Demokratik Özerklik Anayasası hazırlanmalı

Demokratik Özerklik Anayasası hazırlanmalı
Abdullah Öcalan
Avukatlarıyla görüşen PKK lideri Abdullah Öcalan, Demokratik Özerklik Anayasası’nın hazırlanması gerektiğine dikkat çekerek, KCK’nin örgütlenmesini hızla tamamlamasını istedi. KCK’ye çağrı yapan Öcalan, Kürdistan illeri başta olmak üzere bütün il merkezlerinde Kent Konseyleri ilçe ve köylerde ise Bölge Konseylerinin oluşturulmasını istedi.
‘‘Tek başına ne Hükümet ne Genelkurmay ne MİT, Emniyet hiç kimse tek başına çözemez’’ diyen Öcalan, bir Hakikat ve Adalet Komisyonu’nun mutlak şekilde kurulması gerektiğini belirtti. Silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi konusunda bir anlaşmanın olmadığını kaydeden Öcalan, KCK davasındaki tutukluların rehin alındığını hatırlattı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre görüşmede Kürt sorunun dış yansımalarına değinen Öcalan, “Eylemsizlik kararı Avrupa basınında olumlu yankı bulmuş. Yani Avrupa da artık sorunun ciddiyetinin farkına mı vardı, Avrupa artık olumlu-ılımlı mı düşünüyor, bu PKK’nin terörist örgütler listesinden çıkarmanın başlangıcı olabilir mi? Bilemiyorum. Avrupa Parlamentosunda her yıl yapılan 7. Kürt Konferansı bu ay yapılacakmış. Buradan bu Konferans aracılığıyla şunu ifade etmek istiyorum: “Siz bu toprakların son yüzelli yıllık tarihinde politikalarınızla dört halkın katliamlarına yol açtınız. Halkların özgürlüğünü bir avuç ranta, ekonomik çıkarlarınıza kurban ettiniz. Bu rant karşılığında sattınız. Türkiye’deki egemen sistemle de uzlaştınız. Bu çözümsüzlük politikasıydı. Bunda Avrupa’nın sorumluluğu var, bununla yüzleşmelisiniz, aksi halde tarih karşısında sorumluluktan kurtulamazsınız.” dedi. 
KCK DAVASINDA TUTUKLU OLANLAR REHİN DURUMUNDA
KCK davasındaki tutsakların rehin alındığını belirten Öcalan, şöyle devam etti:
“Diyarbakır’daki KCK davasını takip ediyorum, dil meselesi ön plana çıkarılmış biliyorum, bu konuda yapın veya yapmayın demiyorum. Ancak KCK sisteminin anlaşılmasında bir sıkıntı var. KCK hususunun tam anlaşılamadığını görüyorum, beş yıldır da yanlış uygulanıyor. KCK davasında tutuklu olanların durumu tam rehine almadır, onlara rehine muamelesi yapılıyor. İki yıldır hukuksuz bir şekilde yargılamadan cezaevinde tutuyorlar, Silivri’de de öyle yapıyorlar. Böyle giderse bu şekilde yargılamalar on yıl devam eder. Bu bir çürütme politikasıdır. Daha önceleri infaz ediyorlardı şimdi çürütüyorlar. 
