamlar bile AKP’nin 12 Eylül Faşist Darbesinden daha fazla faşizan bir zihniyet ile uygulamalara sahip olduğunu gösteriyor.
ÜNİVERSİTELER TÜRK-İSLAMCI KARARGÂHLAR
Gerçeğin kasapları Türk Üniversiteleri…
Hep yeniden iktidar ürettiler. 1980 darbesine kadar devletin resmi ideolojisi Katı-ulusçu Kemalizm iken, darbeden sonra ise devletin resmi ideolojisi Türk-İslam sentezi oldu.
YÖK başkalığına eskiden Kemalistler hâkimken Kar-Kurt gibi hurafeler üretilirken, Kürtçenin Farsça, Arapça ile Türkçeden oluştuğu safsatasına bilimci kılıf geçirilmeye çalışılıyordu.
YÖK’ün başına Fetullahçılar ile AKP’ye geçince aynı söylem devam ediyor.
Türk eğitim ve öğretim sisteminin en üst kurumu YÖK’tür. YÖK’ün başında Fetullahçı Cemaate mensup Yusuf Ziya Özcan var. Özcan, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde-İTÜ- düzenlenen “Yükseköğretimde Kalite” konferansının açılış konuşması ardında basının sorduğu sorulardan birine cevap verirken şunları söyledi. “Kürt diline bakarsanız, tespitlere göre yüzde 60-70 Farsçadan ödünç aldığını, yine yüzde 20-25 arasında Arapçadan ödünç aldığını ifade ediyorlar. Türkçeden de kelimeler olduğunu biliyoruz”. YÖK Başkanı aslında bu verdiği yüzdeler ve söylemiyle “Kürtçe diye bir dil yok” dedi. Bilim cahili ve düşmanı Özcan’ın, iddiasının tam tersi sözkonusudur. Kürtçe Aryen dil grubunun kök hücresidir. Neredeyse tüm dillerin anasıdır. Kürtçe dilinin oluşumu hem Farsça hem de Arapça dillerinden çok önceki tarihlere dayanır. Türkçe ise Kürtçe bir yana Farsça ve Arapça dillerinden bile binlerce yıl sonra oluşmuştur. Özcan’ın öne sürdüğü argümanın dilbilimiyle hiç bir alakası yok. Yeşil Türk ırkçığına hizmet ediyor. Kürt dili yok demekle, Kürt halkı yok zihniyetini savunuyor.
Özcan söyledikleri ve AKP’nin, Kürtlere yönelik Özel Savaş Karargâhı olarak işlettiği YÖK’ün Nisan 2010’da belgeleriyle birlikte ortaya çıkan eylem planı üniversitelerin hangi misyonla ele alındığını açıklıyor.
Söz konusu plana göre, YÖK tarafından ‘Bölücü Faaliyetlere Yönelik Eylem Planı’ adlı plan üniversitelerde uygulamaya konulmuştu.
 “Bölücü Faaliyetlere Yönelik Eylem Planı” adlı plan, “bölücü örgütleri tesirsiz hale getirmek” Kürt öğrencilere yönelik “akademik çalışma” seferberliği başlatılmasını öngörülüyordu. Üniversitelerin YÖK’e üç aylık düzenli rapor verecekleri belirtiliyordu. 
Bu plan Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) imzasını taşıyor. “Bölücü Faaliyetlere Yönelik Eylem Planı” adlı plan, “bölücü örgütleri tesirsiz hale getirmek ve meşruiyet kazanmalarını engellemek için” bölge üniversitelerine ve Kürt öğrencilere yönelik “akademik çalışma” seferberliği başlatılmasını öngörülüyordu.
YÖK’ün,  17 Mart 2011 tarihinde tüm üniversite rektörlüklerine “Bölücü Faaliyetlere Yönelik Eylem Planı” başlıklı gizli ibareli bir yazı yolladığı ortaya çıktı. Yazıda, tüm üniversitelerin “Bölücü faaliyetler ile terör örgütü ve destekçilerini tesirsiz hale getirmek” amacıyla çeşitli akademik faaliyetler düzenlemesi ve bunları YÖK’e üç aylık düzenli periyotlarla rapor etmesi isteniyordu.
