Müzakere olmadan çözüm olmaz

Öcalan: Müzakere olmadan çözüm olmaz
Öcalan, “Bu sürecin ana karakteri müzakeredir, müzakere olmadan bu sorun çözülmez, mutlaka müzakere olmalıdır. Çatışmasızlık sağlanmazsa, buna ortam hazırlanmazsa hiçbir gelişme olmaz’’ dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre görüşmede sağlık sorunlarına değinen Öcalan, demokratik çözüm gelişmemesi durumunda Kürtlerin çaresiz ve seçeneksiz olmadığını, kendi başının çaresine bakacağını söyledi.
Öcalan değerlendirmeleri şöyle:
KÜRTLER NEREDE NASIL KAYBETTİ?
“BDP’nin referandum süresince asıl tartışması gereken konu varlığının kabul edilip-edilmeyeceğidir, yani Kürtlerin varlık-yokluk meselesidir. Asıl tartışılması gereken konu budur. Önemli olan boykot kararı alıp almamak değil, soruna bütünlüklü yaklaşılıp yaklaşılmadığıdır. Ben bu soruna bütünlüklü yaklaşıyorum. Bu konuda kamuoyunda çok teknik-dar tartışmalar yapılıyor, çok basit üsluplarla, evet ve hayırla sınırlı tartışmalar yürütülüyor. Bu çok önemli değil, evet de hayır da olsa çok önemli değil, asıl önemli olan sorun bunun ötesindedir. Önemli olan tarihsel bütünlükten kopmamaktır. Kürtlerin nerede nasıl kaybettiğini iyi anlamak gerekiyor. Bunlar anlaşılmadan, bilince çıkarılmadan günümüzü nasıl belirleyeceğiz?
1922’den bugüne tam 88 yıl boyunca ne oldu da Kürtler kaybetti?! Kürtler şu anda bu cumhuriyetin neresinde? Bu kaybedişin tek bir nedeni yok. Bu kaybedişte sonuçta sosyal, siyasal, sınıfsal, ekonomik, kültürel birçok neden var. Kürt isyanları da oldu. Tek bir nedenle Kürtler bu hale getirilmedi. Ben tartışılmalı derken bu hususlar tartışılmalı ve tarih bilinci oluşturulmalı diyorum. Benim istediğim, her problemin, tüm platformlarda kendi aralarında ve halkla birlikte tartışılmasıdır. Altı ay boyunca tartışılsın, bütün problemler çözülür. Kürtleri kim dışarıda bıraktı, neden bıraktı? Bu cumhuriyeti birlikte kurduk, Kürtler bu cumhuriyetin kurucu öğesidir deniliyor. Bunun, tarihi kaybedişin, dışarıda bırakılmanın hesabını sormak gerekiyor. Madem bu cumhuriyeti birlikte kurduk diyorsun, madem kurucu üyeyiz, kardeşiz diyorsunuz, o zaman bizi anayasanın neresine yerleştireceksiniz? Demokratik anayasa eksenli bir süreç yürütülmeli. Baştan aşağıya yenilenmiş bir anayasa. Kendimize ait bir ana okulumuz dahi yok, bu nasıl bir kardeşliktir, böyle kurucu öğelik mi olur? Çanakkale’de Kürtler de savaştı, Kurtuluş Savaşında vardık, Sakarya’da vardık, Cumhuriyetin kuruluşunda vardık, peki sonra ne oldu da Kürtler bu hale düştü! Bu belirteceğim birinci husus.”
