Karayılan ‘KCK oyununu’ bozmaya çağırdı

Karayılan ‘KCK oyununu’ bozmaya çağırdı
 BEHDİNAN – KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, yarın yapılacak KCK duruşmasına güçlü katılım çağrısında bulunarak, “Kürt siyaseti KCK davası adı altında oynanan bu oyunu bozmadan kendi gerçek rüştünü ispatlayamayacaktır. Bu oyunu bozmak Kürt siyasetinin öncelikli bir görevi durumundadır” dedi.
ANF’ye konuşan KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, gelinen sürecin Kürt sorununda bir çözümün gelişeceği süreç olduğunu kaydederek, Türk devletini askeri operasyonları ve güvenlik adı altında yürütülen askeri manevraları durdurmaya çağırdı. 
KÜRT SORUNU ARTIK ÇÖZÜM AŞAMASINA GELDİ
-Sayın Öcalan sıkça AKP hükümetinin çözüme yönelik adım atması yönünde çağrılarda bulunuyor. Yine son görüşme notlarında “seçimden sonra çözüme dönük adım atılmazsa kan gövdeyi götürür” dedi. Siz de 15 Haziran’a kadar savunma pozisyonunda olacağınızı açıkladınız. Böylesi bir dönemde bu kararın alınma sebebi nedir? 
-Kürt sorunu artık çözüm aşamasına gelmiş bulunmaktadır. Bugün hem Ortadoğu bölgesinde yaşanan süreç; halkların baskıya, şiddete, diktatörlüğe, sömürüye karşı başkaldırısı ve hem de Kürdistan’da özgürlük hareketinin bütün baskı, şiddet ve saldırılara karşı direnerek, yarattığı gelişmeler şu gerçeği çok açık bir biçimde ortaya koymuştur; hiç kimse silah zoruyla, baskıyla susturulamaz, hiçbir halk, şiddet ve baskıyla teslim alınamaz. Artık bu dönem aşılmıştır. Gelişen süreç, halkların özgürlük ve demokrasi sürecidir. Hiçbir güç ve kuvvet artık bu süreci geriye çekemez. Bu kapsamda Kürt sorunu olmazsa olmaz kabilinde çözümünü dayatmış bulunmaktadır. Gerek batı Kürdistan’da gerek kuzey Kürdistan’da Kürt sorununun çözümü bugün gelip, kapıya dayanmıştır. Önderliğimizin çağrıları bu temelde gelişen çağrılardır. Ancak AKP hükümeti hiçbir adım atmamakta ve her şeyi seçime endekslemiş, seçimi kazanmak istemektedir. Bunun için de her şeyi “seçim sonrası” diyerek ertelemiştir. Bu eksende İmralı’da devlet heyetiyle Önderliğimiz arasında gelişen diyalog ve görüşmeler belli bir düzey kazanmıştır. Önderliğimizin bazı pratik önerileri olmuş ve bu temelde hareketimize ilettiği mesaj, yine Newroz’dan bu yana gelişen siyasal hamlenin sonuç alma ihtimalinin gelişmesi, siyasal sürece şans verme gereğini doğurmuştur.
ARA BİR DÖNEM
Bütün bu nedenlerden dolayı salt Mart ayı için bir ara dönem gibi belirlediğimiz “güçlerimiz etkin savunmasını yapacak, misilleme hakkını kullanacak ancak kendisine saldırmayan, operasyon yapmayan güçlere karşı eylem yapmayacaktır” biçimindeki etkin savunma pozisyonunda kalma tutumunu 15 Haziran’a kadar sürdürülmesi uygun görülmüştür. Bu aynı zamanda Türkiye ve Kürdistan’da seçim sürecinin de istikrar içinde gelişmesine olanak sunacak bir durumdur. Bu durumda gerilla ve Kürt siyasi hareketine dönük operasyonlar durdurulursa seçimlerin istikrar içerisinde yapılması daha fazla gelişecektir. Bu kararımızın doğru anlaşılmasını umuyorum. Bu konuda tüm ilgili güçlerin Kürt sorununda kendisini dayatan demokratik çözüm sürecinin gelişmesi için üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekmektedir. 
