Karayılan: Çözüm yok, tasfiye var

Karayılan: Çözüm yok, tasfiye var
BEHDİNAN – KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, AKP’nin farklı seslerin çıkmasını istemediğini belirterek, AKP’nin seçim listesinde çözüm için rol oynayabilecek adaylara yer vermediğine dikkat çekti. Karayılan, “Farklı seslerin çıkmasını da istememektedir. Bunun da Kürtler açısından bir çözüm değil, bir tasfiye olacağı açıktır” dedi.
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, 12 Haziran seçimleri neden kritik bir öneme sahip olduğu, AKP’nin seçim listesi ne anlama geldiği, Erdoğan hangi hesap içinde olduğu, BDP’nin seçim listesi ve Türkiye’yi seçimlerden sonra nasıl bir dönemin beklediğin ANF’ye değerlendirdi. 
SÜREÇ KADER TAYİN EDİCİ NİTELİKTEDİR
-Türkiye seçimler sürecine girdi. Partiler kendi aday listelerini açıkladılar. 12 Haziran seçiminin kritik bir seçim olacağı görülüyor. Bu seçimin kader tayin edici niteliği nedir? Siz nasıl görüyorsunuz?
Aslında gerçekleşecek olan seçim değil de, içine girilecek olan süreç önemlidir. Yoksa seçimlerin nasıl bir sonuç vereceğini az-çok tahmin etmek mümkündür. Fakat Türkiye’nin ve Kürt özgürlük mücadelesinin bugün yaşamakta olduğu süreç gerçekten çok önemli ve kader tayin edici niteliktedir. Bu önem iki nedene bağlanabilir. Birinci neden, Kürt sorununun çözümünü dayatıyor olmasıdır. Artık çözüm sürecinin Türkiye’nin gündeminde bulunmasıdır. İkincisi ise seçim sonrası –ki seçim süreci de buna dahildir- gündemde olacak olan yeni anayasanın yapılacak olmasıdır. Yani bir yerde bu seçim aslında yeni anayasayı yapacak olan meclisi seçecektir. Yeni anayasanın da Kürt sorununun çözümünü kapsaması düzeyinde demokratik olacağı açıktır. Gerçek anlamda bir toplumsal uzlaşma mutabakatı olursa bir anlam kazanacaktır. Türkiye’de şimdiye kadar sivil anayasa pek fazla yapılmamıştır. Anayasalar genellikle askeri darbeler tarafından yazılmış ve uygulanmıştır. 
Bir tek ilk meclis olan 1920 meclisi sivil diyebileceğimiz bir muhtevada bir anayasa taslağı yapıyor, daha sonraki 1924 anayasası da meclis yapıyor ama o daha çok askeri bir sürecin vesayeti altında yapılıyor. Yani elit bir kesim tarafından yapılıp, dayatılıyor. Bu açıdan şunu diyebiliriz; ilk meclis ilk sivil anayasayı yapmıştır. Ondan sonra yapılan bütün anayasalar askeri vesayet altında yapılan anayasalardır. Türkiye siyaseti ve toplumu sivil bir anayasayı yapmak zorundadır, bu artık kendisini dayatmıştır. Toplumların demokrasi istemi, özgürlük istemi, adil paylaşım istemi bunu artık Türkiye siyasetine dayatmış bulunmaktadır. Bu açıdan bir süre ardından ilk kez sivil bir anayasayı yapacak olan meclisi seçeceği için bu seçimlerin bir önemi vardır. Yine bu anayasanın Kürt sorununun çözümünü kapsaması ve Türkiye’nin geleceğini yönlendirecek bir anayasa olması anlamında Türkiye’yi gerçek bir biçimde ilk kez demokrasiyle buluşturacak bir metin olacaktır. Bu açıdan bu seçimlerin gerçekten bir önemi vardır. Her ne kadar üç aşağı beş yukarı kimin ne kadar oy alacağı şimdiden biraz görülse de fakat muhtevası ve niteliği açısından önem taşımaktadır. Çünkü önümüzdeki süreç yeni sivil anayasayı yapma ve Kürt sorununu çözme olduğu için, bu Türkiye’nin geleceğini belirlemede önemli bir role sahip olacaktır.
