UNUTMADIK

Halepçe (Arapça حلبجة),  : Federal Kürdistan Bölgesel Yönetiminin bir sehri olup.
Federal Kürdistan Bölgesel Yönetiminin İran sınırına 15 km., Bağdat’ın 241 km. kuzeydoğusunda bulunan şehir. 57.000 nüfüsün çoğu Kürtlerdir. İran – Irak savaşı sırasında 16 Mart 1988 tarihinde Saddam Hüseyin yönetimindeki iktidar tarafından gerçekleştirilen ve 3 saat süren Zehirli gaz bombardımanı sonrası çoğu çocuk ve kadın olan 6.357 kişi zehirlenerek ya da yanarak öldü, 14.765 kişi ağır derecede yaralandı.WHO’nun raporuna göre bu kimyasal saldırı, günümüze kadar 43.753 kişinin ölümüne, 61.200 kişinin de sakat kalmasına sebep oldu.
Kürt Soykırımı: Halepçe…
İran-Irak Savaşı’nın sekizinci yılında Enfal Operasyonu kapsamında gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’nda, binlerce Kürt korkunç bir şekilde katledildi. 16 Mart 1988′de gerçekleştirilen katliam sırasında İran sınırına yakın bir bölgede bulunan Halepçeliler, Irak ordusunun helikopter ve uçaklardan attığı kimyasal gazlardan kendilerini koruyamadı. Saldırılarda 10 binlerce kişi öldü, 10 binlerce kişi yaralandı. Üzerinden 20 yıl geçen katliamın izleri halen dün yaşanmış gibi orta yerde duruyor. Halepçe Katliamı’yla sonuçlanan Enfal Operasyonu’nun tanıkları ise, Irak rejiminin Kürtlere yönelik izledikleri ‘Enfal politikasının’ aslında 1978 yılında uygulamaya konulan toplu köy projesiyle başladığını, ancak 1979′da Irak-İran Savaşı’nın başlamasıyla kesintiye uğradığını, 1986 yılında iki ülke arasındaki savaşın rutinleşmesi sonucu yeniden başladığını, Halepçe Katliamı ile soykırıma dönüşerek 92 yılına kadar devam ettiğini belirtiyorlar.



Kürt Enfal’i tanıklarından Ömer Hamit ile, Bêsenanê köyü muhtarı Hekim Hacı Resul, Enfal’in Irak rejimi tarafından 1978 yılında öngörülen toplu köy projesiyle başladığını söylüyor. Molla Mustafa Barzani’nin 1958 yılında Abdul Kerim Kasım tarafından Sovyetler Birliği’nden çağrılarak otonominin verilmesinin Kürtlerin tarihte elde ettikleri en büyük kazanım olduğunu söyleyen Hamit, ancak 1973 yılında kabul edilen, Kürt tarihinde de ‘Aş Betal’ diye geçen ve Molla Barzani tarafından imzalanan anlaşmanın Enfal’in başlangıcı olduğuna dikkat çekiyor. Anlaşmanın ardından Kürt hareketi içinde yaşanan çalkantı ve 3 yıl sonra da Celal Talabani’nin Kürt güçlerini ikiye bölme girişiminden daha fazla güç alan Irak rejiminin, 1978 yılında Kürdistan’ı boşaltma ve asimilasyonu hızlandırma amacıyla uygulamaya koyduğu toplu köy projesiyle Enfalı başlattığını belirten Hamit, şöyle konuştu: ‘Aş Betal olayından sonra KDP ciddi bir sarsılma yaşadı. Celal Talabani’nin de ayrılmasıyla ciddi bir şekilde darbelendi. Ki Güney topraklarında hemen hemen güçleri kalmadı gibi. Bunu iyi bir fırsat olarak görüp değerlendiren Hasan Bekir yönetimindeki Irak rejimi toplu köy projesini geliştirdi.’




