Kürtler muhatabını arıyor

KONGRA GEL Başkanlık Divanı- KCK Yürütme Konseyi, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için 2 Şubat 2010 tarihinde Demokratik Çözüm ve Barış Deklarasyonu yayımladı. Kürt Özgürlük Hareketi, sorunun demokratik çözümüne ilişkin defalarca yol haritası, deklarasyon ve tek taraflı ateşkesler ilan etti. Türk devletinin her defasında verdiği cevap inkar ve imha oldu. Kürt Özgürlük Hareketi’nin çözüm deklarasyonları yayınladığı ve tek taraflı ateşkes ilan dönemlerinde bile gerillalara karşı imha operasyonlarına hız vererek, çok sayıda gerillanın yaşamını yitirmesine neden oldu. Türk devleti, gerillalara karşı bombalar yağdırmayı, kimyasal silahlar kullanmayı, katliamları ve imhayı tek seçenek olarak gördü. 
Devlet, Kürt halkını da sindirmek için her yolu denedi. Binlerce Kürt tutuklanırken, on binlercesi gözaltına alındı. Özgürlük ve demokrasi talebiyle sokaklara dökülen Kürtlere gaz bombaları, coplarla ve panzerlerle saldırmayı reva gördü. Kürt çocuklar bile potansiyel suçlu görülerek öldürülesiye dövüldü, onlarca yıl hapis cezasına mahkum edildi. En meşru demokratik gösterilerde bile birçok genç ve çocuk öldürüldü. Bu bile Türk devletinin Kürt sorununa yaklaşımını net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Yıllardır Kürtlerin özgürlük mücadelesini tasfiye etmeyi amaçlayan devlet, bunu AKP Hükümeti ile zirveye çıkardı. Kürtleri tasfiye konusunda her yolu mubah gören AKP, Kürtlerin mücadelesi sonucu iflas eden özel savaş yöntemlerini yenilerek imha politikalarını sürdürdü. Başbakan Recep T. Erdoğan’ın, “kadın da olsa, çocuk fa olsa güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacaktır” sözü bile Kürt sorununda izlenen yol ve yöntemin ne olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. 

Kürtler ise büyük bir direniş ve mücadele yürüterek özgürlük ve demokrasi mücadelesindeki ısrarlı yürüyüşünü sürdürüyor. Tüm tasfiye ve imha saldırıları karşısında tüm varlığıyla büyük bir direniş gösteren Kürt Özgürlük hareketi, barış için attığı adımlarla da çözüm konusundaki samimiyetini ortaya koymaktadır. 

En son kamuoyuna deklare ettiği Demokratik Çözüm ve Barış Deklarasyonu da kimin barış, kimin savaş istediğini net bir biçimde ortaya koymaktadır.

BARIŞ PROJESİ 

PKK, Abdullah Öcalan’ın uluslararası bir komplo ile yakalanmasının ardından yaptığı 7. Olağanüstü Kongresi’nde Kürt sorununun demokratik çözümü için Barış Projesi hazırladı. 20 Ocak 2000 tarihinde yayımlanan projede, “Olağanüstü 7. Kongremiz Başkan Apo’nun İmralı Savunmalarıyla başlattığı barış sürecini derinleştirmek için programında stratejik düzeyde değişikliğe gitmiş, Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde Kürt sorununun çözülmesi için kapsamlı bir barış projesini yaşama geçirme kararını almıştır. Şimdiye kadar barışçıl ve demokratik bir çözüm için attığı tek taraflı adımlarla küçümsenmeyecek sonuçlar ortaya çıkartan PKK, bundan sonra da barış sürecini geliştirmek ve derinleştirmek için üzerine düşen sorumluluğu büyük bir cesaret ve kararlılıkla yerine getirmeye devam edecektir. Dili ve üslubundan çalışma tarzına kadar sürecin doğasına uygun bir tutumu gösterecek, içten ve dıştan gelecek tahriklere kapılmadan başlattığı sürecin başarısı için çalışacaktır” denildi. 

