Gerilladaki Erternasyonalistler – 2

Anadolu’da yaşayan bir Türkmen çocuğu olan Bedrettin, yaşamın zenginlik-fakirlik, ezen-ezilen gibi dengesizliklerine bir isyan olarak takıldı arayışlarının peşine ve çıktı dağlara. Daha eşitlikçi, adaletli yani sosyalist bir yaşam uğruna Türkiye dağlarında savaştı. Tıpkı 6 asır önce Anadolu’da egemenlere karşı halkçı bir başkaldırıyı başlatan Türkmen devrimcisi Şeyh Bedrettin gibi… 

Karaman’ın bir köyünde 1975 yılında yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Bedrettin Amanos, ilk ve ortaokulu köyde, liseyi Antalya’da okudu. Bedrettin ‘91’de kazandığı Çukurova Üniversitesi Edebiyat Öğretmenliği’ni okurken, aynı zamanda geçinebilmek için çeşitli işlerde çalıştı. Adana’da üniversiteye giderken yaşadığı sınıfsal çelişkilerden dolayı sola eğilimi gelişen Bedrettin’in ağabeyinin de devrimci bir örgütten cezaevinde yatmasının etkisiyle, devrimci harekete karşı sempatisi gelişti. İlk başta Dev Sol öğrenci gençlik hareketi TÖDEF’le ilişkilenen Bedrettin, daha sonra “İlişkilerde sadelik bulamadım” diyerek yurtsever gençliğe yakınlaşmaya başladığını belirtti. 

Kemalizm tartışmasıyla başlayan yakınlaşma 

Bedrettin ilk olarak yurtsever bir öğrencinin derste Kemalizm üzerine yaptığı tartışmadan etkilendiğini belirterek olayı şöyle anlattı: “Amedli Sezai isminde bir arkadaşın Kemalizme karşı retçi bir değerlendirmesi olmuştu. Bir bayan arkadaşımın da karşıdan cevap veren bir tartışması oldu. Ben daha çok eğilim olarak Kürt arkadaşın söylediklerine daha fazla sempati duydum. Kürt hareketini bilmememe rağmen Kürtlere karşı ilgim gelişti. Daha sonra benim en çok paylaştığım, tartıştığım arkadaşlar Kürtler oldu.” 

Zamanla YCK ile tanışan Bedrettin “ortamdaki sohbetlerde, ilişkilerde daha sade, mütevazi, insana değer veren yaklaşım vardı, beni çekti” diyerek YCK ile tanışmasını anlattı. 

Orhan Ersöz’den eğitim aldı 

PKK’nin şehitlerinden olan Gurbetelli Ersöz’ün kardeşi Orhan’dan da bahseden Bedrettin “benim partiyi daha iyi tanımama neden olan arkadaşlar var. Orhan arkadaştan kısaca bahsetmek istiyorum. Bizim eğitimlerimizi, panellerimizi yürüten arkadaştı. Bir nevi YCK örgütünde ideolojik anlamda en hakim, çıkan sorunları çözümleyen, arkadaşların benimsediği, çelişkisi olan arkadaşların gidip tartışmak istediği bir arkadaştı. Hem mütevazi, hem sade, hem ideolojik derinliği arkadaşlar içerisinde doğal bir etkinliği sağlamıştı. YCK içerisinde zaten görevi vardı ama onun dışında da doğal bir etkinliği vardı” diye konuşarak, kendi üzerindeki etkisini anlattı. 

Bedrettin, okul arkadaşları Sadi ile 94 yılında Amed Lice kırsalında girdiği bir çatışmada yaşamını yitiren Dr. Orhan Ersöz’ü, “bu arkadaşlar Türkiye halk gerçekliğini daha fazla biliyorlardı. Onlarla güçlü paylaşımlarımız oldu. Bu benim gerillaya katılmamda etken oldu” diyerek andı. 