Toplu köy projesi çerçevesinde ilk önce köylerin boşaltılmaya başladığını, ardından küçük kasabalar ve sırasıyla büyük kasaba ve ilçelerin boşaltıldığını hatırlatan Hamit, ‘Toplu köy projesi direnişi kırılan Kürtleri tamamen ele geçirmeyle daha iç bölgelere aktarılarak asimilasyonu hızlandırmak amacıyla geliştirildi. Güney-Kuzey ve Doğu sınırına yakın yerlerle Xakurkê’deki 36 köyden başlanarak Diyana, Sideka gibi ilçelere bağlı ve giderek iç bölgeler olan Revanduz’a doğru, oradan da Kandil alanına doğru genişleyen bölgede ne kadar köy varsa boşaltılmaya başlanarak Enfal hareketi sürdürülmeye başlandı’ diyor.



Önce asimile etmek istediler



1978 yılında toplu köy projesiyle başlayan Enfal hareketi sonucunda Xakurkê’den Kandil’e kadarki alanda bulunan yüzlerce köyden tahliye edilen Kürtlerin geçici olarak Hewlêr yakınlarında kurulan bölgelere aktarılarak orada tutulduğunu belirten Bêsenanê köyü muhtarı Hekim Hacı Resul ise, şunları anlattı: ‘Köylerin hepsini yakıp yıktılar. Dağlara çekilenler çekildi, geri kalanlar ise Hewlêr yakınlarında hazırlanan merkeze aktarılmaya başlandı. Her ne kadar adına toplu köy merkezleri denilse de, Hewlêr’de toplanan aileler Araplaştırılmak amacıyla oradan da alınarak Irak içlerine doğru aktarılıyordu. Eğer Kürtler buna karşı direnmeseydi, şu an Güney Kürdistan’da Kürt diye bir şeyden söz edilemezdi. Çünkü dönüp baktığımızda öyle birkaç yıl sürecek bir planla gerçekleşen bir hareket olmadığı, başkanlar değişse de hareketin sürdüğünü görüyoruz.’




Savaş Enfal’i kesintiye uğrattı




‘Aş Betal’ olayıyla başlayıp 1978 yılında toplu köy projesiyle devam eden Irak rejiminin Kürt Enfal’i, 1979 yılında Irak yönetiminin el değiştirerek Saddam Hüseyin’in başa gelmesiyle devam edecekti. Çünkü Enfal ile darbelenen Kürt direnişinin bitirilmesi ve Kürtlerin tamamen asimile edilmesi hedeflenmişti. Saddam’ın iktidara gelmesinden sonra Enfal’ın hızlandırılarak sürmesi beklenirken tersine bir gelişme oldu. İktidara yeni gelen Saddam Hüseyin, Kürtlerle mücadeleyi geçiçi olarak bırakı. Önce 1979 yılında Kürtlerin kurban edildiği Cezayir Anlaşması’nı fesh ederek 9 yıl sürecek olan Irak-İran Savaşı’nı başlattı. Irak-İran Savaşı’nın Enfal’i kesintiye uğrattığını dile getiren Hamit, o günleri, ‘İlk önce Saddam Hüseyin’in Enfal’den vazgeçtiği söylenmeye başlandı. Ancak Musul ve Kerkük’ü Kürtsüzleştirmesi, çoğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan binlerce kişinin ölümüne neden olan Halepçe’de kullandığı kimyasal silah, onun Enfal’i ne denli önemsediğini ve gerçekleştirmek istediğini sonradan gösterdi. Onun gerçek ve acımasız yüzünü iki yüzlü dünyaya gösterdi’ şeklinde anlattı.