ACİL EYLEM PLANI

PKK, 11 Eylül 2000 tarihinde yeniden “Ulusal Barış ve Demokrasi Projesi” yayınlayarak Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünde ısrarlı olduğunu bir kez daha gösterdi. Projede çözümün yol ve yöntemleri, Kürt ulusal barışının gerçekleştirilmesi, Kürt ulusal demokrasisinin yaratılıp geliştirilmesi, egemen ülke toplumları ve devletlerle ilişkilerin doğru düzenlenmesi, uluslararası ilişkilerin düzeltilmesi ve geliştirilmesi, ulusal birliğin geliştirilmesi ve çatışma konumunun sona erdirilmesi için alınması gereken acil önlemler başlıkları altında kamuoyuna deklere edildi.

BİR EYLEM PLANI DAHA 

Kürt Özgürlük Hareketi, Demokratikleşme ve Barış İçin Acil Eylem Planı’nı 4 Kasım 2000 tarihinde yayınladı. Eylem planında, “Partimiz, 15 yıldır süren savaşın yarattığı sonuçların hem Kürt halkı, hem de Türkiye açısından sorunun çözümünü olanaklı ve kaçınılmaz hale getirdiğini düşünerek savaşı durdurmuş ve demokratik siyasal çözüm sürecini başlatmıştır. Türkiye’nin on yıllardır yaşadığı ekonomik, siyasal ve sosyal gelişmelerle sancılı siyasal tarihinin ortaya çıkardığı tecrübeler, 21. yüzyılda demokratik değişim ve dönüşümü zorunlu kılmaktadır. Gelinen aşamada devletin kendisini bu değişim ve dönüşüm ihtiyacı ve zorunluluğunun dışında tutması mümkün değildir. Partimiz savaşı durdurup Barış ve Demokrasi Projesi’yle Kürt sorununda demokratik siyasal çözüme yönelirken, aynı zamanda Türkiye’nin bu değişim ihtiyacını görerek demokratik çözüm siyasetine yönelmesini kolaylaştırmayı da amaçlamıştır” denildi.

Eylem Planı’nda devamla şu görüşlere yer verildi: “Partimizin savaşı durdurarak ortaya çıkardığı yumuşama zemini ve Barış Projemizin gerçekçi ve çözümleyici yaklaşımı doğru değerlendirilememiş, Türkiye için altın değerindeki önemli bir zaman dilimi kaybedilmiştir. 

Partimiz, demokratikleşme ve Kürt sorunu konusunda çok makul yaklaşımlar göstermesine ve zorlayıcı olacak tutumlardan ısrarla kaçınmasına rağmen, Türk devleti PKK’nin tasfiyesine dayalı eski politikalarından vazgeçmemiştir. Partimiz, Türkiye tarafından barış ve demokratikleşme yönünde geliştirilecek her adıma olumlu cevap verecek bir pozisyonda bulunurken, Türkiye aksi bir yaklaşımla PKK’nin varlığını tehdit olarak görmeye devam etmiştir. Proje çerçevesinde taraflara düşen görevleri 31 madde altında dile getirmesine ve üzerine düşen görevleri yerine getirmeyi taahhüt etmesine rağmen Türk devleti bu projeyi de görmezden gelerek imha ve inkar politikasını sürdürmeye devam etmiştir.”

ÇÖZÜM BİLDİRGESİ

Gerilla güçlerini sınır dışına çekerek silahlı mücadeleyi durduran Kürt Özgürlük Hareketi, Acil Çözüm Projesi yayınlayarak Türk devletinin atması gereken adımların ne olduğunu açıkladı. 22 Kasım 2002 tarihinde açıklanan bildirgede çözüm için öne sürülen taleplerden bazıları şu şekilde sıralandı: 

