Gerilladaki Enternasyonalistler -3

Kürdistan Özgürlük Hareketi saflarında gerillacılık yapan enternasyonalist gerillalardan biri de Çerkez kızı Deniz’dir. 

Deniz, Ege’nin bir kentinde üç kız çocuklu bir ailenin ortancası olarak doğdu. Aile olarak Ege’ye yerleşmeleri konusunda da bir şey bilmeden büyümüştü. İlk, orta ve lise öğrenimini bu kıyı kentinde tamamlayan Deniz, Çerkez olduğunun bile çok farkına varmadan yaşadığı kültürel, siyasal baskı ile cins olarak yaşanılan sömürü, horlanmışlık sonucu çeşitli arayışlar içine girdi. Bu arayışları daha adını bile bilmediği başkenti Maykap’tan Amed hattına bir adım attığını sonradan öğrendiğini söylüyor. Bu adım Çerkez kızı Deniz’i Kürdistan dağlarına kadar getirdi. Şu an Kürdistan dağlarında bir gerilla olarak 9. yılını doldurmak üzere. 

Sınıfsal ve ulusal sorundan çok cins olarak yaşanan haksızlıklardan dolayı içine girdiği arayışlar sonucu PKK ile tanışan Çerkez Kızı Deniz, katılma kararı verdiğinde ailesinin birçok engelleme girişimine rağmen gerillaya katılarak mücadelesini sürdürdüğünü belirtti. 

‘Kadın özgürlüğünü dağlarda aramaya başladım’ 

1996 yılında tanıştığı Kürt Özgürlük Hareketi’ne 1997 yılında aktif olarak katılan Deniz, katılım hikayesini şöyle anlattı: “ Mücadeleye olan ilgim ilk etapta kadın olmamdan kaynaklandı. Erkek toplumunda yaşamanın yansımasını biz de gördük. O yüzden benim sosyalizme, PKK ideolojisine olan sempatimin dayanağı çok eskilere dayanıyor. Bu yüzden toplumda erkeğe, ailede babaya, bir tepkimiz oluyordu. Bu tepki beni ve diğer kardeşlerimi etkiledi, birçok ilgi ve arayışta o tepki belirleyici oldu. Genelde Türk ailelerinde vardır, azınlık olan halklara aşağılayıcı yakıştırmalar yapılır. Mesela çocukken onlara göre kötü sayılan bir şey yaptığımızda bizi ‘sen Kürt müsün’ diye aşağılıyorlardı. Ya da onların sevmediği renklerde giysileri giydiğimizde ‘Çingene misin’ diyorlardı. Yani birçok kötülük ayıp sayılan davranış toplumdan dışlanan ezilen halklarla ifade ediliyordu. O yüzden ben de o yasaklanan, dışlanan halklara karşı bir ilgi gelişti. Ezilenlerin, azınlıkların mücadelesine gelişen ilgimin temelleri o zamanlara dayanıyor. Sonraki yıllarda daha örgütlü yapı arama gelişti. Gerçeklerin değişebileceğine olan inanç, arayışlarla birleşince ben ve ablamda örgütlü bir yapı içerisine girme biçimine büründü.” 

Önce Türk solu… 

Deniz, Kürt Özgürlük Hareketi’yle tanışmadan önce arayışlarının kendisini Türk soluyla buluşturduğunu belirtti. Aynı yıllarda başladığı üniversite sıralarında yurtsever Kürtlerle tanıştığını belirten Deniz şöyle konuştu: “Ama Kürtlerle tanışmam daha eskilere dayanıyordu. Mahalle arkadaşlarım Kürt’tü, Alevi’ydi. 

Tabi bunun farkında değildik, çocuktuk ancak bu farklılıklar arkadaşlığımızı etkilemedi. Öğrendiğimde de arkadaşlığımız daha sıkı bir hale geldi. Mahalle arkadaşım Amed’e gidip geldikten sonra Kürdistan’daki gözaltları, işkenceleri, baskıları anlatmıştı. Özgür Gündem okuyorlardı, ben de onlarla okumaya başladım. O zamanlar Musa Anter katledilmişti. Öyle bir insanın katledilmesi de beni çok etkilemişti. Bu tür şeyler Kürt hareketi ile halkına karşı daha çok ilgimi geliştirdi. Ama Önderlik ve ideolojiyle çok bağım yoktu.” 

