HİZBULLAH VE HİZBUL-KONTRA GERÇEĞİ

HİZBULLAH VE HİZBUL-KONTRA GERÇEĞİ – 1
Nihat KAYA
Ozgur Gundem: 02.02.2011
1993 yılında tutuklanan Halil Güler, Hizbullah’ın Kuştepe sığınaklarında geçen elli beş günde ulaştığı sonucu şu şekilde dile getiriyordu: “Beni sivil polisler tutuklayıp Korucubaşı Kamil Atak’a teslim ettiler. Onun adamları da beni Kuştepe’ye götürüp Hizbullahçılara verdi. Kuştepe’nin nöbetiniyse Tank Taburu tutuyordu.”
Hizbullah ve Hizbul-Kontra
Türkiye’de 1990’lı yılların başında Hizbullah diye kendini tanıtan bir örgüt türedi. Bu örgüt halk içerisinde kimi zaman ‘Sofikler’ yani sahte Sofi’ler, kimi zaman Hizbul-Kontra yani kontra partisi olarak isimlendirildi. Oysa kökeni Lübnan’da olan Hizbullah örgütü radikal çizgisiyle radikal İslamci çevrelerin gönlünde taht kurmuş bir partiydi. O zaman Hüseyin Velioğlu’nun liderliğinde Türkiye’de kurulan Hizbullah ile gerçek Hizbullah arasındaki fark nedir? Hizbul-Kontra paramiliter bir güç müdür?
AKP’nin yaptığı anayasal değişiklik gereği, CMK’nin 102. maddesinin düzenlenmesi sonucunda 165 kişinin öldürülmesinden ve 84 kişinin yaralanmasından yargılanan on Hizbullah üyesinin salıverilmesi kamuoyunda geniş tepki topladı. Buna rağmen anayasada yapılan bir değişiklikle, bir tek onlara mahsus, özel bir af çıkarıldı. Yasal düzenlemenin ismine af denilmedi ama bu düzenlemeyle salıverildiler. Hizbullah’ı bu kadar özel kılan şey neydi?
HİZBULLAH NEDİR?
Kelime kökeni olarak Hizbullah iki kelimeden, ‘hizb’ ve ‘Allah’ kelimelerinden oluşmaktadır. Hizb kelimesi; parti, grup, taraftar gibi anlamlara gelmektedir. Türkçe’ye çevrildiğinde Allah’ın taraftarları, Allah safında yer alanlar, Allah’ın partisi gibi anlamlar ifade etmektedir. Örgütsel anlamdaysa Hizbullah, İslam uğruna gruplaşma diye tanımlanmaktadır.
Hizbullahi düşünceyi esas alan örgütlemelerde takip edilen stratejideki en belirgin özellik; yeterli sayı ve imkan bulunduğunda Cihad aşamasına geçilmesi ve silahlı mücadeleye özel önem verilmesidir. Hizbullahi düşünceye sahip örgütlemeler amaçlarına ulaşabilmek için tebliğ, cemaat ve stratejisi doğrultusunda hareket etmektedir.
Cihad; Hizbullahi terminolojide belli bir güce erişildikten sonra içinde bulunan otoriteye karşı silahlı başkaldırı olarak değerlendirilmektedir.
Türkiye’de ismi çokça anılan Hizbullah örgütü temel iki gruptan oluşmaktadır. İlimciler ve Menzilciler. Bunlardan önde geleniyse Hüseyin Velioğlu ile çokça anılan İlimcilerdir. Her iki grubun da ortak amacı; Türkiye’de ‘şer’i hükümlerle yönetilen bir “İslam Devleti” kurmaktır. Ama Hizbullah ismi altında ilk ve esas örgütsel oluşum Lübnan’daydı.
Şİİ BİR OLUŞUM OLARAK HİZBULLAH
Hizbullah 1982’de, Şii nüfusun yoğun olduğu Güney Lübnan’da kuruldu. Kökleri ise 1970’lerin ortalarına dayanmaktadır. 1960’da Güney Lübnan’a gelen İranlı molla İmam Musa Sadr, burada ‘Emel Hareketi’ni kurdu. Lübnan’ın içinde bulunduğu kaos halinde sivil savaşta askeri kanat olarak faaliyet gösteren bu hareket, kitle tabanı olarak daha çok Güney Lübnan’daki fakir Şii kesimlere dayandı.
Lübnan’da Şii toplumunun şartlarını iyileştirme amacı ile ortaya çıkan Emel Hareketi, İsrail’in 1982’de Lübnan’ı işgali ile önemli bir askeri gelişme sağladı. Bu gelişme sayesinde sağladığı etkinlikle 1985 yılında Hizbullah ismiyle resmen kuruluşunu ilan etti.
