Öcalan: Ortak mücadele hattı örülmeli

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, tehlikeli bir süreçten geçildiğine dikkat çekerek, “Tehlikeler herkesi beklemektedir. O yüzden ortak mücadele hattı an be an saat saat örülmelidir” dedi. Anayasa değişikliği konusunda tutarsız tartışmalar yürütüldüğünü belirten Öcalan, eğeri pakette değişiklik olmazsa, güçlü bir ‘Hayır Cephesi’ oluşturulmasını önerdi. Öcalan ayrıca PKK mücadele sürecinde ‘üçüncü dönem’in bittiğini, Newroz’la yeni bir sürece girildiğini vurguladı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın haftalık olağan görüşmesi sırasında gündemdeki konulara ilişkin önemli açıklamalarda bulunduğu öğrenildi. 
RAKKA’DAKİ SALDIRI JİTEMVARİ BİR İŞ OLABİLİR
21 Mart Newroz günü Suriye devlet güçlerinin Rakka kentinde Kürtlere karşı düzenlediği saldırıya değinen Öcalan bu konuda şunları söyledi: “Suriye-Rakka’daki Newroz kutlamalarına saldırı olmuş, üç kişi hayatını kaybetmiş sanırım. Oradaki yönelim jitemvari bir yönelim olabilir. Bu olayın iyi araştırılması gerekiyor. Jitemvari bir yapının işi olabilir. Bir provokasyondur diye düşünüyorum. Bu olayın Kürt şehirlerinde değil de Rakka’da olması düşündürücüdür. Suriye içinde jitemvari yapılar, Kürtlerle diğer halklar arasındaki dostluğu provoke etmeyi amaçlamış olabilirler. Böyle bir yapının işi olabilir. Kürtlerin Rakka’da hedef alınması ilginç. Bu olayın iyi araştırılması gerekiyor. Bu olayda yaşamını yitirenlerin ailelerine, halkımıza başsağlığı diliyorum.” 
URFA’DA JİTEM’E DAYALI GİZLİ YAPILANMALAR VAR
Urfa’da da JİTEM’e dayalı geçmişten gelen gizli yapılanmalar olduğuna dikkat çeken Öcalan şöyle devam etti: “Hilvan’da büyük emeklerimiz, mücadelemiz oldu. Aslında sadece Hilvan’da değil Siverek’te birçok yerde bu mücadeleyi yürüttük. Urfa’da JİTEM’e dayalı geçmişten gelen gizli yapılanmalar var. Bunlar daha çok devletten beslenen çevrelerdir. Bahçeli de Urfa’ya gelip propaganda yapacak. Bahçeli orayı kullanmaya çalışıyor. Bahçeli Urfa’ya gittiğinde propaganda yapacağı kesim işte bu devletten nemalanan kesimlerdir. Burada bazı aşiretler halk üzerinde baskı kurmaya çalıştı. Urfa’da kendini gizli tutan ve devletten nemalanan bu baskıcı güçler var. Yine bir takım çocuk ölümleri meydana geldi Urfa’da. Çocuk ölümlerinde artış oldu. Bu ölümlerin de bu gizli yapılanmalarla ilişkisi olabilir. Bu çocukların niçin öldükleri, ölüm nedenleri açıklanmıyor, ilginçtir, üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Yine kendi köyümün gençlerini düşünüyorum. Bizim köyün gençleri kolaylıkla yurt dışına çıkabiliyor, Türkiye’de pasaport alıp yurt dışına çıkma koşulları o kadar zorken bu gençlerin bu kadar kolay pasaport ve vize işlemlerini kolayca halledip yurt dışına çıkmaları düşündürücüdür.” 
URFA BİLİNÇLİ OLARAK BOŞALTILMAYA ÇALIŞILIYOR
Öcalan, bu konudaki görüşlerini şöyle sürdürdü: “Aslında burada amaçlanan buraların bilinçli olarak boşaltılmasıdır. Bu politikalar gizli bir şekilde hayata geçirilmeye çalışılıyor. Urfa’daki halkın büyük kesimi dışarıya ırgatlığa gidiyor, bir nevi o bölge boşaltılmaya çalışılıyor. Kürtler kaçırtılıp oranın yapısı değiştirilmeye çalışılıyor. Orada barajlar ve sulama kanalları yapıldı. Yapılan barajlarla, sulama kanallarıyla birlikte oraya gelen büyük Arap sermayesi ve İsrailliler oradaki arazilere göz diktiler. Buradaki arazileri almaya çalışıyorlar. Araplar sermayelerini kullanarak holdingler ve fabrikalar kuruyorlar. İsrail ise burada toprak almaya çalışıyor. Bu şekilde bu kesimler orada sermayelerini geliştirirken orada aç bırakılan insanların açlığını, yoksulluğunu kullanarak, insanları açlıkla terbiye etmeye çalışıyorlar. Böylece buranın yapısı değiştirilmeye çalışılıyor. Burada hem kat kat klasik ulusal sömürgecilik hem de küresel sermayenin uluslararası sömürüsü var. Tabi bu keskin bir sınıf ayrışmasına yol açıyor. Bu belirttiklerim sadece Urfa’ya özgüdür demiyorum. Her ilin farklılığına göre farklı politikalar uygulanıyor. Her ilin özelliklerine göre ayrı politikalar uygulanıyor. 