‘Bir türlü yabancılık hissinden kurtulamadım’ 

Deniz, Yurtsever kesim olarak tanımladığı Kürt öğrencilerle ilişkilerinin sınırlı kaldığını söyleyerek, “Onların içinde hep bir yabancıydım. Bir dönem sonra tanıdığım arkadaşların saflara çıktığını öğrenmiştim, giderken bana ufak anılar bırakmışlardı. O da beni çok etkiledi” dedi. 

Deniz ilk önceleri okul arkadaşlarının her şeyi bırakıp saflara katılmasına çok fazla anlam veremediğini, nasıl olur da insanlar böyle her şeyi bırakıp gidebilirler şeklinde düşündüğünü, mücadeleye katılmayı ölüme gitme olarak tanımladığını belirtti. Yani gideceksin ülken için savaşacaksın ve şehit düşeceksin diyorduk diye konuşan Deniz, şöyle devam etti: “O arkadaşlarla ilişkilerim farklıydı, çeşitli konularda tartışıyorduk. Onları kendi içlerinde dar kalmayla, Türkiye’deki demokratik, akademik mücadeleye katılmayışlarını eleştiriyordum. Genelde Türkiye cephesini ve üniversiteyi önemsemeyen bir yaklaşımları vardı. Arkadaşların dağa çıktığını bana söylemeleriyle kendime olan güvenim arttı. Demek ki bana güveniyorlar diye düşünmeye başladım. Çünkü o zamana kadar benim yanımda açık konuşmuyorlardı.” 

Öğrencilerin özgürlük arayışları yoktu 

Genel üniversite öğrencilerinde bir yaşam arayışı yoktu. Tek gündemleri kadın veya erkekti. Yurtsever ortam o anlamda bana daha doyurucu, umut verici ve canlı geldi diyen Deniz, “bütün ölçülerimiz parti ölçüleri olmasa da düzenle kıyasla aramızda çok fark vardı. Ben Çerkez olduğum için hep bir ilgi vardı. Değer veriyorlardı. Ama ben bir türlü o yabancılık hissinden kurtulamıyordum. Zamanla bu aşıldı. Bende düzenin bana sağladığı tüm imkanları ve ilişki tarzını reddederek bir çıkışı sağlatan en temel şey ise, Önderliğin çözümlemeleri ve kitapları oldu” dedi. 

Deniz, kadın olarak bir yandan ezilmişlik, bir yandan da alternatifi yaratamadığından ötürü sistemin kucağına gidiş olduğunu vurgulayarak, “tüm bunları kendi yaşamımda gördükçe bunun böyle devam etmeyeceğine karar verdim. O noktadan sonra her şeyi mücadele için bırakabileceğim kararını alarak gerillaya çıkmaya karar verdim. Epey sayıda bir arkadaşla beraber katıldık. Benim o arkadaşlıklarıma bağlılığım çok fazladır, onlarla yaşadıklarım çok idealize ettiğim şeylerdir. Küçük burjuva yönleri de vardı ama sosyalizme dair yönleri de yakalamıştık. O arkadaşları her zaman soruyorum” diye konuştu. 

Özgürlük yolunda aile engeli 

Ailede feodal ölçülerin hakim olmasından kaynaklı, katılması önünde engel teşkil ettiğini belirten Deniz, ilk kez çıkmaya çalışırken ailesi tarafından yakalanarak eve kapatıldığını söyledi. Deniz, ancak buna rağmen özgürlük arayışı ve arkadaşlarıma verdiği sözü yerine getirmek için aile engelini aşmak için çeşitli planlar yaptığını belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü: “Arkadaşlarıma söz verdim mutlaka çıkmam gerekiyor diye düşünüyordum. Evdekiler de beni çok sıkı bir göz hapsinde tutuyorlardı. Dışarı çıkamıyordum. Ben de annem köfte yaparken, uyku ilacı koydum içine. Amacım onları uyutarak kaçmaktı. Herkes yedi ama kadın sezgiselliğinden midir nedir bilemiyorum, ablam ve annem yemedi. Gece boyu uyanıktım, babam horul horul uyuyordu, ama ablam ve annem benim nöbetimi tutuyorlardı. O gün kaçamadım, ama sürekli plan kuruyordum. Kapıyı kilitliyorlardı gittiğim her yerde beni izliyorlardı. Uyku ilacı planım tutmayınca ikinci bir plan yaptım. Kahvaltıyı küçük kardeşim hazırlıyordu sürekli. Ben ekmekleri sakladım. Sabah kardeşim ekmek almak için bakkala indiğinde kapının kilidini açmıştı. Uyanık olduğumu bilmiyordu. O çıktığında zaten hazırdım, o asansörle çıktığında ben merdivenle indim. Annem çok iyi bir kadındı ama nedense devletin egemenlik zihniyeti onda çok bilinçsizce yaşanıyordu. Beni vazgeçirmek için analara, dedelere götürüp büyü yaptırmaya çalışıyordu. Ablam diş hekimiydi, aydın, sözde sosyalizmi, bilimi tanıyan birisi olmasına rağmen katılmamam için büyü vb şeylere inanmaya başlamıştı. Ailem vazgeçirmek için epey uğraştı. Ama sonunda ben kazandım.” 