İlk eylem 

Hiçbir zaman unutamadığı ve kendi yaşamında önemli bir dönüm noktası olan ilk eylemini anlatan Bedrettin şunları söyledi: “Üniversitedeyken bir yazılama görevi verilmişti. Bize düşen görev ‘Biji PKK, Biji ARGK, Biji Serok Apo’ yazılmasıydı. Ben ilk gittiğimde bunları yazarken bana komik gelen bir durum yaşadım. Biji Serok Apo yazıyordum, ama içsel bir olgu değildi, çünkü henüz tanımıyordum. Hem yazıyordum, hem de kendime gülüyordum. Farklı bir heyecan, farklı bir coşku yaşıyordum. Bunları yazdıktan sonra kendi inisiyatifimle ‘Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Halkların Kardeşliği’ şeklinde bir slogan da yazdım. Bana söylenmemesine rağmen öyle bir şey yazılması gerektiğine inandım. Bu hareketin bir parçası olacaksam, benim de kendimden, bana hitap eden bir sloganının olması gerektiğini hissettim.” 

‘Katılımlarda etkim oldu’ 

Bedrettin’in bir Türk olarak yurtsever gençlik içinde yer alması birçok Kürt gencinin mücadeleye katılmasında etkili oldu. Mücadeleye katılmada kararsız olan kimi Kürt gençleri Bedrettin’in aktif çalıştığını görerek gerillaya katılıma kararı verdi. 

Bir Türk olarak Kürt halk gerçekliğine, Kürtlerin Özgürlük Mücadelesi’ne anlam vermek için yoğunlaşma ve çelişkiler yaşadığını söyleyen Bedrettin, “gerçekten anlam vermeye çalışıyordum, farklı duygulardı. Kürt kelimesi geçince ya da Önder’in ismi geçince karışık duygular yaşıyordum. Bir sempati var ama bilinç düzeyine oturmadığı için duygular düzeyinde merak, coşku, acabalarla kalıyordu. O anlamda birçok arkadaşın çıkışında benim Türk olmamın etkisi oldu. PKK’ye katılırken sosyalizmi belli anlamda kavrama düzeyi vardı. Devrimciliğin ne anlama geldiğini, nasıl bir yaşam olması gerektiğini, üslubunu, ilişkilerini teorik olsa da kavram düzeyinde biliyorduk. Fakat beni daha çok çeken gerilla savaşıydı, gerilla eylemiydi” diye konuştu. 

Bedrettin, Vietnam devriminden, Che Guavera’nın yaşamından, Türkiye devriminde Mahir Çayan, Deniz Gezmişlerden her zaman etkilendiğini anlatarak bu şekilde kendisindeki enternasyonal yaklaşımın geliştiğini belirtti. 

Gerillaya katılım kararı 

Bedrettin yaptığı eylemlerde deşifre olmasından dolayı kendisini iki keskin seçeneğin karşısında buldu; dağ veya şehir… Bir süre bunun çelişkisini yaşayan Bedrettin, dağı tercih etti. Bedrettin dağı seçmesinin nedenini şöyle anlattı: “Şehir çalışmaları bana çekici gelmedi. Bir de hayallerimizdeki devrimcilik, okuduğumuz kadarıyla daha çok gerilla, silah, radikalizm dikkatimizi çekiyordu. Bu PKK içerisinde daha fazla olduğu için bana daha çok çekici gelmişti. Ben tercihimi dağdan yana koydum.” 

TÖDEF’ten deşifre olduğu için dağa çıkmak zorunda kalan bir Türk arkadaşıyla birlikte ‘93 yılında Amed’de saflara katılan Bedrettin katılımını hiç unutmadığı anılarıyla anlatıyor. 