ÇÖZÜM OLMAZSA…
Biz, siyasal bir sürece, barışçıl-demokratik bir ortama yol vermesi için bu kararı almış bulunuyoruz. İlgili güçlerin de buna göre yaklaşıp, süreci doğru değerlendirmesi gerekmektedir. Doğru değerlendirilmemesi durumunda sürecin çok ağır bir savaş sürecine dönüşmesi ihtimali gelişecektir. Çünkü her bakımdan Kürt sorununun çözümü kendisini dayatmıştır. Halkımız artık çözüm istiyor, özgürlük istiyor; baskı altında yaşamak istemiyor. Siyasi temsilcilerinin ve Önderliğinin esaret altında olmasını istemiyor ve statüsüz bir biçimde yaşamayı kabullenmiyor. Bu açıdan seçim sonrası kapsayıcı bir çözüm projesi değil de tekrardan şiddet içerikli, taviz ve tasfiye eksenine dayandırılmış, bilinen klasik AKP politikası dayatılırsa elbette ki ciddi bir savaş gündeme girecektir. Çünkü kendisini dayatan bir sorun karşısında sen doğru-dürüst bir çözümleyici politikayla yaklaşmaz, kendine göre ve tasfiye politikalarıyla yaklaşırsan bunun çatışmaya dönüşeceği açıktır. Artık Kürdistan’da eskiyi tekrar eden, sıradan, basit çatışmalar değil, kapsamlı devrimci halk savaşı ekseninde bir sürecin gündeme girme durumu söz konusu olacaktır. Bu açıdan bu nokta çok önemlidir. Bu herhangi bir tehdit değildir. Gelinen süreç artık çözümü dayatıyor. Çözüm olmazsa kapsamlı bir çatışmanın yaşanacağı anlamına geliyor. İlgili tüm güçlerin bunu böyle okuması ve bu temelde çözümleyici politikalarla yaklaşması büyük önem taşımaktadır. Bölge halklarının özgürlük için ayakta olduğu tarihin bu önemli aşamasında Kürt halkı esaret altında kalmayı asla kabul etmeyecektir. Özgürlüğü için ne gerekiyorsa onu yapacaktır. 
AKP GÜVENSİZLİK ORTAMI YARATTI
–Bölgede bir askeri hareketliliğin olduğu görülüyor. Sınıra yoğun sevkiyat var. Geçen ay çatışmalar yaşandı, yaşamını yitiren gerillalar oldu. Türk ordusunun bu askeri hareketliliğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ordu sınır hattında ne planlıyor? 
Öncelikle bir kez daha başta Mazlum Amed ve beraberinde şehit düşen toplam yedi kahraman şehidimizi bir kez daha bu vesileyle anıyorum. Yaşanan bu şahadetlerde AKP hükümetinin sorumlu olduğu açıktır. Güçlerimiz eylemsizlik pozisyonunda iken çeşitli istihbarat kanallarıyla, ileri teknolojiyi kullanarak, tuzağa düşürülerek, şehit edilmeleri bir art niyet ve fırsatçılıktır. Zaten sorunun bugüne kadar devam ediyor olmasının altında da bu mantık yatmaktadır. Bizim ateşkeslerimize yanlış yaklaşan, barışçıl girişimlerimizi sabote eden AKP hükümetinin fırsatçı yaklaşımları süreci hep boşa çıkarmış, zora sokmuştur ve dolayısıyla üst düzeyde bir güvensizlik ortamını yaratmıştır. 