Vedat Aydın biliniyor, zaten Hatip Dicle ile de yakın arkadaşlardı, Vedat’ı katlettiler Hatip’i de böyle cezaevinde çürütmeye çalışıyorlar. Daha önce on yıl hapsedilmişti, şimdi de hapiste çürütülmek isteniyor. Hatip Dicle’yi de biliyorum öyle silahla da ilişkisi yok. Yaptıkları, söyledikleri tamamen ifade özgürlüğü çerçevesindedir. Vedat Aydın’ın katledilmesiyle Hatip Dicle’nin cezaevinde çürütülmesi aynıdır, aynı politikanın biçimleridir. Bu tehlikeler görülmelidir, bunlar görülmeden doğru bir duruş sergilenemez. Basından izledim, bir avukat çıkmış, “inatlaşmayı bırakın, bayramdır, çoluk çocuğunuz evde sizi bekliyor” demiş. Bireysel düşüncesi, olabilir ancak anadil onurdur, oradaki ısrar onurunu korumada, varlığını korumada ısrardır, buna yöneliktir. Bu, varlık yokluk meselesidir, hayati konulardır. Çıkıp nasıl bundan vazgeçin diyebiliyorlar. Avukatların yarısı bu şekilde hiçbir şey anlamıyor. Tek tek insanların peşine düşüp onları bu tür yöntemlerle cezaevinden çıkarmaya çalışıyorlar! Çıkardıktan sonra da işte müvekkilimizi kurtardık diyerek bunu başarı sayacaklar, bundan mutlu olacaklar! Hani o bilinen Nasrettin Hoca’nın eşeğinin kaybettirilmesi hikayesine benziyor. Önce Hoca’nın eşeğini kaybettiriyorlar, sonra tekrar kendileri bulup getirip “Hoca sevindin mi?” diyorlar. KCK tutuklularının durumu da buna benziyor. Haksız-hukuksuz şekilde tutup rehin aldılar, ardından teslim almak isteyecekler, teslim olanları da tek tek bırakacaklar. Bunu da bir lütuf gibi gösterip sevinmelerini bekleyecekler. KCK tutuklamaları aslında bir çürütme politikasıdır. Ben daha önce buna siyasi soykırım demiştim. Aslında bütün bunların tarihi bir geçmişi de var.”
SOYKIRIMIN TARİHİ 15 ŞUBAT 1925’TİR
“Bana göre Kürtlere yönelik geliştirilen siyasal soykırımın başlangıç tarihi 15 Şubat 1925’tir. Neden böyle diyorum? 15 Şubat 1925’te Şeyh Sait hiç de hazırlıklı olmadığı halde aslında planlanan tarihten çok önce ayaklanmaya zorlandı. Şeyh Sait’e Dicle’nin bir köyündeyken, köye aranan birisi gelip sığınıyor. Ardından silahsız-tesisatsız askerler gönderilerek, “bu adamı bize verin” diyorlar. Şeyh Sait, onurlu biri, kendisine sığınan adamı verir mi? Direniyor vermiyor, vermeyince çatışma çıkıyor, askerler ölüyor. Böylece Şeyh Sait hiç hazırlıklı olmadığı halde bu olay gerekçe gösterilerek isyana zorlanıyor. Bu olay ne zaman başlıyor? 15 Şubat 1925’te. Ne kadar ilginç değil mi? Benim de komployla teslim edilmemin tarihi 15 Şubat 1999. Bana verilen idam cezası da Şeyh Sait’in idam edildiği tarih olan 29 Haziran tarihli, çok ilginç. Bütün bunlar tesadüf değil. 15 Şubat 1925 komplosuyla siyasal soykırım tarihi başladı ve daha sonra Kürdistan’ın bütün geneline ta Diyarbakır’dan Dersim’e kadar her yerde ve günümüze kadar uygulandı. Şimdi de KCK davası adı altında aynı siyasal soykırım politikası Diyarbakır’da yine devam ediyor. Ermeniler için 24 Nisan 1915 neyse Kürtler için de 15 Şubat 1925 odur.”
ÇÖZÜM İÇİN HAKİKAT KOMİSYONU ŞART
“Kürt Sorununun demokratik şekilde çözülmesi için yapılması gereken çok önemli şeylerden hatta en önemli olanı, Bir Hakikat ve Adalet Komisyonu’nun oluşturulmasıdır. Bunun ismi o kadar önemli değil, önemli olan işlevidir, hakikatin açığa çıkarılması, adaletin sağlanmasıdır. Bu konuda Türkiye’de uzman, tecrübe sahibi kişiler var. Her kesimden, işte sivil ve askeri kesimlerden, akademi çevrelerinden, aydınlardan, hatta halktan bu konuda uzman ve tecrübeli insanlar bu komisyona dahil edilir. Sayıları çok sınırlandırılmayabilir, 30-50 olabilir. Bu komisyon konusu Meclis kararı olmadan olmaz, hatta hukuken ve siyaseten bu mümkün değildir, Meclis kararı gerekir, dünya deneyimleri de böyledir. En bilineni Güney Afrika’dır ama Dünyada 16 ülke bu şekilde bu yöntemle sorunlarını çözdü. 
