Katkı sunmam için Meclis karar almalı

Öcalan: Katkı sunmam için Meclis karar almalı
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Benim bu süreçte soruna katkı yapabilmem için Meclis karar alacak, önümü açacak. Daha önce de Koçgiri İsyanı konusunda Meclis ortak karar aldı. Bir uzlaşma yolunu seçti. Anayasada ‘anayasa Kürtlerin haklarını, kültürlerini güvence altına alır’ şeklinde tek bir madde yer alırsa çözüm gerçekleşir’’ dedi.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre görüşmede siyasi akademilere değinen Öcalan, “Urfa’da akademinin kuruluşu önemli ama sadece Akademi değil, BDP, tüm kurumlar, tüm demokratik çevreler güçlerini birleştirmelidirler. Bir güçbirliği sağlanmalıdır. Toplumu her yönüyle dayanışma halinde olunmalıdır, böyle hareket edilmelidir. Akademi için de acele etmelidirler, tamamlamalıdırlar” dedi. 
Öcalan, şöyle devam etti: “Çok kritik bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç çok önemli. Nasıl sonuçlanacak bilemiyorum. Bu süreçle ilgili medyada yanlış anlaşılıyorum. Ben burada artık bir şeyin önüne geçmek istemiyorum. Kendimin kendime engel, alet olmasını istemiyorum. 12 yıldır bir şey gelişmedi. Ben artık bir şeylerin önünü tıkamak istemiyorum. Türkiye’de sanki sahte bir şekilde barış varmış gibi kandıramam kendimi. Sanki sahte bir şekilde demokrasi varmış gibi davranamam. Kendi kendimi kandıramam, kendimi de kullandırmam. Benimle gelip görüşmelerinin bir önemi yok. Önemli olan sonuçtur. Eğer sonuç ortada yoksa, çözümle neticelenmiyorsa görüşmelerinin de anlamı kalmıyor.” 
DÖRT KOMPLO DÖNEMİ YAŞANDI
“Ben son iki yüz yıllık çağdaş Kürt tarihinde, benimle ilgili son otuz yıllık süreci dört komplo dönemine ayırıyorum. Birinci Komplo Dönemi, Özal döneminde. Türkiye’de bir özel savaş lobisi var. Bu özel savaş lobisi çok gelişkindir. Geçmişten bugüne 1925 M.Kemal döneminde, Cibranlı Halit, Şeyh Said, Seyit Rıza’nın idamları özel savaş lobisinin işiydi. O dönemde Musul-Kerkük sorunu vardı, şimdi yine bu sorun var. 1960 darbesi, 12 Eylül darbesi, bunların hepsi özel savaş lobisinin işidir. Savaş lobisi terimiyle sadece Özel Harp Dairesi’ni kastetmiyorum. Özel Harp Dairesinden birçok alana kadar özellikle sivil alanda çok örgütlüler. Artık adını koyuyorum, savaş lobisi diye. Bu savaş lobisi Türkiye’ye hükmediyor. Sivil alanda çok daha güçlüdür. Geçmişten bugüne Çiller, Yılmaz, Bahçeli, Baykal ve bunlar gibi birçok kimse özel savaş lobisinin içindedir. Ben bu sisteme özel oligarşik sistem diyorum. Özal, Kürt sorunu ve PKK ile karşılaştığında buna ilk tepki olarak, geleneksel savaş lobisini harekete geçirdi, devreye soktu. Ancak Özal, bu özel savaş lobisinin gücünü ya tam olarak bilmiyordu ya da dikkate almadı. Ama bence Özal bunların gücünün sınırlı bir şekilde farkındaydı. Bu özel savaş lobisi Özal’ın Kürt sorunu yönündeki girişimlerine karşı -bizim de o dönem bilinen ’93 ateşkes süreci ile buna yanıt olmamız vardı- Özal’ı götürdüler, ortadan kaldırdılar. O dönemde bir Füsunoğlu vardı ancak bunun genelkurmay başkanı olmasına engel oldular.” 