AKP’NİN ADAYLARI
-AKP aday listesi ve profilini açıkladı. Geçen seçimden farklı olarak silah baronlarını, PKK karşıtlarını bu listelerde görüyoruz… ‘75 Kürt vekilim var‘ diyen Erdoğan’ın bu değişikliği ne anlama gelir? AKP’nin hesabı nedir?
AKP’nin aday listesine bakıldığında şunu görmek mümkün; birincisi başbakan Tayip Erdoğan farklı sesleri çıkaracak kişileri değil de, ses çıkarmayacak, tümüyle tabi olacak kişileri esas almıştır. Yani daha çok AKP’ci, daha çok başbakanı esas alacak bir liste olmasını ön görme durumu var. Bu muhtemelen başbakanın başkanlık sistemi ve ona geçişle ilgili hesaplanan bir tutumdur. Listede görülen bir yan budur. 
Öbür yan ise özellikle Kürdistan illerindeki listesine baktığımızda Kürt sorununa karşı hassasiyeti olanlar liste dışı bırakılmıştır. Kürt sorununun çözüm sürecinde bunun yapılmış olması dikkat çekici bir durumdur. Demek ki başbakan Kürt sorunu konusunda kendisi dışında kimsenin söz söylemesini istememektedir. Kendisi ne derse herkesin tabi olacağı bir aday listesini hazırlamış oluyor. Kürt sorununa karşı hassasiyeti olan ve yine belli bir duruş sahibi olabilecek kimseler liste dışı edilmiştir. Bu aynı zamanda daha milliyetçi bir duruşu da ifade etmektedir. Batıdaki kimi ırkçı-milliyetçi çevrelere dönük de bir mesaj içermektedir. Ama esas olarak Kürt sorunu konusunda kendisini daha içe çeken bir liste profili söz konusudur. Bunların içerisinde yer alan bir M. Mehdi Eker Kürt kimliği açısından ciddi bir kişi sayılamaz. Onun için Kürt sorununun var olup olmaması sorun değil. Yetkisi ve mevkisi için her şeyini sunabilecek bir duruşa sahip bir kişidir. Yine yeni dahil edilen Galip Ensarioğlu ise son yıllarda göstermiş olduğu görüntünün aslında bir özü içermediği, sahte olduğunu ortaya koymuştur. Bu kişi on altı yıl DYP gibi Kürdistan’da katliamda birinci planda gelen partinin il başkanlığını yapmış bir kişidir. Dolayısıyla bunun Kürt halkıyla, davasıyla ilgili bir durumu ve yakınlığı yoktur. Son yıllarda DYP’nin bitmesi, Kürt sorununun öne çıkmış olması karşısında bir yerde adeta soruna karşı duyarlı bir misyonla ortaya çıktı. Kendisine sanki Kürt sorununa, Kürt davasına sahip çıkan birisiymiş gibi bir hava verdirdi. Bunda bizim de rolümüz vardır. Çünkü onun o Ticaret Odası kurumunun başına gelmesinde bizim de katkımız oldu. Fakat kendisinin kişilikli bir siyasetçiden ziyade rant peşinde koşan biri olduğu açığa çıktı. Açığa çıktı ki asıl amacı herhangi bir sorunun çözümü değil, biraz rant sağlayıp, bir yerde milletvekili olarak kapak atmakmış. Dolayısıyla onun Kürt kimliği ve Kürt sorununun çözümünü isteyen kesimler nezdinde herhangi bir kıymeti harbiye-sinin olacağını sanmıyorum. Çünkü her şeyden önce rant peşinde olduğu anlaşılmıştır. Hatta öyle ki ailesini bile bir tarafa verebilecek kadar kariyere göz dikmiş bir duruş sergileyen bir kişiden fazla bir şey beklenemez. Açık ki Kürt toplumu nezdinde bu kişiliğin herhangi bir ağırlığı olamaz. 