BİTLİS VE BATMAN’DA DA OYUNLAR OYNANIYOR
Bitlis ve Batman gibi yerlerde de bu oyunlar oynanıyor. Bitlis’te holdingler kurdurularak bu politikalar uygulanıyor. Bölgeyi bu şekilde değerlendirmek gerekir. Bu tür ekonomik-kültürel oyunlar, politikalar anlaşılmalıdır. Ekonomik ve kültürel politikalar anlaşılmadan siyaset yapılamaz. BDP de oradaki bu oyunları görmeden oralarda doğru bir siyaset geliştiremez. Bu bir ekonomik soykırımdır. Bu ekonomik soykırım anlaşılmadan siyasal, kültürel soykırımları anlamak da mümkün değildir. BDP’nin bunları görerek siyaset yapması gerekiyor. Ekonomi-politik çözümlenmeden, anlaşılmadan siyaset geliştirilemez. BDP bu ekonomik kırımı, faili meçhulleri ve katliamları anlamadan politik-kültürel soykırımı anlayamaz, doğru bir siyaset geliştiremez.” 
OYUNLAR LONDRA MERKEZLİ
“Aslında bütün bölgede, her yerde ayrı ayrı oyunlar oynanıyor” diyen Öcalan, oyununların Londra merkezli olduğuna işaret etti. Öcalan şunları ifade etti: “Bu küresel kapitalizmin bir oyunudur. Bu oyunlar Londra merkezlidir, oyunların arkasında İngiltere ve ABD var. Bu güçler bugün NATO’yu da kullanarak bu politikalarını hayata geçirmeye çalışıyorlar. Avrupa’daki baskılar, Roj tv’ye yapılan baskılar hep bu merkezden yönetiliyor. 15 Ağustos Atılımını yaptığımızdan beri yani 1984’ten bugüne 25 yıldır bu güçler bizimle uğraşıyorlar. Almanya’nın bu tarihten beri bize yaklaşımı biliniyor. Bizim üzerimizdeki NATO politikaları ağırlıklı olarak Almanya üzerinden yürütüldü. Zaten NATO’nun Türkiye politikaları Almanya üzerinden geliştirildi ve geliştiriliyor. Almanya NATO’nun Türkiye politikalarının yerel ayağıdır. Almanya da NATO’nun Türkiye politikalarını uyguladı. 1999’a kadar tam 15 yıl NATO-Gladio’sunun Türkiye’deki ayağı JİTEM’i, bize karşı kullandılar. 1985’ten 1999’a kadar 15 yıl boyunca Türkiye üzerindeki NATO politikaları ağırlıklı olarak Almanya üzerinden yürütülürken Türkiye içinde de bu politikalar Gladio’nun Türkiye uzantısı JİTEM eliyle uygulandı. Aslında bu Ergenekon JİTEM’in deşifre olmasından sonra kuruldu. 1999’larda JİTEM lağvedildi onun yerine Ergenekon devreye konuldu.” 
AKP, İNGİLİZ,ABD-NATO POLİTİKALARININ UYGULAYICISIDIR
“NATO Türkiye’den birşeyler koparma karşılığında Türkiye’ye Kürtler konusunda tavizler veriyor. Ancak NATO, Türkiye’de iktidarlar kendi isteklerinin dışına çıktığında ise gözden çıkarmak için bir dakika bile düşünmez, onları gözden çıkarır. Erdoğan bunu göremiyor. Menderes biliniyor Rusya’ya gidecekti, bu nedenle devre dışı bırakıldı. Yine Demirel, o da Rusya’ya gidecekti, o da devre dışı bırakıldı. Sonrasında Ecevit Hükümeti Irak operasyonu kapsamında o dönem taviz vermediği için Ecevit’in sağlığını bozdular, devre dışı bıraktılar ve sonrasında AKP iktidara getirildi. Zaten o dönem ABD’nin ılımlı islam projesi de vardı. AKP bunun üzerine denk geldi ve iktidara getirildi. Aslında şimdiye kadar bunu söylemedim ama şimdi söylüyorum. AKP İngiliz-ABD-NATO politikalarının uygulayıcısıdır. AKP bu politikalar için yeni bir araçtır. Bunun dışında AKP’nin bir anlamı yoktur. Şimdilerde AKP eliyle birçok şeyi hayata geçirmeye çalışıyorlar. Aslında AKP’nin tabanının ve AKP içindeki Kürtlerin de olan bitenden pek haberi yok.” 