KÜRDİSTAN GENÇLERİNE YÖNELİK GELİŞTİRİLENLER 
YÖK’ün belirlediği konuların özellikle Kürdistan’daki üniversiteler ve gençlere yönelik olması dikkat çekiyordu. Tüm üniversitelere gönderilen yazıda, bölge gençlerine yönelik aktiviteler yapılmasının istenmesi, Asker JİTEM’İN kullandığı yöntemlerin Polis-JİTEM’İN aynen devam ettirdiğini gösteriyor.
YÖK’ün çalışılmasını istediği konulardan bazıları şöyle idi:
– “Özellikle Avrupa Birliği ile üyelik sürecinde yasal ve idari konuların terör örgütü yandaşları tarafından istismar edilmesini önlemek amacıyla, üniversitelerce bilimsel araştırmalar yapılması, toplumsal dayanışmayı arttırmaya yönelik faaliyetlerin yürütülmesi.
-Bölge üniversitelerinde görev yapacak akademisyenlerin seçimi, atanması, görevden alınması, terfi ve özlük işlemleri kanun ve mevzuat çerçevesinde yapılmaya devam edilecek, bölgedeki üniversitelerde uygun sayı ve nitelikte akademisyen ve idari personel görevlendirilmesinin sağlanması,
-Bölge gençlerinin sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler aktif katılımının özendirilerek diğer illerdeki tarihi ve turistik yerlere geziler düzenlenmesinin sağlanması,
-Yurtdışına devlet bursu ile gidecek kamu görevlilerinin terör örgütünün yurtdışı faaliyetlerine ilişkin olarak bilgilendirilmeleri,
-Özellikle yıkıcı ve bölücü örgütlerin ülkemizin göç alan illerindeki varoşlarda yaşayan vatandaşlarını istismar etmelerini önlemek maksadıyla, üniversitelerce alan araştırmalarının ve konuya yönelik çalışmaların yapılması, bu tip projelerin desteklenmesi,
-Nevruz etkinliklerinin istismara yol açılmadan yerine getirilmesi” şeklinde sıralanıyordu.
Aydın Erdem ile Şerzan Kurt gibi yurtsever Kürt öğrencilerin direkt polis kurşunuyla katledilmesi, sistemli bir şekilde Kürt öğrencilerin ırkçı saldırılara maruz kalması ve yüzlerce öğrencinin okullardan uzaklaştırılması ya da disiplin cezalarına çarptırılması bu planın AKP tarafından nasıl yerine getirildiğini gösteriyor.
SETA, USAK, ODAM, UTSAM vb. strateji kurumlarının da neredeyse hepsisin AKP’ye bağlı olarak görüş belirtmesi, manipüle amaçlı anketler yapması üniversitelerin özel savaştaki rolünü işaret ediyor.
Bu konuda 24 Şubat 2011 tarihli Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) kabul edilen ve kayıtlara “121019” sayılı Terörle Mücadele Strateji Belgesi olarak geçen doküman üniversitelere verilen misyonu deşifre ediyor. İşte belgedeki ayrıntılar: 
“Terörle mücadelede bilimsel araştırmalara özel önem verilecek. Üniversiteler konuyla ilgili araştırmalarında desteklenecek. Bu çerçevede düşünce kuruluşlarından da faydalanılacak. Ayrıca STK’larla da işbirliği yapılacak. Kamuoyu yoklamalarıyla halkın nabzı an be an tutulacak. Bölgeye yönelik politikalarda bu araştırmalar temel alınacak”.
Her gün değişik gazetelerde yazıları yayınlananların, TV’lere araştırmacı ve stratejisi diye çıkıpta Kürtler ve PKK konusunda konuşanların kimler tarafından, ne amaçla görevlendirildikleri, niçin konuştukları MGK’nın bu belgesiyle aydınlanmış oluyor. Bu yazar ve stratejistlerden Mehmet Metiner, Şamil Tayyar, İdris Bal, Yalçın Akdoğan gibilerin AKP’den, Ümit Özdağ gibilerin MHP’den aday olmaları her şeyi yerli yerine oturtuyor.
Reklamlar