AKP çözüm önünde en büyük engeldir

05.03.2010
Öcalan, “AKP Kürt sorununun demokratik çözümü önünde en büyük engeldir. AKP sorunu çözmek istiyormuş gibi gözüküyor ancak çözdürmüyor. Bana göre, devlet diyaloga hazır. Ama AKP çözüm önünde en büyük engeldir. Bunu da çok kurnazca, sinsice yapıyor. Çözüyormuş gibi görünüp aslında tasfiyeyi geliştiriyor” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre sağlık sorunlarına değinen Öcalan, “Cezaevinden kaynaklanan eski sorunlarım devam ediyor. Geceleri uyuyamama durumu devam ediyor, nefes alıp vermekte zorluk çekiyorum. Yine Prostat vb. Yaşla alakalı hastalıklarım da var. Ama koşullara dayanmaya çalışıyorum. Bu saatten sonra da bir şeyin değişeceğini sanmıyorum. 11-12 yıldır burada dayandım, dayanmaya çalışacağım. Ben dayanırım da diğer arkadaşlar dayanır mı bilemiyorum. İleride koşullar değişir mi bilmiyorum. Sonuçta sağlığım cezaevi sistemine bağlıdır, sağlık sorunlarım bu şekilde ele alınmalıdır” dedi. 

SOLU BEKLEYECEK DURUMUMUZ YOK

“AKP’nin oyları herhalde yüzde otuzlara kadar düşmüş. CHP ve MHP de oy oranını artıramaz. Muazzam bir işsizlik ordusu oluştu. On beş milyona yakın kararsız seçmen var, bunların yeni bir partiye ihtiyaçları var. Bunun için Çatı Partisi çalışmasını önemsiyorum. Türkiye’nin böyle bir alternatife ihtiyacı var. Kısır tartışmalar içerisine girilmemeli. Sorunlarımız devasadır, çözüm için el atmayı gerektiriyor, enerjiler kısır tartışmalar için tüketilmemeli. Yeni partiye ihtiyaç var. Bu yeni parti çalışmalarına ağırlık verilmelidir, bu boşluk doldurulmalıdır. Kapitalist sistemin yarattığı devasa sorunlar var. İşte Türkiye’de muazzam işsizlik var. Hatırlıyorum, bize geçmişte Türklerden, diğer farklı kesimlerden gençlerin çok ilgisi vardı, bize geliyorlardı, katılıyorlardı, herhalde bugün de öyledir. Bu gençlerin örgütlenmesi lazım. Geçmişte olduğu gibi bugün de bu gençler örgütlenebilir. Bu yapılırsa muazzam bir güç ortaya çıkar. Batı’daki insanların örgütlenmesi gerekiyor. Sol’un durumu ortada, bizim onları bekleyecek durumumuz yok. Bu yakıcı sorunlara artık zaman kaybetmeden el atmamız gerekiyor. BDP bu perspektifle Batı’da örgütlenmesini güçlendirebilir, Afyon’da, Bursa’da, İzmir’de, diğer batı illerinde örgütlenmelidir. Bergama örneği biliniyor. Bergama köylülerinin mücadelesinin içinde gençler de yer alıyordu. BDP bu tür sorunlara da duyarlı olmalıdır. BDP her türden ülke sorunlarıyla ilgili olduğunu gösterir ve pratikleştirirse ancak böyle bir Türkiye partisi haline gelir, o zaman oy oranını da bu paralel de yükseltir.” 