ÖZEL SAVAŞ LOBİSİ ÇİLLERİ GETİRDİ
“Geleneğe aykırı bir şekilde özel savaş lobisinden olan Güreş’i getirdiler, Çilleri de getirdiler. Hatta Demirel de anlamamıştı Çiler’in getirilmesini. Çiller’in başa getirilmesi aslında Demirel’e de bir darbeydi. Demirel bunu geç anlamıştı. Güreş başa gelir gelmez Londra’ya gitti ve İngiltere’den PKK’ye karşı yeşil ışık aldıklarını söyledi. Güreş-Çiller ikilisi özel savaş lobisiyle beraber o dönemde korkunç şeyler yaptılar. Bütün fail-i meçhuller, binlerce insanın öldürülmesi, köylerin boşaltılması vd. hep bu dönemde oldu. Bu özel savaş lobisi her yerde çok örgütlüdür. Mesela Urfa’yı ele alalım: özel savaş lobisinin Urfa’nın özelliğinden dolayı, Urfa üzerinde özel politikalar uyguladığının bilinmesi gerekir. Orayı bildiğimden dolayı bunları anlatıyorum. Gerek ailelerle gerekse oradaki feodal yapı ile oynanmaktadır. Bilindiği gibi Faik Bucak Türkiye KDP’sinin kurucusu ve genel sekreteriydi. Onun öldürülüş biçimi de aile içindendi. Peki kim öldürdü onu, özel savaş lobisinin aile içine sızan yapısı onu öldürdü. Bugün bunların Türkiye’deki özel savaş lobisinin oyunları olduğu anlaşılıyor. Özel savaş lobisinin faaliyetlerinin feodal yapı ve aile üzerinde etkileri de bu şekilde ortaya çıkıyor. Yine aynı zamanda bölgede yaşayan Arap kesimler, araziler üzerinden oynanan oyunlar da bunun göstergesidir. Mesela sulama kanallarıyla bazı yerlere su verilip bazı yerlere verilmemesi bununla bağlantılıdır. On milyon insanı doyurmaya yetecek kadar zengin topraklara sahip olan Urfa’da insanlarımız işsiz-aç bırakılmış, %80 işsizlik oranı var. Her yıl ırgatlığa, mevsimlik işçiliğe gidiyor.”
ERBAKAN ÇÖZÜM İSTİYORDU
“İkinci Komplo Dönemi, Erbakan dönemidir. Suriye üzerinden Erbakan’la mektuplaşmıştık. Sorunun çözümü yönünde adımlar atılacaktı. Bunun için o dönem bir ateşkes “95 ateşkesi’’ sürecimiz oldu, sekiz ay kadar sürdü. Ancak Erbakan’ı da tasfiye ettiler. Erbakan Hükümeti sorunun çözümünü istiyordu, askerin de bir kısmı istiyordu hatta devletin de bir kısmı istiyordu ama özel savaş lobisi daha baskın çıkınca çözüm gelişemedi. Karadayı da o zaman çözümden yanaydı, olumlu bakıyordu ancak özel savaş lobisine karşı etkili olamadı.’’ 
‘’Üçüncü Komplo Dönemi, Ecevit-Kıvrıkoğlu dönemidir. Bu dönemde de çözüm yönünde diyaloglar, görüşmeler oldu. Biz ’98 ateşkes sürecini başlatmıştık. Ama özel savaş lobisinin dış ayakları da vardı, bunlar daha güçlüydü ve bu dönemde harekete geçerek Suriye üzerinde yoğun baskı uyguluyorlardı, ABD-Londra-İsrail’in Suriye’den çıkarılmamız yönünde yoğun baskıları vardı. Bu nedenle Suriye’den çıkmak zorunda kaldık, bilinen Yunanistan ve Rusya yolculuğumuz var. Rusya’da 10 milyar dolar ve Mavi Akım Projesi karşılığında buradan çıkmamızı ve İmralı’da tutulmamı sağlayan da bu güçlerdir.” 