TÜRKİYE ÇOK ÖNEMLİ BİR SÜRECE GİRİYOR
Madem ki sorun silah ve şiddet dışı yöntemlerle çözülecekse o zaman bu kadar askeri hareketlilik ve yığınağın yapılmasının nedeni nedir? Biz sorunu barışçıl yöntemlerle çözmek istiyoruz. Bunun için karşı taraftan da samimi, ciddi, güven verici adımların atılmasını bekliyoruz. Ama bu adımların atılması değil de çok ileri düzeyde askeri yığınakların olması ve yine çeşitli hile ve tuzak yöntemleriyle gerilla güçlerimizi tuzağa düşürme taktikleri gelişirse tabii ki bu süreci zora sokacaktır. Ben buradan şunu bir kez daha söylemek istiyorum; Türkiye çok önemli bir sürece girmektedir. Türkiye’nin geleceğinin belirlenmesinde önemli bir rol oynayacak olan seçim arifesine girilmiştir. Bu süreçte askeri operasyonları durdurup, güvenlik adı altında sürdürülen askeri manevraların durdurulması şarttır. 
AKP SİYASETİNE KARŞI DURAN TEK GÜÇ KÜRT SİYASETİDİR
–Askeri operasyonlara paralel olarak Kürt siyasetçilerine dönük de yoğun baskı ve tutuklamalar var… 
Evet, Kürt siyasetçilerine karşı her gün gelişen tutuklama operasyonları sürece zehir katan operasyonlardır. Bunu direkt AKP’ye bağlı polisler yapıyor. AKP’nin Kürdistan’daki siyasetine karşı duran tek güç Kürt siyasetidir. Seçim ön gününde AKP bir taraftan seçim propagandasını yaparken, öbür taraftan karşı tarafın propagandasını kırmak üzere polislerini ikide bir devreye sokarak, ev baskınlarıyla Kürt siyasetçilerini tutuklarsa, o zaman nasıl adil bir seçim olur? Buna nasıl müsaade edilmektedir? Onurlu bir siyasetçi kendi rakibini polis gücünü kullanarak, zayıflatmaz. Ama şimdi Başbakan bunu yapıyor. Bütün bunlara rağmen meydanlara çıkıp “PKK baskı yapıyor” diyebilmektedir. Halbuki baskı yapan kendisidir. Senin polislerin her gün insan avındadır. Bu insanların herhangi bir yasa dışı faaliyeti yoktur. Yasal faaliyet yürüten insanları her gün tutuklarsan orada adil bir seçimden bahsedilemez, adaletten bahsedilemez. 
BELEDİYE BAŞKANLARINI GÖREVDEN ALINMASI PROVOKASYONDUR
Öncelikle bu askeri ve siyasi operasyonlara son verilmesi gerekmektedir. Hele hele tam da bu dönemde başta Gever Belediye Başkanı olmak üzere bazı belediye başkanlarının görevden alınması bir provokasyondur. Süreci zorlayan pratiklerdir. Güven böyle oluşabilir mi? Sen bir yandan askeri yığınak yapacaksın, diğer yandan her gün haksız yere sudan gerekçelerle insanları tutuklayacaksın, sonra da “güven oluşsun, sorunu barışçıl yöntemlerle çözelim” diyeceksin! Bu bir çelişkidir. 
AKP bu politikasına son vermelidir. Kürt siyasetçilerine ve seçilmiş temsilcilerinin üzerine polis göndermemelidir ve tutuklananları da bırakmalıdır. Yasal-demokratik siyaset yapan Kürt temsilcilerini her gün polis tehdidi altında tutarsan ne güven gelişir ne de barışçıl ortam gelişebilir. Biz barışçıl bir sürece hizmet etsin diye KCK Yüksek Adalet Divanının bazı AKP’liler hakkında çıkardığı tutuklama kararını askıya aldık. Bu yumuşamaya hizmet eden bir tutumdur. Ama aynı tutumu AKP de geliştirmezse yumuşama olmaz, sertleşme ve gerginlik olur. Seçimin baskısız ve istikrar içinde yapılması için bu çok önemli bir durumdur. 