TÜRKİYE VEKİLLİĞİ OYUNDUR

“AKP’nin Anayasa paketiyle getirmek istediği “Türkiye milletvekilliği” büyük bir oyundur, aslında burada amaçlanan BDP’nin mecliste grup kurmasının önüne geçmek, engellemeye yönelik bir düzenlemedir. BDP de tek başına seçim barajının düşürülmesi koşuluyla destek vermesi de yetersiz bir yaklaşımdır. AKP binlerce çocuğu cezaevine göndermiş hala da tutuklamalar devam ediyor, yüzlerce siyasetçi cezaevindedir. Bu anayasa paketine destek vermek için öncelikle anti- terör yasasının değiştirilmesi gerekiyor. Hatta değiştirilmesi yetmez tümden kaldırılması gerekiyor. Bu anti- terör yasalarıyla bir sürü insanı cezaevine gönderiyorlar. Bu yasanın kaldırılması gerekiyor. AKP gerçekten samimiyse önce bu cezaevindeki çocukları, tutuklu Kürt siyasetçileri serbest bırakmalıdır. Hepsi bu anti- terör yasasına dayanıyor. Bu yasa değiştirilmeden, kaldırılmadan Kürtler bu anayasa paketine destek vermemelidir. Hatta destek vermeme değil, bu anayasa paketinin en sert muhalefetini Kürtler yapmalıdır. Bu konuda demokratik tepkilerini sonuna kadar kullanmalılar, mevcut tartışıldığı kadarıyla, bu anayasa paketine hayır demelidirler. Biz demokratik bir anayasaya karşı değiliz. Ben üç temel ilkeyi söylemiştim. Bu üç temel ilkeye dördüncü bir ilke eklemiştim. Bunlar demokratik vatan, demokratik ulus, demokratik cumhuriyet ve dördüncüsü demokratik anayasadır. Bu dördüncü ilke olan demokratik anayasa çerçevesinde bir yaklaşım olmalıdır. Bütün bu ilkeleri kapsayacak yeni demokratik bir anayasanın inşası gerekmektedir. Biz bu temelde ancak iki koşulda anayasa paketine destek veririz. Bir, seçim barajının düşürülmesi. BDP’nin bu konudaki tavrı olumludur, ancak yetersizdir. İkincisi anti- terör yasalarının kaldırılmasıdır. Bu vesileyle öncelikle tüm cezaevindeki çocuklara gösterdikleri duyarlılıktan dolayı sevgilerimi, selamlarımı iletiyorum. Daha önce ve 15 Şubat vesilesiyle tutuklanan çocuklara ve diğer tutuklananlara sevgilerimi, selamlarımı iletiyorum.” 

AKP KURNAZ VE SİNSİ

“AKP bu konuda çok kurnaz ve sinsice hareket ediyor. Demokratik adımlar olarak gösterdiği bütün çalışmalarının özünde Kürtlerin demokratik siyasetinin, gerçek demokratik açılımının tasfiyesi amacı var. Burada amaçlanan Kürt siyasetinin, gerçek demokratik açılımın tasfiyesidir. Sorunları çözmek istiyor gibi gözüken AKP aslında sorunların çözümü önünde en büyük engeldir. O kadar operasyon yapıp çocukları, siyasetçileri cezaevine gönderiyorsun sonra demokratik açılım diyorsun. Kimseyi bırakmadılar. Demokratik yarış diyorsun, bu koşullarda demokratik yarış yapılır mı, bunun adı demokratik yarış olur mu? Aslında AKP Kürt sorunun demokratik çözümü önünde en büyük engeldir. AKP sorunu çözmek istiyormuş gibi gözüküyor ancak çözdürmüyor. Aslında bu yönüyle devlet, AKP’ye göre çözüme daha yakındır. Bugün bunu engelleyen AKP’nin kendisidir. 11 yıl önce buraya ilk getirildiğim dönem, sorunun çözümü önünde MHP engeldi. Bugün ise AKP engeldir. Bugün AKP’nin önünde hiç bir kurum duramıyor, sesini çıkaramıyor, karşı koyamıyor, işte Başbuğ’un durumu görülüyor. Ben 11 yıl önce buraya ilk getirildiğimde devletin dört kurumu gelip benimle görüşmüştü. Sorunun çözümünden bahsediyorlardı. Ben onlara sizin gücünüz bu sorunun çözümüne yeter mi? demiştim, güçlerinin yetmediği zamanla ortaya çıktı. O zaman MHP sorunun çözümünü engelledi. Bugün ise AKP aynı misyonu görüyor. Bana göre, Devlet diyaloga hazır ama AKP çözüm önünde en büyük engeldir. Bunu da çok kurnazca, sinsice yapıyor. Çözüyormuş gibi görünüp aslında tasfiyeyi geliştiriyor. 