OLAN BİTENİ SADECE ERDOĞAN VE BAŞBUĞ BİLİYOR
“Olan biteni sadece Erdoğan biliyor. Bu durumdan sadece Erdoğan ve Başbuğ haberdar. Bunların birbirleriyle yaptıkları haftalık toplantılar ve yurt dışına gidip yaptıkları toplantılarda hep Kürtlerle ilgili bu sorunlar tartışılıyor, karara bağlanıyor. Bütün bu operasyonların kararları bu toplantılarda alınıyor. ABD, Kürtlere “gelin AKP koalisyonunun bir parçası olun” deniyor. Buradan da net olarak anlaşılıyor ki, AKP’nin sorunu çözmek gibi bir niyeti yok, çözer gibi yapıyor ama çözmüyor, ABD’nin politikalarını uyguluyor. Bu temelde yaptıklarından bile geri adım atabilir. Çünkü attıkları adımların hiç bir anayasal-yasal altyapısı bulunmuyor.” 
AVRUPA’DAKİ HALKIMIZ MÜCADELELERİNİ YÜKSELTMELİ
“Bunun dışında yapabilecekleri fazla bir şey yok” diyerek sözlerini sürdüren Öcalan, “En fazla Avrupa’da bir iki operasyon yapabilirler, Roj Tv ellerindedir onu kapatabilirler, çalışanlarına baskı uygulayabilirler. Avrupa’daki halkımız da bu yönelimlere karşı mücadelelerini yükseltmeli, örgütlülüklerini, sahiplenmelerini geliştirmelidir” diye belirtti. 
BAYKAL VE BAHÇELİ’NİN ÇÖZÜMÜ DEHŞET BİR ANLAYIŞTIR
Öcalan şöyle devam etti: “AKP’nin bu yaklaşımlarının yanı sıra CHP ve MHP’nin Kürtlere yaklaşımı dikkatle izlenmelidir. Bahçeli “Diyarbakır’ı, bölgeyi yeniden fethedelim” diyor. Fethin nasıl olabileceği biliniyor. Yani “tankla, topla, tüfekle üzerlerine gidelim” diyor. Bütün Kürtleri keselim, topyekün ortadan kaldıralım demeye getiriyor. CHP’nin sözde en ılımlılarından Onur Öymen de “Dersim’deki gibi meseleyi halledelim” diyor. Baykal’ın Dersim yöntemi ve Bahçeli’nin fetihçi anlayışı ortadadır. Bu belirttiklerim Baykal ve Bahçeli tarafından bizzat dile getirilmiştir, onların kendi ağızlarıyla söyledikleri şeylerdir. Bunların Kürtler için düşündükleri çözüm anlayışları budur ve bu anlayış çok korkunç dehşet bir anlayıştır. Bu iki anlayışa AKP’nin tasfiyeci yaklaşımı da eklendiğinde Kürtleri bekleyen tehlikenin büyüklüğü anlaşılmalıdır.” 
ÖZKÖK VE BAŞBUĞ’UN ÇIKIŞI ÖNEMLİ
Özkök ve Başbuğ’un ortaya çıkışının da önemli olduğunu belirten Öcalan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Özkök ve Başbuğ’un çıkışı da önemli ve dikkat çekicidir. 12 Eylül öncesi sol cuntacılar ve sağ cuntacılar vardı. Bu iki gücün çatışması sonucu aradan Evren çıktı. Darbe yaparak yönetimi ele geçirdi. Yine 12 Mart dönemi de benzerdir. 9 Mart olayı biliniyor. Solcu generallerin darbe girişimi vardı. O dönem sağcı Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç çizgisiyle, solcu hava kuvvetleri komutanı Orgeneral Muhsin Batur çizgisi çatışıyordu. Sonuçta sağcı kanat darbeyi yaptı. 12 Mart’taki çatışmalar nasılsa, 12 Eylül’de iki karşıt gücün arasında nasıl Evren çıktıysa, 1999’lardaki durum da o dönemlere benzerdi. Karadayı-Kıvrıkoğlu çizgisi ile Doğan Güreş-Çevik Bir-Çiller çizgisi arasındaki çatışmadan da Özkök-Başbuğ sıyrılarak aradan çıktı. Kıvrıkoğlu ve Karadayı, Doğan Güreş-Çiller-Çevik Bir çizgisine göre daha yurtsever, daha Türkiye içine dönük kişiler gibi görünüyordu. Doğan Güreş-Çiller-Çevik Bir çizgisi ise İngiltere ve ABD güdümündeydi.” 