16 Şubat 1985 tarihinde yayınladığı bir bildiriyle de İran’ın dini lideri İmam Humeyni’nin başında bulunduğu Velayet-i Fakih (İran’da yönetimi elinde bulunduran esas güç) müessesine bağlı olduğunu açıklamıştı. Tüm üyelerinin Lübnanlı Şiilerden olduğunu açıklayan Hizbullah, Velayet-i Fakih’i dini ve siyasi bir merci olarak tanımaktadır. Bundan dolayı Hizbullah’ta örgütsel ve idari alanda başkanlık sistemi yerine ‘Genel Sekreterlik’ esas alınmaktadır. Mevcut durumda Seyyid Hassan Nasrallah örgütün genel sekreteri konumundadır.
KİTAPEVİNDEN SİLAHLI ÖRGÜTE
Türkiye’nin gündemini çokça işgal eden Hizbullah örgütünün temelleri ise bir kitapevinde atıldı. 1979-1980’li yıllar dini yayınların satıldığı kitapevleri, radikal dini görüşlere sahip kesimlerin bir araya geldikleri ve fikir alışverişinde bulundukları bir dönemdi. Hizbullah diye günümüzde tabir edilen kesimlerin ve daha başka birçok İslami çevrenin ilk bir araya geldiği yer de “Vahdet Kitapevi” çevresiydi. Abdulvahap EKİNCİ’ye ait olan bu kitapevindeki faaliyetlere sonradan kendi kitapevlerini ve gruplarını kuracak olan Fidan GÜNGÖR ve Hüseyin VELİOĞLU da katıldı.
Ancak zaman içerisinde Vahdet Kitapevi çevresindeki oluşumdan kopmalar başladı. İlk olarak 1980 yılında Fidan GÜNGÖR bu gruptan koparak Menzil Kitapevi’ni kurdu. Menzil Kitapevi’nin kuruluşu ile birlikte Vahdet Kitapevi çevresindeki gruptan kopmalar hızlandı. Fidan GÜNGÖR’ün bu yapılanmadan ayrılış nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte bu durumun düşünce farklılıklarına dayandırılan liderlik meselesinden kaynaklandığı tahmin edilmektedir.
Vahdet Kitapevi’nden ikinci kopma ise 1982 yılında yaşandı. Bu tarihte Hüseyin VELİOĞLU Vahdet Kitapevi çevresindeki yapılanmadan ayrılarak “İlim Kitapevi”ni kurdu. Bir iddiaya göre, Hüseyin VELİOĞLU’nun Vahdet Kitapevi’nden ayrılma nedeni; kitapevi sahibi Abdulvahap EKİNCİ’nin Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nın belli bir dönem liderliğini yapan Seyyit KUTUP’un kaleme aldığı “Fi Zilali’l- Kur’an” (Kuranın Gölgesinde) isimli kitaba saygısızlık etmesi gösterildi.
İLİM GRUBUNDAN HİZBULLAH’A
1983 yılından sonra İlim ve Menzil grupları Bölge’deki (özellikle de Güneydoğu Anadolu bölgesinde) Hizbullah oluşumunun etkin grupları haline gelerek kendi kitapevleri çevresindeki çalışmalarının yanı sıra birbirleriyle dayanışma içerisinde faaliyetlerini sürdürdüler. 1987 yılından sonra ise İlim ve Menzil grupları arasında fikir ayrılıkları derinleşti ve kısa bir süre sonra bu fikir ayrılıkları daha belirgin bir hale geldi.
İlim ve Menzil grupları arasındaki ayrışmanın su yüzüne vuran yanı “Tebliğ-Cemaat-Cihad” stratejisine yaklaşımdaki farklılıktan kaynaklıydı. Her iki grup arasındaki ayrışma her ne kadar kişisel liderlik sorunundan kaynaklanmış olsa da bu şekilde adeta dışa stratejik bir ayrışmaymış gibi yansıtıldı.
İlim grubunun yapılanması ve eylem stratejisi göz önüne alındığında daha sistematik ve organik bir örgütlenmeye sahip olduğu görülmektedir. Sahip olduğu konumun Menzil grubuna göre daha kuvvetli olduğunu düşünen İlim grubu, kendisini “Hizbullah” adı ile lanse edip Menzil grubunu tasfiye etme ve Bölge’deki potansiyel tabanın merkezine oturma düşüncesi ile mensuplarına “İlim Grubu” ifadesini kullanmayı yasaklamış ve bu nedenle kendilerini “Hizbullah” olarak tanıtmaya özen göstermişlerdir.