BEYAZ VE YEŞİL HEGEMONYA

“Türkiye’de iki tür hegemonya bugüne kadar gelişmiştir. Birinci hegemonya MHP ve CHP’nin temsil ettiği Beyaz Türkçü hegemonyadır. İkincisi ise AKP’nin temsil ettiği Yeşil Türkçü hegemonyadır. İki hegemonyanın temelinde de faşizm yatar, ikisi de kurumsal faşizmdir. MHP ve CHP’nin temsil ettiği Beyaz Türkçü hegemonya 19. Yüzyıla kadar kendisini dayandırır, yüz yıldan fazla geçmişi var. İttihat terakki zihniyetinin devamıdır. Alman milliyetçiliğine dayanır, Alman ulusal faşizminden esinlenmiştir, kaynağı budur. MHP ve CHP’nin temsil ettiği bu Beyaz Türkçü hegemonya ile Türkiye’yi bir yere kadar getirdiler, bir yere kadar bu politikaları uyguladılar. Şimdi ise uygulanan AKP’nin temsil ettiği Yeşil Türkçü hegemonyadır. AKP’de temsiliyetini bulan Yeşil Türkçü hegemonyanın kaynağı ise İngiltere ve Amerika’ya dayanır, Anglo-Sakson’dur. AKP bugün de bu güçlerden desteğini alıyor. Bu iki hegemonyanın faşizmi de kurumsaldır. MHP ve CHP’nin çizgisi ulusal-faşist bir çizgidir, inkar-imha ve asimilasyona dayalıdır. AKP ise her ne kadar kendisini liberal çizgide gösterse de daha kurnaz ve daha sinsidir. AKP’nin şu anda yüzünde liberal bir maske var. Yüzü şirin görünüyor ancak o maskenin altında çok sinsi ve çirkin bir yüz var. Bunu görmek gerekiyor. AKP’nin maskesinin altındaki yüzünü iyi görmek gerekiyor, politikayı da bu yönlü derinlikli ele almak gerekiyor. AKP yüzüne liberal maskeyi takıp, sorunları çözüyormuş gibi gözüküp gerçekte tasfiyeyi örmeye çalışıyor. AKP’nin gösterdiği yüzüne aldanılmamalıdır, gerçek yüzü görülmelidir. Sinsi ve kurnazca oynuyor. Şu anda AKP’nin yürüttüğü politikalar ‘90’lı yıllarda Çiller’in yürüttüğü politikalardan daha tehlikelidir. Çiller döneminde açık bir şekilde imhayı dayatıyorlardı, bunu açık yaptıkları için herkesçe görülen bir tehlikeydi. Ama şimdi ise AKP daha gizli ve derinden bu işi yapıyor. Görünüşte Erdoğan ve Beşir Atalay’ın dediği gibi demokratik açılım, milli birlik projesi gibi söylemlerle sorunları çözmeye çalışıyor gibi gözüküyorlar ancak uygulamada tersi yaşanıyor, tersi yapılıyor. Bu iki hegemonya kurumsal faşizmdir. Cengiz Çandar da işte Lozan’da yapılan hatalardan bahsediyor. Orada hatalar yapılmasaydı sorun bu kadar büyümezdi, diyor. Lozan’da yükseltilen Tek Türkçülük’tü. Şimdilerde ise yükseltilmeye çalışılan Tek Kürtçülük’tür. İkisinin de bizim anlayışımızda yeri yoktur. Biz demokratik vatan, demokratik ulus, demokratik cumhuriyet, demokratik anayasa ilkeleri çerçevesinde bir demokratik yaşamı, demokratik birlikteliği esas alıyoruz.” 

“Tabi bu haftalar, bu iki üç hafta kritik haftalardır. Sonuç da tarafların yaklaşımı süreci belirleyecektir. Ben buradan sorunun çözümüne dair katkılarımı sunmaya devam edeceğim. Ama sonuç da bu tarafların vereceği karar önemlidir. İşte Cemil Bayık’ın geçenlerde yaptığı bir açıklamasını okudum. Büyük ve final niteliğinde bir savaşa hazır olduklarını belirtiyor. Tabi taraflardan olumsuz yaklaşımlar gelişirse çatışmalar derinleşir, bu sosyolojik bir tespittir, işin sosyolojisi gereği böyledir. Barış gelişmezse savaş derinleşir. Kendi hazırlıklarının olduğunu söylüyorlar, işte dört parçadan gerillaya katılımların arttığı belirtiliyor. Herhalde katılımlar artmıştır. 