Enfal yeniden başladı



Ali Askeri’nin silah arkadaşı Ahmet Şeroji, 1978 yılında başlayıp, ancak Saddam Hüseyin’in iktidara gelmesiyle başlayan Irak-İran Savaşı’yla kesintiye uğrayan Enfal’in 1986 yılında yeniden başladığını belirtti. 86 yılında Enfal yeniden başlayınca bu kez Baas rejimi askerlerinin daha da acımasız olduğunu söyleyen Şeroji, ‘Enfal 86 yılında yeniden başladı. Ama bu kez askerler çok daha acımasız davranıyordu. Kaledizê, Sengasor, Jarava, Bestestên, Tosuran ve Penalkê ile bu kasabalara bağlı tüm köyler boşaltıldı. Buralardan biraz daha büyük bir yer olan Ranya ve Soran Mıntıkası’nın en büyük kenti olan Süleymaniye kaldı. Eski Enfal denemelerinde bizim mıntıkada evlere çok fazla karışılmıyordu. Ama bu kez evlere patlayıcılar yerleştirilerek havaya uçuruluyordu’ diyerek anlatıyor o günleri.




Göçertilen halkın Hewlêr’e bağlı Xebat, Kevergosik ve Cidida ile Süleymaniye’ye bağlı Topreva, Bazyan 1 ve 2 ile Teynal’a aktarıldığını, burada da önlerine teslimiyet ve zindan gibi iki seçenek konulduğunu söyleyen Şeroji, ‘Enfal politikasıyla onlar Kürtlere tek bir yol bırakmışlardı; teslimiyet ve zindan. İhaneti kabul edenler oldu. Kabul etmeyenler ya infaz ediliyordu ya da götürülüp zindana kapatılıyordu. Bunun karşısında bir tek yolumuz kalmıştı: Ya direnecektik ya da teslim olup yok olacaktık. Bu yüzden direnmeyi seçenler götürüldükleri yerden kaçarak dağlara sığınmaya başladı. Köylerdeki yıkık evlerini yaparak ülkelerinde ve toprakları üzerinde kaçak yaşamaya başladı.’




Canını teminat yaptı, ama ne fayda




1986 yılında Enfal yeniden başlayınca Renvandüz ile iç bölgelerdeki Ranya, Türkiye sınırındaki Diyana ve İran’la gümrük kapısı olan Haci Umran’a kadarki geniş coğrafyada bulunan yüzlerce köyün mensubu olduğu Baliçi Aşiret Reisi Şeyh Ömer Baliçi, boşaltılmamış birkaç köylerinin de boşaltılıp yakılmaması için Baas rejimine canını teminat olarak gösterdi. İran-Irak Savaşı’nın uzun sürmesinden yaralanan, İran, Türkiye ve Suriye’deki peşmergelerle daha önce teslim olan peşmergelerin toparlanarak yeniden alana geldiklerini söyleyen Şeyh Ömer Baliçi, peşmergelerle Baas’ın iki ateşi arasında kaldığı için teminat olarak canını ortaya koyduğunu söyledi. Şeyh Ömer Baliçi, olayları şöyle anlattı: ‘Kürtlerin Enfal’i yeniden başlamıştı. Aşiretimin köylerinin hemen hemen hepsini boşaltmışlardı. Yaşadığım Bergirkê köyüyle aşiretimizin diğer ileri gelenlerinin yaşadığı ve Revandüze daha yakın olan 7 köyü boşaltmamaları için Baaslılarla görüşmeye gittim. Görüşmede benden teminat olarak canımı ortaya koymamı istediler. Ki bir aşiret reisi olarak aşiretimi bırakıp bir yere gidemeyeceğimi onlar da biliyordu. Ben de teminat olarak canımı gösterdim. Bu şekilde yaşadığım köyle birlikte sekiz köyümüzün boşaltılmasını 88 yılına kadar sadece geciktirebildim. Kaldığım bu iki yıl içinde çevre köylerden birçok aile götürüldükleri yerlerden kaçıp köye geri gelerek kaçak bir şekilde yaşamaya başladı. 25 Mayıs 88′e geldiğimizde artık teminat olarak ortaya koyduğum canım da köylerimizi kurtaramadı. 25 Mayıs 1988′de bizi de Hewlêr yakınlarında hazırladıkları yerlere gitmek üzere sürdüler.’