HİZBULLAH VE HİZBUL-KONTRA
Halk arasında ‘Sofik’ (bozulmuş Sofiler) veya yaygınca kullanılan ifadeyle Hizbul-Kontra olarak bilinen Hizbullah oluşumunun, Lübnan’da kurulmuş olan esas Hizbullah örgütüyle direkt bir bağlantısı yoktur. Çünkü her iki örgütün dayandığı kitle tabanının ideolojik temelleri birbirinden farklıdır. Özünde her ikisi de radikal İslamcı çizgide görünüyor. İdeolojik farklılıkları zaten söylem düzeyinde de olsa İslamcı çizgiyi benimseyip benimsememelerinden kaynaklanmıyor. Farklılık Lübnan’daki esas Hizbullah İslam’ın Şii mezhebine göre bir şekillenmeye giderken, Hüseyin Velioğlu’nun Hizbullah’ı ise Sünni mezhebini benimsemektedir. İslam tarihindeki mezhep mücadeleleri göz önünde bulundurulduğunda tek bir parti veya hizbin hem Şii hem de Sünni mezhebini birlikte kapsaması mümkün görünmüyor ve tarihte böylesi oluşumlara da rastlanmamıştır.
Aralarındaki fark tabii ki bir tek mezhepsel farklılıktan kaynaklanmıyor. Lübnan’daki Hizbullah bir taban hareketi olarak kendini şekillendirip İsrail ve Batı yanlısı Lübnanlı partilere karşı dururken, Velioğlu’nun Hizbullah’ı devletten aldığı güçle kitle hareketlerine karşı durmuştur. Bu bakımdan örgütlenme ve mücadele tarzı olarak da Lübnan’daki Hizbullah ile çok ciddi farklılıklar arz etmektedir. Bir diğer farklılık ise aynı isim ile hareket eden oluşumlardan biri İran’daki Velayet-i Fakih’i dini lider olarak kabul ederken, kendi liderini örgütün genel sekreteri ve siyasi lideri olarak atamaktadır. Türkiye’deki Hizbullah oluşumunda ise bu duruma rastlanmamakta, Hüseyin Velioğlu hareketin dini ve siyasi lideri konumundaydı.
Bunca farklılığa rağmen Hüseyin Velioğlu’nun Hizbullah adı altında bir oluşma gitmesinin tek nedeni olarak; Hizbullah örgütünün İsrail devletine karşı Lübnan’da verdiği mücadelenin İslam dünyası genelinde yarattığı sempatiden yararlanmak geriye kalıyor.
İLK HEDEF PKK
Menzil grubu ileri gelenleri henüz tebliğ aşamasını daha tamamlamadıklarını, silahlı faaliyet yürütecek altyapıya sahip olmadıklarını ve tabana yönelik çalışmalarının henüz olgunlaşmadığını ileri sürerek silahlı mücadeleye geçilemeyeceğini savunuyorlardı.
Hüseyin VELİOĞLU önderliğindeki İlim grubu veya yeni söylemleriyle Hizbullah ise; hedef kitle olarak daha çok Sünni Kürtleri seçerken, Bölge genelindeki en etkili siyasi güç olan PKK’ye karşı silahlı eylemlere başladı. Esas hedef olarak PKK’yi seçmişti ve bu amaçla sokak ortasında PKK sempatizanlarını katletmeye girişti. Bu şekilde PKK’nin Bölge’deki etkisini ve nüfuzunu kırmaya çalıştı.
1990’lı yılların ilk yarısında Nusaybin, Cizre, Batman ve Silvan başta olmak üzere Bölge’nin birçok ilinde eylemlerini yoğunlaştırdılar. İnsanların sokak ortasında katledilmeleri bir yana yakaladıkları kurbanlarına karşı uyguladıkları yöntemlerle halk arasına korku saldılar. Örgütlenme merkezleri olarak da örgüt evlerinin yanı sıra camileri kullandılar. Camileri bir barınak ve örgüt evine dönüştürdüler.
YÖNTEMLERİNİ BENİMSEMEYEN HERKESİ ÖLDÜRDÜLER
Hizbullah’ın nüfuzunu artırması ve yayılması için daha fazla caminin idaresini ele geçirmesi gerekiyordu. Bunun için de 1993 yılından sonra İslam alemi içerisinde de nüfuz mücadelesi vermeye başladı. Fakat insanları domuz bağı ve işkence yöntemleriyle öldürmesi İslam alemi içinde de eleştirilmeye başlayınca bu kesimlere karşı da silah kullanmaktan kaçınmadı. İlk başta da düşünce bakımından kendisine engel olarak gördüğü Menzil grubuna yönelik 1993 yılında silahlı eylem başlattı. Birçok kişinin öldüğü ve yaralandığı bu çatışmalarda, strateji olarak ilk zamanlarda silahlı eylemleri uygun bulmayan Menzil grubunun büyük oranda prestij ve güç kaybına neden oldu.
