Ağlamak ve cinler labirenti…

Ağlamak ve cinler labirenti…
Suzan Samancı
Haberlere bakmak istemiyorum… artık dayanılır gibi değil… yirmili yaşlarında hayatı ve bu savaşın nedenlerini anlayamadan ölen yedi askere kimler ağlıyor? Dahası dağa çıkan gençler ölüyor ve bu gençlere kimler ağlıyor? Ateş düştüğü yeri yakarmış… adı savaş ve ölümlerin ardı arkası kesilmiyor. Şimdiye kadar ölen elli bini aşkın insan neden öldü ve neden ölüyorlar? Nedenler ve gerçekler dile getirilmiyor, getirilemiyor, getirilmek istenmiyor. Bu ülkede insanca yaşamak için mücadele edenler, faşist yönetimin darbeleri altında ezildiler, işkence gördüler, yok edildiler. Geride kalan binlerce yaralı bilinç, yaralı yürekler hâlâ bu travmayı yaşıyor, bir de buna derinleşen savaş sendromunu ekleyin…
Sayın Erdoğan’ın 12 Eylül mağdurlarının mektuplarını okurkenki duygu yüklü konuşması, savaşsız ve gerçek bir demokrasinin yaşandığı durumda anlamlı olup, inandırıcı olabilirdi. Yapılan yanlışlara ağlamak çözüm mü Sayın Başbakan? Çözüm: Doğru zamanda gerçekleri cesurca dile getirmek ve bunun somut adımlarını atabilmektir. Dün on yedilik masum çocuklar idam edilirken, bugün gençler ve çocuklar bu kirli savaşta yaşamlarını yitiriyorlar. Dünün yanlışlarını dile getirenler ve bunun için ağlayanlar, bugünü göremiyor ve gerekeni yapamıyorsa, öfke ve güvensizlik tansiyonlarını fazlasıyla yükseltiyorlar maalesef…
Özgür ve iyi bir yaşamın, farklılıklarla birlikte yaşayabilmenin ne olduğu konusunda açık bir bilince sahip olunmasına izin verilmeyen, darbe ve savaş hallerini aşamayan bir toplum haliyle öngörüsüz ve travmatik bir toplum olacaktır, dahası bireysel kimlikleri ve farklılıkları tanımada gözü kara bir yetersizliğin cenderesinde sıkışıp kalacaktır. Dolayısıyla bu toplumu bu hallere getirenler gün gibi ortadayken, eskiye ağlamak yerine, bugünü anlayıp geleceği oluşturmak olmalı asıl hedef ve amaç…
Bu savaşın nedeni ne? Neden yıllardır bir türlü dinmiyor, bitmiyor? Tarihe bakın, hatta mitolojilere… ezilenler, özgürlüklerine kavuşabilmek için savaşmış, ölümü göze almışlardır. Ezilen, yok sayılan ve eşit koşullarda yaşayamayan her canlı kendini savunur, çünkü insan özgürlüğe ve kendi olmaya fazlasıyla gereksinim duyar; insanı insan yapan “kendi olma” duygusudur çünkü. Açılım deniyor, Kürt kardeşlerimiz deniyor da öte yandan savaşın dili terk edilmiyor, özel birliklerin kurulmasından, yakıp yok etmekten söz ediliyor. Lanet ettirmelerle, cani, hain nitelemeleriyle körlemesine düşünüp, körlemesine siyaset yapanlar bu ülkenin yurtseverleri değiller! Birlik ve beraberlik ortak lanetten doğacakmış(!) Akılları çıkarlarına, megalomanlıklarına ve popülizmlerine odaklananlar, ötekilere duydukları nefretin pikliğinden güç almaları ne büyük bir zavallılık… demokrat olmayan toplumlar, örgütler, gruplar, hatta gerçek anlamda aşkınlığa ulaşamayanlar, varlıklarını sürdürebilmek için kendilerine düşman yaratır ve düşman sayesinde varlıklarına tutunurlar.
Türkiye darbelerle, işkencelerle kan ağlarken, Fırat’ın öte yakasında Kürdistan’da yaşayanların neler yaşadıkları kıyısından köşesinden dile getirilirken, aynı zamanda tehdit ediliyorlar. Mağdur olan, fazlasıyla acı çeken Kürtler olsa da bu savaş herkesi yakmıyor mu? Tv’den ölen gencecik askerlerin cenazelerini ve gerilla cesetlerine uygulanan vahşeti gördüğümde, inanın yaşadığımdan utanıyorum. Cesetlere yapılan bu vahşet, hangi dine, hangi kültüre, hangi vicdana, hangi akla sığar? Anımsanırsa doksanlı yıllarda da, kadın gerillaların çırılçıplak vücudu afişe edilmişti. Ve bu savaş “cinler labirenti”ne dönüşmüş durumda. Bu anlamda dün haklıyız diyenler, bugün yanlış yaptık diyorlarsa, bugün de gerçekleri görmek istemeyenler, yarın yanlış yaptık, görmek istemedik dediklerinde çok geç kalmış olacaklar… gelinen bu aşamada yenme ve yenilme kompleksinden kurtulup, akılcı bir politikayla ortak bir bilinç oluşturularak silahların susması için çalışılmalı. PKK’nin muhatap alınmaması inadı da yanılsamayı içeriyor, çünkü PKK lider kadrolarının isimleri gündemden düşmüyorsa ve söylediklerine karşılık veriliyorsa, yorumlar yapılıyorsa, bu bir muhatap alma durumu değil midir? Kürdistan ve Kürt sözcükleri bir tabuyken, şimdi “Flaş… Flaş… Davutoğlu Kürdistan dedi” deniyor. Her şeyiyle, eksik, garip ve yanlış bir Türkiye işte! Aydınlık gelecek, bugünün sorunu olan Kürt sorununu görmek ve buna çözüm getirmekte saklı.

ssamanci@superonline.com
Reklamlar