“Barışın ve demokratikleşmenin teminatı Genel Başkanımız Abdullah Öcalan’ın yaşam ve ilişkilenme koşulları acilen düzeltilmelidir. Başkanımız üzerindeki ağır tecrit koşulları kaldırılmalıdır. Ya güvenliği tam başka bir cezaevine sevk edilmeli ya da birkaç siyasi hükümlü yanına getirilmelidir. Tv, radyo, yazılı basın ve kitaplardan hiçbir kısıtlanma olmadan yararlanmalıdır. Sağlık ve beslenme imkanları ihtiyaca cevap verecek biçimde karşılanmalı, bu konuda avukatları ve ailesi tarafından verilecek desteklere engel çıkarılmamalıdır. Savunmalarının ve yazdığı makalelerin basılması, yayınlanması önüne engeller konulmamalı, düşüncelerinin kamuoyuna yansıtılması yönündeki engeller kaldırılmalıdır. Başkan Apo’nun özgürlüğü ve tüm siyasal hükümlülerin affı ve demokratik siyasal yaşama katılmaları için gereken yasalar çıkarılarak demokratikleşmenin gerekleri yerine getirilmelidir. Kanayan yara ve insanlık trajedisi haline gelen F- tipi cezaevlerinden derhal vazgeçilmeli, insani sosyal ve kültürel ihtiyaçları karşılayan bir sisteme geçilmelidir. Gerilla ve siyasal sürgünlerin ülkelerine dönerek demokratik siyasal yaşama katılmaları için de gereken yasalar çıkarılmalıdır.” 

ÇIKMAZDAN ÇIKIŞ

KADEK Yönetim Kurulu, 15 Nisan 2003 tarihinde Türkiye İçin Çıkmazdan Çıkış Bildirgesi’ni açıkladı. “Kürt sorununda çözüm inkarcı politikaların aşılmasına bağlıdır” belirlenmesini yapan KADEK Yönetim Kurulu, “Demokratik Toplum Koordinasyonu Türkiye’nin çıkmazda olduğu bir dönemde yapacağı çalışmalarla demokratikleşme sürecini hızlandırarak tarihsel bir rol oynayabilecektir. Kürt ve Türk halklarının vicdanı ve özlemlerinin ifadesi olan aydın ve sanatçılar bu rolün yerine getirilmesinde etkin yer alabilirler. Bu çevrelerin yüksek düzeyde katılımı Kürt ve Türk halkı arasındaki barışı ve birliği sağlamada ortak duyguları güçlendirir. Bu temelde tüm demokratik güçleri böyle bir Demokratik Toplum Koordinasyonu’nu oluşturmaya, Türk ve Kürt halkını da bu koordinasyona güç vererek Demokratik Türkiye Özgür Kürdistan yaratma mücadelesine katkı sunmaya çağırıyoruz” dedi.

ÇÖZÜM İÇİN YOL HARİTASI

KADEK, Barış ve Demokratik Çözüm İçin Yol Haritası’nı kamuoyuna deklere etti. 20.01.2000’de Barış Projesi, 04.11.2000’de Demokrasi ve Barış için Acil Eylem Planı, 19.06.2001’de yeni bir savaşın gündemleşmemesi ve çözüm sürecinin gelişmesi için acil taleplerimiz, 22.11.2002’de Acil Çözüm Bildirgesi ve 2000’in başında ve 2002’nin sonunda olmak üzere iki defa Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve tüm siyasal partilere Kürt sorununun çözümü konusunda düşüncelerini ortaya koyan mektuplar gönderdiklerini belirtti. Yol Haritası’nda, Türk devletinin bu projelere cevabının baskıları giderek daha da arttırmak ve askeri operasyonları süreklileştirmek olduğu kaydedildi.

KADEK Yönetim Kurulu’nun 2 Ağustos 2003 tarihinde yayınladığı Yol Haritası’nda Üç aşamalı bir çözüm önerisine yer verildi. “Birinci aşamada ateşkesi çift taraflı hale getirecek adımlar süreci olmalıdır” diyen KADEK, diğer aşamalara ilişkin de şunları dile getirdi. “İkinci aşamada, çözümün pratik adımları olacak güven arttırıcı tedbirler geliştirilmelidir. Üçüncü aşamada tam demokratikleşme ve Kürt sorununun demokratik olarak çözüldüğü ve barışın sağlandığı aşamadır.”

KADEK, Yol Haritası’nın uygulanmasında çeşitli ülkelere ve kurumlara düşen görevler olduğunu söyledi. Yol Haritası’nda bunları “Avrupa Birliği için; ABD için; başta İran ve Suriye olmak üzere bölge devletlerinin üstüne düşen görevler, Güney Kürdistanlı Kürt Siyasal Güçlerin Üzerine Düşen Görevler ve Türkiye’deki Demokrasi Güçleri ve Basına Düşen Görevler” başlıkları altında sıraladı.