Ölümü karşılamak…




Şeyh Ömer Baliçi, 25 Mayıs 1988 yılında Baas rejiminin Kürtlere uyguladığı Enfal sonucunda kendi topraklarında sürgüne gönderildiklerinde götürüldükleri Hewlêr’de kendisiyle birlikte aşiretinden 12 kişinin tutuklanıp idamla yargılandıklarını belirterek, Arap bir aşiretin reisi olan Gazi Yaver’in Ali Rakal adındaki amcasının oğlunun yardımıyla idamdan kurtulduklarını söyledi. İdamdan kurtulduktan sonra bir süre daha sürgün edildiği Hewlêr yakınlarındaki toplama kampına benzer Xebat’ta kaldığını belirten Baliçi, Halepçe’de kimyasal silahın kullanmasından sonra ölümü toprakları üzerinde karşılamayı beklemek üzere köyüne döndüğünü söyledi.




Halepçe Kürt katliamını belgeledi




Halepçe Katliamı’na kadar Musul, Kerkük, Zaxo, Duhok, Hewlêr ile Süleymaniye ve buralara bağlı kasabalarda on binlerce insanın kaybedildiğini, birçoğunun öldürüldüğünü hatırlatan Şeyh Ömer Baliçi, Halepçe’nin aslında sistematik olarak Kürtlere uygulanan katliamın bariz bir örneği olduğunu vurguladı. Halepçe Katliamı’nın Saddam Hüseyin’in Kürtler şahsında insanlık karşısında işlediği en büyük suç olduğunu dile getiren Baliçi, ‘Halepçe Katliamı ile Saddam Hüseyin’in katliamlarını dünya duymaya başladı. Oysa bu katliam ne ilk, ne de son katliamdı. Bu katliama gelene kadar milyonlarca Kürt tutuklandı. On binlercesi öldürüldü. Milyonlarcası sürgün edildi. Enfal döneminde sürgün edilen Kürtlerden bazıları dünyanın öbür ucuna ulaştı. Halepçe Katliamı Enfal uygulamasında bir sonuçtu. Saddam Hüseyin’in Kürt vahşetini belgeledi’ şeklinde konuştu. Bölge devletleriyle uluslararası tüm güçlerin Baas rejiminin Kürt enfalını görmezden geldiğini hatırlatan Baliçi, ‘Hiç kimse Baas rejimi tarafından sistematik bir şekilde on yılı aşkın bir zaman alan Kürt Enfali’ni görmedi. Hadi bunu görmedi ya da uluslararası diplomatik, siyasi çıkarları gereği bunu görmezden gelebildiler diyelim. Buna bir yere kadar anlam verilebilir. Peki ya insanlık suçu ve ayıbı olan Halepçe Katliamı’nı görmemelerine ne diyeceğiz? İşte burada yani Kürt gerçeğinde dünyanın iki yüzlülüğü çok somut bir şekilde ortaya çıktı’ diye konuştu. 

REWANDUZ




Enfal Halepçe’den sonra da devam etti




Halepçe gibi ürpertici ve kanlı bir sonuç ortaya çıkmasına rağmen Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak Baas rejiminin Kürt Enfali politikasının durmadığını, bu politikanın 1990 yılındaki I. Körfez Savaşı’na kadar devam ettiğini kaydeden Şeyh Ömer Baliçi, konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘78 yılında Hasan Bekir iktidarında başlatılan Enfal hareketi 1992 yılına kadar devam etti. 1990 yılındaki I. Körfez Savaşı’nda Kuveyt’te darbe yiyen Saddam Hüseyin’in sözde cumhuriyet muhafızları tankları, toplarıyla gelip Kürdistan’a yöneldiler. Yüz binlerce Kürdü yine dağlardan Türkiye ve İran sınırlarına sürdüler. Yüzlercesi yolda hastalık, açlık ve ilaçsızlıktan öldü. Kürt trajedisine yeni bir halka daha eklediler. Türkiye ve İran’a göç edenlerden hayatta kalanların bir kısmı bir yıl içinde geri döndü. Ülkede kalanlar için de çoktan bıçak kemiğe dayanmış hatta içine kadar da işlemişti. Sonuç bilinen 1992 halk isyanı oldu.’