BU SORUNU KİMSE TEK BAŞINA ÇÖZEMEZ
Bu sorunu tek başına ne Hükümet ne Genelkurmay ne MİT, Emniyet hiç kimse tek başına çözemez. Meclis kararı olmadan zor olur. Önemli olan Meclis öncülüğünde geniş yelpazede birçok kesimin içinde yer alacağı bir komisyonun kurulmasıdır. Şunun için komisyon diyorum: Meclis bir konuyu nasıl ele alıyor, doğrudan genel kurula gelmiyor, genel kurula gelmesi için önce konunun komisyonlarda görüşülmesi sonra genel kurula gelmesi gerekiyor. Burada yapılacak olan da budur. Burada komisyonun ismi önemli değildir, önemli olan hakikatlerin açığa çıkarılmasıdır. Bu komisyon son otuz yılı kapsayan bir çalışma yapabilir. Son otuz yılda yaşanan olayları inceleyip hakikatleri ortaya çıkarır. İşte herkes izliyor, son günlerde Turgut Özal’ın kardeşi, oğlu, eşi çıkıp onun öldürüldüğünü söylüyor, hatırlanırsa bunu ilk ben söylemiştim. Böyle iddialar var. Kardeşi doğru söylüyor, bu işin çözüm yeri savcılık değil, mahkeme değil, Meclis’tir diyor, ancak Meclis araştırma komisyonuyla çözülebilir diyor. Doğru söylüyor. Buna benzer pek çok olay var, işte Eşref Bitlis olayı var, diğer komutanlar var, 9 gerillanın öldürülmesi var, Taksim’deki patlama var, benzeri birçok olay var. Bunlar ancak belirttiğim komisyon çalışmaları çerçevesinde açığa çıkarılabilir. Bu komisyon gerçeğin açığa çıkması için Tansu Çileri, Doğan Güreşi ilgili herkesi dinler, beni de dinler, ben de görüşlerimi açıklarım.”
SEÇİM SONRASINI BEKLEMEYE GEREK YOK
“Bu komisyon, bugüne kadar yaşanan acı olaylardaki sorumluları ortaya çıkarır, Meclis’in gündemine getirip, bu konularda Meclisten karar aldırabilir. Bu konuda öncelikle Hükümetin karar vermesi gerekir sonra diğer partilerle uzlaşı sağlar. AKP’nin seçim sonrasını beklemesine gerek yok. Çünkü bu Komisyon parlamento çalışmasıdır, sadece bir dönemlik de değil, yani bir dönemin parlamentosunun işi değil, diğer parlamento dönemlerine de sarkabilir, dolayısıyla seçim sonuçlarından etkilenecek bir çalışma değil. Bazı konularda AKP, seçim sonrasını bekleyebilir ancak bu konu seçimle ilgili değildir, seçim sonrasını beklememelidir. Bu komisyon en kısa sürede kurulmalıdır.
‘AKP’NİN TİRANLIĞINA HİZMET ETMEYECEĞİZ’
Bu komisyon üzerinde sanırım bütün partiler de mutabıklar. Bu AKP’nin de CHP’nin de istediği bir şeydir, hatta CHP’nin bir önerisi oldu galiba bu konuda. Herkes bu konuda seferber olmalıdır. BDP de bu konuda özel bir çalışma yürütmelidir. En kısa sürede bu komisyon kurulmalıdır. Bu dönemde AKP’nin ikili bir karakteri sözkonusu. Biz AKP’nin tiranlığına hizmet etmeyeceğiz, bizim görevimiz bu değildir, buna alet olmayacağız. Ben cumhuriyetçiyim, demokratik cumhuriyetçiyim. Ne CHP’nin 80 yıllık hegemonyası ne de AKP’nin 8 yıllık hegemonyasını kabul etmiyorum, ikisine da karşıyım, ikisini de reddediyorum. “Ben ilkesel olarak silahları devreden çıkarmak istiyor, silahların devreden çıkarılmasına evet diyor, bu ilkesel bir tutumdur”. Ancak silahların devreden çıkarılması için hakikatlerin açığa çıkarılması ve toplumda bir uzlaşının gerçekleşmesi gerekir. Bunun için ilk Hakikatleri Araştırma komisyonu kurulmalıdır. Kurulan komisyon bu konuda karar verirse, uyarız. Eğer komisyon işlevini görürse, bu konuda ilerlemeler sağlanırsa, o zaman silahlı güçler sınır dışına çekilebilir veya ülke içinde bir yerde toplanabilir, hükümetin, devletin bilgisi dahilinde bunu yapabiliriz.