KIVRIKOĞLU TEHLİKEYİ GÖRMÜŞTÜ
“1990’da Özal, bu sorunu bizimle çözmek istemişti. Yine o dönem Genelkurmay ve devlet içinde belli kişiler bize haber gönderip bu sorunu çözmek istediklerini belirtmişlerdi. Ancak Doğan Güreş ve Çiller İngiltere ve ABD tarafından devreye sokulup bu süreç sabote edilmişti. Biliniyor Doğan Güreş o dönem Londra’ya gitmişti, dönüşte, gazetecilere “bize yeşil ışık yakıldı” demişti. O dönem böyle yitirilmişti. Beni buraya 1999’da getiren ekip çok donanımlı bir ekipti. 1999’da ben buraya getirildiğimde Kıvrıkoğlu adına birileri gelip benimle görüşmüştü. Ancak bunlar benimle görüşürken kısık sesle konuşuyorlardı, tasalıydılar, korkuyorlardı. Ben o zaman bu davranışlarına pek anlam verememiştim. Meğer o dönem Kıvrıkoğlu ekibi NATO tarafından tasfiye edilmekten korkuyormuş. Hatta biliniyor 1997 yılında Kıvrıkoğlu, Kıbrıs’ta bir suikast girişiminden kurtulmuştu. Kurşun omuzunu sıyırarak arkadaki Albay Vural Berkay’ın ölümüne neden oluyor. Sonradan farkettim ki Kıvrıkoğlu NATO’dan habersiz olarak birşeyler yapmak istedi. Kıvrıkoğlu gerçekten kıvrak zekalıymış, tehlikeyi görmüştü, birlikte çözümden yanaydı ama izin vermediler, o ekibi tasfiye ettiler. O dönem İngiltere ve ABD’nin desteğini arkasına alan Çevik Bir ve ekibiydi. Kıvrıkoğlu ekibi, Çevik Bir’in temsil ettiği çizgiden korkuyorlardı. Kıvrıkoğlu ekibi o zaman bana “savaşın tırmanması hem Kürtlere hem Türklere, size ve bize, her iki tarafa da kaybettirir” demişlerdi. Aytaç Yalman da bir demecinde “biz Apo ve PKK’yi yanlış değerlendirdik, Kürtlere yanlış yaklaşım gösterdik” demişti. Bu onların o dönem ki yaklaşımlarındaki pişmanlığın ifadesidir. Onlar da o dönem bir fırsatın kaçırıldığını kabul etmiş oluyorlar. 2002’ye kadar süreci bu şekilde getirdik. O dönem çözüm için bir zemin vardı aslında. Ecevit Hükümeti o dönem iktidardaydı. Ecevit Hükümeti aslında bir geçiş hükümetiydi. Kenan Evren nasıl 12 Eylül döneminde sağ ve sol cuntanın arasından sıyrılıp çıktıysa 2002’den sonra Karadayı-Kıvrıkoğlu çizgisiyle Doğan Güreş-Çevik Bir çizgisi arasından da Özkök sıyrılarak çıkmıştır. Ecevit Hükümeti o dönem de düşürüldü. Yani Ecevit’in Irak işgaline ve ABD’nin Ortadoğu politikalarına karşı çıkması kendisinin sonunu getirdi. Biliniyor ki Ecevit’in o dönem sağlığını bozdular. Ondan sonra AKP tek başına iktidara getirildi. Böylece Irak’a müdahaleyle birlikte yeni bir sürece girildi.” 
ÜÇÜNCÜ DÖNEM BİTTİ, NEWROZ’LA YENİ DÖNEM BAŞLADI
Newroz’da yeni bir dönemin başladığını söyleyen Öcalan, “Şimdi 2010 Newrozuyla yeni bir sürece girildiği söyleniyor. Doğrudur, ben de bu tespite katılıyorum. Üçüncü dönem bitti. Birinci dönem 1973-84’e kadar olan dönem. İkinci dönem 1984-93 arasıdır. Üçüncü dönem ‘93’ten bugüne kadar olan dönemdir. Aslında ben bu üçüncü dönemin 2002’de bittiğini ilan edecektim. Ancak bu Hükümet bir şeyler yapar, gerçekleştirir umuduyla bundan vazgeçtim, bekledim. 2002’den bugüne kadar olan gelişmeler gösterdi ki AKP, İngiltere ve ABD politikalarını uygulayarak bizi tasfiye etmeye çalışıyor. AKP’nin gelişimi bu temelde oldu” dedi. 
BALYOZ OLAYI AVRASYACI KESİMDİR
Öcalan şunları ifade etti: “Ayrıca 1999’a kadar varlığını sürdüren JİTEM lağvedildi yerine Ergenekon geçirildi. Geçmişte JİTEM’in yaptıklarını 1999’dan sonra Ergenekon örgütlenmesi yaptı. 1999’dan sonra bazı faili meçhul olaylar gerçekleştirildi. Bunlar Ergenekon eliyle gerçekleştirildi. AKP’nin 2002’de iktidara gelişi ve bölgede Irak’a müdahaleyle birlikte değişen dengelere tepki olarak bugün Balyoz hareketi olarak bilinen olaylar patlak verdi. Bu Balyoz olayı farklıdır, bunlar Avrasyacı kesimdir, Ergenekon kapsamında değerlendirilemez. Bunlar “Kürtlere operasyon yapıp tamamen katledelim” diyorlar, çok katıdırlar. ABD ise “liberal haklar” diyor. Liberal haklar nedir? İşte AKP eliyle uyguladığı politikalardır. O dönem, AKP’nin iktidara geldiği ilk dönemlerdir. Sinagoglar bombalandı, ABD konsolosluğu ve İngiliz bankasına saldırılar oldu. Bu saldırılar bugün Ergenekon faaliyeti olarak adlandırılıyor ancak öyle değil. O dönem yapılan bu eylemler İngiltere-ABD politikalarına karşı bir tepki niteliğindedir. Kendilerine Avrasyacı diyorlar, kendilerini böyle adlandırıyorlar. Bunlar Kızılelmacı olarak da adlandırılıyor. Kızılelmacılar bunların siyasal alandaki temsilcileridir, siyasal ifadeleridir. Bunlar AKP-ABD’nin ılımlı islam projesine karşı geleneksel duygularla yapılmış tepki niteliğinde eylemlerdir. ABD’nin yeni politikalarına duyulan bir tepkinin ürünüdür. Bunlar yeni dönemde ABD tarafından terkedildikleri, desteklenmedikleri düşüncesi ile bu eylemleri yapmışlardır. Yoksa bunların bahsedilen Ergenekon’la bağlantısı yoktur. Şimdiki Silivri Cezaevi, o dönem politikalarına tepki duyan ve eyleme geçen bu kişiler için hazırlanmış bir cezaevidir. Asıl yargılananlar bunlardır.” 