MÜZAKERE OLMADAN SORUN ÇÖZÜLMEZ
“İkinci husus ise; Bu sürecin ana karakteri müzakeredir, müzakere olmadan bu sorun çözülmez, mutlaka müzakere olmalıdır. Çatışmasızlık sağlanmazsa, buna ortam hazırlanmazsa hiçbir gelişme olmaz. Ben daha önce de çatışmalar kentlere sıçrayabilir demiştim, hemen çarpıtıp işte “Apo tehdit etti” diyorlar. Böyle ucuz değil! Ben burada olabilecekleri belirtiyorum. Sen sorunu siyasi yollarla çözmezsen, tıkanır ve sonucunda doğal olarak çatışmalar yükselir. Dörtyol’da İnegöl’de yaşandığı gibi çatışmalar, saldırılar, insanların yaşadığı yerlere, kentlere sıçrar. Çatışmaların kentlere sıçraması kır çatışması gibi değildir. Çok daha ağır sonuçları, tahribatları olur. Ben buradan uyarıyorum, tehdit etti diyorlar. Ne oldu, en sonunda kentlere sıçradı, hem de hiç beklenmeyen yerlerde, Dörtyol’da, İnegöl’de -ki İnegöl Bursa’da Türkiye’nin en sakin, kimsenin bilmediği, beklemediği, en barışçıl yerlerinden biridir- oluyor. Toplumda bir birikim var. Örneğin Yüksekova gibi bir yerde kent çatışması olursa ne olur? Yüzbin kişi bir anda sokağa dökülür, -insanlar silahlıdır, oradaki aşiretler biliyorsunuz her zaman silahlıdır- halk arasına gerilla da karışırsa, uçaklar kalkar, bombalar, panzerler tarar, bir an da on bin kişi ölebilir. Bunun İstanbul, Mersin, Adana, Diyarbakır gibi kentlerde olması halinde, Diyarbakır gençlerini böyle bir durumda kim durdurabilir? Ben Diyarbakır’ı biliyorum, Diyarbakır’ın gençleri bir hareketlendi mi, sokak aralarına yayıldı mı, aralarına bir de gerilla katılmışsa kimse durduramaz. Böyle şeyler gelişirse, kent çatışmalarına sıçrarsa, bir günlük bilanço otuz yıllık süreçteki bilanço kadar olur. O zaman böyle bir durumda asker-polis de halkın karşısında duramaz, ya memleketine kaçar ya birliğine çekilir. Daha çok uçakla, helikopterle, panzerle hareket eder. Ben bu tehlikeli sonuçlara işaret ediyorum, taraflara bunu söylüyorum, devlete de PKK’ye de bunu söylüyorum, olası tehlikelere dikkat çekiyorum. Bunlar sosyolojik tespitlerdir. Ben burada sosyolojik tespitler yapıyorum, tehlikelere işaret ediyorum.”
PKK DE DEVLET DE BENİ DİNLEMİYOR
“Bu toplum daha ne kadar kaldıracak bu yaşananları. Ben bu yaşananlardan üzüntü duyuyorum, sadece PKK’liler için değil ölen polisler-askerler için de üzülüyorum. Ama yetmiyor. Bu sorunu ya çözeceksin ya da bunlar doğal olarak yaşanır. Bu anlattıklarımı Türk halkı da anlamalıdır, ben tehlikelere işaret ediyorum. Demokratlar, Türkiye’deki sosyalistler, aydınlar, bu konuda sadece fikirlerini dile getirmekle yetinmesinler, sorumluluk da almalılar. Ben tüm bu gelişmelerden ve olabileceklerden endişeliyim, kaygılıyım, bunlardan memnun değilim. Bunların yaşanmaması için, sorunun çözümü için gece gündüz düşünüyor, çabalıyor, hatta bir saat bile uyuyamıyorum. Bu gelişmelerden rahatsızım ve bunları aşmaya çalışıyorum. Devlet de PKK de bildiğini okuyor. İşte görüyorsunuz iki taraf da beni dinlemiyor, aldıkları kararları uyguluyorlar. Ben devlet ile PKK arasında boğulmayıp, bunları aşmaya çalışıyorum. Şu andaki durum bıçak sırtında bir barış, barıştan ziyade bıçak sırtında bir durumdur. Bu bıçak her an batabilir, zaten batıyor da. Çözüm gelişmezse bıçak her iki tarafa da şiddetli batar. Yani bu işi, bıçak sırtında yürütüyoruz. Bu nedenle tüm kesimlere “Öcalan’ın sesini duyun” diyorum.”