Kürdistan’da göstermiş olduğu adaylar AKP’nin Kürt sorununda tek sesten yaklaşmak istediğini ve kendi bildiğini okumayı esas alacak bir politikayı düşündüğünü gösteren bir tablodur. Bu anlamda beraberinde tehlike getirebilecek bir listedir. Muharrem Güler, Mehmet Metiner gibi yalakalıkta numara yapmış ve Kürt halkına karşıt devlete hizmette kusur etmemiş kişilerin bulunması soruna doğru-düzgün yaklaşmayacağını göstermektedir. Dolayısıyla AKP’nin Kürdistan’a ilişkin tutum ve yaklaşımlarını da ele veren bir liste olduğunu söylemek mümkündür. En azından Kürt sorununda inisiyatifi tümden ele almak istediği ve yeni bir bastırma hareketini planladıkları işaretini vermektedir. Bu açıdan bir tehlikeli işaretidir. Kürdistan’daki tüm yurtsever halkımız bunu dikkatle değerlendirecektir. Bu konuda gereken tavrı da alması gerekmektedir. Gerçekçi bir çözüm projesi olan bir siyasi partinin bu çözüm projesinde rol oynayabilecek adaylara yer vermesi gerekirdi. Böyle adaylar listede olmadığına göre demek ki bir çözüm projesinin olması şaibelidir. Kendine göre kendi çözüm tarzını geliştirecektir. Farklı seslerin çıkmasını da istememektedir. Bunun da Kürtler açısından bir çözüm değil, bir tasfiye olacağı açıktır. Umarım durum farklı olur ama şimdi bu tablodan gözüken bir çözüm değil, çözümsüzlüktür.
HAK-PAR VE SDP’NİN LİSTE DIŞI KALMASI ÜZÜCÜ
-Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğu ve BDP’nin seçim listesini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu ve onun bağımsız adaylar listesi önemli bir resim çizmektedir. Bir kapsayıcılığı esas aldığı ve bunu hedeflediği açıkça görülmektedir. Bunu zaten çeşitli gözlemci kesimler de ifade ediyor. Gerçekten diğer bütün listelerden farklı olarak bir kapsayıcılığı hedeflediği ve bir fotoğrafı ortaya çıkarmaya çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu anlamda daha gelişkin, başarılı ve olumlu diyebileceğimiz bir yönü vardır. Ama yetersizlikleri de söz konusudur. Özellikle Emek Özgürlük ve Demokrasi Bloğunun açıklanan çerçevesine göre hedeflenen üç ana eksen vardı. Bunlardan birincisi, Türk-Kürt halklarının ortaklığı anlamında demokratik-ulus ekseni; ikincisi, Kürt toplumundaki tüm kesimleri kapsama anlamında ulusal birlik ekseni; üçüncüsü de toplumdaki tüm kesimleri, sosyal tabakaları kapsama anlamında ulusal derinlik ve genişlik eksenidir. Böyle bir çerçeveyi kapsıyordu. Bu çerçeve çok önemliydi. Ortaya çıkan listede görüyoruz ki bu hedeflenmiştir. Bu hedefe doğru aslında belli bir düzeyi ortaya çıkarmıştır. Ama bu konuda bir takım yetersizlikler de görülmektedir. Özellikle bu işi yürüten komisyon kurumunun bu konuda daha yaratıcı yaklaşması mümkün olabilirdi. Belli ki kapsayıcılık perspektifi ekseninde belli bir sıkışma, belli bir isim ve seçenekler yoğunluğu yaşanmıştır. Bundan kaynaklı yetersizlikler söz konusudur. Özellikle SDP ve HAK-PAR’ın yer tartışmaları çerçevesinde listenin dışında kalmış olması üzücüdür. Aslında daha yaratıcı yaklaşıp, bu tür pratik engeller aşılabilirdi. Ancak demek ki yaşanan o yoğunluk atmosferi, listeyi dengeleme vb. sorunların öne çıkmasıyla ancak bu biçimde şekillenmiştir. Ama bütün bunlarla birlikte mevcut somutlaşan liste sahip çıkılması gereken bir listedir. Bana göre tüm yurtsever, demokratik, barıştan yana olan çevrelerin sahip çıkması gereken bir liste durumundadır. 