Hizbullah’ın uyguladığı yöntemlere ilişkin bir başka rahatsızlık da örgütün kendi içinden geldi. Bir kesimi bu tutumu içten içe yaşasalar da bazıları bu tutumunu örgütten ayrılarak sergilediler. Bunlardan bir tanesi de Konca Kuriş’ti. Bu tutumundan dolayı bir zamanlar birlikte mücahitlik yaptığı arkadaşları tarafından Konya’daki bir hücre evinde vahşi bir şekilde katledildi.
HİZBULLAH VURUYOR DEVLET GÖRMÜYOR NUMARASI YAPIYOR
Hizbullah’ın ismi 1991-93 yılları arasında PKK sempatizanı olduğu söylenen birçok kişinin katledilişinde geçti. Üstelik bu insanların birçoğu polis ve askerlerin gözü önünde, güpegündüz sokak ortasında katledildiler. Hatta bazıları kaçırıldıktan sonra, olayın üzerinden aylar geçmesine rağmen devlet güvenlik güçleri bu kişilerin bulunması için hiçbir girişimde dahi bulunmadığından, yıllar sonra cenazeleri hücre evlerinin altına kazılmış toplu mezarlarda bulundu. İşin ilginç yanıysa bu kadar çok cinayete ismi karışmış ve halk arasında korku salmış bir cinayet şebekesinin hiçbir üyesinin o dönemlerde tutuklanamamış olmasıydı. Aslında bu durumun anlaşılmayacak bir yönü yoktu. Halk açısından her şey apaçık gözler önündeydi. Resmiyete dökebilecekleri bir belgeleri olmasa da insanlar kendi içinde asker-polis-Hizbullah ilişkisinden söz ediyorlardı.
Bu ilişkinin en canlı tanıklarından biri Halil Güler’di. Şırnak’ın Cizre ilçe merkezinde sivil polislerce 1993 yılında tutuklanan Güler, Hizbullah’ın Kuştepe sığınaklarında geçen elli beş günde ulaştığı sonucu şu şekilde dile getiriyordu; “Beni sivil polisler tutuklayıp korucubaşı Kamil Atak’a teslim ettiler. Onun adamları da beni Kuştepe’ye götürüp Hizbullahçılara verdi. Kuştepe’nin nöbetiniyse Tank Taburu tutuyordu.”
DEVLETİN HİZBULLAH KOLU
Halkın şüpheleri ve söylemleri kesin belgelerle ortaya konulamazsa da Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu’un güvenlik görevlileriyle çalıştığı, Velioğlu’nun da öldürüldüğü 17 Ocak 2000 tarihindeki Beykoz baskınından sonra açığa çıktı. Hizbullah’ın Beykoz Kavacık Mühendis Çıkmazı Sokak’ta anakararg‰hının bulunduğu bir villaya polisin düzenlediği baskında örgüt lideri Hüseyin Velioğlu ölü ele geçirilmiş ve örgütü ayakta tutan isimlerden Cemal Tutar ile Edip Gümüş de yakalanmıştı. Hizbullah devlet ilişkisiyse bundan sonra konuşulmaya başlandı.
İlk itiraflar emekli İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu’ndan geldi. Orakoğlu, 1991’de Hatay İl Emniyet Müdürlüğü yaptığı sırada Adana Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Temel Cingöz ve İl Jandarma Alay Komutanı Vicdan Başaran’la birlikte Şehir Kulübü’nde yediği bir yemek esnasında, Tuğgeneral Temel Cingöz’ün yanında bulunan sivil giyimli bir kişiden söz etti. Orakoğlu’nun, komutanın emir eri zannettiği, askere saygıda kusur etmeyen ve önünü iliklemeden konuşmayan bu kişi Hüseyin Velioğlu’ydu. Bu yıllar Hizbullah’ın silahlı eylemlerine başladığı yıllardır.