KALICI BARIŞ İÇİN YOL HARİTASI

KONGRA GEL Yürütme Konseyi Demokratik Birlik ve Kalıcı Barışın Yol Haritası’nı 4 Eylül 2004 tarihinde açıkladı. Üç aşamalı bir çözümün öngörüldüğü Yol Haritası’nda, “Türkiye’nin yaşadığı ağır sorunlar ve bölgedeki gelişmeler dikkate alındığında üç aşamada sorunu çözüme götürecek bu yol haritasının uygulanmasını gerekli görüyoruz. 2004 yılı sonunda Türkiye’nin Avrupa Birliği ile müzakerelere başlama ihtimali de var olduğundan, böyle bir yol haritasının hemen uygulamaya sokulması Türkiye’nin Avrupa Birliğine girmesini kolaylaştıracak ve bu sürece güç katacaktır.

Çözüm için böyle bir yol haritasının uygulama koşulları bugün en elverişli durumdadır. Çözümsüzlük politikası her gün çatışmanın şiddetini daha da artıran bir etki yapmaktadır. Bu durum önü alınmazsa, çözümün belirsiz bir zamana ertelendiği bir sürece girilecek, çatışmalar önü alınamaz biçimde şiddetlenecektir. Ortaya koyduğumuz yol haritası bu kötü gidişata müdahale olarak görülmelidir. 

Bu Yol Haritasının gerçekleşerek barışın sağlanması, Türkiye ve Kürtlere çok şey kazandıracaktır. Bu nedenle iyi niyetle ve halklarımıza karşı duyduğumuz sorumluluğumuz gereği hazırladığımız bu projeye olumlu yaklaşıp, sahiplenilerek Türkiye’de ve Ortadoğu’da yeni bir çağ başlatılmasını bekliyoruz. Olumlu yaklaşıldığında başta Türkiye Kürtleri olmak üzere Tüm Kürtler, Türkiye’nin sarsılmaz stratejik ittifakı ve parçası olacaklardır. Böyle bir Türkiye’ye hizmet etmek bizim için de onur ve gurur kaynağı olacaktır” denildi.

DEMOKRATİK BİRLİK VE BARIŞ PROJESİ

KONGRA GEL Başkanlık Divanı ve Yürütme Konseyi, Kürt sorununda barışçıl ve demokratik bir çözüm için 12 Kasım 2004 tarihinde bir kez daha Demokratik Birlik ve Kalıcı Barış Projesi yayınladı. Projede yapılması gereken bazı maddeler şu biçimde sıralandı: “Kürt olgusu Türkiye’nin demokratik birliği ve demokratikleşmesinin temel öğesi olarak ele alınmalıdır. Kürt kimliği anayasal ve yasal güvenceye kavuşturularak, Kürt halkı demokratik cumhuriyetin asli kurucu anayasal vatandaşları olarak kabul edilmelidir. Kürtler, Türkiye ulusu üst kimliği içinde kendi dil, kültür ve kimliklerini özgürce geliştirebilmelidir. Kürtlerin laik, demokratik, sosyal hukuk devleti olan cumhuriyete bu biçimde katılmalarıyla Türkiye gerçek anlamda Türklerin ve Kürtlerin ortak vatanı haline gelecektir. Kürt halkı ve demokratik kurumları, Demokratik Cumhuriyete karşı her türlü sorumluluklarını yerine getirecek görevlerle yükümlü olacaktır. Türkçenin resmi dil olması yanında diğer diller, kültürler anayasal güvenceye kavuşturulmalı, gelişmeleri önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır. Radyo, TV yayını ve yazılı basın üzerinde hiçbir kısıtlama yapılmamalı, Türkçe radyo, TV hangi hukuki kurallara bağlıysa, Kürtçe ve diğer dillerdeki yayınlar da aynı prosedüre bağlı olarak faaliyet yürütmelidir. Kültürel faaliyetler için de aynı hukuki kurallar ve prosedür işletilmelidir. Kürtçe eğitim dili olarak kullanılmalıdır.

Köylerinden zorla göç ettirilenlerin köye dönüşleri sağlanmalı; Bunun için köylerini yeniden inşa etmeleri ve üretime geçmeleri için idari, hukuksal ve ekonomik destek sunulmalıdır. 