KURUCU MECLİS OLUŞTURULMALI
“Bu sorunun çözümü için ben daha önce de önerilerimi belirtmiştim. Meclis önce bu sorunu gündemine alıp bazı ilkesel kararlar almalıdır. Sonra iki şey yapmalı, bir Kurucu Meclis oluşturmalı, ikincisi Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu. Bunlar yapılmadan sorun çözüm yoluna girmez. Bunlar sağlanıp gerekli yasal adımlar atılırsa bir ortam oluşturulur, ardından KCK’de, PKK’de silahlı güçlerini Birleşmiş Milletler gözetiminde güvenli bir yerde toplar, çözüm süreci böyle gelişir. Benim buna gücüm yeter, ben bunu yapabilirim. Eğer koşullar oluşturulursa bunu yapabilirim. Aksi taktirde son günlerde şahit olduğumuz gelişmeler cereyan ediyor. Bu koşullarda benden bir şey istenemez. İki tarafa da sesleniyorum; bu koşullarda yaşayan birisinden bir şey istemek ahlaki, vicdani, insani değildir, bu demokratça bir yaklaşım da değildir. Bir insana bu koşullarda bu kadar sorumluluk yüklenemez, el insaf! Devlet başarısızlığını, PKK de yetersizliğini bana yüklüyor. ”
ÇÖZÜM İÇİN ORTAM GEREKİR
“Sorunu BDP ile çözebiliyorsan çözebilirsin, sorunu PKK ile çözebilirsin ancak görülüyor ki onlarla çözemiyorsun, onların çözüm gücü yok ama benim rol almamı istiyorsan da Meclis’te bana ilişkin ilke kararı çıkarmalısın. Bunun dünyada örnekleri var. Ben bu koşullarda rol alamam, gerillaya ulaşmam gerekir. Bu konular hakkında konuştuğumda suç sayılıyor, rahat bir şekilde konuşamıyorum, iletişime geçemiyorum, onun için sorunun çözümünde rol almam isteniyorsa Meclis bu konuda benim için bir ilke kararı almalıdır. 12 yıldır televizyon yok, diğer arkadaşlar telefon edebiliyorlar, ben bundan bile faydalanamıyorum. Bu koşullarda nasıl rol oynayabilirim? Kaldı ki artık yaşım da ilerliyor. Buna cezaevi koşullarını da eklersek daha fazla rol almam imkansızlaşıyor. Bir de şu bilinmeli ki fiziksel durum bir yere kadar, ben ebediyen olmayacağım. Olsam da aynı zindelikte, sağlıkta her zaman olamam. Kaldı ki önemli olan toplumsal sağlıktır, toplumsal sağlık olmazsa, o zaman herkesin sağlığı bozulur, böyle bakılmalıdır.”
ÇATIŞMALAR YÜKSELİRSE BİNLERCE KİŞİ ÖLÜR
“Ben daha önce 31 Mayıs’ta çekileceğim derken biraz da yaş ve sağlık koşullarımı düşünerek bu kararı verdim. Benden çok şey bekleniyor. Benim birdenbire çekilmem durumunda bir patlama olabilirdi, benim yokluğum durumunda olabilecek bir kaosa engel olmak için yavaş yavaş çekilmem ve hareketi, halkımızı buna hazırlamam gerektiğini düşündüm. Ben bu şekilde daha ne kadar yürütürüm bilemiyorum. Ne devletin bu sorunu çözmeye ne de PKK’nin devrimi yapmaya niyeti var. Artık halk da bezmiş durumda. Bu karşılıklı, iki halkta da var. Halk aç, yoksul, yorgun, yıpranmış ne yapsın, çözüm istiyor. Bu çatışmalardan bu kaostan en fazla yoksul halkımız etkileniyor. Artık halkımız bu yoksulluktan, açlıktan dolayı başkalarının yüzüne bile bakacak durumda değil. Bu çatışmalar yükselirse binlerce insan ölür. Hakkari’de bir günde on bin insan ölür kimse kendini kurtaramaz. Birkaç holding sahibi Kürt var, onlar işte bir-iki saat içinde pılını pırtını toplar, kaçıp giderler, onlara bir şey olmaz. Sadece açıklama yapmakla bu sorun çözülmez. Ancak STÖ’ler sadece açıklama yapıyor. Açıklamalar sadece bize yönelik değil, devlete yönelik de olmalı, devlete de çözüm önerileri ile baskı uygulanmalıdır. Demokratik çözüm gelişmezse Kürtler çaresiz, seçeneksiz değildir, kendi başlarının çaresine bakarlar. ”
