İslamiyetin de sosyolojik tahlili yapılmalı

İslamiyetin de sosyolojik tahlili yapılmalı
Abdullah Öcalan
Hz. İsa Mesih olayının yaşandığı süreçte Roma İmparatorluğu çoktandır Kudüs Krallığını da fethetmiştir. İşbirlikçiler (kâhin) Romalı yöneticilerle birlikte olunca, ortam yeni peygamber için uygunluk arz etmektedir. Ayrıca Roma köleciliğinin çözdüğü Ortadoğu topluluklarının bağrından oluk oluk ‘işsiz köleler’, proleterler yığını çıkmaktadır. Birçok tarikat ve peygamber türemiştir. İsa Mesih muhtemelen bunlardan çarmıha gerilen biridir. Aslında çokçası benzer ölümlere mahkûm edilmiştir. Mesih (kurtuluşçu) sadece sembol ismi oluyor. Genel yoksullar hareketinin ortak adı oluyor. İlkel bir sosyalist hareket olarak değerlendirmek mümkündür. Kesinlikle başlangıçta yoksul ve kaçan kölelerin hareketidir. İsa denilen kişinin son hareketi, Kudüs’ü fethetme yürüyüşüdür. Yeni krallık peşindedir: Yoksulların kralı. Bir nevi Romalı Spartaküs gibidir. Ama onun savaşsız olanıdır. 
Saint Paul ve bazı havariler çok faaldir. Roma ve Sasani İmparatorluğunu izliyorlar. İki, üç ana halk grubu olarak Grekler İç ve Batı Anadolu’da, Asuriler doğuda Sasani bölgelerinde, Ermeniler Kuzeydoğu Anadolu’da kitlesel katılım gösteriyorlar. Başta Saint Paul olmak üzere Yahudi aydınları da çok faaldir. Roma ve Sasani İmparatorluğunu sosyal temellerinden sarsıyorlar. Tam bir siyasi hareket haline geliyorlar. Bizans’ın (Kostantinopolis) Doğu Roma olarak ayrışması, akabinde Hıristiyanlığın resmi din haline gelişini izliyor. Çelişki buradadır. Roma’ya karşıtlık temelinde ortaya çıkan öğreti, Roma’nın büyük parçasının resmi dini, ideolojisi oluyor. 
Teolojik tartışmalar ayrışma getiriyor
Doğu ve Batı Roma tarihleri biliniyor. Belli oluyor ki, Hıristiyan yöneticilerin önde gelenleri arasında bu süreç büyük tartışma ve ayrışmalara yol açıyor. Birçok mezhep doğuyor. Tartışma teolojik (Monofizit, Diofizit), fakat özünde tamamen siyasidir. Bir kısmı tekrar yer altına geçerken, önemli bir kısmı her iki Roma’nın en güçlü siyasi, ekonomik ortakları oluyor. İdeolojinin maskesinden siyaset ve ekonomi fışkırıyor. Hıristiyanlık din olmaktan çıkıp uygarlığa dönüşüyor. Din kisvesi altında Avrupa’nın tarihinde ilk defa tümüyle uygarlığa geçişi, Hıristiyanlığın kısaca özetlediğimiz bu teolojik ve siyasi eyleminin sonucudur. M.S. 10. yüzyılda Kuzey ve Kuzeydoğu Avrupa’ya taşınmasıyla, Hıristiyanlık gerçekten ilk tarihsel misyonunu başarıyla tamamlıyor. Daha sonra, özellikle ‘kapitalistleşme’ denilen süreçle birlikte yeni bir dünya hamlesine girişecektir. Anadolu ve Mezopotamya’daki Hıristiyanlık ise, yani Grek, Armenia ve Asuriya halkları da önce Bizans uygarlığı temelinde, daha sonra bağımsız kiliseler etrafında manevi yanı ağır basan bir uygarlaşma sürecine girecekler; ‘Hıristiyan halklar’ olmaları kaderlerini çok stratejik olarak etkileyecektir. Özellikle İslamiyet’in hedefleri haline gelmeleri çok trajik sonuçlara yol açacaktır.
