ÖZ SAVUNMASINI YAPABİLECEK BİR TOPLUM ÖRGÜTLEMEK, EN BÜYÜK GÖREVİMİZDİR…

ÖZ SAVUNMASINI YAPABİLECEK BİR TOPLUM ÖRGÜTLEMEK, EN BÜYÜK GÖREVİMİZDİR…
Şehit Zeynep Kınacı Özgür Kadın Akademisi Öğrencileri
“Tek hücreli canlıdan cansız zannedilen ama öyle olmadığı ve dahası tüm canlılık ilkesinin temeli olduğu da anlaşılan atom altı parçacıkların yaşamına kadar, öz savunmasız varlığın olmadığı bilinen bir hakikat olup bilimsel olarak da kanıtlanmıştır. Demokratik toplum ve özgür birey, devrimci ve evrimci gelişmeler kadar onlarla birlikte öz savunma sorunlarına çare bulmak zorundadır. Modernitenin yapısal krizinin son dönemi öz savunmayı tüm sorunların başına yerleştirmiştir. Modernite sistem olarak genelde toplumu ve bireyleri özelde daha şiddetli olarak demokratik toplumları ve özgür bireyleri zorunlu olarak varlıklarını savunmakla karşı karşıya bırakmaktadır. Öz savunmayı başaramamaları halinde sadece özgürlükleri değil varlıkları da soykırım tehlikesine uğratmaktadır.”
Önder Abdullah Öcalan
Kırım tehlikesiyle en fazla ve derinliğine yüz yüze kalan kadın, demokratik toplumun yapıcı öznesi, öncü kişiliği ve kimliği olduğundan dolayı binlerce yıldır modernitenin ilk elden hedefi olmaya devam etmektedir. Kendi halkıyla aynı kaderi bu kadar iç içe yaşayan ender kadınlardandır Kürt kadınları. “Bir gül ne kadar narin ve güzelse dikenleri de o derece sivrilip keskinleşerek bir savunma mekanizması oluşturur” diyen Önderliğimiz, kadın için bu örneği verirken öz savunmanın evrensel bir ilke oluşuna da vurgu yapmaktadır. Bu tehlikeyi uzun yıllardır en ağır biçimde yaşayan, tüm alanlarda (siyasal, sosyal, kültürel, sınıfsal, etnik, tarihsel, coğrafi yönlerden) soykırım kıskacına alınan Kürt toplumu, binlerce yıl demokratik toplumsal değerleri bağrında yaşatarak varlığını korumaya çalışmıştır.
Son 35 yıldır yürüttüğü mücadeleyi varlık-yokluk mücadelesi olarak tanımlayan hareketimiz PKK, soykırım kıskacındaki Kürt toplumunun en güçlü öz savunma odağı durumundadır. PKK ve Önderliğinin yürüttüğü mücadele bugün halkımızın inkârını imkânsız kılsa da 86 yıllık fiziksel, kültürel, siyasal, sosyal vb nitelikteki soykırım süreci ve soykırım politikaları tümden bertaraf edilebilmiş değildir. Aksine Kürt sorununda kendini dayatan çözüm olanaklarına karşın soykırım riski de derinleşmiştir.
Yıllardır yürütülen mücadeleyle bugün halkımız kendi çözümünü geliştirme olanağına sahipken, sistemin topyekûn yönelimi karşısında varlığını ve özgürlüğünü koruma mecburiyetiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu bağlamda Önderliğimizin son zamanlarda ısrarla gündemimize koyduğu öz savunma tartışmaları hayati önem taşımaktadır. Ancak gelinen aşamada Kürt halkının öz savunma sorunlarının kavranması ve uygulama arayışlarında yaşanan sorunlar ve konunun güncelliği ile sürekli tartışma-yoğunlaşma ve zihni değişiklikleri gerektiren bir kapsamda olduğunu görmekteyiz.
Her şeyden önce öz savunma konusunu ele alış, yorumlayış ve uygulayış tarzında hataların olduğu, bu hataların da zihniyetten kaynaklı olduğu artık anlaşılmaktadır. Öz savunma bir demokratik toplum ilkesi olarak Önderlik tarafından gündemimize konulmuş ve tartışılmaya başlanmıştır. Temel varlık ilkesi olan öz savunma konusunda birçok kez yaşadığımız bir yaklaşım hatası parçalı ele alıştır. Bir varlık konusu olan öz savunma meselesi genelde HPG, özelde ise YJA-Star çalışmaları kapsamına sıkıştırılırken, toplumsal alanda yaşanan yoğunlaşmalar ise ya bu çalışma sahalarıyla daraltılmış ya da kopuk ele alınmıştır. Başından beri bir öz savunma hareketi olan PKK ve onun etrafında gelişen mücadelemiz, Kürt halkının fiziki ve ulusal varlığının teminatı olmuştur. Mevcut aşamada halk olarak her alanda öz savunma birimlerine kavuşmak ve demokratik ulus olma hedefiyle, öz çözüm araçlarını, demokratik toplumsal kurum ve kurumlaşmalarını geliştirmek zorundayız.