ÇÖZÜM İÇİN SİYASİ KANAL AÇACAKLARDI
“99’da da ben buraya getirildikten sonra da Ecevit-Kıvrıkoğlu adına gelip benimle görüştüler. Bunları daha önce çok anlatmıştım. Görüşmeler iki yıl kadar sürdü. Şimdi ben bu süreçlerde Karadayı-Kıvrıkoğlu-Ecevit sorun çözecekti demiyorum ancak onların bir siyasal alanın açılmasını, sorunun çözülmesi için bir siyasi kanal açacaklardı. O dönem Ecevit-Kıvrıkoğlu döneminde bir af meselesini de gündeme getirdiler, MHP buna engel oldu. Böylece affı çok sınırlı tuttular. MHP’nin burada tarihi bir sorumluluğu vardır. MHP-Bahçeli de özel savaş lobisinin içindeydi. Bu dönemde daha sonra özel savaş lobisi harekete geçerek Ecevit’i etkisizleştirmeye çalıştılar. Özel savaş lobisinin temsilcisi Çevik Bir ile Kıvrıkoğlu’nu etkisizleştirmeye çalıştılar. Kıbrıs’ta Kıvrıkoğlu’na bir suikast yapıldığı biliniyor. Bu suikastin bu özel savaş lobisiyle direkt ilgisi var. Hasan Cemal de yeni kitabında sanırım bundan bahsediyor, bu konuda böyle bir bağlantıdan bahsediyor. Ben bunu bilmiyordum, bu kitaptan öğrendim. Avni Özgürel’in de bu konuyla ilgili yazısını okudum. Bu dönemde savaş lobisinin ismi de değişti, Ergenekon oldu. O döneme kadar farklı isimler vardı. O dönemden itibaren kesin bir şekilde Ergenekon’a çevrildi. 60 yıllık Gladio Ergenekon adını aldı. 2002’de özel savaş lobisi Ecevit’e baskılarını arttırdı. Ve Hükümete erken seçim kararı aldırarak bilinen süreci, AKP döneminin başlamasına neden oldular.” 
ERGENEKON’UN SADECE PARMAKLARINA DOKUNUYORLAR
“Şimdi de Dördüncü Komplo Dönemi var. Ergenekon’un bu Silivri kesimi Ergenekon’un çok küçük bir bölümüdür, daha çok deşifre olan kesimidir. Ergenekon’un büyük kısmı henüz ortaya çıkarılmamıştır. Şu anki deşifre olmuş kısmını ben Ergenekon’un kolları ve bacaklarıyla daha doğrusu parmaklarıyla oynanması olarak görüyorum. Yani bir bedenin sadece parmaklarını alıyorlar, koparıyorlar. Ama gövde, kol ve bacaklar yerinde duruyor ve sağlamdır. Ergenekon’un bir numarası dışarıdadır ve sağlamdır ve hala çok etkindir. Kim olduğu da bilinmiyor ya da karışılamıyor. Hatta bu üst düzey yöneticilerine ulaşılamadı. Silivri kesiminde bir kısmı ise Ergenekonla doğru dürüst bağlantısı da yok, hatta mağdur durumunda olanlar da var. Seyfi Oktay onlar gibi. İlgisi olduğunu düşünmüyorum. Ama Ergenekon’un büyük bir kısmına, ana gövdesine dokunulamıyor. Ecevit döneminde rol alanların bir kısmı şimdi yargılanıyor ama diğerlerine dokunulamıyor. Benim anlayamadığım nokta AKP’nin gücü mü yok, bunların üzerine gitmeye mi korkuyor yoksa onların üzerine gitmek mi istemiyor. Bu konuyu tam netleştiremedim. Bu sabah buradaki arkadaşlarla da konuştum bu konuyu. Bazıları AKP’nin buna gücünün yetmediğini söylüyor, bazıları da AKP’nin özel savaş lobisiyle uzlaştığını söylüyor. Başbakan’a da haksızlık etmek istemiyorum. Ama durumu anlamaya çalışıyorum.”
