Yalçın Akdoğan’ın şifreleri

BAKI GUL
AKP’nin Kürt politikası üzerinde son iki yıldır önemli bir tartışma yürütülüyor. Bu politikayı oluşturanlar Türkiye’nin kabuk değiştirdiği ve Kürt meselesinde tarz-ı siyaset değişikliği yaptığını iddia ediyorlar. Bu değişikliğin ise Kürt meselesini çözüme götürdüğüne Kürtleri de Türkleri de ikna etmeye çalışıyorlar. Kürt meselesine biraz yabancı, TC devletinin iktidar koltuklarında ise biraz acemi olan AKP yanlılarının bu politikalara yatması kısmen anlaşılır ama Kürtleri ve Kürt siyasal hareketlerini de kendilerine inandırmaya çalışmaları hiç ama hiç inandırıcı değil. En azından Kürdistan dağlarında mücadele yürüten PKK gerillaları ve yöneticileri ile konuşulduğunda bu durum açıklıkla gözlemlenebiliyor. PKK’liler AKP’ye verilen bu rolün farkında: “AKP de siyasi soykırımı sürdürerek bu rolünü yerine getiriyor. Kürt halkının onlarca yıldır ortaya çıkardığı siyasi birikimi ve var oluş mücadelesini ortadan kaldırma saldırısı yürütüyor. Eskiler beceriksizdi, yanlış yöntem kullandı bu nedenle sonuç alınamadı; benim yöntemlerim sonuç alacak, diyor. İşte AKP budur.” 

AKP’nin Kürt politikasının en yaman savunucusu Yalçın Akdoğan. Öylesine savunuyor ki, AKP’ye gelen her eleştiriye kendince yanıt veriyor, gerekçeler ortaya koyuyor. Yeni Şafak, Zaman, Star gibi gazetelerde yazılar yazıyor. Nadiren de olsa çıktığı tv programlarında AKP’yi savunan yorumlar yapıyor. Yazıp konuşurken de Kürt kamuoyunun siyaset ve kanaat önderlerinin açıklamalarını yakınen takip ediyor. PKK’ye, KCK’ye, kapatılmadan önce DTP’ye, Mecliste yeni grup oluşturan BDP’ye, aydınlara, liberal muhaliflere bu da yetmezmiş gibi tek tek Kürt milletvekillerine ve belediye başkanlarına akıl veriyor, uyarıyor. Akdoğan bunları yaparken “kahramanlığını anlatırken hırsızlığını ele veren” biri gibi. Böyle olduğunun farkında mı bilinmez ama Kürdistan dağlarından Akdoğan’ın ve benzerlerinin yazdığı yazıları okuyanlar; bu yazılar içindeki “Kürtlere karşı özel savaş şifrelerini” gerçekten iyi çözümlüyorlar. PKK yetkilileri “Kürdistarda sömürgeciliğin temel dayanakları ortadan kalktı, tek dayanağı din olarak kısmen etkisini sürdürüyor. AKP ve Gülen Cemaati bu nedenle devletle uzlaştı” derken AKP’ye yüklenilen misyona dikkat çekiyorlar.

İşte Erdoğan’ın bu nedenle Kürt meselesindeki “akıl hocalarından” olan siyaset bilimci Akdoğan’ın AKP’yi “bütünlüklü” olarak savunmasını insan bir yere kadar anlamlı karşılayabilir. Ne de olsa AKP’nin ideolojik kimliğinin oluşması ve kurumsallaşmasında AKP’nin Genel Başkanı’ndan daha fazla “emeği” var. 