TA İLK GÜNDEN…
Temel Cingöz’ün Hüseyin Velioğlu ile ilişkisi bununla sınırlı değildi. Çok daha eskilere dayanıyordu. Ergenekon soruşturmasının gizli tanıklarından biri Hüseyin Velioğlu’nun 1979’da, Batman Komando Taburu’nda Yüzbaşı olan Temel Cingöz’ün talimatıyla TPAO’daki Batman Petrol-İş Sendika başkanlığına PKK’nin desteklediği adaya karşı aday gösterildiğini söylüyordu. Yapılan seçimi Velioğlu kaybetmiş olsa da Hizbullah’ın kurucusuyla Tuğgeneral Temel Cingöz arasındaki ilişkinin çok eskilere dayandığını göstermesi anlamında manidardır. Bu bilgi Batman Petrol-İş Sendikası yöneticileri tarafından da teyit edildi.
HİZBULLAH VE HİZBUL-KONTRA GERÇEĞİ – 2
Nihat KAYA
Ozgur Gundem : 03.02.2011
Örgütün kaynağı devlet
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkes’indeki salonda görülen duruşmada, savcı Nihat Taşkın’ın, Hizbul-Kontra’yı kurma amacına ilişkin sorduğu soruya JİTEM’in kurucularından emekli Albay Arif Doğan, bu oluşumu, PKK’nin yaptığı çalışmalara karşı halkı dini yönden eğitmek için kurduğunu belirtiyordu. Doğan, Hüseyin Velioğlu’nu da dini bilgisi çok fazla olduğu ve dindar bir aileden geldiği için seçtiğini söylüyordu.
Hizbullah’ı PKK’ye karşı kendisinin yapılandırdığını ifade eden emekli Albay, örgütün üyelerine silah da dağıttığını itiraf ediyordu. Hatta köy korucularının Hizbullah üyelerine kimi zaman korumalık yaptığını anlatan Doğan, örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’nun ülkücü olduğunu, bu nedenle kendisiyle çalıştığını ifade ediyor. İlk zamanlarda Hizbullah’tan çok yararlandıklarını vurgulayan Doğan, örgütün mali kaynağının devletten sağlandığını şöyle açıklıyor: “Örgütün kaynağı devlet. Doğu-Güneydoğu’da her şeye kaynak vermiştir devlet. Bunu kimse inkar edemez.”
HİZBULLAH DEĞİL HİZBUL-KONTRA
Savcılıktaki sorgusunda Hizbullah ile Hizbul-Kontra arasına fark koyan emekli Albay Arif Doğan, Hizbullah ile Hüseyin Velioğlu’nun liderliğinde Türkiye’de kurulan oluşumun aynı şeyler olmadığına dikkat çekti. Doğan, Türkiye’deki oluşumu bir kontra örgütü olarak nitelendirdi ve Hizbul-Kontra diye tanımladı. Savcı Nihat Taşkın’ın Hizbullah üyelerinin Gercüş’te aldığı eğitime ilişkin sorusuna, “Hizbullah değil, benim dediğim HizbulKontra’dır. Onlar tamamen dini eğitim alıyorlardı. Camide nasıl vaaz vereceklerine, vatan sevgisini nasıl öğreteceklerine ilişkin eğitim alıyorlardı. Eğitimi de Hüseyin Velioğlu veriyordu” diye cevapladı.
Hüseyin Velioğlu’nun görevinin ne kadar sürdüğüne ilişkin soruya ise Doğan, “Bilmiyorum. Kurdum ve başarı da elde ettim. Çok güzel hizmetleri oldu. Eğer bir suç varsa zaten cezasını da ölerek çekti. Allah rahmet eylesin” dedi.
İLİŞKİDE OLMAYAN YOK!
Devletin Hizbullah’la ilişki içinde olduğu gerçeğini bilen ve bunu itiraf eden bir tek istihbaratçı ve JİTEM elemanları değildi. Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Faruk Cömert de “Devlet Hizbullah’ı kullandı” diyerek bunu itiraf etti.
Benzer bir itiraf da JİTEM’in kurucusu olarak bilinen Binbaşı Ahmet Cem Ersever’in avukatı Emin Emir’den geldi. Ersever ile Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu arasındaki ilişkiye dikkat çeken Emir, Ersever’in o dönem “Düşmanımın düşmanı dostumdur” ilkesiyle hareket ettiğini belirtiyordu. Emir, “Ersever bana, Velioğlu’ndan PKK’yla ilgili bilgiler aldığını anlattı. Hizbullah’ı seviyordu, sempatisi vardı. ‘Bu arkadaşlar vasıtasıyla soruşturma yapsam, Güneydoğu’daki bazı cinayetlerin faillerini öğrenebilirim. Ama ölenler zaten PKK’lı. Özel bir gayret göstermeye gerek yok. Hizbullah, yapılması gerekeni yapıyor’ diyordu.”