ERGENEKON VARLIĞINI KORUYOR
“Yoksa bu gerçek bir Ergenekon davası değildir, eğer böyle olsaydı onbinlerce faili meçhuller aydınlatılırdı” diyen Öcalan, “Ergenekon sadece bunun kılıfıdır. Yoksa ne Ergenekonu? Ergenekon hala varlığını koruyor. Bu Silivri yargılamaları bir nevi Ergenekon’u aklama davasıdır. Madem bu Ergenekon yargılamasıdır deniliyor, bölgede işlenen 17 bin faili meçhul cinayet var, bunlar Ergenekon davasının konusu bile edilmiyor. Böyle Ergenekon operasyonu olur mu? Faili meçhullere bile değinilmiyor. Bu olaylar bu şekilde anlaşılmazsa 17 bin faili meçhul 170 bin faili meçhule çıkar” ifaelerini kullandı. 
20 MİLYON KUZEY KÜRDÜ GÖZDEN ÇIKARILDI
Öcalan şu tespitlerde bulundu: “İngiltere-ABD gücü bugün bölgesel politikalarına destek olması şartıyla AKP’ye Kuzey Kürtlerine istediğini yapabilirsin diyor. Bu güç aldığı tavizler karşılığında 20 milyon Kuzey Kürdünü gözden çıkarmıştır. İşte bu güç verdiği şeyler karşılığında tavizler alan bir güçtür. Mustafa Kemal döneminde de aynı politikalar geçerliydi. Musul-Kerkük’ün kendilerine verilmesi karşılığında Mustafa Kemal’e ‘’Kuzey Kürtlerine istediğini yapabilirsin’’ denilmiştir. Cezaevindeki arkadaşlar da bu konuları gönderdikleri mektuplarda oldukça ayrıntılı bir şekilde işlemişler. Onlar da aynı sonuca varmışlar. Biliniyor Mustafa Kemal dört yıl boyunca Kürdistan’da kalıyor 1916-1917-1918-1919 yıllarında Kürdistan’da kalıyor. Bitlis, Silvan ve Diyarbakır’da bulunuyor. Bu illeri dolaştıktan sonra en son Erzurum’a gidiyor. Erzurum Kongresi bu dönemin sonlarında yapılıyor. Mustafa Kemal bu dönemde Kürtlerle ittifak yapıyor ve Kürtler tarafından Erzurum Kongresi Reisi seçiliyor. Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından destekleniyor. Yine o dönem 7. Kolordu Komutanlığı tamamen Kürtlerden oluşmaktaydı. 7. Kolordu Komutanlığı ve Şark Vilayetleri Müdafa-i Hukuk Cemiyeti’nin Mustafa Kemal’i desteklemesi sonucunda Mustafa Kemal tarihteki rolünü oynayabiliyor, tarih sahnesine çıkabiliyor.” 
KÜRTLER MUSTAFA KEMAL’İ RESİ SEÇMESELERDİ KURTULUŞ MÜCADELESİ OLMAYACAKTI
“Kürtler Erzurum Kongresinde Mustafa Kemal’i Reis seçmeselerdi, Kurtuluş Mücadelesi diye bir şey olmazdı. O zaman da Türkiye diye birşey olmazdı. Kürtlerin bu ittifakı olmasaydı Mustafa Kemal diye bir şey olmazdı. O yüzden ben o dönemki mücadeleye bundan sonra Kürt Ulusal Kurtuluş mücadelesi diyeceğim. Bu mücadele hem Kürtlerin hem de Türklerin Ulusal mücadelesi oluyor. Hatta o dönem biliniyor Binbaşı Noel Adıyaman tarafına kadar gelip Kürtleri kışkırtmaya bu ittifakı bozmaya çalışıyor. Ancak bunu başaramıyor. Hatta o dönem Suruç’ta, -Suruç Rakka hattındadır– 300 Fransız askeri öldürülüyor, Fransızlar buradan kovuluyor. Bu ittifakın içinde o dönem Mir Dengir Fırat’ın dedesi de vardır. Mustafa Kemal’in Kürtlerle ittifakı bu şekildedir. Diğer taraftan da içeriden İngiliz yanlısı İttihatçılarla Mustafa Kemal sıkıştırılıp Kürtlerle yaptığı bu ittifaktan vazgeçirilmeye çalışılıyor. Mustafa Kemal ya tasfiye edilecekti ya da bu politikalara uyacaktı. İçeride İttihatçı kadroların kuşatması altında Mustafa Kemal buna mecbur bırakılıyor. Bugün de AKP için aynı politikalar uygulanıyor olabilir. Bu politikalar sonucunda Mustafa Kemal ve Kürtler arasındaki ittifak daha sonra Kürtlerin aleyhine bozuluyor. Musul ve Kerkük karşılığında İngilizler Mustafa Kemal’e Kuzey Kürtlerine istediği gibi davranma özgürlüğünü veriyor. O dönem Ortadoğu’nun sınırları böylece çizilmiş oluyor. Hatta o dönem Mustafa Kemal ilk anlaşmalarını 1921’de Fransızlarla, 1922’de İngilizlerle yapıyor. Bu antlaşmalarla ilişkilerini karşılıklı olarak geliştiriyorlar. Kürtler, bu ittifakın bozulması sonrasında yeni statülerine karşı çıkıyor ve Şeyh Sait İsyanı bu koşullarda ortaya çıkıyor.” 