AKP ve devlet cephesinden Kürtlere karşı yapılan ve söylenen her sözün, her eylemin ve yürütülen politikanın doğru olduğunu düşünmek, buna karşı geliştirilen eleştirileri ise yanlış sayıp reddetmek sanırım pek doğru değil. Doğru değil çünkü, Türkiye Cumhuriyeti’nin sorunları doğuran ve sürdüren maddi zeminini temel değişime tabi tutmadan, bu zemin üzerinde yapılacak her reform ve düzeltme girişimi sadece devletin resmi politikalarını güçlendirir. Ki bu da klasik devlet politikalarının geçersizliğini görüp, ortaya çıkan gelişmelere devleti uyarlama projesidir. Bu uyarlama sürecinde yapıldığı iddia edilen “demokratikleşme, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi çabaları” adı altında gerçekleştirilen Kürt politikası, Alevi Çalıştayları, Roman Çalıştayları gibi girişimleri özel savaş politikalarının yeni sac ayaklarını oluşturmaktır. Ki bu politikalar öyle Akdoğan’ın söylediği gibi de bağımsız kurullar oluşturularak yapılmıyor. Aksine devletin kapalı kapıları ardında MGK, MİT, Cumhurbaşkanlığı, Emniyet Teşkilatı, bazı akademisyenler, devlet güdümlü strateji kuruluşları çalışanları, “bazı medya kuruluşları” ve AKP Hükümetinden oluşan Özel Savaş Dairesinin yeni bileşenleri tarafından planlanıyor. Sadece bu bileşen değil tabii ki. CHP ve MHP’ye de roller biçilerek oluşturulan “devlet politikası” başta Cumhurbaşkanı olmak üzere diğer devlet kuruluşları aracılığı ile yürürlüğe konuluyor. 

Zaten Yalçın Akdoğan bunu açıkça da şu cümlelerle yazmıştır: “TSK, hükümetin de paylaştığı bir kısım hassasiyetleri ortaya koyarak bir duruş sergilemiştir. Bu duruş, kanaatimce sürece karşı olmak, hükümetin ulaşmak istediği hedefi paylaşmamak anlamına gelmemektedir.” Bir kere oluşturulan başta Kürt ve Alevi Politikasını anlamak için bunu iyi görmek gerekli. Tabii ki bu durum sadece TC’nin kendi isteği ile olmuyor. Bölgesel ve küresel güç dengelerinin de bu politikanın oluşturmasında önemli katkıları var. Bu nedenle Akdoğan, AKP’nin politikalarını “demokrasi ve temel hakların geliştirilmesi” zemininde Kürtler ve Aleviler başta olmak üzere kamuoyuna yutturmaya çalışması zordur.

Akdoğan ve benzerleri bir yandan diyorlar ki AKP’nin bu politikaları “radikal girişimlerdir ve bazı çevreleri rahatsız ediyor.” Diğer taraftan da diyorlar ki “Hükümetin devletin ilgili kurumlarıyla koordinasyon halinde bu çalışmayı yürütmesi, işin doğası gereğidir.” “AKP ve ordu arasındaki uzlaşmayı” gizlemek için de “tedavülden kalkmış darbe planları, kozmik odada gizlenen plan ve operasyonlar” ile “çelişkili gibi” görünüyorlar. 

Bir yandan “AKP millet tarafından seçilmiş yüzde ellilere yakın oy almış bir partidir” deniliyor, diğer taraftan da seçilmiş Kürt milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılıyor, belediye başkanları, meclis üyeleri, parti yöneticileri, kadınlar, çocuklar tutuklanıyor, Meclis’te grubu olan siyasi parti kapatılıyor. Ve bu durumu da Yalçın Akdoğan şöyle izah ediyor: “İllegal yapılanmalardan güç devşirmeye çalışan, tehdit ve şantaj yöntemlerini kullanarak şehirlerde taban bulmaya çalışan bir hareketin demokrasiyle de, hukukla da bir ilişkisi olamaz. Bunu siyaset kanallarını kapatmak olarak algılamak yerine, siyasi kanalların silahlı kanallara yönelmemesini kabullenmek gerekiyor. Siyasal mücadele, silahlı yöntemleri, illegal faaliyetleri, karanlık ve karmaşık ilişkileri kaldırmaz.” 

Öylesine maniplasyon varki bu satırlarda, sanki DTP grubu, DTP’nin eski eşbaşkanları Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk ile seçilen belediye başkanları silahlı yöntemler kullanmış ve çalışmaları illegalmiş… Kaldı ki AKP’nin Anayasa Mahkemesi’ndeki davası dosyasında da AKP’liler için benzer iddialar var. Ama AKP devlet olunca, DTP ise muhalefet ise durum farklılaşabiliyor. 