ÇUKURCA KOMUTANLIĞI ÇÖZÜM KARŞITI
Diğer önemli bir nokta da “ordu sınır hattında neyi planlıyor” diye sordunuz. Ordu savaş içerisinde boşalttığı bazı alanları bu dönemde doldurmaya kalkışmamalıdır. Özellikle bu konuda Çukurca komutanlığı hiçbir biçimde demokratik çözümü ve barışı istemeyen bir pozisyondadır. Bu komutanlık sürekli bir biçimde gerillayı tahrik eden, sürekli top atışıyla savaşı sürdüren bir komutanlıktır. Şimdi Çukurca-Etruş alanına doğru açılım yaparak, gerilla sahalarını daraltmak istemektedir. Bu hatta sürekli bir şekilde karşılıklı top atışları var ve Türk ordusunun değişik biçimde saldırıları gelişmektedir. Kobra saldırısı, alçaktan uçak uçuşları, uçak saldırıları, zaman zaman fırsat buldukça sızma hareketleri yapılarak, burada bir savaş kışkırtılmak istenmektedir. Bu eylemsizlik sürecinden yararlanıp, sınır hattında savaş içinde tutamadığın yerleri şimdi tutmak istersen bu bir fırsatçılık olur. Bunu yapmamaları gerekir. Biz buna müsaade etmeyiz, etmeyeceğiz; fırsatçılığa izin verilmeyecektir. Bunun dışında da yaptığı sınır yığınakları, değişik baskı ve tehdit amacını içeren çerçevede konumunu, pozisyonunu güçlendirmeye dönük bir faaliyeti söz konusudur. Biz bunu izliyoruz. Ama belirttiğim gibi özellikle de Hakkari-Çukurca hattındaki gelişmeler biraz kamuoyuna kapalı bir biçimde yaşanıyor. Fakat orada sürekli olarak gelişen bir çatışma ortamı durumu söz konusudur ve daha kapsamlı bir çatışma sürecini tetikleyen bir pozisyondadır. 
DEMOKRATİK KİTLE EYLEMLERİ YOĞUNLAŞABİLİR
–Kürdistan’da son dönemde yoğunlaşan kitlesel eylemlilikler demokratik çözüm çadırları ile birlikte yeni bir ivme kazandı. Giderek yoğunlaşan sivil itaatsizlik eylemliliklerini ve halk hareketinin geldiği düzeyi nasıl yorumluyorsunuz? 
Kürdistan’da yoğunlaşan kitlesel eylemlilik süreci yeni bir sürecin başladığını ortaya koyan bir düzeye ulaşmıştır. Bu bir siyasal hamlenin gündemde olduğunu ve bu hamlenin giderek gelişme göstereceğini açıkça ortaya koymaktadır. Halkımızın demokratik çözüm çadırları etrafında yaşadığı yoğunlaşma ve eylemsellik bu açıdan çok önemlidir. Adı üstünde demokratik çözümü dayatan bir toplumsal eylemsellik biçimidir. Kürt toplumu demokratik çözümü istiyor. Kürt sorununda gerçekçi ve kalıcı bir çözümü istiyor. Bunun için bazı acil talepleri ve yine bazı temel talepleri ortaya koyarak, demokratik çözümü kitlesel düzeyde dayatma eylemlilikleridir. Bu açıdan çok önemlidir. Siyasal hamleyi bu biçimde geliştirerek, tüm topluma mal etmek ve sadece Kürt toplumunu değil, bu demokratik çözüm çadırlarını Türk halkıyla da buluşma yerleri haline dönüştürmek gerekiyor. Özellikle metropollerdeki demokratik çözüm çadırları Kürt sorununu, özgürlük hareketini ve Kürt davasının haklı taleplerini Türkiye toplumuyla da paylaşan, buluşturan bir muhtevada gelişmelidir. 