İSYANIN ÖNDERİ CİBRANLI HALİT BEY’DİR
“Aslında isyanın önderi Cibranlı Halit Bey’dir -cezaevinde bulunan torununun hala mektupları bana geliyor onlar da belirtiyorlar, benim yaptığım bu tespitleri mektuplarında yapıyorlar–. Şeyh Sait bu isyana önderlik yapabilecek biri de değildir. Bu isyanın liderleri daha isyan başlamadan tek tek imha ediliyorlar. Kürtlerin Cumhuriyete olan tepkileri böyle ortaya çıkıyor. O gün Mustafa Kemal’e Musul-Kerkük karşılığında Kuzey Kürtlerini teslim eden güçler ile bugün kendi bölgesel politikalarına hizmet karşılığında Kuzey Kürtlerini AKP’ye teslim eden güçler, aynı güçlerdir. Bugün Kürtlere yapılan siyasi ve kültürel soykırımdır. Bu siyasi ve kültürel soykırım fiziki soykırımdan daha da tehlikelidir. Geçmişte nasıl Ermenileri sürdülerse Pontusları, Rumları sürdülerse Kürtlere yapılmak istenen de aynısıdır. Küçük Ermenistan devleti kurararak Ermenileri Anadolu’dan sürdüler, Küçük Rum devleti kurarak Rumları Anadolu’dan sürdüler. Pontusları Yunanistan’a sürdüler.” 
KÜRTLERİ ANADOLUDAN SÜRMEYE ÇALIŞACAKLAR
Öcalan Kürtlerin sürülmek istendiğini şu sözlerle anlattı: “Kürtleri de işte Güney’de küçük bir devlet kurarak Anadolu’dan sürmeye çalışıyorlar. Ermeniler ve Rumlara yaptıkları gibi Kürtlere de o küçük devleti adres gösterip Türkiye Kürtlerini Anadoludan sürmeye çalışacaklar. Coğrafyayı ıssızlaştıracaklar. Amaçları budur. Bu politika dehşettir. Bu politikalar hayat bulursa Anadolu Türklüğü de kaybeder. Bu ıssızlaşma Türklerin de ıssızlaşması anlamına gelecektir. Burada Türkler de kaybedecektir. İşte İsveçte Ermeniler hakkında verilen kararda görüldüğü gibi bunların tek tek işaretleri veriliyor. Bu politikalar Türklerin de yararına değildir.”
Bu nedenle ortak mücadelee hattı öneren Öcalan, şöyle dedi: “O yüzden BDP bu bilinçle Türkiye’de kendini bir Türkiye partisi gibi örgütlemelidir. Sol ve demokrat güçlerle birlikte ortak bir mücadele bloğu oluşturmalıdır. Türkiye’de bahsettiğim tehlikeler herkes içindir, tehlikeler herkesi beklemektedir. O yüzden ortak mücadele hattı an be an saat saat örülmelidir. Bu konuda yoğun çaba sarfedilmelidir, ciddi olunmalıdır. Herkes bu konuda üzerine düşen görevi yerine getirmelidir.” 