VELİOĞLU BALTAYI AYAĞINA SAPLADI
Hüseyin Velioğlu ve ekibinin PKK sempatizanlarına karşı yaptığı her türlü eyleme güvenlik güçlerinin göz yumması, Velioğlu’nun İslam alemi içinde de etkili olma gibi bir hayale kapılmasına neden oldu. Bu amaçla Menzil grubuna da yöneldiler. Ardından da toplumda kendi ideolojik düşüncesine aykırı gördükleri herkesi katletmeye giriştiler. Oysa devlet güvenlik güçlerinin Velioğlu’na biçtiği misyon; Bölge’de faili-meçhul ve kontra eylemlerle PKK tabanını sindirmeleriydi. Velioğlu’nun kendisine biçilen misyonu aşması kendisinin de sonunu hazırladı. Çünkü özellikle Velioğlu, ordu ve JİTEM’den gördüğü destek sayesinde kısa zamanda çok büyük bir etkiye sahip olduğunu fark edince ne oldum delisine döndü ve İslamcı hareketler başta olmak üzere polisle çatışma gibi kendisine biçilen misyonun dışında tutumlar içerisine de girmeye başladı. Türkiye’nin Usema Bin Ladin’i olmak üzereyken devlet duruma müdahale etmek zorunda kaldı. 
Karargahını İstanbul Beykoz’da bulunan bir villaya kuran Hüseyin Velioğlu’na yönelik, polis 17 Ocak 2000 tarihinde baskın düzenledi. Çıkan çatışmada Hüseyin Velioğlu ölü ele geçirildi, örgütün lider kadrolarından Cemal Tutar ile Edip Gümüş de yakalandı. Bu dönemden sonra Hizbullah veya Hizbu-Kontra’ya yönelik seri operasyonlar düzenlendi. Bu operasyonlarla örgütün birçok kadrosu tutuklandı ve yapılan kazılarda kayıp diye bilinen birçok kişinin cenazesi bulundu.
AKP’DEN 114 KİŞİNİN KATİLLERİNE AF
İşledikleri birçok suç üzerlerinde sabit görülmesine rağmen Hizbullah davasından yargılananların mahkemeleri on yılı aşkın bir süre boyunca sonuçlandırılmadı. En son AKP döneminde yapılan anayasal bir değişiklik gereği Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 102. maddesi kapsamında örgütün lider kadrolarından Edip Gümüş, Cemal Tutar, Mehmet Varol, Fuat Balcı, Abdulkerim Kaya, Mustafa İpek, Şeyhmus Kinay, Mahmut Demir, Kemal Gülşen ve Sinan Yakut salıverildiler. Oysa sadece bu on Hizbullah üyesinin mahkemece sabit görülmüş ve ölümle sonuçlanan öldürme olayları bile yüzün üzerindedir. İşledikleri suçlarda 165 kişiyi katlederken, 84 kişiyi de yaraladılar. Bu cinayetlerin yüzde doksanını ise Diyarbakır ve çevresinde işlediler. Üstelik bu kişilerin içinde yer aldıkları ama ölümle sonuçlanmayan, yaralanma, soruşturma adı altında işkence, darp, bombalama gibi bir takım olaylar ise belirtilen listenin dışındadır.
Hüseyin Velioğlu kimdir?
1952 Batman Gercüş doğumlu olan Hüseyin Velioğlu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde PKK Lideri Abdullah Öcalan ile aynı dönemde okudu. Üniversitede okuduğu dönemlerde Milli Türk Talebe Birliği içinde faaliyet gösterirken, Akıncı grubuyla ilişkiye geçti. 1977-78 döneminde İslamcı çevrelerle ilişki kurmaya başladı. Tam da bu dönemde, dikkat çeken bir anda, Durmaz olan soyadını Velioğlu diye değiştirme gereği duydu. 1979-1980’li yıllar boyunca radikal dini görüşlerin fikir alışverişinde bulunduğu kitapevleri çevreleriyle ilişkilendi. Kısa sürede “Vahdet Kitapevi” çevresinin daimi bir üyesi haline geldi.