Akdoğan ve benzerleri, AKP’nin Kürt politikasını Kürtleri AKP’lileştirme, bunu başaramazsa da Kürtleri tasfiye etmek olduğunu da doğru bulmuyor. Kaldı ki bu sözleri sadece Kütler demiyor ki, liberal çevreler, AKP’ye yakın akademisyenler bile söylüyor. Prof. Dr Mustafa Erdoğan Neşe Düzel’e konuşurken bunu açıkça söylemiş ve bu politikanın etik olmadığını da ifade etmişti. 

Kürt siyasetçilerin ve siyasi partilerin bunu böyle ifade etmesi çok mu yanlış. Bu kadar tutuklamanın, askeri operasyon hazırlıkları ve girişimler ile eşgüdümlü politikaların yürütülmesinin başka anlamı olabilir mi? Hal böyle iken PKK’yi ve Kürtleri siyasal alanda meşruiyetlerini zorlayacak argümanlarla kriminalize edip ortamı bulanıklaştırmaya çalışan AKP’yi ve onun kanaat oluşturan şahsiyetlerinin yazıp çizdiklerini iyi bir süzgeçten geçirmek gerekli. 

Yani Kürtlerin, Türk devletinin temsilcilerinin –özel olarak da AKP’nin- ABD, Irak, İran, Suriye ve bazı Kürt çevreleri ile yapılan görüşmelerde “hepsini öldürmekle ve tutuklamakla çözülmez” sözünü Kürtler “iyi niyet ve çözüm politikası” olarak mı görmeli! Oysa Kürt siyasal yapıları ve politikleşmiş Kürt toplumu bu görüşmelerin/pazarlıkların ve girişimlerin hangi manaya geldiğini gayet iyi analiz edebiliyor. Olumluya gidebilecek ve sorunun çözümünde samimiyeti geliştirecek adımların –Barış grupları, barış ve çözüm üretme siyasetinin temsilcileri” durdurmanın oynanmak istenen oyunun kurallarını/hesaplarını ortaya çıkarmıştır. 

AKP’nin Kürtler üzerinde yürütmek istediği politikanın Türk devletinin yeni özel savaş politikası olarak değil de Türkiye’nin demokratikleşme çabası olarak göstermeye çalışmak hakikaten inanılması zor bir durum. AKP’nin sahneye koyduğu Kürt oyununu analiz eden PKK yetkilileri şöyle diyor: “AKP hükümeti bu işi ancak ben yaparım, benim yöntemlerim dışında kimse Kürtleri Türkleştiremez diyor. Kültürel alanda bazı yumuşatmalar yaparak ve Kürt halkının dinini istismar ederek zaman içinde Kürtlüğü yok ederim diyor. Zaten devlet AKP’ye bu rolü vermiştir.”

Şimdi bu olan bitenin farkında olan Kürtlere, AKP’nin yeni özel savaş politikasını çözüm olarak satmaya çalışmak siyasal etik ve demokrasi değerleri ile bağdaşabilir mi? Ya da devletin içindeki iktidarı paylaşma çelişkisi AKP demokrat, askeri de değişime razı bir hale gelmiş olduğunu mu gösteriyor. Mesele öyle basit değil. Kürt meselesi seksen yıllık Cumhuriyetin demokrat, vatanın ortak, ulusun ise çoğulcu olma özelliği olmadığını açıkça göstermiştir. Hele PKK hareteti 1970’lerin ikinci yarısından bu yana bütün zulüm ve baskı politikalarına karşı direnek düzinelerce hükümet kabinesi yirmiye yakın genelkurmay başkanı, çok sayıda askeri darbe ve darbe girişimini boşa çıkarmıştır. Şimdi AKP ve onun çok bilmişlerinin vereceği fikir ve zikri ise daha önce Kürtlere satmaya çalışan çok sayıda devletin sağ ve sol siyasetçileri vardı. Şimdi onların esameleri okunmuyor siyasetin sağında ve solunda…

Reklamlar