Yine aynı biçimde çadırlar yurtdışında, Avrupa’da da açılmıştır. Orada da dünya kamuoyuyla bir enformasyon merkezi gibi irtibatlanan, siyasi-diplomatik bir eylemsellik biçiminde rol oynayan bir düzeye çıkarmak gerekmektedir. Bu çadırlar halkımızın demokratik çözümü tartıştığı, bu amaçla çeşitli panel ve seminerlerin gerçekleştiği, bilinçlenmenin yoğunlaştığı, örgütlenmenin geliştiği, Kürt halkının haklı davasının propagandasının yapıldığı birer merkez durumunda olmalıdır. Bu açıdan demokratik çözüm çadırları bulunduğu her yerde kitlesel aktivitenin bir motor gücü gibi rol oynayabilir. Sadece çadırların bulunduğu yerde değil, her yerde halkımızın demokratik direnişiyle, haklı taleplerini ortaya koyan eylemselliklerin devam etmesi gerekmektedir. Demokratik çözüme kadar demokratik çözüm çadırlarının varlığının devam edeceği anlaşılmaktadır. Gittikçe halkımızın bu çadırlar etrafındaki yoğunlaşması, giderek sivil-demokratik eylemselliklerin gelişmesiyle çözümü olmazsa olmaz kabilinde dayatan bir düzey kazanması önemli olacaktır. Bu anlamda halkımızın gelişen demokratik kitle eylemsellikleri siyasal hamlenin seçime doğru giderken gittikçe yoğunlaşacağı ve başarı kazanmak üzere ileri bir düzey kazanacağını düşünüyorum. 
ÇADIRLAR ÇÖZÜMÜ SAĞLAMA AMAÇLIDIR
Bu demokratik çözüm çadırlarının amacı Kürt sorununda demokratik çözümü sağlamadır. Kurulan demokratik çözüm çadırları seçim için kurulmamış, demokratik çözüm için kurulmuşlardır. Ancak gelişen siyasal hamlede seçimin kazanılması, demokratik çözümün dayatılmasında önemli bir basamak olacaktır. Bu açıdan demokratik çözüm çadırlarının aynı zamanda Emek, Demokrasi ve Özgürlük adaylarının kazanması için de önemli bir işlev görmeleri gerekmektedir. Ama esas amacı seçimden ziyade demokratik çözümü hedefleme ve demokratik çözümün gerçekleşmesi için rol oynamasıdır.
ALEVİLER DE ÇADIRLARI CEMEVLERİNE ÇEVİRMELİ
–Kürdistan’da özellikle Cuma namazlarının camilerin dışında Diyanetin denetiminden bağımsız kılınması ne anlama geliyor? Başbakan Erdoğan ve Diyanet, Sivil Cuma namazlarına aşırı bir tepki göstererek‚ Kürtlerin “bölücülük” yaptığını söyledi. Kürtlerin bu eylemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? 
Cuma namazlarında camilerin dışında meydanlarda binlerce yurtsever insanımızın Cuma namazını kılması halkımızın özgürlük davasının gelmiş olduğu düzeyi gösteren çok güzel bir tablodur. Sömürgeci devletin kontrolündeki diyanetin denetimi dışında bağımsız bir biçimde namazın kılınması İslamiyet’in özüne sahip çıkılmasıdır. Halkımızın ezici bir çoğunluğu İslam dinine inanmaktadır ve önemli bir kesimi de Sunidir. Bu açıdan demokratik çözüm çadırlarında ve çeşitli meydanlarda halkımızın bu biçimde namaz kılması, ibadetini yapmış olması büyük bir önem arz etmektedir. Aslında Alevi halkımızın da bu çadırları kendi inanışlarına göre bir Cemevine dönüştürerek, orada semah çekmesi ve ibadetini orada yapması gerekmektedir. Bir toplum inancıyla, diniyle ve bütün gerçeğiyle ortadadır. Halkımız bununla bu gerçeği göstermektedir. Hiç kimse buna “terördür” ya da “yasa dışı bir istemde bulunma vardır” diyemez. Hiç kimse buna “bölücülük yapıyorlar” da diyemez. Aslında halkımızın bu anlamlı pratiği şimdiye kadar Kürt halkının köleleştirilmesinde dini kullanan sömürgeci güçlerin elinden bu kozu almış olmasıdır. Bu artık toplumsal özgürleşmenin yakın olduğunu gösteren en önemli bir tablodur. Eğer Başbakanın buna tepkisi olmuşsa, tepkisinin nedeni budur. Halkımız kendi inancına samimi bir biçimde inanan ve bağlı olan bir halktır. Ama aynı zamanda kendi ulusal gerçeğine de sahip çıkmayı bir onur olarak, onurlu duruşun temel bir taşı olarak gören bir yurtseverliğe sahiptir. Bu anlamda bunun ikisinin bir arada temsil edilmiş olması çok çok anlamlıdır, değerli bir duruştur. 