DEVLET VE PKK’YE SESLENİYORUM
“Devlete sesleniyorum, bu sorunu çözeceksen çöz, imha edeceksen et! PKK’ye de sesleniyorum, devrim yapacaksan yap teslim olacaksan da ol! Artık bu işi uzatmanın manası yok, artık toplum bu çözümsüzlüğü, oyalamayı kaldırmıyor. Bana burada yedi-sekiz yıldır dört kez ‘bekleyin’ dediler, her seferinde seçim var dediler. Ama sonuç ortada. Bizi oyalıyorlar, durum budur. Ben burada 12 yıldır sabrettim, sorunun çözümü için gece-gündüz uğraştım. Burada sabırla barışı, toplumsal çözümü gerçekleştirmeye çalıştım, bu sabrı gösterdim, ancak benim de bir sınırım var. Bir kere de herşeyi bozabilirim, kim ne yaparsa yapsın diyebilirim. O zaman gelip burada beni bir saat içinde öldürebilirler de hiç umurumda değil, bundan da korkmuyorum. Ben referandumdan sonra oyalamaya izin vermeyeceğim. Ben gerektiğinde 12 yıl daha dayanırım, gerektiğinde bir saniye bile sabretmem ve oyalamayı asla kabul etmem. İşte referandumdan sonra bu sefer önümüzde seçim var, seçime az süre kalmış bahanesiyle oyalanmayı kabul etmeyeceğim. Aksi taktirde Kürtler kendi başlarının çaresine bakacaklar. Halkta yoğun bir tepki var. Bu durum daha fazla kaldırılamaz, ruhsal bir kopuş var. Her iki tarafta da bir birikim var.”
KOSOVA BENZERİ ŞEYLER GELİŞEBİLİR
“Cemil Bayık’ın “demokratik özerklik ilan edeceğiz” açıklaması vardı. Bir çözüme gelinmezse işte Kosova da bir örnektir, bu tarz şeyler gelişebilir. İşte benim Kürtler kendi başlarının çaresine bakarlar dediğim de budur. Kürtler birlikte yaşamaktan yanadırlar, ayrılmaktan yana değiller hatta biz eski Misak-ı Milli’yi de dahil ederek birlikte bir çözüm istiyoruz. Ancak birlikte yaşama isteği tek başına anlam ifade etmez, bunun karşılıklı olması, hukukunun olması, gereklerinin yerine getirilmesi lazım. Madem birlikte yaşıyorsak bu birlikte yaşamanın yasal bir evlilik şeklinde olması, anayasal ifadesinin olması gerekir. Kadın örneğinden de yola çıkarsak; evlilikte bir kadın her gün dayak yer, hakarete uğrarsa ya kaçar ya da bu durumu kabul etmez boşanır. Kürtlerin durumu da böyledir. Eğer Kürtleri inkar edersen, hiçbir hakkını vermezsen Kürtler de bunun gereğini yapma hakkına sahiptir.”
KONFERANSA ÜÇ SOMUT ÖNERİ
“Güney için de öyle Amerika’ya, başka güçlere dayanarak bir yerlere geleceklerini düşünürlerse yanılırlar; o destek çekildiğinde iki saatte yok olurlar, onların da can güvenliği yoktur. Amerika kendi çıkarlarını korur, onları korumaz. Ulusal konferansa ilişkin FKÖ tarzında bir önerim var. FKÖ gibi sadece silahlı bir örgüt değil, diplomasisi, yürütmesi ve savunması olan bir örgütlenme olabilir.
Burada ben üç şey öneriyorum,
1-Ulusal Konsey oluşturulmalı,
2-Yürütmesi oluşturulmalı, tam Hükümet değil, yürütme olabilir, işlerin yürütülmesi ve diplomatik bağlantıları, ilişkileri sağlayacak, pratik işleri görecek bir yürütme oluşturulabilmeli, bu yürütme dar tutulmalıdır.
3-Savunma güçlerinin koordineli ve uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. Güçlerin daha önceki gibi karşı karşıya gelmemeleri ve birbirleriyle savaşmamaları, birbirlerinden haberleri olması gerekir.