ÇOK TARİHİ VE STRATEJİK BİR SÜREÇTİR
Ben burada karar olmasına rağmen liste dışında kalmış olan bu iki partiye şunu belirtmek istiyorum; kendi adayları liste dışında kalmış olsa bile bu dönemde Emek Özgürlük ve Demokrasi bloğunu desteklemeleri büyük önem taşıyacaktır. Çünkü içine girdiğimiz süreç çok tarihi ve stratejik bir süreçtir. Salt seçimle, seçimde oluşacak blokla sınırlandırılacak bir süreç değildir. Bizim hem demokratik ulus bloğuna yaklaşımımız hem de ulusal birlik konusuna yaklaşımımız kesinlikle seçim çerçevesinde olmamalıdır. Çünkü daha stratejik bir durum söz konusudur. Ulusal birliğin pekişmesi, giderek gelişip, çözüm sürecini gerçekleştirmesi, yine demokratik ulus ekseninin Türkiye’de oturtulması kendi başına çok önemli ve stratejik hususlardır. Bu açıdan bu önemli birliktelik perspektifine sadece seçim ekseninde yaklaşmamak gerekiyor. Ben eminim ki bu ilgili partilerin değerli yönetimleri bunu tartışıp, değerlendireceklerdir. Dışında kalmalarına rağmen stratejik süreci gözeterek, katılım göstermeleri, bağımsız adaylara destekçi olmaları kendi başına bir anlam ifade edecektir. Bizim bu partilere çağrımız budur. Yine listede adayı olmayan diğer parti ve kurumlar için de aynı şeyi söylüyorum; bu tarihi aşamada bloklaşmak ve ortak hareket etmek çok önemlidir. Sınırlı da olsa oluşan seçim bloğunu bunun bir basamağı haline getirmek ve daha da genişletmek hepimizin bir görev olmalıdır.
GENEL OLARAK LİSTE KAPSAYICI
Ayrıca bu harekete emek vermiş aday adayı olup da listeye giremeyenler, ismi değişik düzeylerde tartışılıp giremeyenler bilmeliler ki, bu hareketin emektar insanlarıdır her türlü adaylığı hak etmişlerdir. Ama sonuçta bazılarının tercih edilmesi gerekiyordu bu görevi üstlenen komisyon çok değerli seçenekler içerisinde bazı tespitler yapmıştır. Bu şu anlama gelmemektedir tespit edilenler en iyilerdir tespit edilmeyenlerde az iyilerdir. Kesinlikle böyle değildir. Biz biliyoruz ki bir çok fedakar dürüst ve samimi kadro yapısı liste dışında kalmıştır. Bu açıdan hiç kimse listeye girip girmemeyi bir ölçü yapmamalıdır. Herkes, özelliklede listeye giremeyen arkadaşlar ve dostlar daha fazla çalışmalı bu hareketin yaratığı demokratik kültürü, mütevaziliği ve fedakarlığı örnek bir biçimde sergilemelidir. Tüm halkımızın ve hareketimizin bu arkadaşlardan beklediği budur. 