Bu komisyonun kurulması gerçekleşmezse sorun nasıl çözülecek, sorun çözülmezse benim tarihe ve halka karşı sorumluluğum var, bunları söylemek zorundayım, bunları söylerken Öcalan tehdit ediyor falan demek ucuz yaklaşımlardır. Uyarı görevimi yapıyorum. Burada benimle yapılan görüşmelerle bir düzeye gelinebilir, bu konuda ilerlemeler sağlanabilir. Bundan dört-beş yıl önce, 2006’da Kürtlerin de içinde olduğu çevreler beni ateşkese zorladı, bunu sizin üzerinizden yaptılar, illa ki ateşkes yapmamız gerekiyor dediler, bu konuda beni oldukça zorladılar. Ama ben artık bu tür oyunlara gelmeyeceğim. Eğer ilerleme sağlanırsa ben devreye girer geri çekilme dahil rolümü oynarım. Herkesin şunu iyi görmesi gerekir, bu geri çekilme benzeri kararlar hayati kararlardır. Bu kararı da benden başka kimse veremez.” 
SİLAHLI GÜÇLERİN KONUMUNU YANLIŞ DEĞERLENDİRİYORLAR
“Fakat bakıyorum bazen öyle şeyler oluyor ki, çok şaşırıyorum, öfkeleniyorum. İşte basından izledim, bazıları çıkıp sorumsuzca “silahlı mücadele miadını doldurmuştur” diyor. Buna kendileri nasıl karar verirler, bu hakkı nasıl kendilerinde buluyorlar? Silahlı güçlerin pozisyonu ve geleceği hakkında Kandil bile tek başına karar veremezken, bunları nasıl söyleyebiliyorlar? Açık söylüyorum Kandil bile bu konuda tek başına yetkili değil. Bu sorunu Kandil bile çözemezken onlar nasıl çözecekler? Bunları dile getirenler, silahlı güçlerle bir ilişkileri yok ki nasıl onlar hakkında söz söylesinler! Herkes kendi işine bakmalı, herkes sorumlu olduğu konularla ilgilenmeli, kafa yormalı, söz söylemelidir. Bazıları bırakmış kendi asıl işlerini silahlı güçlerin durumunu konuşuyor, bu konu onlara düşmez. Bunları anlamıyorum, niye kendi işlerini yapmıyorlar, niye kendi işi olmayan konulara giriyorlar? Anlamıyorlar mı? 
Şöyle bir düşünüyorum da herkes işin içinde görünüyor ancak Kürtlerin geleceği, özgürlüğü hakkında kafa yoran, üreten yok. Burada yanlış anlaşılmasın, binlerce, onbinlerce arkadaşımızın emeği, katkısı var ama yeterli değil. Yeni savunmalarımda bu konuyu işledim, nasıl başladığımı, nasıl bugüne getirdiğimi edebi bir dille anlatıyorum. Ama siyasi mücadele yürütenlerin çoğu fiziken varlar ancak bu konularda kafa yormuyorsunuz. Herkes hala bana yaslanmış, herşeyi benden bekliyorlar. Ben bu yüzden uyuyamıyorum burada, kafa yoruyorum. Ama onlar kendi yapması gereken işleri dururken, bunu doğru dürüst yapmazken kalkıp kendilerini aşan, dünyanın, ABD’nin Avrupa’nın bile çözemediği silahlı güçler konusunda ahkam kesiyorlar. Çözebilseydi ABD ve Avrupa bu konuyu çözerdi ama onları bile aşan bir konu olduğunu gördüler. ABD’si Avrupa’sı bile artık bu konuda beni tek etkili-yetkili kişi olarak görürken bunların yaptıkları açıklamalara bakın! Çevik Bir bile burada benimle görüşürken “sen dağa çıkardın sen dağdan indireceksin” demişti. Tabi burada yarı tehdit de vardı, tehdit olabilir de olmayabilir de. Önemli olan bir gerçeği tespit etmesiydi. Burada yaptığım bu süreçteki görüşmelerde heyettekiler bile ancak silahlı güçler sorununu benim çözebileceğimi belirttiler. Bu gerçekleri herkes görürken, bizimkiler