Saddam bir insanlık kasabıdır




Kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden binlerce insanı öldüren, kent, kasaba ve köyleri boşaltan Saddam Hüseyin’in devrilmesinin ardından kısa bir süre sonra iki oğlu öldürüldüğünde kendisine, acaba evlat acısının ne olduğunu anladı mı biçiminde bir soru sorduğunun altını çizen Baliçi, ‘O bir Kürt kasabıdır. Sadece Kürtleri değil diğer haklardan da binlerce insanı öldürdü. Binlercesini kaybetti. Doğrusunu söylemek gerekirse o bir insanlık kasabıdır. Ve hala mahkemenin karşısına çıkıp sanki hiçbir şey yapmamış gibi konuşabiliyordu. Acaba hangi yüzle insanlığın karşısına çıkıyor diye düşünüyordum. On yıllarca Kürtlere uygulanan bir politikanın en kanlı halkası olarak tarihe ve insanlığa nasıl bir ifade verecekti. Ama mahkemedeki duruşuna bakıldığında hiçbir şey yapmamış gibi. Onun suçlarını sanki ben işlemişim’ diye konuştu.

Acısı çok, bedeli ağır da olsa kazandık!
1992 yılına gelindiğinde artık Güneyli Kürt güçleri adına peşmerge dışında hiçbir şey kalmadığı bir sırada Enfal ve katliamların canına tak ettiği Kürt halkının Kaledizê’den bir isyan başlattığını, iki gün içinde isyanın tüm Güney Kürdistan’a yayıldığını belirten Baliçi, anlatımlarını şöyle noktaladı: ‘KDP ve YNK darmadağın olmuştu. Tek tük peşmergeleri dışında Güney’de hiçbir şeyleri kalmamıştı. Barzaniler ve Talabani de ülkeyi terk etmişti. Halkta da ne umut, ne de yaşam adına bir şey kalmıştı. Topraklarından sürülme, her sürgünde yüzlercesinin ölümü, yine aralarından götürülüp öldürülenler ve zindanlara atılanlarla 14 yıllık Enfal politikasının acıları halkı ya teslim olmaya götürecekti ya da bir isyana. Her gün biraz daha kinini biriktiren halk sonunda Kaledizê’de patladı. Saddam Hüseyin’in cumhuriyet muhafızlarının kalelerini tek tek ele geçirdi. Kaledizê’de başlayan isyan ateşi Güney Kürdistan’ın tamamını sardı. Halk Kerkük, Musul dışındaki topraklarının tamamını ele geçirdi. Bir süre sonra da KDP ve YNK gelip üzerine oturdu ve halkı yönetmeye başladı. Güney Kürdistan’da bugün elde edilen kazanımlar 14 boyunca süren ama çok acılar yaşatan Enfal hareketi uygulamasının sonucunda oluşan birikimlerin Kaledizê’deki patlamasının ürünüdür.’


SEYİT EVRAN


Kimyasal savaş teknolojisi zaman çizelgesi
Ajanlar Yayılım Korunma Teşhis
1900’ler Klorin
Chloropicrin
Fosgen
Hardal gazı
Rüzgarla Koku
1910’lar Levzit Kimyasal kaplı mermiler Gaz maskesi
Reçine kaplı giysiler
1920’ler Projectiles w/ central bursters CC-2 clothing
1930’lar G-serisi sinir ajanları Uçaktan atılan bombalar Blister agent detectors
Renk değiştiren kâğıt
1940’lar Füze başlıkları
Spray tanks
Koruyucu kremler (hardal)
Collective protection
Gaz maskesi / Whetlerite
1950’ler
1960’lar V-serisi sinir ajanları Aerodinamik Gas mask w/ water supply Sinir gazı alarmı
1970’ler
1980’ler Binary munitions Geliştirilmiş gaz maskeleri
(korunma, uyum, konfor)
Lazerli algılama
1990’lar Novichok nerve agents

Reklamlar