Genel olarak listenin belli bir kapsayıcılığı vardır. Belirttiğimiz bu tür bazı yetersizlikleri içerse de özü itibarıyla belli bir kapsayıcılık ve nitelik durumu söz konusudur. Bunu hiç kimse göz ardı edemez. Bütün boyutlarıyla karşılaştırmak doğru olmaz ama diğer sistem partilerinin listeleriyle karşılaştırılırsa en nitelikli ve en derli-toplu listedir, diyebiliriz. Fakat amaçlanan çerçeveye göre yaklaştığımızda bazı yetersizliklerini görmek de mümkün. Doğru olan bazı yetersizlikleri bir engel yapma değil, yetersizlikleri bir biçimde aşmadır. Bunun anlayışını gösterme, bunun gerektirdiği öz veride bulunmadır. Biz kendimiz bu çerçevede yaklaşmayı bir ilke olarak esas alacağız. Seçimlerle birlikte ivme kazanacak olan özgürlük ve demokratik çözüm sürecinin başarısı için en geniş birliğin gelişmesi için herkesin sorumlu davranması gerektiğini düşünüyoruz. Kendimizin bu sorumluluğu derinden hissederek, yaklaşacağımızı da özellikle vurgulamak istiyorum. 
KADIN DEĞİL CİNS KOTASI
-Bu listedeki kadın adaylarının durumuna ve kota sorununa ilişkin tartışmalar da yürütülüyor. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz ? 
Biz hareket olarak kadın kotası değil, cins kotası olarak kota vermenin daha doğru olacağını düşünüyoruz. Biz kendi içimizde ve örgütsel yapımızda cins kotasını esas alıyoruz. Hem erkek için hem de kadın için yüzde kırkın altına düşürmeme anlamında cins kotasını daha doğru görüyoruz. Böyle bir sistemin BDP içinde de olduğunu biliyorum. Çünkü biz gerçek anlamda kadın ve erkek eşitliğini hedefleyen bir felsefeden geliyoruz. Kapitalist modernitenin erkek egemenlikli zihniyetinin kadını allayıp-pullayan yaklaşımını ve esasta erkek egemenlikli zihniyetini aşmayı çok önemli görüyoruz. Beş bin yıllık devletçi, iktidarcı erkek egemenlikli zihniyet aşılmadan toplumsal özgürlüğü gerçekleştirmek de mümkün değildir. Eğer bir toplum özgür olmak istiyorsa öncelikle iktidarcı, erkek egemenlikli zihniyeti aşması gerekmektedir. Bu açıdan biz bu konuyu önemli görüyor ve daha stratejik ele alıyoruz. Bu çerçevede Emek Özgürlük ve Demokrasi bloğunun listesine bakıldığında ilk bakışta ciddi bir yetersizlik varmış gibi görülmektedir. Bu doğrudur. Ama sanırım kadın adaylar kazanamayacak yerlerde gösterilmemiştir. Belki bu da bir politikadır. Daha çok kazanabilecek yerlerde gösterilmişlerdir. Gösterilen on üç adaydan en azından on ikisinin kazanması hemen hemen kesindir. Aslında ittifak anlamına gelebilecek adaylar hesaplanmazsa BDP’nin salt kendi adayları hesaplandığında yüzde kırk kotasının uygulandığı görülmektedir. Hem seçilmeyecek yerlerde kadının gösterilmemesi tutumunu ve hem de BDP’nin salt kendi içinde seçilebilecek yerlerde yüzde kırklık kotayı esas alması doğru bir şeydir. Çünkü kota yaklaşımını kendi dışındaki adaylara dayatması doğru olmazdı.
