SONLANAN EVRENSEL TARIH DEĞIL IKTIDARCI BIÇIMLENIŞLERDIR

Sonlanan evrensel tarih değil iktidarcı biçimlenişlerdir
Abdullah Öcalan
İslamik uygarlığın hegemonyasını yitirişi ve Avrupa’ya kayışta kültürel devrimin zaferi belirleyici rol oynamıştır. Hegemonyanın kayışında ikinci sırada sayılması gereken etken, ticaret kapitalizminin benzer biçimde Avrupa’ya başarıyla aktarılmasıdır. Ortadoğu dünyasında binlerce yılda oluşan tüm kapitalist gelişmeleri (tarım, para ticaret, endüstri) kârla birlikte bir kültür olarak da taşımasını bilmiştir. Mallarla birlikte o malları üreten tüm usul ve teknikleri de aktarmıştır. Avrupa kendiliğinden iktidar ve devlet tekniklerini ve arkalarındaki düşünceyi inşa etmemiştir. Büyük oranda miras olarak almıştır. Kendi katkılarını ancak 16. yüzyıldan itibaren yapmaya başlamıştır. Buna sanat ve edebiyat aktarımlarını da eklemek gerekir. 
Aynı zamanda Hıristiyanlığı da temel manevi ve moral aktarım aracı olarak değerlendirmek mümkündür. Roma’nın yıkılışından sonra Avrupa’yı moralmen ayağa kaldıran Hıristiyanlık olmuştur. Daha da önemlisi yeni kent hamlesi çoğunlukla Hıristiyanlık manastırları çevresinde gelişmiştir. 
Hıristiyanlığın Ortadoğu kökenleri dikkate alındığında 16. yüzyıldan itibaren yeni bir uygarlığa geçen Avrupa’nın nasıl doğduğu daha iyi kavranılmış olacaktır. Greko-Romen uygarlığından yarım kalan Avrupa uygarlığı bu yeni aktarımlar temelinde yenilenmiş, güçlü bir kültürel senteze erişilmiş ve üretim birikim tarzında radikal dönüşümler sağlayarak kendi hegemonyasını kurmayı başarmıştır. Bu hegemonik yükselişte Yahudi kültürünün maddi ve manevi öğelerinin stratejik rol oynamada en az Hıristiyanlık kadar etkili olduğu önemle belirtilmek durumundadır. İslam dünyasından tüm kültür unsurlarının aktarımında öncülük rol oynadıkları kesindir. Ticaret ve paranın Avrupa’ya öğretilmesinde hep başat rolde olmuşlardır. Her fikir, bilim ve felsefe hareketinde kalıcı izleri olmuştur. Bütün devrimlerinde teorik ve taktik önderlik etmede sürekli mevcudiyetlerini hissettirmişlerdir. Yeni uygarlığın kanı ve beyni rolünü oynadıkları, en azından başat pay sahibi oldukları inkâr edilemez. 
Bunlar gözönüne alındığında, Hegel’in Grek şehir devletinden başlayıp Napolyon ulus-devletiyle sonlandırmak istediği evrensel tarihin hiç de söylemleştirdiği gibi olmadığı gayet açıktır. Hegelle zıtlık içinde olan Liberal felsefe de Sovyetlerin çözülüşüyle birlikte benzer bir ‘tarihin sonu’ kehanetinde bulunmuştu. Burada bir ‘son’ vardır. Ama bu evrensel tarihin sonu değil merkezi uygarlık tarihinin, onun iktidar ve devlet biçimlenişlerinin sonudur. 
ABD’nin 2000’ler sonrası Ortadoğu hamlesinde Saddam Hüseyin’in başını götürürken acaba ulus-devletin sonunu ilan ettiğinin farkında mıdır diye kendime hep soru sordum. Ulus-devletin inşası için Fransız Devimi’nde 16. Lui’nin başının koparılması ne kadar önemliyse Saddam’ın başının koparılması da en azından Ortadoğu ulus-devletinin sonu için o denli önemlidir. Daha şimdiden Afganistan’dan başlayıp Fas’a kadar uzanan ulus-devlet halkalarında yaşanan kırılmalar evrensel tarihe doğru ve derinden bakmasını bilenler için bu sonlanmaya ilişkin birçok ipucu yakalayacaklardır. 
Fakat Hegel tarzı iktidar-devlet-uygarlık fenomenlerinin sonlanışları evrensel tarihin sonu değil, başka bir paradigmadan yeni bir başlangıç anlamına gelmektedir. Evrensel tarihin hep dipte olan ama sürekli atan ana damarlarından toplumsal tarih, uzun aralamalardan sonra yeniden başını gün yüzüne çıkarmakta ve tarihsel rolüne hazırlanmaktadır. Demokratik uygarlık tezlerinde ne devletlerin inşa, ne de yıkılışlarına ilişkin fazla idealar da bulunur. Hiyerarşik ve devletli uygarlıklarla arasında stratejik ve taktik hatları hep netleştirmeye çalışır. Bu iki uygarlık evrensel tarihte hep var olmuştur, şimdi de vardırlar. Bizim görevimiz kendi demokratik uygarlığımızın tüm ideolojik siyasi programlarıyla stratejik ve taktik ilke ve araçlarını; K. Marks’ın yapığı gibi sol Hegelcilik yaparak değil, onun tüm felsefesini eleştirerek aşmak ve kendi öz demokratik uygarlık felsefemizi yaparak, geliştirmektir.
Ortadoğu’da Uygarlık Krizi ve Demokratik Uygarlık Çözümü kitabından alınmıştır
Reklamlar