niye göremiyorlar? Kalkıp silahlı güçler miadını doldurmuş diyorlar, AKP seni bırakır mı? Hem parası, hem olanakları, hem gücü var, senin neyin var, yer yutar seni. Bunu nasıl görmüyorsunuz? Şimdiki gibi rahat siyaset yapabilecek misiniz, devlet seni yaşatır mı, neyin karşılığında silahlar bırakılsın diyorsunuz? İşte basit gibi gelebilir ama Diyarbakır’da Toki inşaat çukurunda iki çocuk boğulmuş, bu ölümleri engellemek için ne yapıldı, iki kepçe toprak atılsa içine, o çukur kapatılsa bu ölümler olmayacak. ” 
AKP POLİTİKALARI CESARETLENDİRİLİYOR
“Yanlış anlaşılmasın ben, burada kişilerle ilgili değilim, bir zihniyeti, anlayışı ve bir oyunu ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Oyun kurmuşlar, Kürtlerin altını oyuyorlar, çoğu farkında değiller. Ama burada bir oyun var. AKP referandumdan önce basbas bağırarak ‘sivil toplum örgütleri cesur olsun, ön plana çıksın’ dedi. İşte bu tür açıklamalar da buna hizmet ediyor, benim demek istediğim bu. Bu tür çıkışlarla AKP tasfiye politikası konusunda cesaretlendiriliyor sonuçta. Benim derdim bu. Aynı şeyi işte ticaret odası da başkaları da aynı şeyi yaptı. Bunu görmüyorlar mı, yine altlarını oyduklarını görmüyorlar mı? Bunlar bu oyunlara gelerek kendilerini düşürdükleri tehlikeyi farketmiyorlar mı? Bu sistem bu haliyle bunları bir gün bile yaşatmaz. Bunlar bu tür açıklamalar yaparak tasfiye planının değirmenine su taşıyorlar. Basın da bilinçli olarak bunları ön plana çıkarıyor. Türk basını bu konuda çok tecrübeli. Hemen o eğilimi ön plana çıkarıp “işte muhatap alınması gerekenler bunlardır” diyorlar. Herkes kendi işini yapacak. Kandil’in bile üstesinden gelemediği bir konuda sen nasıl böyle olmalı dersin, kurucusu sen misin? Bunlar ahlaki değil, saygısızlıktır. Apo vicdan sahibidir, adil bir insandır, hakkaniyetlidir, hak bilirim ancak bu tür şeylere de taviz vermem.”
SINIR DIŞINA ÇEKİLME ANLAŞMAMIZ YOK
“Bizim de burada silahlı güçlerin sınır dışına çekilmesi konusunda bir anlaşmamız yok. Şu anda heyetle yaptığımız görüşmelere diyalog da diyebiliriz, müzakere de diyebiliriz, kavram çok önemli değil, buna takılmamak gerekiyor. Ben burada sorunun demokratik barışçıl yollarla çözümü için 11-12 yıldır çabalıyorum. Burada birçok görüşme yaptım. Bugüne kadar yaptığım bu görüşmelerden sonra daha yeni yeni birbirimizi anlamaya başlıyoruz. 11-12 yıldır daha yeni ortak dili ve karşılıklı saygıyı yakalıyoruz, bu kolay olmadı. Ben buraya benimle görüşmeye gelen heyetlere de yaptığımız görüşmelerde defalarca söyledim. “Siz bile bu sorunun nereden kaynaklandığını anlayamıyorsunuz, o yüzden çözemiyorsunuz” dedim. Bu sorun, bir İngiliz planıdır. Daha yeni yeni beni anlamaya, bu konularda ikna olmaya başladılar. Tabi bu durum, bu düzey kolay yakalanmadı. İşte bu nedenle ben her fırsatta demokratik siyaset akademisi diyorum ne kadar yerine getiriliyor bilmiyorum. Doğru bir siyaset ve dilin ortaya çıkması için bu akademiler zorunludur, gereklidir. Burada devletle olgun bir dil geliştiriyoruz. Karşılıklı saygı temelinde birbirimizi anlıyoruz. Bu olmasaydı korkunç katliamlar gelişirdi.” 