Açık ki Kürt kadını Önder Apo’nun geliştirdiği kadın kurtuluş çizgisi ekseninde büyük bir gelişme yaşamıştır. Bugün Kürt kadını cins ve ulusal mücadelede öncü bir konuma sahiptir. Bu konuda Türk siyaset standartlarını aşan bir düzeyde olduğu bir gerçektir. Bugün Kürt kadınının üzerinde yükselmekte olduğu özgürlük ekseni salt Türkiye’nin değil, Avrupa ve tüm kapitalist modernite ülkelerini aşan düzeyde bir eşitlik ve özgürlük zihniyetine sahiptir. Kürt kadını bu yükselişi karşısında bazı çevreler ciddi anlamda rahatsızlık duymakta ve Kürt kadınının yaşadığı gelişmeyi göstermemeye çalışmaktadırlar. Hatta bazıları değişik biçimlerde hedefleyerek, saldırılar geliştirmektedir. Aslında Bülent Arınç’ın daha önce Emine Ayna’ya, en son da Sebahat Tuncel’e saldırısının altında bu gerçeklik yatmaktadır. Kürt kadınının bütün alanlarda gösterdiği gelişmeyi hazmedemeyen, kendini büyük gören, kendini her şeyin merkezine koyan, Kürt halkını da küçümseyen ve kırolar sınıfında gören sömürgeci zihniyetin en çarpıcı temsilciliğini Bülent Arınç ortaya koymuştur. Bu zat gittiği yerlerde özellikle Filistin’den, zulümden bahsederken duygusallaşarak, ağlayabiliyor. Ama nedense son yirmi yılda bizzat Türk polisi tarafından öldürülen toplam dört yüz Kürt çocuğunu görmüyor. Polisin Kürt analarını sokaklarda yere sermesini, kameralar karşısında çocukların kollarını kırma vahşetini görmüyor ve hiç gözyaşı dökmüyor. Bir milletvekili olan Kürt kadınının polisin bilinçli bir biçimde hedefleyerek, bacağını kırılmasını hiç görmüyor, kadına yapılan haksızlık ve hakarete karşı hiç ağlamıyor. Her gün Kürt analarına, çocuklarına, ihtiyar-yaşlı insanlarına polisin binlerce cop ve tokat vurmasını görmüyor ama Kürt halkının vekili olan Sebahat Tuncel’in polise vurduğu bir tokadı bir türlü hazmedemiyor. Bu kendini beğenmiş, egemenlikçi sömürgeci zihniyetin bir dışa vurumudur. Bu zihniyet terk edilmeden Kürt halkıyla toplumsal uzlaşmayı sağlamak mümkün değildir. Bunlara söyleyeceğim tek şey vardır; eğer sizde vicdan diye bir şey varsa lütfen empati kurmayı öğrenin ve Kürt kadın vekilleri şahsında şerefli Kürt kadınına ve Kürt halkına hakaret etmekten vazgeçin. 
YÜZDE 10 BARAJI TÜRKİYE’NİN AYIBI
-Seçimlerle birlikte Türkiye’yi nasıl bir dönem bekliyor? Bugünden baktığınızda oluşacak yeni parlamentonun Kürt sorununun çözümünde inisiyatif alabilecek bir yapıya kavuşacağını düşünüyor musunuz?
Kürt sorununun çözümü kendisini Türkiye’nin gündemine dayatmış bir sorundur. Hakeza yeni demokratik ve sivil bir anayasa gerçeği de Türkiye gündemine oturmuştur. Yeni seçilecek olan parlamento bu gerçekliklerle yüz yüze kalacaktır. Fakat 12 Eylül askeri faşist cuntanın koyduğu bir kanun olan yüzde onluk barajı AKP’nin şimdiye kadar savunması ve bu noktaya kadar getirmiş olması Türkiye’nin bir ayıbıdır. Bu nedenle esas olarak toplumun tüm kesimlerinin iradesinin yansıyacağı bir parlamento olmayacağı şimdiden bellidir. Yüzde onluk baraj, Kürt halkının iradesinin meclise yansımasını önlemeye dönük bir barajdır. Ancak aynı zamanda Türkiye toplumunun da iradesinin tam ve dengeli bir biçimde meclise yansımasını önlemektedir. Bu açıdan toplumsal iradenin yansıdığı bir parlamentonun açığa çıkacağını beklemek doğru değildir. Seçim yasasının anti demokratik çerçevesi temelinde bir parlamento ortaya çıkacaktır. Kürt halkının ve Türkiye toplumunun iradesini yeterli düzeyde yansıtamayacak olan bir parlamentonun ne kadar gerçekçi bir toplumsal uzlaşma mutabakatı olabilecek bir demokratik, sivil anayasayı ortaya çıkaracağı da tartışmalı bir husustur. Bu açıdan bu konuda gerçekçi olmak gerekiyor. Şimdiden tedbirlerin bu temelde alınması önem taşıyor. 