CİZRE VE NUSAYBİN GENÇLİĞİNİ YÜREKTEN SELAMLIYORUM
Diğer yandan İslamiyet adalettir. İslamiyet mazlumun ahına sahip çıkan, mazlumdan yana zulme karşı çıkmadır. İslamiyet barış, demektir. Barıştan yana, adaletten yana olmadır. Gerçek din, gerçek İslamiyet budur. Bugün başta Kürdistan’daki dindarlar olmak üzere tüm inancına bağlı yurtsever halkımız bu Cuma namazlarını kılmayla kendi dinine, ulusal gerçeğine ne kadar bağlı olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Ayrıca din adı altında ailesel, bireysel çıkarlar güden kimi kesimlerin yüzünü de açığa çıkaran bir pratik ortaya çıkmıştır. Dini kendi bireysel, ailesel çıkarları için kullanmak en büyük suç ve en büyük günahtır. Bu nedenle sivil Cuma namazları çok çok değerli ve kutlu bir namaz kılma biçimi olmuştur. Biz buna katılan tüm yurtseverleri selamlıyoruz. Kendi kimliğine ve inancına bağlı olmanın onurlu duruşunu sergiledikleri için kendilerini takdir ediyoruz. 
Bu konuda başka bir hususa da değinmek istiyorum; Kürt halkının özgürlük davasında toplumsal hareketin adı olan serhildanın yirmi iki yıllık mücadelesi bugün önemli bir düzeye gelmiştir. Toplumsal özgürlüğü dayatan bir mücadele sürecine gelip, dayanmıştır. Bu serhildan hareketinin ilk kıvılcım merkezi olan Cizre ve Nusaybin’deki serhildanın Gever’le birlikte yeniden öncü rolünü oynamaya doğru yükseliş göstermesi gurur verici bir gelişmedir. Ben bu nedenle serhildanın ilk öncüsü Cizre ve Nusaybin’deki serhildan gençliğini ve yurtsever halkımızı yürekten selamlıyorum.
EYLEMLER 15 HAZİRAN’A KADAR YOĞUNLUK KAZANMALI
–Sivil itaatsizlik eylemleri bundan sonra nasıl bir boyut kazanabilir? Bu süreç nereye kadar devam edecek sizce? 
Aslında biz bu eylemsellik sürecine tamamıyla sivil itaatsizlik demenin yetersiz bir tanım olacağını ve dar kalacağını düşünüyoruz. Halkımızın gelişen bu eylemselliği belirli bir düzeyde sivil itaatsizliği içerse de esas itibarıyla halkın demokratik direnişidir, demek daha doğru bir tanımlama olacaktır. Bu eylemsellikler halkın demokratik direniş eylemsellikleridir. Çünkü sadece bazı şeylere itaat etmeme değildir, daha kapsamlı eylemsellikler de söz konusudur. Dolayısıyla biz bu kapsamda ele almanın daha doğru olacağını düşünmekteyiz. Bunları demokratik direniş eylemlilikleri olarak görmek gerekiyor. Bu eylemsellik süreci çözümü hedeflediğine göre çözüme kadar biçim kazanarak devam edeceği açıktır. Fakat demokratik çözüm çadırları etrafındaki yoğunlaşma en azından 15 Hazirana kadar bu biçimde giderek yoğunluk kazanan bir tarzda devam etmelidir. Ondan sonra devlet ve hükümetin politikalarına göre şekillenecektir. Bu temelde gelişecek mücadele sürecine göre uygun biçim alarak, kitlesel eylemliliğin, demokratik ve meşru bir biçimde çözüme kadar devam etmesi gerektiği açıktır ve çözüm artık ertelenemez bir biçimde kendini dayatmış bulunmaktadır. 