Bedrettin, TÖDEF’ten katılmak zorunda kalan arkadaşının netleşmeden katıldığı için zorluk yaşadığını belirterek “Yeni savaşçı eğitiminde hep bana takılıyordu. Başıma bu belaları sen açtın diye. Fakat daha sonra şehit Harun arkadaşın özel ilgilenmesi oldu bizimle. Benim bireysel olarak yaşadığım çok fazla bir çelişki yoktu, ama o arkadaşın yani Ayhan arkadaşın çelişkileri vardı. Harun arkadaş ilgisiyle o arkadaşı ikna etti. Arkadaş ‘94 baharında operasyonlarda şehit düştü” diye konuştu. 

Hayallerindeki komutan Harun 

PKK şehidi Harun’dan(Hüseyin Özbay) hayranlıkla bahseden Bedrettin, yaşadığı etkilenmeyi şöyle anlattı: “Katılırken PKK hareketini, gerillasını, komutanını kitaplardan okudum. Yine de her insanın kendi kafasında bir gerilla komutanı portresi vardır. Harun arkadaşın komutan olduğunu bilmiyordum. Fakat ilk gördüğümde hemen anladım. Üslubuyla, giyimiyle, boyuyla, tam kafamda şekillendirdiğim komutan portresiydi. İlişkilerinde, üslubunda heybetli bir duruşu vardı. Zaten o duruşu beni etkiledi. Yeni savaşçılarda olmamıza rağmen haftada bir gelip bizimle tartışıyordu. Harun arkadaşın bizde ilk fark ettiği, halk gerçekliğine uzaklığımız oldu. Kürt halk gerçekliği noktasında bana bir örnek vermişti, bu kafama çok takılmıştı. Diyordu, ‘bizim arkadaşlar öyle bir çelişki yaşıyorlar ki kendi canlarını feda edebilirler. Fakat bir eğitime gelmezler.’ Bulgur Tepesi diye çok yüksek bir tepe vardı, onu göstererek, ‘bir arkadaşa söyle bu tepeye sırtında bir torba unla çık, in onu yapar. Ama de gel eğitim yapalım, eğitime gelmez.’ Benim için çok anlam verilemeyen bir olguydu. Fakat bunu anlama noktasında ilk başta zorlandım. Fakat bu noktaları belli bir süre sonra tanıyarak öğrendim.” 

‘Üslupsuzluklardan zorlandım’ 

Bedrettin’in gerilla içinde yaşadığı zorlanmalar da oldu. Yeni savaşçılardan çıktıktan sonra gittiği bölükte “Her şeyiyle yoldaşına bağlı, kendini feda edebilir, fakat üslupları beni çok zorluyordu” dediği keko özelliklerle çatışması oldu. Bedrettin “diyordum bir devrimci nasıl öyle bir üslup kullanabilir. Bir akşam nöbette ben bir saat boyunca ağladığımı hatırlıyorum. Bu ağlama pişmanlık anlamında değildi, nasıl adapte olacağım diye düşünüyordum. Yani insanlarla aynı ortamdasınız fakat duygu bağı gelişmeden fiziki olarak aynı ortamda olmak yetmiyor. Kürt halk gerçekliğinin duygusunu, refleksini anlamada zorlandım” diye konuşarak yaşadığı duygusal zorlanmayı anlattı. 

Daha sonra bölük ve takım komutanı arkadaşlarının yardımıyla sorunları daha iyi çözümlediğini belirten Bedrettin; gerillada fiziki anlamda zorlanmadığını, tek zorlandığı şeyin örgütsüz anlayışlar olduğunu söyledi. Bedrettin gelişen operasyonlar ve yoğun eylemlerden dolayı artık bunları düşünecek zamanlarının bile olmadığını belirterek “Yaşamın kendi dili yoğunlaşmamıza yön verdi” dedi. 