‘DEMOKRATİK ÖZERKLİK ANAYASASI’
“Demokratik özerklik konusunda şunları belirtmek istiyorum: Bu konu da eksik ele alınıyor. KCK davasını takip ediyorum. Sadece dil konusuna vurgu yapılıyor. Ancak bizim demokratik özerklik anlayışımız salt dil ile sınırlı değil. Bizim demokratik özerklik anlayışımızın bir arka planı var. Arka planında demokratik dünya sistemi çözümlemesi var, demokratik siyaset felsefesi var, demokratik örgütlenme modeli var. Demokratik özerklik anlayışımız böyle kapsamlı, bütünlüklüdür, bütünlüklü yaklaşmak gerekiyor. Bu bir toplumsal yönetim modelidir. Hukukçular bu konularda faydalı çalışmalar yapabilirler. Niye yapamıyorlar, anlamıyorum, engel olan nedir? Burada bir halkın özgürlük sorunu var, bu işler ciddidir. 
Daha önce demokratik özerklik anayasası konusunda çalışma yapılmasını söylemiştim, bu çalışmaya hukukçular katkıda bulunabilir. Bu demokratik özerklik anayasası yanlış anlaşılmasın, ayrı bir anayasa değildir. Genel ülke anayasasının bir parçası, bir bölümüdür. Yani genel anayasadan ayrı değildir. Demokratik özerkliğe ilişkin savunmalarımda daha önce işlemiştim, altı boyuttan hukuki, ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal, güvenlik-savunma boyutlarından bahsetmiştim. Bu altı boyut çeşitlendirilebilir, çoğaltılabilir, azaltılabilir, önemli değil. Tüm bu boyutlar temelinde bunları esas alarak bir demokratik özerklik anayasası hazırlanabilir. Demokratik özerkliğin boyutlarının her biri üzerinde günlerce, haftalarca hatta aylarca tartışmalar yürütülebilir, dar bir zamana sıkıştırılmamalıdır, mesela ben burada zaman imkanım olsa on saat güvenlik boyutunu anlatabilirim. Bu çalışmaya hemen başlanmalı, harıl harıl çalışılmalıdır. Bu vesileyle BDP’ye de iki çağrıda bulunuyorum. Birincisi, Diyarbakır merkezli ve DTK’nın yürüttüğü Kürt halkının demokratik özerklik anayasası çalışması ile eşgüdüm içinde olmalıdır.
1921 ANAYASASI REFERANS ALINABİLİR
“Bu çalışmalar yürütülürken 1921 anayasasının özerklikle ilgili bölümlerinden yararlanılabilir. Ayrıca Mustafa Kemal’in o dönemde Kürtlere özerkliğe ilişkin yaptığı konuşmalar var, daha önce bahsettiğim 10 Şubat 1922 Kürt Özerklik Kanunu araştırılarak ortaya çıkarılabilir. Biliniyor, Mustafa Kemal’in ilk Başbakanı Fethi Okyar’dı. “Ben elime Kürt kanı bulaştırmam” dediği için tasfiye edildi. Bir başbakandı, ama tasfiye edildi, ardından bilinen süreç gelişti. İngiliz hegemonyasını arkasına alan İnönü-Çakmak ikilisi iktidarı aldı. Mustafa Kemal bu şekilde etrafı sarılarak etkisizleştirilme sürecine alındı. Kürtler devre dışı bırakıldı. Sonraki anayasalar biliniyor. BDP, ikinci olarak Ankara merkezli ve demokrasi güçleriyle birlikte yeni demokratik anayasa çalışmasını yürütmelidir. Bunun için acilen bir demokratik anayasa konferansı yapılmalıdır.”
KCK ÖRGÜTLENMESİ HIZLA TAMAMLANMALI
“Daha önce önermiştim, Kent Konseyi demiştim. Kürdistan illeri başta olmak üzere bütün il merkezlerinde bu konseyler oluşturulur. Bir de il merkezi dışında kalan o ilin ilçe ve köylerini kapsayan bir Bölge Konseyi oluşturulur. Buna bir örnek vereyim. Diyarbakır merkezde Kent Konseyi oluşur. Bu konsey daha önce de söylemiştim, merkezde yer alan bütün STÖ’ leri, zanaatkarlar, esnaflar, gençlik, kadın, bütün mahalle ve semt temsilcilerini bünyesinde barındırır. Bir de merkezin dışında yer alan Diyarbakır’a bağlı işte kaç ilçe varsa o ilçe ve köylerin temsilcilerinden oluşan bir Bölge Konseyi oluşturulur. Sorunlar burada tartışılır. Bunlar öz örgütlülüğün oluşturulmasına yönelik çalışmalardır. Beni soran, bana selam gönderen herkese özel selamlarımı iletiyorum. Dersim’e özel sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.”
Reklamlar