Ölümünden sonra Velioğlu’nun, yaklaşık 20 yıl önce Batman’da Petrol – İş Şube Başkanlığı’na aday olduğu ortaya çıktı. Sendikacılar, Petrol-İş’te mücadele ettikleri Velioğlu’nun kapanan Milli Selamet Partisi çevrelerinin adayı olduğunu ve o sırada Batman’da sıkıyönetimin başında bulunan Temel Cingöz tarafından da desteklendiğini belirtiyorlar. 1987’de İlim Kitabevi çevresinde örgütlendi. PKK sempatizanlarına karşı silahlı eylemlere başlayarak ‘İlim grubu’ dönemini bitirdiklerini ve grup aşamasından partileşme aşamasına geçtiklerini ve “Cihad’ı” başlattıklarını duyurdu. Partilerinin ismini de Hizbullah diye ilan etti. Kısa bir süre sonra örgüt içinde ılımlı olarak bilinen “Menzil” grubunu tasfiye etti. Şiddet yanlısı olarak bilinen “İlim” kanadı eylemlerini yoğunlaştırdı. 17 Ocak 2000 tarihinde İstanbul Beykoz’da örgüt evi olarak kullandığı villada girdiği çatışmada öldü. Onun ölümünden sonra Velioğlu’nun ve Hizbullah’ın devlet eliyle oluşturulan paramiliter bir örgüt olduğu açığa çıktı.
 Asıl Hizbullah Kimdir?
Şii bir organizasyon olan asıl Hizbullah, 1982’de, Şii nüfusun yoğun olduğu Güney Lübnan’da kuruldu. Kökleri ise 1970’lerin ortalarına dayanmaktadır. 1960’da Güney Lübnan’a gelen İranlı molla İmam Musa Sadr, burada ‘Emel Hareketi’ni kurdu. Lübnan’ın içinde bulunduğu kaos halinde sivil savaşta askeri kanat olarak faaliyet gösteren bu hareket, kitle tabanı olarak daha çok Güney Lübnan’daki fakir Şii kesimlere dayandı.
Şiileri 1970 yılından sonra örgütlenmeye başladı. Aynı sene bu örgütlenmenin ete kemiğe bürünmüş hali Şii Emel Örgütü kuruldu, lideri de bir İmam Musa Sadr oldu. Musa Sadr, İran geleneğinden gelen sıkı bir devrimciydi. Eğitimini Ayetullahların başkenti sayılan İran’ın Kum kentinde almıştı. Başlarda Lübnan’da camilerde verdiği vaazlarda siyasal bilinci artırmaya çalışırken, sistem içerisinde kalarak grubunu silahtan uzak tuttu. Filistinlilerin Güney Lübnan’a yerleşmeleri ve bu bölgeyi kullanarak buradan İsrail topraklarına saldırı düzenlemeleri, Şiilerin savaş bilincini artırdı. Öte yandan İsrail’in 1948’de kurulması sonucu Filistin’den kaçan Filistinli direnişçileri takip amaçlı Güney Lübnan’a 1972’de saldırmasıyla Şii Emel örgütü de topyekün silaha sarıldı. Bundan sonra yeni düşmanlarının adı Lübnanlı Marunîler değil, köylerini yakıp, birer hayalet şehre çeviren İsrail’di. Grubun lideri İmam Musa Sadr, 1978’deki Libya gezisi esnasında esrarengiz bir şekilde kaçırıldı ve bir daha kendisinden haber alınamadı.
HİZBULLAH’IN İRAN BAĞLANTISI
Lübnan’da Şii toplumunun şartlarını iyileştirme amacı ile ortaya çıkan Hizbullah, İsrail’in 1982’de Lübnan’ı işgali ile önemli bir askeri gelişme sağladı. Bu gelişme sayesinde sağladığı etkinlikle 1985 yılında resmen kuruluşunu ilan etti.
16 Şubat 1985 tarihinde yayınladığı bir bildiriyle de İran’ın dini lideri İmam Humeyni’nin başında bulunduğu Velayet-i Fakih (İran’da yönetimi elinde bulunduran esas güç) müessesine bağlı olduğunu açıklamıştı. Üyelerinin tümünün Lübnanlı Şiilerden olduğunu açılayan Hizbullah, Velayet-i Fakih’i dini ve siyasi bir merci olarak tanımaktadır. Hizbullah’da örgütsel ve idari alanda başkanlık sistemi yerine ‘Genel Sekreterlik’ esas alınmaktadır. Seyyid Hassan Nasrallah örgütün genel sekreteridir.
