Hopa’da neler oluyor?

Hopa’da neler oluyor?
YILDIRIM TÜRKER
‘Bir buçuk aydır beni duymayanlar 1 Haziran’da beni fark etti. Nasıl mı? Zorla polis arabasına bindirilip tartaklandığımda.


Fotoğrafta yüzü bize dönük olan kadın, Birsen Kaya. Polis tarafından derdest edilmiş götürülürken. Yer, Hopa. 
Kaya, 75 doğumlu, Ezilenlerin Sosyalist Partisi’nin Artvin Bağımsız Milletvekili adayı. ÖDP’nin seçim vetosu yemesiyle ve blok da aday göstermeyince Artvin’de sosyalistlerin desteklediği yegâne aday. 
Birsen Kaya seçim sürecini Artvin ve bölgesinde esnaf, mahalle ve kadın toplantılarıyla çok yoğun geçiriyor. Doğal olarak bayraklaştırdığı mücadele alanlarının başında HES’ler geliyor. 
Birsen Kaya, öncelikle topraklarının, doğa yapısının korunması gerektiğine inanıyor. 
Başbakan’ın eşkıya dediği insanlardan biri. Gaz bombasıyla hayatından olan Metin Lokumcu gibi. 
Bu fotoğrafta, Birsen Kaya’nın, Lokumcu’nun Kemalpaşa ilçesindeki cenaze töreninden dönerken diğer ESP üyeleriyle birlikte gözaltına alınış anını görüyoruz. Araçları Hopa girişinde durdurulup çembere alınmış. 
Araçlardaki 13 kişi indirilerek kimlik kontrolü yapılmak istenmiş. Durdurmalarına hiçbir gerekçe göstermeyen polisler, tekme tokat saldırarak ESP’lileri gözaltına almış. 
Hopa İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne götürülen Birsen Kaya daha sonra serbest bırakıldı. Gözaltına alınanlardan Ali Kemal, rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldı. 
Gözaltında tutulan Cemil Aksu’nun eşi Nurcan Vayiç, “Hopa halkı ‘terörist’ ilan edilmiş. O gün küçücük ilçeye 7 bin 500 polis yığan mı terörist, hakkını arayan Hopa halkı mı” diyor. 
Birsen Kaya’dan mektup var 
Kaya’nın yollamış olduğu mektubu paylaşmak istiyorum: 
“Ezilenlerin Sosyalist Partisi Artvin Bağımsız Milletvekili adayıyım. Hem kadın, hem sosyalist hem de bağımsız… Ne cesaret di mi? 
Erkek egemen siyaset dünyasında kadınsın. Büyük egemen eşitsizlikler içinde bağımsızsın. Sermayeyi dayanak yapmış partiler dünyasında bir de sosyalist adaysın. Anlayın işte, siz tahmin edin yaşadıklarımızı. Ben bir buçuk aydır Artvin’de dağları, denizleri aşıp mütevazı olanaklarla, gönüllü dostlarımla karınca titizliği ile seçim çalışması yapmaya çalışıyorum. 
Ne yazık ki bizim gibi adaylar özellikle de sosyalist olunca medyada yer bulamıyor ve sesi milyonlara ulaştırılmıyor. 
Ya da bugün olduğu gibi polis şiddeti gündeme girdiğinde basının ilgisine mazhar olursun. İşte benim basınla buluşma serüvenim böyle başladı. Bir buçuk aydır beni duymayanlar 1 Haziran’da beni fark etti. Nasıl mı? Zorla polis arabasına bindirilip tartaklandığım sahnelerle… 
Ben şimdi Hopa’dan, olağanüstü hal koşullarında yazıyorum size. Deyim yerindeyse, günlerden beri eşkıyalar şehre inmiş diyenler terör estiriyor. En demokratik insan haklarından olan basın açıklaması, protesto yürüyüşleri engellenmeye çalışılıyor. Başbakan’ın da açıklamalarından sonra polisin görev edinmesiyle insanlık dışı sahnelerin yaşandığı Hopa’da artık dünde değiliz. Bugün başka bir gün. Bugün itirazı olanın nasıl da devlet eliyle susturulmaya çalışıldığını görüyoruz. Gözaltına alınan insanlar zulüm görüyor. Aileler perişan ve endişeli. 
Bilindiği gibi zatı muhterem Erdoğan, Hopa’ya polis ordularıyla işgale geldi. Abartmıyorum; binlerce polisi çeşitli kentlerden toplayıp geldi ve kuşattı Hopa’yı. Şimdiye kadar hiç gitmediği ve siyasi tarihi itibarı ile de tarihsel dokusunun hiç uyuşmadığı bu küçük ilçeye niye gelir? Hopalılar onun geleceği alanda değil de kendi alanlarında beklediler bu gelişi. Zaten Erdoğan da Hopalıların gelmeyeceğini bilerek il dışından araçlarla getirttiği indirme kıtalara konuştu. Miting Hopa’da, Hopalı alanda değildi. Tüm bunları öngören Erdoğan, Hopa’ya şiddetle, panzerle, copla geldi, arkasından da ölüm bırakıp gitti. 
Öyle bir Başbakan ki ölümüze saygı duymadığı yetmez gibi, acımızı yaşamamıza da izin vermedi. İlçemiz işgal altında. Polis ve özel tim her yeri sardı. Sanırsınız ki 12 Eylül. Fatsa’da 12 Eylül’de olduğu gibi köy köy gezip eylemci avına çıktılar. Gece yarısı operasyonları yapıyorlar. Fısıltı gazetesi aracılığıyla daha çok alınacak var diye yayıp korku yaratmaya çalışıyorlar.
Gözaltına alınanların çoğu darp edildi. Bir arkadaşımız hastanede yatıyor, kaburgası kırıldı. 
Ben de gözaltına alınırken payımı aldım. 
Bu günler geçer. Ama biz, Erdoğan’ın da sıkça hatırlattığı gibi Karadeniz’in asi çocukları, kadın ve gençleri bize yapılanı asla unutmayız. Ölümüze saygı duymayandan dirimize saygı duymasını da beklemeyiz. Ben buradayım. Hopa’da. Ev ev, sokak sokak gezmeye, dağlara tırmanmaya, yaylalarda olmaya devam ediyorum. Yarın mahkemeye çıkarılacak olan ‘Eşkıya’ dedikleri; HES’lere karşı çıkan, demokrasi ve özgürlük isteyen, doğal hayatı koruyan genç Hopalı arkadaşlarımı bekleyeceğim adliyede. Çünkü ben de, gönüllü arkadaşlarım da Erdoğan’ın hazır kıta askerleri değil, bu toprağın çocuklarıyız. Bu toprakları terk etmeyeceğiz. 
Sevgiler 
Birsen KAYA” 
Başkomiser Erdoğan, Hopa’nın burnunu sürtmeye kararlı görünüyor. Polisinin öldürdüğü Lokumcu’nun ardından bile öfkesine gem vuramayan Erdoğan’dan şefkat bekleyen milyonlara duyurulur. 