ÇÖZÜM HEMEN ŞİMDİ, ÖZGÜRLÜK HEMEN ŞİMDİ OLMALI
Biz, çözüm için şimdi çözüm olmalı, ertelenememeli, diyoruz. Yani çözüm hemen şimdi, özgürlük hemen şimdi sloganı esastır. Açık ki 2011 yılı içerisinde bu konuda gelişme yaşanması gerekmektedir. 2011 yılı bir çözüm yılıdır. Çözüm yılı olması için tüm gücümüzle doğru bir temelde mücadele etmemiz gerekmektedir. Özellikle 15 Haziran sonrası süreç artık çözümün adım adım geliştiği bir süreç olmalıdır. Devletin ve hükümetin bu konuda demokratik çözüm adımlarını atması halinde süreci zaten çözüme doğru götürecek ve kalıcı barış süreci gelişecektir. 
DEVRİMCİ HALK SAVAŞI
Ama adım atmaması durumunda ise halkımızın bu yoğunlaşması kendi öz gücü ve kendi büyük direnişiyle çözümü yaratması gerekmektedir. Bu devrimci halk savaşının gelişme durumu anlamına gelmektedir. Her halükarda önümüzdeki süreç, demokratik çözüm sürecinin gelişmesi gereken olağanüstü bir mücadele dönemi olacaktır. Herkes, bütün yurtseverler, bütün güçler ve bütün kadrolar sürece böyle yaklaşarak, kendini hazırlamalı ve bu temelde kendini katmalıdır. Biz şuna kesinlikle inanıyoruz; gelinen süreç artık Kürt sorununda bir çözümün gelişeceği bir süreçtir. Bunu herhangi bir biçimde ertelemek süreci sabote etmektir. Dolayısıyla çözümü her biçimiyle dayatan eylemselliğin gündemde olması dönemin temel bir görevi durumundadır.
–19 Nisan’da KCK duruşması görülüyor. Duruşma günü bir çok kentte gösterilerin yapılması bekleniyor. Bu davaya ilişkin neler söyleyebilirsiniz? 
Yasal-demokratik Kürt siyasetine karşı KCK adı altında dava açılarak, yüzlerce kişinin tutuklu bulunuyor olması Kürt halkına karşı yapılmış bir zulümdür. Sömürgeci devletin Kürt halkının siyasal iradesini kırmaya dönük Kürt halkına yapılmış büyük bir haksızlıktır. Bir siyasal soykırımdır. Türk sömürgeciliği aslında Kürt siyasetini tümüyle yasaklayan bir zihniyete sahiptir. Öteden beri yasaklamıştır. Ancak gelişen özgürlük mücadelesinin yükselişi paralelinde Kürt siyaseti de 1990’dan itibaren legal-yasal alana giriş yapmış, fakat sömürgeci zihniyet bunu bir türlü hazmedememiştir. Bir Kürt milletvekili olan Mehmet Sincar başta olmak üzere yüzlerce Kürt siyasetçisi faili meçhul cinayetleri adı altında başbakanların ve bakanların kararlarıyla infaz edilmişlerdir. Bu infaz edilme sonuç vermediği için şimdi aynı sömürgeci zihniyeti AKP tutuklayarak, sürdürmektedir. Her ikisi de aynıdır. Amaçları Kürt toplumunu sindirme, teslim alma, siyasetsiz bırakmadır. Bu büyük haksızlığa ve siyasal soykırıma karşı ben demokratım diyen Kürt-Türk herkesin sessiz kalmaması gerekmektedir. Özellikle demokratik Kürt siyaseti KCK davası adı altında oynanan bu oyunu bozmadan kendi gerçek rüştünü ispatlayamayacaktır. Bu oyunu bozmak Kürt siyasetinin öncelikli bir görevi durumundadır. Buna karşı mücadele en başa alınması gereken bir görevdir. 