Dağların yolu göründü 

Kendisi, sistem ve sistemin etkisinde olan ailesiyle verdiği mücadelenin sonunda dağların yolunun görünmeye başladığını belirten Deniz, ilk önce bir grup arkadaşıyla dağa çıkmaya çalıştıklarını ifade etti. Bu olmayınca Mahsum Korkmaz Akademisi’ne gitmek için oradaki çalışanlar tarafından Balkan ülkelerine gönderildim diye konuşan Deniz, buraları bir geçiş sahası olarak düşündüklerini söyledi. 

Deniz, burada eğitim gördüğünü, daha sonra Öcalan tarafından da çokça eleştirilen bu eğitim tarzı ve yaklaşımlar karşısında ilk zorlanmalarını yaşadığın belirterek, Mahsum Korkmaz Akademisi’nde yapılan çözümlemelerle etkisinden kurtulduğunu vurguladı. 

Demokratik Konfederalizm Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik geliştirilen uluslararası komplo sürecinde Mahsum Korkmaz Akademisi’nde olduğunu söyleyen Deniz, bundan dolayı eğitim devrelerinin yarıda kesildiğini ve bunun da kendisi için büyük bir şansızlık olduğunu belirtti. 

‘Önderliğin sadeliğinden etkilendim’ 

İlk kez gördüğü Abdullah Öcalan karşısında çok etkilendiğini belirten Deniz, ilk karşılaşma ve onun bıraktığı etkileri şu şekilde anlatıyor: “Önderlik gerçeği karşısında çok etkilendim. Bir defa Önderliğin yaşam tarzı çok sadeydi. Önderlik kafamızda çok ulu, yüce, gösterişli, sert olarak tasarlamıştım ama öyle çıkmadı. Daha sade ve mütevazi. Giydiği giysilerde, zevklerinde, ilişkilerinde ve konuşmasında çok sadelik vardı. O beni çok etkiledi. Önderlik öncesinden kalma eşyaları kullanıyor, giysileri giyiyordu. Kimisi oldukça yıpranmıştı, ama Önderlik o kadar imkana sahip olmasına rağmen onları kullanıyordu. İlk konuşmamızda da öyle bir etkiledi ki insana kendisini rahat ifade etme imkanı sunuyordu. Hem büyük bir saygıyı hem de kendini ifade edebilmenin rahatlığını koşullarını yaratıyordu. O dönem komplonun gelişmeye başladığı karışık bir dönemdi. Önderlik bu kadar tehlikenin farkındayken bile, günlük programını hiç aksatmıyordu. Biz pratik ve düşünsel olarak Önderliğin temposuna yetişemiyorduk. Önderlik Suriye’den ayrıldı. Bu bizim için büyük bir şansızlıktı.” 

‘Artık dağlardaydım’ 

Komplodan ötürü Mahsum Korkmaz Akademi’sinden ayrıldıktan sonra gruplar halinde Kürdistan’a geçmeye başladıklarını belirten Deniz, Öcalan’ın “İmkan varsa eğitimlerine ülkede devam etsinler. Hemen sıcak savaşın içine göndermeyin” şeklinde tembihlerde bulunduğunu söyledi. 