Bunların yanında daha önce belirttiğim ulusal kongre, teorik ilkeler var, beş ilke şartı biliniyor. Bunlar tartışılmalı. Daha önce belirttiğim demokratik konfederalizm tarzında sınırlarla oynamadan Kürtlerin yaşadığı her yerde demokratik örgütlenmeler oluşturulabilir. Kürtlerin yaşadığı her yerde devletin sınırlarıyla oynanmadan, ayrı devlet olmadan, sorunlarının demokratik çözümü esas alınarak örgütlenirler. Ben bunu Suriye’deki, İran’daki Kürtler için de söylüyorum onlar da bu kongreye katılabilirler. Güney Afrika’da da Afrika Ulusal Kongresi var. Buna benzer örnekler dünyada var, bu örneklerden de yararlanılabilir. Artık zaman birlik zamanıdır.”
DTK’NİN AMACI DEMOKRASİDİR
“DTK, BDP gibi bir siyasal parti değildir. Bir parti iktidara gelmek için vardır, DTK’nın böyle bir misyonu yoktur, yani bir siyasal parti değildir, sivil toplum kuruluşudur. Amacı toplumun demokratikleştirilmesidir. DTK’nın yasal zemine oturtulması gerekir, bu konuda örnekler var. DTK her kesimden Kürdün içinde kendisini ifade edebildiği bir sivil toplum kuruluşudur. İşte 650 sivil toplum kuruluşu deniliyor. İşte bu 650 sivil toplum kuruluşu DTK içerisinde kendisini ifade edebilir. Diyarbakır Barosu da, Ticaret Odası da hepsi DTK’nın içinde olarak kendisini orada ifade edebilir. DTK sivil toplum örgütlerinin bir üst çatısı olmalıdır. DTK’da talepler ortaklaştırılır ve kendi içlerinde bir komisyon kurup, Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, ilgililere taleplerini iletir, ortak bir ses olurlar. DTK’nın ayrı, bağımsız bir yeri olmalı, gerekirse yeniden başvuru yapılmalı, tüzüğü olmalı, yoksa hazırlanmalı, tamamiyle bir sivil toplum kuruluşu şeklinde çalışmalıdır. ”
“Urfa’da Erkan Gönültaş isimli genç kendini yakmış. Bu tür yakma eylemlerini tasvip etmiyorum ama direnişlerine saygı da duyuyorum ama direnişin bir çok çeşidi var, daha değişik direnebilirler. Ailesine ve halkımıza başsağlığı diliyorum. Sanırım gelecek hafta Aram Tigran’ın anması olacak. Defnedildiği yerde anma olacaktır, ayrıca Diyarbakır’da bu sene çok görkemli, kalabalık, geniş katılımlı bir anma olur herhalde. Dersim’de inanç akademisinin işlevi önemlidir. Ben sadece Dersim için değil o bölge için belirtiyorum. Bildiğim yerlerdir. Bu akademi o bölgenin tüm kültürlerini, inançlarını geniş şekilde temsil eden bir merkez olabilir. BDP ve diğer çevreler de bu çalışmayı destekleyecektir. Tüm halkımıza, cezaevindeki arkadaşlara, Özgür Halk dergisi çalışanlarına selamlarımı iletiyorum. Ayrıca tüm Hakkari ve Yüksekovalı çocuklara sevgilerimi ve selamlarımı iletiyorum. ”
Sağlık koşulları hakkında bilgi veren Öcalan, “Sağlık koşullarım daha önce belirttiğim gibi, farklı bir şey yok. Nefes alma sıkıntım devam ediyor. Burası için Kuyu demiştim, bu koşullarda kalmamın etkisi de var, nefessiz kalıyorum. Bu son günler çok sıcak olduğu için etkiliyor, oldukça havasız ve boğucu. Uyurken başımı ancak mazgal deliğine dayayarak nefes alabiliyorum. Bu şekilde oraya dayamasam, nefes alamıyorum, uyuyamıyorum. Sağlık durumu böyle, ancak dayanacağız, bu şekilde yaşamaya çalışıyorum.” dedi.
Reklamlar