Ankara ‘hayır’ diyebilir mi?

İran’da iç muhalefetin hassasiyetini arttırdığı fay hattının kırılması için dışarıdan da taarruz artıyor. Özellikle Netanyahu, ABD eğer şimdi ülkeye bir operasyon gerçekleştirmeyecekse ya da kendilerinin harekete geçmesine izin vermeyeceklerse ‘felç edici yaptırımlara’ başvurulması için lobi çalışması yapıyor. Bunun için şubat ayı sonunda Rusya’nın ardından Çin ve ABD’de temaslarda bulundular. Kararı alacak olan BMGK’nin tetikçileri üç başkentte veto kartı yerine evet oyu verilmesi için Savunma Bakanı Barak’tan Başbakan Netanyahu’ya kadar birçok isim görüşmeler yürüttü. ‘Zaman ve sabrın sonuna gelinmiştir” diyen ABD ile Fransa da İran’dan kopması için Şam’da Esad’ı ikna etmeye çalıştı.
* Kıskacın daraldığını son haftalarda iyice kavrayan hedef isim Ahmedinejad ise hemen Suriye’ye uçarak Esad ve Hizbullah Lideri Nasrallah’la ‘Pacta Sund Servanda’ ilkesi yani ‘Ahde Vefa’dan kopmaması için geçmiş güvenceleri pekiştirmeye gayret etti. ‘Ortak çıkarlar’ etrafında ikili, kaşılıklı vize uygulamasını kaldırarak caydırıcı olmaya çalıştı.

* İran Irak seçimlerine de odaklanmış durumda. Şam’ın yanı sıra Bağdat’ta da kendi yörüngesinden çıkmayacak bir Şii yönetim oluşturmak için muazzam çalışma yürütüyor. Bu iklimde oluşacak grilim suikastler boyutuna varabilir.
* Ahmedinejad’ın lobi faaliyeti yürüteceği diğer ülke ise kuzeybatı komşusu Türkiye. Önümüzdeki günlerde sıkı pazarlıklara tanık olabiliriz. Bu pazarlıkları yürüten ve yürütecek Davutoğlu ile Mutteki’nin hangi ipler üzerinde yürüyeceğini tahmin etmek zor değil: Kürtler, enerji alışverişi, AB’yle ilişkilerde koz…
Ancak Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun kalabalık medya eşliğinde ülke ülke dolaşması fiyaskoyla sonuçlanıyor. Fiyaskonun temel nedeni, süreci idrak edemeyenlerin baz aldıkları bayatlamış statüko.
Davutoğlu ve hükümetinin statükoyu alaşağı etmek yerine makyajlamaktan öte niyetinin olmaması sürecin hızına ket vuruyor. Farklılıkları, özgürlükleri rehin tutarak ince asimilasyon metotlarına yaslanmış dar anlayışları üstünde inşa edilmiş hegemonya istemeleri yalpalama sonucunu doğuruyor.
Başbakan Erdoğan İran’la ticareti ve enerji alışverişini azamileştirmek için çabalarken Ahmedinejad-Hamaney yönetimini kızdırmamaya çalışıyor. AKP ABD ile sıkı-fıkı olmalarından kaynaklı ikilemlerini de gizleyemiyor.

İklim oluşturma:

Erdoğan, Tahran’ı ürkütmemeye çalışırken, kamuoyunu İran konusunda ABD’yle paralel hareket etme iklimine de hazırlıyor. Ocak ayında Moskova Devlet Üniversitesi’nde yaptığı konuşma, Şubat ayında İspanya’da yaptığı açıklama bu yönlü. İşte Moskova’daki konuşmasından bir kesit: ”Biz bölgemizde doğrusu nükleer silah istemiyoruz, arzu etmiyoruz, ama bir ülkeden nükleer silah istememe arzusu ortaya konulurken, aynı bölgede bir başka ülkede nükleer silah olursa bu adil bir yaklaşım tarzı olmaz.”
Şimdi de 23 Şubat’ta İspanya ziyareti sırasında El Pais gazetesine verdiği mülakata bakalım: ‘İran bize en çok gaz satan ikinci ülke. Stratejik bir ilişkimiz var. Hiç kimse müzakere masasından kalkmamalı. Diplomasi sonuna kadar gitmeli… İran’ın sivil amaçlı nükleer enerji geliştirebileceğini düşünüyoruz. ABD de bunu düşünüyor. Ancak nükleer programı, askeri amaçlara doğru bir gelişme gösterirse, o zaman buna izin veremeyiz çünkü nükleer silahları olan komşular istemiyoruz. Bunu, İranlı dostlarımıza birçok defa söyledik.’
Yani bugünkü İran’dan yana ağırlığı fazla olan politikadan çark durumu olursa ‘biz daha önce çekincelerimizi ortaya koymuştuk. ‘Askeri amaç’ şerhimizi düşüyorduk. Şimdi süreç askeri boyuta geldi’ derlerse şaşırtıcı olmayacak.

Oyun rengi:

Askeri seçenek öncesi yakın gelecekte bir sert yaptırım durumu söz konusu. İran’la ilgili yeni yaptırım kararının BMGK’ye gelmesi Türkiye’yi sıcak tartışma merkezlerinden biri yapacak. Geçici üyeler arasında yer alan Ankara tasarıya ‘hayır’ diyebilir mi?
Bunu şöyle yanıtlayabiliriz: Washington, AKP Hükümetinin yürüttüğü trenin sinyalizasyon sistemini tamamen ele geçirmiş durumda. Güzergahındaki sinyallerle oynaması durumunda direksiyondaki Erdoğan’ın treni devireceğini rol dağılımlarıyla, dolaylı müdahaleleriyle gösteriyor.
Ergenekon davsından sonra emekli kuvvet komutanlarına ve muvazzaf subaylara yönelik ‘Balyoz’ ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Philip Crowley’in destek açıklaması bu çerçevede. Yani uluslararası hale dönüşmüş konularda karar süreci kritik aşamaya geldiğinde ‘ters tarafta durmamak’ içindir bu destek. Dolayısıyla AKP yaptırım tasarısı BMGK’ye gelirse ‘hayır’ oyu kullanamayacak.

M. ALİ ÇELEBİ

memalicelebi@hotmail.com

Reklamlar