Yine belirtiyorum, anlamlı yaklaşımlar gelişirse ben burada tarihsel rolümü oynarım. Ben burada PKK’ye de talimat vermiyorum, verme durumum da olmaz, bu doğru da olmaz. Bahar’ın ortasına kadar herşey netleşir. Bu haftalar kritik haftalar, çözüm yönünde olumlu gelişmeler olmazsa savaş derinleşir.”

GENÇLER TOPLUMA HAYAT VERMELİ

“Bütün bunlar karşısında Kürtler, bilinçli olmalıdır, demokratik siyasetlerini, demokratik komünlerini geliştirmelidirler. Kürtler devletten artık bir şey beklememelidir. Devlete dayanmadan, devletten bir beklenti içine girmeden kendi demokratik örgütlülüklerini geliştirmelidirler, kendi sistemlerini oluşturmalıdırlar. Kendi yaşamlarını bu şekilde doldurmalıdırlar. Eğer Kürtler demokratik bilinçlerini, demokratik siyasetlerini geliştirmiş olsalardı, demokratik siyaset anlayışı toplumun geneline yedirilseydi bu kadar genç hayatını kaybetmezdi. İşte Adıyaman’da Malatyalı genç kendini yakmış, bu vesileyle tekrardan ailesine başsağlığı diliyorum, sevgilerimi ve selamlarımı iletiyorum. Söylediğim gibi demokratik siyaset zeminine olan inanç gelişmiş olsaydı böyle intiharvari eylemler yerine, bu gençler kendilerini yaşatıp, toplum içinde demokratik bilinç, demokratik ruhla harıl harıl çalışırlardı. Yoksa bu kadar genç şimdi harıl harıl demokratik zeminde büyük bir iştahla çalışmalarını yürütüyor olacaktı. Ben bu yüzden demokratik siyaset akademilerini çok önemsiyorum. Bu akademiler olsaydı, buradan yetişecek gençler topluma hayat verirlerdi. Belki anlaşılmıyor ama, demokratik bilince sahip olmak, demokratik komünler içinde yaşamak, demokrasiyi özümsemek hayatın her alanında insana değer katar, yaşama daha çok bağlar. Adıyaman’da bir kız çocuğunu diri diri gömdüler. Birçok yerde de kadın intiharları oldu, oluyor. Demokratik siyaset, demokratik bilincin toplumda örülmesi bunun çaresidir.” 

BATMAN’DA İNTİHAR AZALDI 

“Batman’da daha önceleri bir çok kadın intiharları oluyordu, son süreçte bunlar azaldı. Bunun sebebi Batman’da demokratik siyasetin gelişmesi, demokratik tartışmaların yükselmesidir. Demokratik kültür topluma yaygınlaştıkça daha çok yaşama bağlar. Benim siyaset felsefemde, bunca yıllık deneyimle ortaya çıkardığım en doğru sonuç, demokratik komünler halinde örgütlenmek ve toplumun her kesiminde bu komünleri yaymaktır. Savunmalarımın Özgürlük Sosyolojisi bölümünde bu konuları ayrıntılı olarak işledim. Savunmalarımda çözüm modelini de geniş bir şekilde açtım. Kapitalist moderniteden kurtuluş, demokratik uygarlığa nasıl ulaşılır? Bunları işledim. Benim siyaset felsefemin özü demokratik komüncülüktür. Bunu bir nevi eski dönemlerdeki aşiret, kabile ve tarikatlara benzetiyorum ancak demokratik komünlerin zihniyeti bunlardan farklıdır. Demokratik komünler, bir nevi modern aşiret, modern kabile, modern tarikat, modern ailedir. Bütün bunların modern gelişmiş halidir. 