Bir ‘Toplumsal Barış ve Demokratik Katılım Yasası’ çıkarılmalıdır. Bu yasayla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan`in, gerillanın, cezaevlerindekilerin ve yurt dışındakilerin hiçbir kayıt konmadan, demokratik siyasal yaşama katılmaları sağlanmalıdır. Bunun için tüm siyasal, sosyal ve medeni hakları iade edilmelidir. Böyle bir yasa ile Türk ve Kürt toplumu geçmişte yaşananlarla ilgili olarak karşılıklı birbirini affetmeli ve gerçek bir toplumsal uzlaşmanın barış ve kardeşliğin temeli güçlü bir biçimde atılmalıdır. Cenevre Sözleşmesine uymayan savaş suçlarının araştırılıp, suçluların cezalandırılması, savaş döneminin açtığı derin yaraların ve yaşanan travmaların giderilmesi açısından gereklidir.”

“Kürt halkı, Türkiye’nin AB’ye alınmasına karşı değildir” denilen bildirgede, “ancak Avrupa’nın Kürt kimliğini, dilini ve kültürünü yasal güvenceye kavuşturmayan bir Türkiye’yi siyasi kriterleri yerine getirmiş gibi gören bir yaklaşım içine girmesi kabul edilemez. Kürt halkının özgürlük mücadelesi, çözümün olmadığı koşullarda meşruiyetini sürdüreceğinden, doğal olarak AB ile Kürt halkı karşı karşıya gelecektir. Bu nedenle AB ile müzakerelerin başlayacağı dönemde sunduğumuz bu barış projemize, Avrupa’nın göstereceği yaklaşım önem taşımaktadır.” ifadelerine yer verildi” diye belirtildi.

2006 PROJESİ

“Kürt kimliği, kültürü ve dili üzerindeki baskı ve yasaklar kaldırılmadan, barışçıl ve demokratik bir çözüm geliştirilmeden Ortadoğu’da kalıcı barışı ve çağdaş bir düzeyi yakalamak olanaksızdır” diyen KONGRA-GEL Başkanlık Divanı ve KKK Yürütme Konseyi, 15 Ocak 2006 tarihinde Türkiye’de Kürt Sorununa Demokratik Çözüm İçin Barış Projesi yayımladı. 

Projede, “sorunun çözümüne yönelik adımların atılması ve çözüm projelerinin tartışılıp pratikleşebilmesi açısından öncelikle çift taraflı bir ateşkesin sağlanması şarttır… Kalıcı barış tercihi gelişirse, Kürt sorunu kaygı yaratan bir olgu olmaktan çıkacak, Türkiye ve bölgede barışı, demokrasiyi ve istikrarı güçlendirecek bir etkene dönüşecektir. Bölgede kördüğüme dönüşen halklar ve dinler arası çelişki ve çatışmaların aşılmasında demokratik konfederal sistem en geçerli sistem olacaktır. Konfederal sisteme dayanan Kürtler, bölgedeki çelişkilerin çözülmesinde ve halklar arası barış, kardeşlik, birlik ve bütünlüğün gelişmesinde önemli bir katalizör rolü oynayacaklardır. Türkiye, bölgede demokratik değişimin gelişmesinde engel değil; etkin bir konuma gelecek, bölgemiz çağdışı çatışmalı ve sorunlu durumunu hızla aşma sürecine girecektir. İnkâr ve imha yaklaşımından uzaklaşmak, Türkiye ve tüm çağdaş güçleri böyle bir geleceği kazanmaya götürecektir. Bu nedenle bu projeye olumlu yaklaşılıp, sahiplenilerek Türkiye’de ve Ortadoğu’da yeni bir dönemin başlatılmasının gereğine inanıyoruz. Olumlu yaklaşıldığında başta Türkiye Kürtleri olmak üzere tüm Kürtler, demokratik Ortadoğu’nun sarsılmaz stratejik ittifakı ve parçası olacaklardır” denildi.