KÜRTLER İKİ MAKAS ARASINDA
Öcalan sözlerini şöyle sürdürdü: “Tarihsel anlamda ABD-İngiltere politikaları belirttiğim gibidir. Ortadoğu tarshini bu şekilde inşaa etmişlerdir. Daha önce makas örneği vermiştim. Bu ABD-İngiltere küresel politikaları makasın bir ucudur. Makasın diğer ucunda ise İran-Suriye-Türkiye gibi geleneksel-yerel imhacı güçler var. İşte Kürtler bu makasın iki ucu arasında kalmışlardır. Kırp, kırp, kırp diye kırpılıp, yok edilmeye çalışılmaktadırlar. Türkiye, Suriye ve İran arasında bu konuda üçlü bir uyum var. Bu geleneksel-yerel imhacı güçler kendi aralarında uzlaşarak Kürtlere yönelik bu politikalarını, bu geleneklerini sürdürmeye çalışıyorlar. Irak’ı şu anki konumu itibariyle bunların dışında tutuyorum. Suriye ve İran’ın durumu boğulan adam misalidir. Boğulan adam nasıl yılana sarılırsa Suriye ve İran da üzerlerindeki baskıdan dolayı Türkiye’ye sarılmaktadırlar. Kendi üzerlerindeki dış baskıları hafifletmek ve etkisini kırmak için Türkiye ile zorunlu olarak yüksek düzeyli antlaşmalar yapmaktadırlar.Türkiye’ye bu amaçla yakın durmak zorundadırlar. Kürtlere yaklaşımlarını da bu durumlarına göre belirlemektedirler. Bu üç devletin aralarında yaptığı anlaşmaların temel nedeni de budur. Çıkarları ortaktır. İşte Rakka’daki saldırılar bunun en açık örneğidir. Kürtlere yaklaşım konusunda adeta birbirleri ile yarışmaktadırlar.”
KÜRTLERE ULUSAL KONFERANS ÇAĞRIMI YİNELİYORUM
“Ancak Irak ayağında bunu tam uygulamanın koşulları yok. Irak’ı bu durumun içine katamayız, Irak farklıdır. Irak’taki halkımız da kendilerini korumalıdır, gerekirse korunabilecekleri alanlara çekilebilirler. Yine İran’daki halkımız katliamlara karşı korunmak için Bradost bölgesinde güvenli alan yaratabilir. Makasın iki ucu arasına alınan bütün Kürtler için Ulusal Konferans çağrımı yineliyorum. Bu konuda daha önce beş teorik dört pratik önerilerimi referans olarak belirtmiştim.” 
ANAYASA KOMPLOSUNA KARŞI ‘HAYIR CEPHESİ’ OLUŞTURULMALI
AKP’nin Anayasa değişiklik paketine de değinen Öcalan, bu paketin oldukça tutarsız olduğunu söyledi. Öcalan, “Anayasa değişikliği konusunda tutarlı tartışmalar yapılmıyor. Oldukça tutarsız tartışmalar yapılıyor. Benim bu Anayasa konusundaki tespitim şudur; Anayasa paketiyle amaçlanan hukuk komplosudur, anayasa komplosudur. Benim geliştirdiğim slogan “Anayasa Komplosuna Hayır Demokratik Anayasaya Evet” şeklindedir. BDP Anayasa paketi konusunda şartlarını ileri sürmüştür bunu olumlu karşılıyorum bu şartları kabul edilirse Anayasa paketini destekleyebilirler. Ancak ileri sürdüğü şartlar kabul edilmezse Türkiye’deki diğer Sol ve demokrat çevrelerle birlikte güçlü bir Hayır Cephesi, ortak muhalefet bloku oluşturulmalıdır” diye belirtti. 
BAŞBAKAN’A ‘MUHATTAPLIK’ CEVABI
Muhattaplık sorununa da dikkat çeken Öcalan şöyle konuştu: “Ben buradan tekrar söylüyorum. Sayın Başbakan hakkındaki görüşlerim yanlış anlaşılmamalı. Gerçekçi olmak durumundayız. Sayın Erdoğan belki bu sorunu şu anda çözebilecek tek liderdir. Ancak biz bunu bilemeyiz. Belki çözmek istiyordur, engelleniyordur ya da böyle bir çözüm niyeti hiç yoktur, tasfiye etmeye çalışıyordur. Ben buradan bunları bilebilecek durumda değilim. İçeride neler olup bitiyor bunlardan haberim yok. O yüzden bu konuda kesin bir şey söyleyemem. Erdoğan Newroz alanlarında benim muhatap olarak gösterilmemi eleştirmiş. Buradan bu konu hakkında şunları söylemek durumundayım; BDP kendini sorunun çözümünde muhatap haline getiremiyorsa, PKK-Kandil kendisini bu konuma getiremiyorsa bu benim suçum değil. Bu konuda bütün yük benim omuzlarıma yüklenmiş, Sayın Başbakan bunu böyle bilmeli. Bana burada fiziki ve sağlık koşullarımdan ziyade üstüme yüklenen bu sorumluluk daha ağır geliyor. Ben burada üzerime düşen herşeyi yapmaya çalışıyorum. Ama bunu nereye kadar götürebilirim, nereye kadar gücüm yeter bilemiyorum. Çözüm için burada görüşmelerde bulundum, mektuplar gönderdim ancak hala cevaplarını alamadım. En son gönderdiğim mektupların cevabı hala gelmedi. Benimle görüşme yapanlar gerçekten iyiniyetli olabilirler, sorunun çözümünü istiyor olabilirler. Ben onların niyetlerini sorgulamıyorum. Ancak şunu bilmeliler ki güçleri herşeye yetmiyor. Görülüyor ki, bir mektup bile engellenebiliyor. Devlet içinde bir yerlerde önleri kesiliyor.” 