Deniz, İlk geldiği pratik saha Garê Dağı olduğunu ancak orada eğitim görme olanaklarının olmadığını belirterek, dağda yaşadığı ilk çatışmaları, zorlanmaları ve fedakarlık örneklerini şöyle dile getirdi: “ Garê’de eğitim imkanı olmadı ama en azından gerilla yaşamına adım adım bir katılım oldu. 

Ateşkes dönemiydi ama operasyonlar devam ediyordu. Ben de orada sınırlı da olsa savaşa katıldım. Düşman gerçekliğiyle tanıştım. Ülkede ilk etapta zorlandım, fakat kısa sürede adapte oldum. Ülkeye geleli 15 gün olmuştu ve bir operasyonla karşılaşmıştık. Raxtla, cephaneyle uzun süre aç yürümek epey zorladı beni ilk etapta. O zaman bana bir bomba verin ve beni bırakın demiştim. Bir arkadaş hayır dedi, bana yardım etti ama kızgınlıkla, söylene söylene bunu yaptı. Benim zoruma gitti. 8 ay sonra tekrar bir operasyon çıktı. KDP tepeyi tutmuştu, saklanacak yer arıyorduk ama arazi çok uygun da değildi. Ben ne yapacağımızı sormak için kafamı kaldırdım. O sırada bir arkadaş ismimi çağırarak üstüme kapandı. O sırada kolundan bir mermi aldı. Daha sonra çok düşündüm. Orda gösterilen fedakarlık beni çok etkiledi. Onun şahsında tüm bayan arkadaşlara karşı hep bir borç gibi içimde kaldı. Orada öyle bir şey yapmasaydı, ben mermiyi kafamdan yiyecektim. O arkadaş başka bir çatışmada düşmanın eline geçmemek için bombayı kendinde patlatarak şehit düştü. Çok yiğit, cesaretli biriydi. Geleceğim açısından da etkili oldu, hem kendi cinsime yaklaşımda hem savaş ortamında yaşanan duyguları, fedakarlığı o örnekte çok rahat gördüm.” 

‘Bu yaşamı sevdim’ 

Yaşadığı zorlanmalara rağmen gerilla ve zor yaşam koşullarını sevdiğinin altını çizen Deniz, pratik süreç içersinde 3. Kadın Kongresi’ne de katıldığını belirtti. Deniz hareket açısından geçmiş süreçte yaşanan ihanetçiliğin etkisiyle bazı insanların kaçışlara gittiğini ancak kendisinin bunun çelişkisini hiçbir zaman yaşamadığını söyleyerek, “Bu kadar eğitime, verilen emeğe karşılık ben ne yaptım veya daha iyisini yapamaz mıydım, sorgulamasına girdim. Hala da soruyorum. Nasıl bir çıkış yapabiliriz diye her zaman da arkadaşlarımla bunu tartışıyoruz” dedi. 

‘Etnik kimliğimin farkına partide vardım’ 

PKK’ye katılmadan önce Çerkez olduğunu bilmediğini belirten Deniz sözlerini şöyle noktaladı: “Katıldıktan sonra etkin kimliğe ilişkin çok yoğun araştırmalar yaptım. Farklılığımın farkına varış da PKK’de gelişti. Ailemizde birçok yaşam biçimi zaten Türk kültürüyle uyuşmuyordu. Daha ayrıntılara indiğinde çok farklı yönler var ama nasıl bir ifadeye kavuşturacağımı bilemiyordum. Bu konularda hep sorular vardı kafamda. Çerkez kültürü hala ailemizde vardı. Onun üzerine araştırmalar yaptım. Önderliğin Kafkaslara ilişkin bir konferans yapma planı vardı. Hatta son devrede birçok Kafkas arkadaş toplanmıştı. Önderliğin Kafkas halklarına yönelik de öyle bir projesi vardı. Ama komplo buna izin vermedi. Ben hala da araştırıyorum, kendi köklerimi nereye dayandıracağımı, kimliğimi nasıl tanımlayacağıma ilişkin. Hem Çerkez halkı ile Kürt halkı arasında da çok derin uçurumlar yok, ama farklı yönleri de var. Benim açımdan partide ciddi bir uyum sorunu olmadı, dönemsel sorunlar oldu. Ki bu normal bir şeydir.” 

Devam edecek… 

SEYÎT EVRAN/LAŞER TEKOŞÎN

Reklamlar