ÖZEL SAVAŞ LOBİSİ DEVREYE GİREBİLİR
“Bu dönemde ne olur bilemiyorum. 31 Mayıs sonrası yani 1 Haziran’la başlayan dönemde özel savaş lobisi yine etkin olmak isteyecektir. Bu özel savaş lobisinin gücünü küçümsememek lazım, her yerde örgütlenmişler. Ben 1980’den bu yana örgütü çok eleştirdim. 1984 öncesi de 1990’da da sonrasında da örgütü çok ağır eleştirdim. Şimdi tekrar bu ağır eleştirilerimi yapmak istemiyorum ancak bu eleştirilerimi hatırlatıyorum, sadece hatırlatmakla yetiniyorum. Özel savaş lobisi devreye girerse eskisi gibi olmaz, çok daha etkin şekilde devreye girer. Hiç acımaz, yönelirler. Daha önce Ermenilere yönelmişlerdi. Kürtlere de yönelebilirler. Ermeniler çok bilinçli oldukları için onları fiziki soykırıma uğrattılar. Kürtler ise çok dağınık, sayıca çok, feodal ve aşiretsel yapıda oldukları için onlara kültürel soykırımı uygulattılar, kültürel soykırımla asimile etmeye çalıştılar. Şimdi ise fiziki soykırımı uygulamak isteyebilirler. Behçet Cantürk’lere yönelme şeklinden çok daha ağır bir şekilde yönelebilirler.” 
AKP KENDİ ERGENEKON’UNU KURUYOR
“AKP kendi Ergenekonu’nu kuruyor. Anlamak lazım. AKP kendi derin lobisini kuruyor. Ben ne özel savaş lobisinin ne de AKP’nin derin lobisini kabul ederim. Her ikisinin de oyununa gelmem, bu konuda çok netim. İkisi de kendi iktidarlarını kurmak için uğraşıyor. BDP gibi ciddi bir kurum bile neden bunları yeteri kadar anlayamıyor? BDP bu dönemde çok dikkatli olmalıdır. BDP dışından yüzlerce Kürt BDP’den rahatsız oldukları için BDP’yi eleştiriyor. Toplumun her kesimiyle çok yönlü bir ilişki içinde olunmalıdır. Sol kesimle ilişkilerini ittifaka yönelik demokratik çalışmaları başarıya ulaştırmaları gerekir. CHP ile de ilişkilerini geliştirmelidir. BDP, eğer AKP’nin gücü geriletilirse sonrasına hazırlık bakımından CHP ile Kürt sorunun demokratik çözümü konusunda görüşürler, konuşurlar, bu hayatidir. Türkiye’de özel savaş lobisi çok güçlüdür ancak bu durum, barışı isteyenlerin güçsüz olduğu anlamına gelmiyor. Devlet içinde barışı isteyen güçlü bir kesim var. Barışı isteyen kesimin gücünün savaşı isteyen tarafa gitmemesi için de BDP çalışmalar yapmalıdır. Şu an sadece bir düşünce olarak şunu belirteyim. Eğer olumlu şeyler gelişirse yeniden bir yol haritasını hazırlayarak devlete sunabilirim, Devletin dört kurumuna da -Cumhurbaşkanı’na, Hükümet’e-Başbakan’a, belki Genelkurmay’a, Meclis Başkanı’na– mektuplar gönderebilirim. Ancak dediğim gibi bu kesin karar verdiğim bir durum değildir, sadece bir düşüncedir, paylaşmak istedim. Olur mu olmaz mı daha sonra gelişen duruma göre karar veririm. Ayrıca sağlığım da buna elverir mi bilmiyorum. Yeni bir yol haritası yazmak için sağlığım elverir mi, onu da bilemiyorum.” 