Suç duyurusu 

Başbakan’ın seçim meydanlarında hızını alamayıp BDP’yi teröristlikle, Kılıçdaroğlu’nu Alevilikle işaret ederek ne yapmaya çalıştığını biliyoruz elbet. Memleketin açılımlar mühendisi-başdemokratı, nefretten iyice gözü dönmüş olmalı ki geçen gün Nuray Mert’i ‘Namert’ bir PKK muhibbi ilan ederek kitlesini kışkırtmaya gönül indirdi. 
Bizden geçtim, Nuray’ın iki yazısını okuyup bir konuşmasına tanıklık etmişler bile onun mertliğinden bir an olsun kuşku duymaz. Nuray Mert, Türkiye basınının değerini arttıranlardandır. 
Kimsenin kendisini savunmasına da ihtiyacı yoktur. 
Amma, Başbakan, toplumu liseli eylemcilerin karşısına çıkarmakla tehdit ettiği 5, 10 bin gence göz kırpıyor olduğunun farkında mı? Zamanında söz konusu hazır kıta gençlerin kafalarında beyaz bereler olacak mı diye sormayı ihmal etmiştik. 
Nuray Mert’in saçının bir teline zarar gelecek olursa; işte buradan suç duyurusunda bulunuyorum, ellerimiz Erdoğan’ın yakasında olacaktır.
Reklamlar