Kapitalizmin liberal, bireyci anlayışından kurtarılmalıdır toplum. Toplumun her alanında demokratik komünler şeklinde çalışıp, demokratik zihniyeti egemen kılınırsa toplumu bekleyen tehlikelerin de önüne geçmiş olunur, sistemin karşı yönelimleri boşa çıkarılmış olur. Herkes kendi yerini bilmeli ve bulunduğu yerdeki konumuna göre uslubunu, tarzını şekillendirmeli, zihniyetini kendi çalıştığı alana göre şekillendirmelidir.” 

DTK YASAL VE LEGALDİR

“Daha önce de belirttiğim gibi KCK ayrıdır DTK ayrıdır, BDP ayrıdır, her birinin görevi, işlevi, konumu, yerleri farklıdır. DTK, Kürtlerin demokrasisini, barışını geliştirir, bunu hedef alır. DTK’nın Türkiye’de, Batı’da da çalışanları, dostları, müttefikleri olabilir ancak ağırlıklı olarak Kürtlerin demokrasisini, barışını hedefler, asıl hedefi budur. DTK’nın merkezi Diyarbakır’dır. DTK, Kürtlerin sivil toplum kuruluşudur, yasaldır, legaldir. Yan örgüt gibi olmamalıdır, yan örgüt haline de getirilmemelidir. DTK tabandan tavana örgütlenmelidir. Tabanı örgütleyip bütün alanları doldurup, bütün alanlardaki örgütlülüğü yaratıp üste doğru bir sinerji yaratmalıdır. DTK sadece Kürtlerin yaşadığı yerlerdeki boşluğu doldurur. Sanatsal, kültürel alandan tutalım, sosyal, ekonomik, spor her alanda Kürtlerin ilişkisini düzenler, sorunlarını çözer. Mesela Kürtler için bir bankacılık girişimi de olabilir, kendi bankacılık çalışmalarını da geliştirebilir. DTK bütün bu alanlardaki boşluğu doldurur. BDP ise Türkiye partisidir. Türkiye’deki ve Kürdistan’daki siyasal boşluğu doldurmalıdır. Çalışmalarını bu yönlü yürütmelidir. Sadece Kürdistan’da değil Türkiye’nin her yerinde metropollerde de kendisini örgütlemelidir. DTK’nın merkezi, Diyarbakır’dır. DTK demokratik, meşru zeminde, demokratik siyaset zemininde çalışmalarını yürütmelidir. Yasaları bilerek, yasalara uygun davranırlar. KCK ise tamamen farklıdır, illegal bir yapılanmadır. Silahlı güçleri vardır. Dört parçada örgütlemesini yürütür, kendisini dört parçada örgütler. Ben bunları sadece Türkiye için belirtiyorum. KCK İran’da, Irak’ta, Suriye’de nasıl örgütlenir, diğer oluşumlarla ilişkileri nasıl olur, bunu kendileri belirler. Kendileri kendi koşullarına hakimdirler, o yüzden bulundukları koşullara göre örgütlenmelerini nasıl geliştireceklerine kendileri karar verir. Benim buradan diğer parçalardaki örgütlenme modellerine karışmam çok doğru da olmaz. Bu konuda kararları kendileri verirler.”

8 MARTI KUTLUYORUM

“Bütün kadınların 8 Mart’ını kutluyorum, selam ve sevgilerimi iletiyorum. 8 Mart’a ilişkin olarak şunları belirtebilirim: Sümerlere kadar olan beş bin yıllık süreçte anaerkil bir dönem yaşandı. Sümerlerde bu anaerkil dönem yerini babaerkil ya da ataerkil döneme bıraktı. Bu dönemde, Sümerlerde ataerkil dönemin ilanı yapıldı. Sümerlerden bu yana geçen beş bin yıllık zaman da ataerkil dönemdir. Günümüze kadar beşbin yıl anaerkil, beş bin yıl da ataerkil dönem yaşandı. Bizim anlayışımızda ne tam anaerkillik ne de tam ataerkillik vardır. Bizim anlayışımızda ikisini buluşturan, felseyefe dayalı, felsefik temeli olan bir birlikteliktir. Evet kadın ve erkek bir arada yaşamalıdır, yaşayabilir. Ancak bu yanlış anlaşılmasın, burada kastettiğim bir cinsel özgürlük değildir, bunu da tasvip etmiyorum. Kastettiğim kadın erkek birlikteliği, felsefeyle yoğrulmalı ve felsefik temeli olan bir birliktelik olmalıdır. Kadın ve erkek birlikteliği ancak böyle anlamlı kılınabilir. Aksi durum vahşi kapitalizmde görülen kadın cinselliğine bizi götürür. Vahşi kapitalizmin bu kadın cinselliğinin sonucu felakettir. Kadın özgürlüğünden kastettiğim bilinçi ve iradeli kadındır. Benim kadına ilişkin düşüncelerim çok farklıdır, çok yenidir, Özgürlük Sosyolojisi kitabımda bu konuyu detaylı ele aldım oradan da yararlanılabilir. Kadın özgürlük mücadelesi kazanılmadan sosyalizm mücadelesi, demokrasi ve özgürlük mücadelesi başarıya ulaşamaz.”