DEMOKRATİK ÇÖZÜM DEKLARASYONU

KKK Yürütme Konseyi, 20 Ağustos 2006 tarihinde Kürt Sorununda Demokratik Çözüm Deklarasyonu’nu kamuoyuna deklere etti. Deklarasyonda, “Türk devleti, Kürt Özgürlük Hareketi karşıtı diplomatik ilişkiler yürütme, taviz üzerine taviz verme yerine, Kürt halkının ve Önderliği’nin çağrılarına kulak vermesi halinde, sorun daha kısa sürede çözülebilecek bir durumdadır” denildi.

Deklarasyonda devamla şu ifadeler yer aldı: “Sunduğumuz proje olabilecek en makul şartları içeren bir proje olup, herkesin ortak çıkarlarını ifade etmektedir. Aslında inkâr, imha ve şoven gözlükler bir tarafa bırakılırsa böyle bir çözümün herkesten çok Türkiye’nin yararına olacağı görülecektir. Biz bu temelde Kürt, Türk, Arap ve tüm bölge halklarının kardeşliği çerçevesinde adil, demokratik bir düzen içinde tüm sorunların diyalogla ve barışçıl yöntemlerle çözümünden yanayız. Biz sorunları çözmede silahı bir yöntem olarak kullanma anlayışında değiliz. Ancak insan onuru, haysiyeti ve temel insani değerlerin çiğnendiği ve bunları savunmak için başka bir yolun bırakılmadığı bir yerde, BM’nin de kabul ettiği uluslar arası yasalara uygun olarak meşru savunma anlayışı çerçevesinde silahlı dâhil, her türlü direniş biçimini meşru ve yasal bir hak olarak görüyoruz. Bunun dışındaki tüm silahlı şiddet biçimlerini terör olarak değerlendiriyor ve kınıyoruz. Hareket olarak doğru çözümün Türkiye sınırları içinde demokratik özerklikle olduğunu bir kez daha vurguluyor; Türkiye’nin birliği içinde gerçekleşen çözümün başta Kürtler olmak üzere, bölge halklarının yararına olacağına inanıyoruz. Yeniden uluslar arası ve bölgesel tüm siyasi güçleri ve demokratik çevreleri başlattığımız demokratik çözüm sürecinin başarısı için çaba göstermeye ve Türkiye’nin siyasi sınırları içerisinde Kürt sorununun demokratik çözümüne destek vermeye çağırıyoruz. “

KKK’DEN AÇIKLAMA

KKK Yürütme Konseyi Başkanlığı, 30 Eylül tarihinde Basına Ve Kamuoyuna başlıklı bir açıklama yaptı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 7 Eylül 2006 tarihinde Kürt Özgürlük Hareketi’ne yaptığı ateşkes çağrısına olumlu cevap verdi. KKK, bu konuda aldığı kararları şu şekilde açıkladı: “1 Ekim 2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bir ateşkes sürecinin ilan edilmesi karar altına alınmıştır. Atılacak adımlara ve yaşanacak gelişmelere bağlı olarak bu ateşkes süreci devam edecektir. Güçlerimizin üzerine imha amaçlı gelinmedikçe kesinlikle silah kullanılmayacaktır. Ama imha amaçlı saldırı yapılması durumunda güçlerimiz kendilerini her biçimde savunacaklardır. Bu süreç boyunca HPG güçlerinin lojistik ihtiyaçları ve tedbir amaçlı doğal hareketlilikleri dışında askeri amaçlı herhangi bir hareketliliği olmayacaktır. 

Bu karara göre HPG Komuta Konseyi tüm güçlerinin mevcut eylemsel pozisyonunu, hareket tarzını ve planlamalarını ateşkes durumuna göre yeniden düzenleyecektir. Kürdistan Demokrasi ve Özgürlük Hareketi’nin ideolojik, siyasal, örgütsel ve toplumsal alanlardaki çalışmalarını yürüten tüm kadro, örgüt ve kurumlarının hedefi ateşkes sürecinin başarısı olacak ve siyasal-örgütsel-eylemsel çalışma planlamaları buna göre yeniden düzenlenecektir. Koma Komalen Kürdistan sistemine bağlı olan tüm güçler için bu karar bağlayıcıdır. Hiç kimse zorlayıcı bir tutum içine girmeyecek, her güç sürecin başarısı için çaba içinde olacaktır.”