BARIŞ İSTEYENLERİ GÜÇLENDİRMEK GEREKİR
“Barış isteyen kesimin güçlenmesi için Kürt sorunun demokratik şekilde çözülebilmesi için Meclis’in olaya el atması lazım. Meclis bir karar almalı sorunun çözümü yönünde. Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulabilir, Güney Afrika’daki gibi. Ya Meclis’in kendisi ya da Meclis adına özel bir komisyon kurulabilir. Bu belki zordur ama kurulabilir. Bu komisyon barışın önünde engel olan ne varsa bunların hepsini ortaya çıkaracak. Savaşta kimin ne kadar rolü varsa hepsi ortaya çıkarılmalıdır komisyon tarafından. Bu komisyon böylece herkesi dinleyecek. Devlet içinde mesela Demirel’i dinlemeli, Mesut Yılmaz’ı dinlemeli, Tansu Çiller’i dinlemelidir, diğer ilgili olan herkesi dinlemeli, beni dinlemeli, KCK dosyasında tutuklu 1500 kişiyi dinlemeli, Silivri’dekileri dinlemeli, PKK içindeki bazı kişileri dinlemelidir. Bu komisyon herkesi böylece Meclis’e çağırıp dinlemelidir. Ancak komisyona olan samimi beyanlarından dolayı kimseyi cezalandırmama güvencesi verilmelidir. Komisyon bakacak eğer samimiyse ona cezalandırmama güvencesi verecek. Eğer bu güvence verilirse herkes daha rahat samimi itiraflarda bulunacaktır. İtiraf derken yanlış anlaşılmasın, itirafçılığı kastetmiyorum. Burada çözüm için samimi beyanları kastediyorum. Ne kadar fail-i meçhul varsa bunların hepsi ortaya çıkarılacak. Sorunun çözümünün önünde ne kadar engel varsa hepsi ortaya çıkarılacak. Silivri’deki davada eksik olan kısım budur, bu sebeple bir sonuca varılamıyor, göstermelik bir mahkemedir Silivri’deki. Bu biçimiyle çok fazla şey beklenemez. Bu komisyon bir çeşit yargı görevini görecek ama öyle ‘99’daki sahte, uydurma, göstermelik bir İmralı yargılaması gibi değil, ciddi, sorunu çözücü, bütün bilinmeyen noktaları ortaya çıkaran gerçek bir yargı anlayışı işlemelidir. ‘’
KATKI SUNMAM İÇİN MECLİS KARAR ALMALI
“Benim de bu süreçte soruna katkı yapabilmem için Meclis karar alacak, önümü açacak. Ben de halkımla, siyasi kesimlerle, örgütle iletişim kurabileceğim, onları bu sürece ikna edeceğim. Buna gücümün olduğunu da biliyorum. Bu Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu daha önce denenmiş ve başarıya ulaşmıştır, Güney Afrika’da, Latin Amerika’da başarıyla uygulanmıştır. Meclis’in sorunun çözümü için insiyatif alması çok önemlidir. Daha önce de Koçgiri İsyanı konusunda Meclis ortak karar aldı. Bir uzlaşma yolunu seçti. Kürt sorunun demokratik çözümü için Meclis yine önerilerde bulunacak. Ve o öneriler hayata geçirilecek. Kürtlerin hakları anayasal güvence altına alınacak. Anayasada “anayasa Kürtlerin haklarını, kültürlerini güvence altına alır” şeklinde tek bir madde yer alırsa çözüm gerçekleşir. Ben bu anayasal güvenceyi çok uzun bir süredir dile getiriyorum. ‘90’lı yıllarda da bunu dile getirmiştim. Öyle TRT-6 gibi, kurs gibi göstermelik, sahte adımlarla değil gerçek demokratik haklar güvenceye alınmalıdır.” 
KAÇMADIM DURUMUM ROL ALMAMI ENGELLİYOR
“Ben ‘90’lı yıllardan beri ortalama 15 yıldır barış yönündeki ısrarımı sürdürüyorum. Ama benim mevcut şu an içinde bulunduğum durum, bu konuda daha fazla rol almamı engelliyor. Benim 31 Mayıs’tan sonra çekilmem sorundan kaçmak değil tam aksine buradaki bu şartlarda daha fazla çabalarımı sürdürememeden kaynaklanıyor. Burada bu şartlarda pratik olarak hiçbir şey üstlenemem. Benim bu pozisyonum çözüm önünde engel teşkil ediyorsa bu da ortadan kalkmış oluyor. Gidin savaşın da demiyorum, savaş talimatı da vermiyorum. Savaşırlar mı barışırlar mı, kazanırlar mı kaybederler mi, kendileri bilir. Son olarak herkes üzerine düşeni yapmalıdır. BDP çok yönlü çalışmalıdır. Öyle göstermelik bir anayasa değişikliği değil, yeni demokratik bir anayasa için BDP var güçlerini ortaya koymalılar.
Peru Komünist Partisi’ne özel selamlarımı iletiyorum. Bana cezaevlerinden gelen mektuplar var. Cezaevlerindeki arkadaşlara, Muş ve Urfa’daki halkımıza selamlarımı iletiyorum.”
Reklamlar