Gerilla hayatının önemli dönemeçleri 

Bedrettin, kendi yaşamı için milat dediği üç aşamayı “Bir katıldığımda şehit Harun, iki Dersim’de şehit Zeynel, bir de Önderlik sahası benim için önemli dönemeçlerdir”, sözleriyle anlattı. Bedrettin, Dersim’de şehit Zeynel’le yaşadığı olayı, tekrardan yaşıyormuş gibi yeniden duygulanarak anlattı. Dersim’de bir komutanının yaklaşımından çok daralarak bir bölgeden bir bölgeye yaptığı kaçışı Bedrettin şöyle anlattı: “Dersim Pülümür alanındaydık. Şimdi şehit düşmüş olan Serhat diye bir arkadaş vardı. Üslup noktasında zorlayıcı yanları vardı. Birkaç defa eleştirsem de ciddiye alınmadı. Şehit Zeynel’in örgüt içerisindeki duruşu, hakimiyeti biliniyordu. Bir arkadaşla kararlaştırdık bir hafta boyunca Pülümür’den Munzurlara kaçtık. Daha sonra şehit Zeynel’in yanına gittik. Ben kış boyunca uygulamayı, her tür cezayı göze almıştım. Diyordum örgütün yanına gideyim, ama burada kalmayayım. Gittiğimde şehit Zeynel’i gördüm. Şehit Zeynel bizi görür görmez kahkaha attı. Sanki görevden gelmişiz gibi sıcak karşıladı, sarıldı. Bu beni çok etkiledi, farklı bir şartlanmayla gitmiştim. Tartıştı bizimle, herhangi bir yaptırım uygulamadı. O alana ve kendi durumumuza ilişkin bir rapor yazıp hemen yaşama katıldık. Bu bende tersinden bir suçluluk duygusu geliştirdi. Çünkü örgütten izinsiz gelmiştim. O anda PKK örgüt yaklaşımı ve onun dışındaki yaklaşımın farkını gördüm. Örgüt içerisindeki yürümemde belirgin dönemeçlerden biri de şehit Zeynel’in bana yaklaşımıdır.” 

‘Önderliği Stalin gibi biri bekliyordum’ 

‘95’te eğitim için Dersim’den çıkan Bedrettin Merkez Karargah’taki eğitime gideceğini sanıyordu. Çünkü o iki buçuk yılını yeni doldurmuştu ve PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan’ın yanına gitmeyi hak etmediğini düşünüyordu. Bir de Dersim’e gitme önerisi yapmasının nedeni Türkiye dağlarına yani Karadeniz’e gitme istemiydi. Dersim’den uzaklaşması onda burukluk yaratmıştı. Suriye’ye yakınlaştığı zaman Öcalan’ın yanına gideceğini anlayan Bedrettin, ‘95 Ekim’inde ulaştı. 

Bedrettin kafasında tasarladığı Öcalan portresini ve karşılaştığı portreyi şöyle anlattı: “Önderliği kitaplardan okuduğumuz kadarıyla kafamda bir portre çizmiştim. Daha çok tarihteki önderliklerle kıyaslayarak bir şekillenme olmuştu. Önderliği daha çok Stalin gibi biri bekliyordum; sert, her şeye hakim, ilişkilerinde çok resmi. Bilinen o klasik komünist örgütlerin sekreterleri gibi bir portre kafamdaydı. Fakat sahaya ulaştığımız ikinci günü Önderlik geldi. Kamelyada gelen arkadaşlarla tek tek tanışma sohbeti yaptı. O doğal yaklaşımlarıyla kafamdaki portrenin yanlış olduğunu hemen fark ettim. Kafamda tasarladığım bir Önderlik gerçeği bir cam gibi kırılmaya başladı. Hoş geldin demesi, tebessümü, gülmesi, şakalaşması… İnsan o doğallığa, o tebessüme rağmen ciddi olma zorunluluğunu hissediyordu onun karşısında.” 

Karamanlılar neden katılıyor? 