YENİ SÜRECE GİRİLDİ
Öcalan, yeni bir sürece girildiğine şu vurgularla dikkat çekti: “Bizim ‘90’da 93’te barış çabamız oldu. Bu yıllarda çözüm konusunda çabalarımız oldu. Yine 1997’de benzer bir çabamız oldu. Yeni bir sürece girildiği söyleniyor. Evet doğrudur, bundan sonra yeni bir sürece girilmiştir, bu tespite katılıyorum. Önümüzdeki iki-üç ayda her şey daha da netleşecek, açığa çıkacaktır.” 
BUNDAN SONRA YAŞANACAK ÇATŞMALARIN SORUMLUSU BEN DEĞİLİM
“Yine söylüyorum benim buradan bu koşullarda pratik önderlik yapmam mümkün değil. Benden bu beklenmemeli. PKK çözüm gelişmezse kapsamlı bir şekilde direnişe geçeceklerini belirtiyor. Buna hakları var. Benim de bu karara saygım olur. Bundan sonra taraflar arasında gelişecek bir çatışmanın sorumlusu ben değilim. Bu konuda sorumlu tutulmam haksızlık olur. İşte bana gelen iddianamelerden, hakkımda açılan davaların iddianamelerinden okuyorum, orada PKK’nin hedefinin 50 bin silahlı güç olduğu belirtiliyor. Her taraftan katılımların olduğunu ve bunların arttığı belirtiliyor. Gençlerin yoğun katılımı olduğu söyleniyor. İşte demokratik çözüm gelişmezse bu koşullarda çatışma da kaçınılmaz olur. Yine söylüyorum biz demokratik çözüme hazırız, barışa hazırız, kardeşçe yaşamaya hazırız. Bunun için üzerimize düşen herşeyi yapmaya hazırız. Demokratik bilinçle demokratik zeminde mücadelemizi yürütürüz, devam ettiririz. Bize düşen görev demokratik-yasal zeminde mücadele etmektir. Ancak KCK için bir şey diyemem. KCK dağlarda illegal bir şekilde örgütlenmiştir, kendi kararlarını onlar kendileri verir, biz karışamayız. Ancak Kürtlerin üzerine gidilirse, Kürtler yok edilmeye çalışılırsa Kürtlerin de dağlara çekilmeye hakları vardır. Dağları kendilerine mesken etmeye hakları vardır, başka ne yapabilirler ki. Elbette Kendilerini korumaya hakları vardır. Kendi güvenliklerini almaya hakları vardır. Bir kediyi bile köşeye sıkıştırırsan insanı tırmalar.” 
MANDELA VE GÜNEY AFRİKA HALKINA SELAM
Güney Afrika’da başlatılan 1 Milyon İmza Kampanyası’nı da hatırlatan Öcalan, “Güney Afrika’da imza kampanyası başlatılmış. Ben yakalanmadan önce Güney Afrika’ya gitmek istiyordum. Güney Afrika’ya dostluk duygularımla gitmek istiyordum, yarım kaldı. Hala buradan da bu dostluğu sürdürmeye çalışıyorum. Başta Nelson Mandela olmak üzere bütün Güney Afrika halkına ve oradaki dostlarımıza selam ve saygılarımı sunuyorum” dedi. 
Öcalan, geçtiğimiz günlerde yaşamaın yitiren PKK’nin ilk kadrolarından Cuma Tak’ın annesi için de başsağlığı dileğinde bulundu: “Cuma Tak’ın Annesi hayatını kaybetmiş. Ailesine başsağlığı diliyorum. Selamlarımı ve saygılarımı iletiyorum.” 
TUTSAKLARA SELAM
Öcalan son olarak şu mesajları verdi: “Cezaevlerinden gelen mektuplar var. Bolu c.evinden Suat Göksu oldukça uzun bir mektup yazmış, kendisine selamlarımı iletiyorum. Yine Rize-Kalkandere c.evinden Kadri Emek, annesi ve babası oldukça yaşlıymış, bana selam göndermişler, ben de onlara selamlarımı iletiyorum. Barış grubundan Haydar Ergül’e de selamlarımı iletiyorum. Adıyaman c.evinden Gülizar Akın ve Veysel Avcı’nın mektuplarını aldım, selamlarımı iletiyorum. Diyarbakır c.evinden İnan Akın’ın mektubunu aldım, selamlarımı iletiyorum. Tekirdağ c.evlerindekinin hepsine selamlarımı iletiyorum. Siirt c.evinden gelen mektuplar var, selamlarımı iletiyorum. İskenderun c.evinden gelen mektuplar var, selamlarımı iletiyorum. Karaman c.evinden mektup aldım, selamlarımı iletiyorum. 
Yine başta Diyarbakır, Urfa ve Dersim olmak üzere bütün halkımızın Newrozu’nu kutluyorum. selamlarımı iletiyorum. Tüm cezaevlerindeki arkadaşlarıma selamlarımı gönderiyorum. Newroz’a katılan tüm sanatçılara da selamlarımı iletiyorum.”
Reklamlar