Özellikle biz özgürlük hareketi ve Kürt halkı olarak umudumuzu şimdiden oluşacak olan hem de anti demokratik seçim yasası çerçevesinde oluşacak olan bu parlamentoya tümüyle bağlayamayız. Şurası doğru; bütün engellemelere rağmen emek, demokrasi ve özgürlük bloğunun bağımsız adaylarının otuzun üzerinde girecek olması meclise bir hava katacaktır. Belli bir düzeyin yakalanmasına ön ayak olabilecek bir gelişmeye yol açacaktır. Bu açıdan biz tümden soldan sıfır gibi ele almıyoruz. Ancak biz kendisini dayatan Kürt sorunu çerçevesinde toplum ve örgüt olarak kendi öz gücüne dayalı bir biçimde gündeme dayatma ve çözümünü bu çerçevede geliştirmeyi hedefleyeceğiz. Yoksa parlamentodan beklemek ve salt parlamentodan çıkacak anayasa çerçevesinde bir çözümü beklemek büyük hayal kırıklıklarına da yol açabilecektir. Biz bunu bildiğimiz için, böyle bir durum bizim açımızdan söz konusu değildir. Eğer gerçekten demokratik bir seçim durumu söz konusu olsaydı durum farklı olabilirdi. Ama ne yazık ki AKP ve sayın başbakan ısrarlı bir biçimde bu anti demokratik yasayı savunarak, Türkiye’de gerçek demokratik toplumların iradesini yansıtan bir seçimin yapılmasının önüne geçmiştir. Bu gerçek ortadayken hiç kimse büyük hayallerle umut besleyemez. Bizim zaten böyle bir durumumuz da söz konusu değildir. Ama yine de biz iyimser olmak istiyoruz. Dolayısıyla biz demokratik siyasal sürecin gelişmesi açısından bu meclis seçiminin de kendi çapında bir önem arz ettiğini ve bu çerçevede tüm demokrasiden, barıştan yana olan kesimlerin önemle ele almaları gerektiğini de vurgulamak istiyoruz. Bu sürecin artan önemi, seçilecek olan meclisin rolünü de önemli kılıyor. Fakat demokratik kitle hareketinin ve kendisini her bakımdan dayatan çözüm sürecinin gelişimi tamamen Kürt halkının ve özgürlük hareketinin gücü ve iradesi temelinde gelişecek olan bir süreç olacaktır. Eğer bizim gücümüz ve yeterli düzeyde irademiz açığa çıkmasaydı zaten bu sorun gündeme bile gelmezdi. Şimdi gündeme gelmişse çözümü de iradeleşmiş olan örgüt ve halk gücümüz, yine doğru mücadele anlayışımız sağlayacaktır. Yoksa biz parlamentodan beklersek, bu parlamento sorunun çözümünü değil, kendine göre yaklaşımı esas alacağı bellidir. Bu temelde biz esas olarak Kürt sorununun çözümünü kendisini dayatan bir olgu olarak görüyor, meclisin de buna göre yaklaşması gerektiğini belirtiyoruz. Kendi gücümüzle bu sorunu bugüne kadar taşımışsak, bundan sonrasını da ilerleterek çözüme kavuşturacağımızı özellikle vurguluyor ve bu temeldeki bir perspektifi esas aldığımız bilinerek, tüm yurtsever çevreler sürece hazırlamalıdır, diyoruz. 
Not: Karayılan ile bu mülakakat YSK kararından önce yapıldı 
Reklamlar