Meşru savunma öz savunma kapsamındadır, öz savunmanın kendisi değildir. Öz savunma tüm ideolojik ve toplumsal kurumlar tarafından bir varlık sorunu olarak ele alınmıştır. Hatta ideolojilerin, rejimlerin meşruiyetinin temel ölçütü bu konuya yaklaşımlarıyla belirlenir. Öz savunmanın bireyden topluma kadar kendini örgütleyip uygulayabileceği mekanizmaları vardır. Bu mekanizmalar her şeyden önce kendimizde mevcuttur. Örneğin, 6 Mayıs bombalı saldırısı karşısında Önderliğimizin cevabı “benim her şeyim örgütlü, sezgilerim, algılarım güçlü” şeklinde olmuştur. Birçok değerlendirmesinde de bireyin öz savunmasını geliştirmede sezgilerin ve reflekslerin ne denli önemli araçlar olduğuna işaret etmiştir. Toplumsal olarak da önemli olan bu içsel mekanizmalar ne var ki bizlerde yeterince işletilememektedir. Hatta yönelimlere karşı direnç zamanla zayıfladığı gibi, asimilasyon politikalarında görüldüğü üzere kanıksama da gelişebilmekte, duyarlılıklar zayıflayabilmektedir. Bu öz savunmanın zayıflaması hatta öz savunmasız bırakılma halidir. Ahlaki politik özelliklerin zayıflamasıdır. Toplumu ciddi tehlikelere karşı korumanın en temel ilkesi her alanda yoğun örgütlülüğün geliştirilmesidir.
Önderlik “örgütsüz tek birey kalmamalı” derken bu tehlikeye işaret etmektedir. Öz savunması güçlü toplumlar, en güçlü örgütlenmiş toplumlardır. Bu toplumlarda değil soykırım tehlikesi, günlük kazalarda dahi ölüm oranı çok azdır. Toplumun tehlikelere karşı bilinçlenmesi ve farkındalığı gelişmek durumundadır. Bu nedenle bizim için öz savunma kapsamında en acil olan şey akademi, dernek, komün vb yollarla toplumu bilinçlendirmektir. Önderliğin bu konuda belirttiği kooperatif, komün, akademi, sivil örgütlenmeler, dernekleşmeler, sendikalar, çevreci hareketler, kadın hareketleri, kent, il, ilçe, köy meclislerinin oluşumu, kültür-sanat, basın-yayın alanlarının kurumlaşmaları ve işletilmeleri öz savunmanın güçlendirilmesi ve işletilmesi açısından oldukça önemlidir. Tekrarla vurgulanmalıdır ki, öz savunma farkındalığı geliştirme, bilinç kazandırma ile birlikte, dönüşen zihniyet ve gelişen örgütlülükle güçlüdür.
Ekonomik alandan siyasal alana, kültürel alandan sosyal alana, dilden kimlik sorununa, cinsiyet özgürlüğünden ekolojik alana kadar bir halkı var kılan, bir insanı var kılan bütün alanlarda demokratik, komünal öz örgütlülüğün geliştirilmesi, öz savunma kapsamında ele alınması gereken alanlardır. Örneğin, Kürt dilinin inkârı ve asimilasyon-oto asimilasyon karşısında Kürt dilinin geliştirilip yaygınlaştırılarak, yaşam dili haline gelmesi bir öz savunma sorunudur. Tarihi değerlerin ve Kürdistan doğasının korunması, bu alanda geliştirilen kırımlara karşı (Hasankeyf-Munzur vb yerler) direnişin örgütlenmesi ve kırım sürecinin engellenmesi, kültürel değerlerin güncelleştirilip korunması, ekonomik sorunların komün ve kooperatiflerle, toplumun kendi özgücü ile çözümler yaratması öz savunma kapsamında değerlendirilebilecek önemli çalışmalardır. Öz savunma aynı zamanda toplum bireylerinin devletten beklemeden kendi özgücü ve örgütlülüğü ile demokratik kurumlaşmalar geliştirmesidir. Bu anlamıyla demokratik özerkliğin hayata geçmesidir. Kent meclislerinin kurulması ve yaşadıkları yerler hakkında esas kararları halkın alması buna bir örnektir.