Şam’da Bedrettin’in dışında Karamanlı Pir Kemal isminde bir gerilla daha vardı. Öcalan, “Karamanlılar bize niye katılıyor” diye sorduğunda, Bedrettin hiç düşünmediği bir konu olduğu için şaşırdı. Abdullah Öcalan açımladıktan sonra daha iyi kavradığını belirten Bedrettin, Türkmen ağırlıklı Karamanlıların neden katıldığını şöyle anlattı: “Türkmen gerçekliğini, tarihsel anlamda Türk halk gerçekliği içerisindeki yerini, sisteme karşı muhalif duruşunu orada daha iyi çözümledim. Selçuklulardan tutalım Osmanlılara, hatta cumhuriyetin kuruluşuna kadar Türkmenler sisteme karşı isyan halinde oldular. Zaten günümüz devrimcileri olarak ardılları olduğumuz için Şeyh Bedrettin’in ismini almıştım. Ben bunu daha önce okumuştum, ama Önderlik yaptığı ilk sohbetlerle bizi mücadeleye o gerçekliğin ittiğini hissettirmeye çalışıyor.” 

Gerçekleşen büyük hayal 

Eğitimde gelişme düzeyini anlamak için istenen raporda; “en büyük hayaliniz nedir” diye sorulan soruya Bedrettin “Türkiye dağlarında bir gerilla komutanı olmak” diye yanıtlayarak Amanoslara önerisini yaptı. ‘96 baharında Türk devletinin gerilla cenazelerini param parça ederek teşhir etmesinin uyandırdığı öfkeyle herkes savaşa gitmek istiyordu. Öcalan Bedrettin’e “büyük hayaline ulaştın işte. Amanos’a gidiyorsun” diyerek düzenlemesini açıkladı. 

Ayrı bir örgüt kurabilirsiniz 

Bedrettin, ayrılırken Öcalan eski gerillalarla ikişer üçer dakikada vedalaşmasına rağmen kedisinin elini 20 dakika bırakmayarak bir konuşma yaptığını duygulanarak anlattı. Bedrettin veda konuşmasını şöyle anlattı: “Benle vedalaşırken elimi bırakmadı. Hatırlıyorum 15-20 dakika yine Türkiye devrimi üzerine, Mahir Çayanlardan alarak günümüze kadar bir değerlendirme yaptı. O insanların devrimci mücadeleyle tanışmasına katkısı, halklar için ne anlama geldiğini. PKK’nin Deniz Gezmiş, Mahir Çayanların hayallerini gerçekleştirmenin ürünü olduğu ve bizlerin de bu hareket içinde onların ardılları olmamız boyutunda bir çözümleme yaptı. Yanımda Karamanlı bir arkadaş daha vardı. Sonuçta şunu söyledi; ‘Biz Mahirlerden, Denizlerden bayrağı aldık bu güne getirdik, küçük de olsa bu bayrağı size teslim ediyoruz. Karaman’a kadar gidebilirsin Bedrettin. İnisiyatiflisiniz ayrı bir örgüt ismi bile kullanabilirsiniz. Fakat ne olursa olsun Önderlik gerçeğini hiçbir zaman unutmayın. Bütün imkanlar arkanızda’ bu temelde bir uğurlama oldu.” 

Amanoslara geçiş 

Bedrettin ‘96’nın Mart ayında Amanos’a geçti. 2000’de geri çekilmede Kandil alanına dönerek iki buçuk yıl orada kaldıktan sonra 2003’te tekrar Amanos’a gitti. Bedrettin son gidişini; “Bu gidişimiz farklıydı. İlk geri çekilmeyle alan boşaltılmıştı. Güç yeni gidiyordu, o anlamda zorlukları oldu. Her şeye rağmen bedelleri ağır olsa da belli bir çalışma düzeyi tutturuldu, bir çalışma gerçekleşti” diye anlattı. Bedrettin en son 2005 sonbaharında Amanos’tan Güney’e eğitim almak için geri geldi. 
Devam edecek… 

SEYÎT EVRAN/LAŞER TEKOŞÎN

Reklamlar