İslam uygarlığının doğuş öyküsü
İslam uygarlığının doğuş öyküsü de benzer gelenek üzerinde başlar. Mekke esas olarak Kızıldeniz-Haliç, Yemen, Habeşistan-Şam ana ticaret yollarının kesişim noktasındadır. Kureyş Arap kabilesinin hiyerarşik, aristokratik yönetimi oluşmuş durumdadır. Kureyş kabilesi tamamen tüccar bir kabiledir, putperesttir. Belli bir ticari sermaye oluşmuştur. Yahudilik, Zerdüştlük ve Hıristiyanlığın yanında birçok inanç etrafta kol geziyor. Hz. İbrahim’in Hacer’den olma oğlu İsmail’in göç ettiği yerde, Zemzem kuyusu etrafında bir kulübe inşa ediliyor. İlk mabet budur. Fakat içine daha sonra putlar yerleştiriliyor. Hz. Muhammed döneminde üç önemli put vardır: Laat, Menaat ve Uzza. Şeytan Ayetlerinde öyküleştiriliyor: Hz. Muhammed yoksul bir Kureyşli kabilenin yoksul bir ailesinden doğuyor. 
İslam geçinen ülkelerde genelde İslamiyet, özelde Hz. Muhammed’in yaşamı sosyolojik araştırmaya konu edilmekten sakınılıyor. Sanki korktukları bir şeyler varmış gibi. Din de bir düşünce ve toplumsal yaşam biçimi olarak sosyolojik incelenmeye konulmadan, gerçek bir aydınlanma gelişmez. Bu yapılmazsa, o zaman Ortadoğu, ABD ve müttefiklerinin deney tahtası olmaktan kurtulamaz. Yine Hz. Muhammed’i en iyi anlamanın yolu sosyolojik araştırmadan geçer. Avrupa bu tutumu esas aldığı için aydınlanmayı yaşadı. Ortadoğu kendi öz aydınlanmasını gerçekleştirmedikçe düşünce devrimi yapamaz. Hz. Muhammed’in çözümlenmesi, düşünce devriminin ilk adımlarından biri olabilir. Dönemi, kişiliği ve eylemi buna uygundur. Abdülmenaf-Haşimi kabilesi, babası Abdullah’tır. Kadın tüccar Hatice’nin kervanlarında pay karşılığı Şam’a sefer düzenliyor. Süryani rahiplerden etkileniyor. Yahudiler ticarette ağırlıklı rol oynuyorlar. Çelişkiler başlangıçta vardır. 
Hatice ile evlilik yeni bir durum yaratıyor. Etrafta yine ‘Ahir (son) Peygamber’ sözü dolaşıyor. Tahminimce, Hz. Muhammed Hatice’den çok şey öğreniyor. Çünkü zengin ve tüccar kadın olabilmesi yetkinlik ister. Kulağına ilk peygamber söylentisini fısıldayan kişi olması kuvvetle muhtemeldir. İkisi arasındaki birlik kesinlikle çekirdek halinde bir iktidar arayışıdır. Yahudiler ve Hıristiyanlar etkisizler ve kabul edilmiyorlar. Hacer-İsmail öyküsü bir Arap öyküsüdür; ilham veriyor. Etrafındaki inanç ve tarikatları tanıyor. Hiçbirinin amacını gerçekleştiremeyeceğini, yani Arabistan çerçevesinde siyasi birliği kuramayacağını fark ediyor. Hatice’nin teşvikiyle bu role aday oluyor. İdeolojik gelenek olarak ise İbrahim’in Arap kolundan etkileniyor. Bizans-Sasani çatışmasının en kızıştığı dönemde ise peygamberlik için ilk vahiy geliyor.
Demokratik Uygarlık Manifestosu kitabından alınmıştır.
Reklamlar