“Yine kadın konusuyla ilgili olarak Berlusconi’den bahsetmek istiyorum. Berlusconi kadınlara yaklaşımı yönüyle çok ön plana çıktı, çok tartışılıyor İtalya’da. Berlusconi’nin bir tespiti vardı, buna dikkat çekmek istiyorum. Berlusconi “Ben bütün İtalyanların hayallerinde yaşamak istediklerini yaşıyorum, o yüzden hedef gösteriliyorum” diyor. Berlusconi kendi açısından doğru bir tespitte bulunmuş. Berlusconi kapitalist sistemin temsilcisi durumundadır. O yüzden İtalyan sosyalistlerine buradan sesleniyorum. İtalyan sosyalistlerine çağrımdır. Berlusconi’nin yaşadıklarıyla İtalyan halkının hayalindekileri aşacak felsefik temele dayanan bir kadın erkek birlikteliğini yaratmak zorundasınız. İtalyan sosyalistlerinin bir görevidir bu; yani Berlusconi’nin yaşadıklarına ve İtalyanların hayallerinde yaşattıkları kadın-erkek anlayışına alternatif bir kadın-erkek anlayışı yaratmalılar. Vahşi kapitalizmin bu iğrenç, kaba anlayışına karşı, felsefik temeli olan, anlamlı bir kadın-erkek anlayışı geliştirmelidir. Bu anlayış yani doğru bir kadın-erkek, cins anlayışı geliştirilmezse sosyalizm mücadelesi, demokrasi ve özgürlük mücadelesi başarıya ulaşamaz, anlamsız olur ve sosyalist mücadele yarım kalır. Bu vesileyle bütün İtalyan halkına selamlarımı, sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.” 

KOÇERLER İÇİN ÖZEL PROJELERİM VAR

Öcalan, sözlerini şöyle tamamladı: “Son yaşananlar, Beyaz Türkçü hegemonya ile Yeşil Türkçü hegemonyanın savaşıdır. Beyaz Türkçü hegemonya tarihsel kaynağını İttihat Terakki ve Alman faşizminden alır. Bunlar statükonun devamını isteyenlerdir. Şu andaki statükocu kesimler bunlardır. Statükonun ötesine geçmek isteyen hegemonya ise Yeşil Türkçü hegemonyadır. Bunlar da kaynağını ABD ve İngiltere’den alır, Anglo-Sakson’dur. Yaratılmak istenen Yeşil Türkçü Gladiodur. Daha önceki Beyaz Türkçü Gladio şu anda Yeşil Türkçü Gladio içinde eritilmeye çalışılmaktadır. Dersim, Siirt, Kurtalan ve Eruh’a selamlarımı iletiyorum. Bana cezaevlerinden gelen mektuplar var, tüm cezaevlerindeki arkadaşlara çok çok selamlarımı söylersiniz. Trabzon, Rize Kalkandere, Siirt, Batman, Adıyaman, İzmit, Midyat, Erzurum cezaevinden mektuplar aldım. Hepsine selamlarımı iletiyorum. Onlara önerim kendi felsefelerini, felsefik çalışmalarını oluşturmalıdırlar.”

ANF NEWS AGENCY

Reklamlar