MUHTAP ÖCALAN’DIR

KONGRA GEL Başkanlık Divanı ve Koma Komalén Kürdistan Yürütme Konseyi 11 Nisan 2007 tarihinde “Kürt Sorununda Tek Muhatap Abdullah Öcalan’dır” adıyla yayınladığı deklarasyonda ise “Önderliğimize yönelik zehirleme saldırısı ekseninde geliştirilen bu konsept, sadece ilan edilen ateşkesi değil, aynı zamanda 14 yıldır sürdürdüğümüz barış ve birlik içinde demokratik çözüm arayışımızın reddedilmesi ve karşılık bulmaması anlamını da taşımaktadır. Bütün bu durumlar, durdurulamayan tek yönlü saldırılar ve barış çağrılarımızın cevapsız bırakılması yeni bir stratejik süreci gündeme getirmiş bulunmaktadır. 

Hiç kimse ve hiçbir güç Kürt Özgürlük Hareketi’nin yönetimini Önder Abdullah Öcalan’ın imha sürecinin bir ayağı haline getiremez. Herkes bilmelidir ki, sorunun çözümünde tek muhatap vardır. O da, halkımızın her fırsatta ifade ettiği gibi Önder Abdullah Öcalan’dır. Biz Kürt Özgürlük Hareketinin yönetimi olarak bu aşamadan itibaren çözüme dönük her türlü ilişkilenme biçiminden kendimizi geri çekiyor ve bu yönlü çağrıların muhatabı konumundan çıkarıyoruz. Bizim ve Kürt halkı için tek muhatap Önder Abdullah Öcalan’dır. Bu aşamada Türkiye’de Kürt sorununun çözümünde hiçbir Kürt kurumu veya şahsiyeti çözümün muhatabı durumunda değildir” denildi. 

Türk devletinin tasfiye politikasına kimsenin alet olmaması ve yeni bir mücadele sürecinin başlatıldığı bildirgede şu görüşlere yer verildi: “Türk devletinin oyalayıcı, boşa çıkarıcı ve tasfiyeyi hedefleyen politikalarına hiç kimse alet olmamalı ve bu politikalara zemin sunmamalıdır. Biz böyle bir dönemde Hareketin yönetimi olarak, halkımızın değerlerini korumayı ve savunmayı her zaman olduğu gibi, bundan sonra da esas alacağız. Özgürlük Hareketinin kadroları olarak bizlerin, bu süreci fedai ruhla karşılama ve düşmanca oyunları tümüyle boşa çıkararak, ‘Önderliksiz yaşam asla’ şiarı etrafında mücadeleyi sürdürme, geliştirme ve yükseltmekten başka görev ve sorumluluğumuz olamaz. 

Tüm bu konsept ve geliştirilen saldırılara rağmen, çözüme dönük geliştirilmek istediğimiz süreç henüz tümden bitmemiştir. Halen sürecin barış ve demokratik çözüme doğru evrilme şansı vardır. Önderliğimize ve halkımıza karşı bu imha sürecinin durdurulmaması durumunda Hareketimiz açısından yeni bir mücadele döneminin başlatılacağı açıktır. Bir kez daha vurgulamamız gerekiyor ki, öncelikli seçeneğimiz Kürt sorununu sınırlara dokunmadan birlik ve demokratik çözüm ekseninde demokratik konfederalizm perspektifiyle çözmektir. Ancak bütün çabalarımıza rağmen buna gelinmezse, Demokratik Konfederalizm çizgisinin çözümsüz ve alternatifsiz olmadığı bilinmektedir.” 

Sonuç olarak, Türk devleti AKP Hükümeti eliyle yürüttüğü bu tasfiye planına son vermesi gerektiği gün gibi ortadadır. Çözüm için demokratik bir anayasanın oluşturulması, gerillaya karşı sürdürülen operasyonların durdurulması, tutuklanan Kürt siyasetçilerin bırakılması ve çözüme katkıda bulunabilmesi için Öcalan’ın ev hapsine veya benzeri bir statüye alınması büyük bir önem taşımaktadır. Türk devletinin kalıcı ve demokratik bir barış yönünde Kürtlerin attığı bu barış adımlarına gereken cevabı vermediği taktirde, akacak her damla kandan sorumlu olacağı açıktır. 

ANF NEWS AGENCY

Reklamlar