Uygarlıkların inşası ideolojiktir

Uygarlıkların inşası ideolojiktir
Abdullah Öcalan 
Uygarlıklar uzun süreli ve ideolojik inşalar temelinde oluşur. „Önce maddi kültür mü gelir, sonra manevi kültür mü gelişir?“ benzeri sorular konuyu karıştırmaktan öteye bir anlam ifade etmez. Farklı bir doğasallıkta da olsa, maddi-manevi kültür ikilemi benzer bir rol oynar. Birbirlerine karşıt değil, birbirlerini besleyen oluşum etkenleridir. Birbirlerini farklılaştırarak doğururlar. Uygarlık sisteminde genel bir analitik zihin sapkınlığı vardır. Ki, bu da kurdukları avantajlı sistem nedeniyledir: Değişmez kurallar, herkesin uyması gereken mutlak yasalar, tanrıların öncelliği, devletin kutsallığı, ebediliği, ideallerin mükemmelliği, görüngülerin geçiciliği, değişmeyen öz, biçimin uçuculuğu gibi ikilemler inşa ederek çıkarlarını kalıcılaştırmak ve sistemleştirmek isterler. Bu, evrensel oluşum diyalektiğine ters bir yaklaşımdır.
Toplumda alt ve üstyapı tartışmaları da uygarlığın inşa edilmiş bu sapkınlık inşalarıyla yakından bağlantılıdır. Hegel kendi sistemini öncelikle üstyapıdan, yani devlet ve hukuktan başlatır. Evrensel sistemi de mutlak zekâdan (Geist) başlattığı gibi. Marks ise, önceliği altyapı olarak adlandırdığı üretim güçleri ve ilişkilerine verir. O da her ne kadar “Ayakları üzerine oturttum” dese de, Hegel’le aynı mantığı paylaşmaktadır. O da nedir? Biri, bir unsur temeldir, diğeri ikinci veya belirlenendir diyor.
Marks’ın sosyalizmi neden başarılı olmadı sorusu bu mantıkta gizlidir. Hem ekonomi tanımı büyük karmaşıklık içeriyor, hem klasik uygarlığın bütün anlam araçlarıyla yola çıkıyor. Ne kadar kahramanlık yapılsa ve doğru sözler söylense de, sonu gerçekliğin pek de yorumlandığı gibi olmadığıdır.
Kapitalist uygarlık (modernite) kendini inşa ederken, Sümer rahiplerine taş çıkartacak kadar usta bir ideolojik inşa faaliyeti yürütmüş, sistematik hale getirmiştir. Hatta denilebilir ki, devlet tarzında önce ideolojiyle uzun mesafe yol kat etmiştir. Hiçbir uygarlık sanki tek bir tanrının elinden çıkmamıştır, ama kendini öyle izah eder, ettirir. Bu cümleler önemlidir. Hz. Muhammed’i bile inceleyelim. Kur’an’daki ilk ayetlerle son ayetlerin içeriği çok farklıdır. Tanrı kavramı sürekli geliştirilmektedir. Başta sadece ‘oku’ diyen tanrı, sonradan sistem geliştirmiştir. Parça parça ayetler sistemi oluşturmuş, daha doğrusu temeli atmıştır. Sonradan dağ gibi bir ideolojik külliyat oluşturulmuştur. Sistem inşası yüzyıllara mal olmuştur.
Kapitalist modernitenin zihinsel araçlarını, sistematiğini tüm yönleriyle kavramadan çözümleyemeyiz. Kapitalist modernite tüm kavram, varsayım ve uygulamalarını sadece kendisi inşa etmemiştir; bin yılların mirasına konmuştur. Bu mirasla kendi evine yeni bir mimari düzen ve içerik kazandırmaktadır. Önce kendi sınıfını, sonra bir veya birkaç kendisi gibi inşa edilmiş devlet sınışarını ideolojik inşayla bütünlüyor. Modasından felsefesine, üretimin kontrolünden tüketime, siyasetin kontrolüne kadar inşasını bütünlüyor. Daha sonra kıtasal ve giderek küresel çapta bunu yapıyor.
Örneğin, R. Descartes ve F. Bacon başta olmak üzere, ideolojik inşacılar, 16. yüzyılda kendini hissettiren oluşumların gerekli kıldığı yeni mantık ilkeleri ve ütopyalar inşa ediyorlar. Çok basit görünse de, ruh-beden ikilemini gündemleştirmek, beraberinde özen-nesne, zincirleme reaksiyon gibi daha sonra inşa edilen düşünceler ‘kapitalizmin, burjuvazinin’ öncülüğüne kadar tırmandırılacaktır. Feodal mantıktan kopmak kadar, yeni bir sınıf ve onun her tür eylemi için yeni bir mantık inşa ediliyor. Ayrıca ve daha önemlisi, yöneteceği yeni ve eski sınıflara göre de önceliği bu ideolojik inşalarla atılıyor. Eski bir oyun, ama oldukça yenilenmiş olarak oynanıyor. Yeni rahip sınıfının adı filozoflar ve bilim adamlarıdır. Feodal, hatta köleci ideolojik kutudan sürekli yeni kavram ve teoriler alınıyor. Duruma göre bunlara ya yama vuruluyor, ya da yepyeni bir model (ama ilkeler aynı) oluşturuluyor.
Sadece Descartes’in çözümlemesini yaparsak, ideolojik inşanın çarpıcı unsurlarını fark etmemek mümkün değildir. Descartes önce her şeyden şüphe ediyor. Şifresinin çözümü şudur: Feodal sınıfın ideolojik zırhı, dolayısıyla iktidarı aşılmak durumundadır demek istemektedir. Açık söylese karşısında engizisyon vardır; yakılma tehlikesi titretiyor. Dolayısıyla çok soyut düzeyde felsefe yapmak zorundadır. Sonra “Düşünüyorum, o halde varım” diyor. Bununla ideolojik hazırlığın yapıldığı ve unsurlarının peş peşe devreye sokulacağı işaret ediliyor. Herkese “Her şeyden şüphe edin, varlığınızı sadece güçlü düşüncelerle kanıtlayabilirsiniz” diyor. Şifresini böyle çözmek hiç de zor değildir. Feodalitenin dayattığı yaşam tarzının değeri yoktur. Yeni yaşamı güçlü düşüncelerinizle inşa edebilirsiniz. Beden-ruh ikilemiyle haŞften tanrıya, öte dünyaya bu dünyanın da önemi hatırlatılıyor. Tanrı ilk itilimi verdikten sonra, evren sürekli kendi kendine mekanik olarak hareket etmektedir. Bu cümlenin şifresini çözersek; eski uygarlığın yaratıcıları esas olmakla birlikte, harekete geçen yeni bir uygarlık vardır, kendi kendine yeni bir uygarlık inşa edebilir. Sınıf diline çevirirsek, yeni bir sınıf doğmaktadır. Düşünecek güçtedir; kendi dünyasını kendi hareket ve eylem yasalarıyla düzenleyebilir.
*Demokratik Uygarlık Manifestosu kitabından alınmıştır
Reklamlar