Demokratik toplum inşasının temel ilkelerinden olan öz savunma olgusunu salt bir güvenlik sorunu olarak ele almak ve bu anlamda çözümler geliştirmeye yönelmek, yanılgılı algı ve tutumlara da götürebilmektedir. Öz savunma çok güçlü ve her alanda örgütlenmeyi gerektirir. Bu konudaki yoğun tartışmalara rağmen pratik darlıklar ve yetersizlikler, doğru kavrama sorunumuz olduğunu göstermektedir. Oysa toplum olarak politik ahlaki bir varlığız. Bu bağlamda ahlaki ilkelerimiz ve ahlaki kurumlaşmalarımız öz savunmanın bir gereğidir. Yine siyasal bir varlık olarak siyasal ilke ve kurumlarımız, ideolojik bir varlık olarak ideolojik ilke ve kurumlarımız vb biçimlerde olmak durumundadır. Kültürel-ekonomik varlıklarız ve varlığımızı ifade eden bir çok alan örgütlenmemizi demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü temelde geliştirmek durumundayız. Şimdiye kadar açığa çıkan pratikler öz savunma konusunu bu genişlikte kavrama ve pratikleştirme sorunlarımız olduğunu göstermektedir.
Genel örgüt olarak öz savunmayı geliştirmeye yer yer pragmatik, dar, kısa vadeli örgütlenmeler biçiminde bakabiliyoruz. Uzun vadeli bir örgütlenme sorunu olarak konuya yaklaşmak önemlidir. Bu bağlamda askeri, siyasi, ideolojik, kültürel, sosyal tüm alanlarımızda öz savunma anlayışımızı ve yaklaşımımızı yeniden tartışma, genişletme ve yapılandırmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Öz savunma ne salt yönetimlerin kendi içlerinde yürüttükleri dar tartışmalarla örgütlenebilecek bir çalışmadır, ne de mekanizmalar oluşmadan yürütülebilecek bir çalışmadır. Kürt ve Kürdistan coğrafyasında var olan her şeyi kapsayacak bir genişliğe ihtiyaç duyulmaktadır. Canlı varlıkların yaşamlarından, toprağın korunmasına, kültürel değerlerin ve dilin kaybolmasını engellemek kadar güncelleştirilerek yaygın uygulanmasına kadar geniş bir alana hitap etmektedir öz savunma konusu.
Kuşkusuz öz savunmada halk ve gerilla birlikteliği önemlidir. Zira halkın büyük bir kısmı gerillayı varlığının teminatı olarak görmektedir. Bu önemli olmakla birlikte toplumun kendi öz savunma mekanizmasını kurma zorunluluğu vardır. Örneğin: Kürt halkı artık her alanda kendi öz savunmasını kendisi yapabilecek düzeye gelmiştir. Salt gerilla mücadelesine dayanarak varlığımızı koruyup geliştirmek artık yetmemektedir. Bunun örgütlülüğünü yaratacak düzeydedir. Kendisini nasıl koruyup, kurumsallaşmasını nasıl sürdürecektir? Halkın her düzeyde kendini koruyabilecek duruma gelmesi, bilinçlenip, sezgi ve reflekslerini güçlendirmesi hayatidir. Örgüt olarak temel görevimiz öz savunmasını yapabilecek düzeye ulaşmış bir toplum açığa çıkarmaktır. Bu görevin en aktif yürütücülerinin başında biz kadınlar gelmekteyiz.
Nihayetinde öz savunma refleksleri, var olma ilkeleri çerçevesinde en fazla kırılan, soykırımların en ağırını yaşayan toplum kesimi yine kadınlar olmaktadır. Bu nedenle öz savunmanın hayatiliğini en fazla kadınlar bilmektedir. Ancak kadınların nesne olmaktan çıkmadan, kendini iradeli bir varlık haline getirmeden, kendini, tarihini tanıması gerçekleşmeden, öz savunmasını gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bu nedenle en fazla örgütlenme-eğitim ve çalışma ihtiyacı olan kesim yine kadınlar olmaktadır.
Önderlik kadın için “Benden daha tehlikeli bir çarmıhtasınız” derken, modernitenin salt varlığı savunmayla yüz yüze bırakan bir sistem gerçeği değil öldüren, tecavüz eden, katleden bir sistem gerçeği olduğunu da ifade etmektedir. Kadının salt bir yerlerde var olması, varlığını koruması yetmemekte, varlığa anlam kazandırma, adalet kazandırma, güç kazandırma, bunun için de yoğun örgütlülük kazandırma zorunluluğu kendini dayatmaktadır. Cins bilincinde derinleşme, her alanda özgün örgütlülüğün geliştirilmesi, öz savunma odaklı çalışmalar, özellikle şiddet içerikli her türden saldırıya karşı tedbirlerini güçlendirmesi önemlidir. Kadına karşı şiddetin toplumsallaştığı bir bölge ve zamanda, bu kültürü değiştirmek ciddi bir zihniyet devrimini gerektirmektedir. Kadın açısından, yukarıda tartıştığımız her alan, öz savunmasını geliştireceği ve öz savunma anlayışının geliştirilmesine öncülük edeceği alanlardır.
Reklamlar