Soykırım kıskacında olan bir halk olarak tüm yurtsever halkımız yarın başta Amed olmak üzere çeşitli yerlerde geliştirilecek olan KCK davasındaki siyasi temsilcilerine sahip çıkma eylemlerine en yüksek düzeyde katılım göstermelidir. Yapılan katılım çağrılarına biz de katılıyoruz. Bütün demokratik kurum ve kuruluşlar katılım göstermelidir. 
-Bazı aydınlar, liberaller ve solcu kesimler uzun yıllardır ‘PKK silahları bıraksın, sivil siyaset yapsın’ diyorlardı. Bugün ise Kürtlerin sivil eylemlerine bu cepheden bir destek verilmemesini, uzaktan izlemesini nasıl yorumlamak lazım? 
Bu önemli bir konudur. Halkımızın gelişen demokratik eylemsellik sürecine barıştan yana olan, gerçek anlamda demokratik çözümden yana olan tüm kesimlerin desteklemesi ve katılması gerekiyordu. Zaten adı üzerinde demokratik çözüm çadırlarıdır. Demokratik çözümü isteyen Türk sol kesimlerinin, Türkiyeli bütün aydınların, liberallerin aslında daha kapsamlı bir biçimde sahip çıkması gerekmektedir. Ama bakıyoruz ki birçok kesim uzak durmaktadır. Belli bazı kesimler dayanışma içerisinde bulunmakta, kendi gücü oranında sahip çıkma çabasını göstermektedir. Ama belli bir kesim özellikle de aydınlar, liberal denilen kesimler uzak durmaktadırlar. Biz bunu ciddi bir eleştiri konusu olarak gündemleştiriyoruz. Bu tür çevreler ciddi bir biçimde eleştirilmelidir. Eğer gerçekten savaş istemiyorlarsa, Kürt sorununun barışçıl yöntemlerle, sivil siyasetle çözülmesini istiyorlarsa o zaman halkımızın başlattığı bu sürece arka çıkmaları ve her biçimde desteklemeleri gerekmektedir. Ama biliniyor ki bazıları uzak durmaktadırlar. Hepsi değil ama bir kesim için şunu söylemek mümkün; devletin zorlanacağını düşünerek uzak durmaktadırlar. Çünkü bugün Türk devleti Kürt sorunu karşısında stratejik düzeyde bir zorlanmayı yaşamaktadır. Örneğin bu eylemselliğin başlatılmasında bazı talepler öne sürüldü. İlk dört madde acil talepler olarak kamuoyuna duyuruldu. Bu acil talepleri kim istemez ki? Bu taleplerde operasyonların ve ölümlerin durdurulması isteniyor. Bu her yerde istenilecek bir istemdir. Halkımız ana dil hakkını istiyor. Ana dil hakkı bugün yeryüzünde hiçbir yerde hem de milyonluk bir halk için yasaklanmış değildir. Dünyanın hiçbir yerinde ana dilde eğitim yasağı yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar seçilmişin içeriye tıkatılması yoktur. Dünyanın hiçbir yerinde yüzde on barajı yoktur. Dikkat edelim yeryüzünde olmayan ama Kürdistan’da olan, Kürdistan’da uygulanan anti demokratik, insan haklarına aykırı bir uygulama dizisine karşı halkımızın bu eylemleri gelişmiştir. Bu açıdan çok meşru ve demokratiktir. Barıştan ve demokrasiden yana olan herkesin bunun arkasında durması gerekmektedir. Arkasında durmayanların da böylelikle eleştirilmesi gerektiğini, herkesin bu çerçevede gerçeğinin açığa çıkarılması gerektiğini de belirtmek bizim hakkımızdır.
*Yarın: 
-12 Haziran seçimleri neden kritik bir seçim?
-AKP’nin seçim listesi ne anlama geliyor, Erdoğan hangi hesabı yapıyor?
-BDP’nin seçim listesi ve seçim bloku hakkındaki düşünceleri
-Kadın kotası mı cins kotası mı?
-Türkiye’yi seçimlerden sonra nasıl bir dönem bekliyor?
Reklamlar