 Serbest bırakılan tetikçilerin ölüm listesi
Hizbullah çatısı altında sadece CMK’nin 102. maddesindeki değişiklik gereği bırakılan on kişinin öldürdükleri insanların isim listesi şu şekildedir;  
Yasin ÖZALP, Hatip PİRİZADE, Aziz BAŞAK, Musa BAKIŞKAN, Nurettin GÜNEŞ, Hasan BOZAN, Yılmaz GÖKÇE, Suat ERCİYES, Mehmet Ali EROĞLU, İsmail SEVİNÇ, Haydar KAYA, Mehmet Şah ŞEN, Enver AKTAŞ, Hüseyin TUNCER, Ali ARSLAN, Mensur YILMAZ, Misbah ATEŞ, Naif KELEŞ, Tevfik BASÜTÇÜ, Gıyasettin UĞUR, Ramazan MERAL, Metin AKYILDIZ, Hüseyin AKYILDIZ, İrfan AKYILDIZ, Ramazan ŞAT, İhsan YEŞİLIRMAK, Halit GÜNGEN, Ahmet KARAKAŞ, İbrahim KARAASLAN, Muhittin KARAASLAN, Şevki KAYA, Mehmet Sait ERTEN, Abdulmenaf TOHUMEKEN, Namık TARANCI, Kemal EKİNCİ, Mehmet KOYUNCU, Cevat CANPOLATEN, Ali YILDIRIM, Mehmet TEKDAĞ, Abdurrahman AKKAMIŞ, Ayetullah İZ, Haşim YAŞA, İkrami HAN, Abdulhamit PAMUK, Kadri GÖKTİMUR, Abdullah SAPAN, Cemal BURKAY, Murat KARAÇOBANOĞLU, Osman GÖÇER, Hasan OKUR, Abdulhaluk ŞAŞMAZ, Mehmet ÇELİK, İbrahim Halil BAYKARA, Hüseyin YILDIRIM, Ali ŞIK, Mahsum GÜVENÇ, Zeki Murat YILDIRIM, Mahmut KAVUT, Cevdet GÜNDEŞ, Sedat ÇAĞATAY, Süleyman DÜN, Mehmet ÇELENK, Muzaffer ALTIN, Eyüp ASLAN, Nimet CAN, Rıdvan YABANCI, Mehmet Sait AYAN, Hacı Murat İMREN, Kasım IŞIK, Soner TEKEŞ, Ahmet TEKEŞ, Yakup BIÇAK, Hasan AKAN, Selahattin AR, Hamit SONER, Nihat BAZ, Bahri TEKİN, Abdulhalim ALTUNAL, Mehmet Ali ASLAN, Davut TOPRAK, Recep OYUR, İlhan KARATEKİN, Servet KAYA, Mahmut POLAT, Suphi KAYA, Naif TOLAN, Şeyhmus ÖNCEL, Hıdır ÇELİK, Özgür KARAASLAN, Abdullah AKSOY, Abdülhaluk ÖNEN, Kenan AYDIN, Zübeyir AKKOÇ, Ramazan Aydın BİLGE, Hafız AKDEMİR, Sıddık TURHALLI, Fahri OKMAN, Azat ÖNEN, Musa KAYA, Diyarbakır HEP İl Başkanı Abdulsamet SAKIK, Dündar ÇEVİK, Abbas DEMİROĞLU, Şükrü SEZİK, Ramazan SEFUNÇ, Şahin SEFUNÇ, Mehmet ÇAĞAP, Şafi SÜNMÜŞ, Recep ORAK, Sadık KORTAK, Topal ÇELEBİ, Temur SIZICI, Ali KAYA, Şeyhmus KAYA, Salih ÖZMEN, Kazım GÜLER, Mehmet Can SEÇKİN, Talip TOPSIZ, Yahya ÇİLLİOĞLU, Musa BÖRÜ, Ahmet İLYASOĞLU, Fırat SOYVURAL, Abdurrahman ATA, Mehmet Şerif ÇOÖZ, Ahmet ÖZÇELİK, Mehmet Reşat BAŞAR, Medeni GÖKTEPE, İbrahim GÜL, Hasan AKIN, Sefer CERF, Rebih ÇABUK, Şaban UYAR, Mehmet Akif ÇİFTÇİ, Şemsettin ÖZCAN, Mehmet Salih ULU, Mehmet Arif BASKIN, Cesim MASLAK, Mehmet Beşir CAN, M. Şerif UPRAK, Bayram Ali UPRAK, Hüseyin BAYBURT, Bedri AKKURT, Ahmet TULAN, Nihat KAD1HAN, Mehmet Nesim ORMANCI, Masum EROL, Basri SERİHAN, Ramazan TOPRAK, Batman Milletvekili Mehmet SİNCAR, Ahmet KARABULUT, Metin ŞAHİN, Mehmet Emin KAHRAMAN, Metin DEMİR, Alaattin  KUTLUBAY, Şerif GEZER, İsa GÖK, Vasıf ÇETİN, Hüseyin PAMUKÇU, İmdat KOÇ ve Dündar ÇELEBİOĞLU’nun öldürülmesi.

BİTTİ
Reklamlar