Kapitalizm öncesi küresel yayılmada sömürgecilik yoktur

Hem ekonomi olmayan ve hem de ekonomi karşıtlığı bariz olan kapitalist sistemi toplumsal ve uygarlıksal gerçekliğin neresine ve hangi zamanına yerleştirerek, yetkin bir anlamlandırma ve yorumlamayı başarabiliriz? Kapitalizm hakkında anlamlı bir sonuca ancak uygarlık tarihi boyunca uygarlık güçlerinin, sistemlerinin bir yandan kendi içlerinde, aralarında yürüttükleri eylemler, çatışmalar; diğer yandan uygarlık karşıtı güçlerle yapılan eylem ve savaşlar içinde varmak mümkündür.

Bu konunun çok ilginç ve ufuk açıcı gelişim seyrinin bir kez daha kalın çizgilerle ve bütünlük içinde tekrarlanmasında fayda var.

İlkel Komünal Çağ’da (İlkel insandan dördüncü buzul döneminin sonuna, 20000 yıl öncesine kadar), ilkel komünal ana düzeninde ekonomi kültürünün temeli atılmaktadır. Toplayıcılık ve avcılıkla sağlanan besinler anında tüketilmekte, post ve lişerinden yararlanılmaktadır. Ağırlıklı olarak ana-kadın klanın düzenleyici otoritesidir. Bir nevi ilk anacıl hegemondur. Klan toplumunun ana ilişkisi ve çelişkisi doğal çevre koşullarından risk teşkil edenlerden korunmak, elverişlilik ve beslenme imkânı sunanlardan yararlanmaktır. Klan kimliği bu koşullarda hayati vazgeçilmezlik arz etmektedir. Karı-koca mefhumu gelişmemiştir. Doğuran ana tanınmaktadır, ama partner, çiftleşilen erkek tanınmayacak kadar önemsizdir. İnsan toplumu şimdiye kadarki yaşamının yüzde 98.5’ini bu biçimde sürdürmüştür. En uzun vadeli toplum biçimi oluyor. Hafif yontulan taşlar ilk temel kullanım araçları olduğu için, bu döneme yontma taş devri de denilmektedir. İlkel vahşet dönemi denildiği de olur. Sosyolojik olarak benimsenen ad ilkel komünal düzendir. İşaret dili kullanılmaktadır. Dere ve göl kıyılarında, mağara ve çakılan kazıklar üzerindeki kulübelerde barınmaktadırlar. Yaklaşık iki milyon yıl yalnız Afrika’da, bir milyon yıldan beri de Asya ve Avrupa kıtasında böyle yaşandığı varsayılmaktadır. Yurt kavramı, sınır, mülkiyet henüz gelişmemiştir. Aidiyet sadece klanla tanınmaktadır. Klan simgeleştirildiğinde, herhangi bir nesneyle, totemle temsil edilmektedir. Kendi içinde aşama yapma, az veya çok gelişmişlik düzeyleri olsa da, dördüncü buzul dönemi sonuna insanlık bu düzen biçimi altında geçiş yapıyor.

Neolitik Çağ (M.Ö. 15000-4000 yaklaşık) olan, dördüncü buzul döneminin bitiminden sonra, tahminen 17 bin yıl önce kısa bir mezolitik (orta taş devri) dönemden sonra ilk defa ana kol halinde Toros-Zagros dağ sisteminin eteklerinde, iyi cilalanmış taşlar ve obsidyen kullanımından ötürü neolitik (yeni taş devri) olarak adlandırılan, fakat özü tarım ve köy devrimi olan, tarihi önemi büyük bir aşamaya geçiliyor. Yaklaşık 10 bin yıl öncesine dayanan varlığı arkeolojik olarak kanıtlanan bu toplum, ilgili dağ sisteminin iklimi ve çevresinin bitki ve yararlanılabilir hayvanlarla dolu olması nedeniyle büyük bir sıçrama gerçekleştiriyor. Beslenme imkânları artıyor. Dokuma yapılıyor. Mağaradan köy yaşantısına geçiliyor. Bitki ve hayvanlar tarım kültürüne ve evcilleşmeye alınıyor. Yaklaşık M.Ö. 6000’den itibaren çanak çömlek yapılıyor. Özellikle Doğu Akdeniz dağ eteklerinden Zagroslara kadar bir hilal çizen bölgede, çok güçlü ve sık ağlarla birbirine bağlanan bir kültür dönemine (Tel Halaf kültürü) geçiliyor. 

Ana odak Yukarı Mezopotamya oluyor. Toplum yeni icat ve üretim araçlarında bir patlama yaşıyor. Bir nevi neolitiğin endüstri dönemi yaşanıyor. Ana kadın bu kültürde ana-tanrıça katına yükseliyor. Büyük ihtimalle yeni toplumun oluşumundaki rolü belirleyicidir. Anacıl düzen klan toplumuna damgasını iyice vuruyor. Erkekle çelişki yeni yeni açılmaya başlıyor. Simgesel dile geçilmiştir. Güneyden Semitik ad kazanmış siyah derili grupların ana hat olan bölge üzerinden Asya ve Avrupa’ya göçleri artık eskisi kadar kolayca gerçekleşmiyor. Semitik kültürün oluşumunda bu etken önemli rol oynasa gerekir. Kuzeyden de daha çok sarı ve kızılderili diyebileceğimiz gruplar bölgeye kolay geçiş yapamıyor. Bir kolu Amerikan kıtasına (Bering Boğazından, tahminen M.Ö. 12000-7000) geçerken, diğerleri Çin, Orta Asya ve Doğu Avrupa’da yoğunlaşıyor. Ortadaki beyaz tenli Hint-Avrupa grubu, iklim ve beslenme koşulları nedeniyle başat hegemonik rol oynuyor. Özellikle Verimli Hilal’deki grup hegemon gruptur. Uzun süre uygarlık aşamasına kadar bu sıfatını koruyacaktır. 

Tarihte ilk defa kanıtlanmış ve kalıcılık arz eden Verimli Hilal kültürü, M.Ö. yaklaşık 6000 yıllarında Aşağı Mezopotamya’ya, 5000’lerde Mısır-Nil vadisine, Balkanlar, İran ve Kuzey Karadeniz steplerine, 4000’lerde tüm Avrupa ve Çin’e kadar taşırılıyor. Her ne kadar iç dinamiğiyle bir Çin neolitiğinden bahsedilse de, Çin neolitiği ağırlıklı olarak taşırılmış kültüre dayanmaktadır. Sığır yetiştirilmesi, obsidyen kullanımının taşırılması bu tezi güçlendirmektedir. Tabii olarak uzun süreler söz konusu olduğundan, her ana bölge kendi neolitiğini geliştirme şansına sahiptir. Fakat bütün belirgin işaretler ilk kültürel kıvılcımın ana odak Verimli Hilal’e dayandığını göstermektedir. 

Yayılmanın sömürgeciliği, işgali söz konusu değildir. Boş alanların genişliği bu tür ilişkilere yer vermiyor. Dünyada kalıcı iz bırakan ve etkisini halen sürdüren ilk büyük küresel hareketin bu temelde geliştiği genel kabul gören bir tarihsel görüş ve sosyolojik bilgidir.

Demokratik Uygarlık Manifestosu’ndan alınmıştır… 

Reklamlar

AKP darbe pazarlığı yapıyor

29.01.2010
Balyoz Darbesi iddiaları tartışmalarını değerlendiren Öcalan, “Balyoz darbe planı 2003’te yapılmış, Madem AKP bunu biliyordu neden o zaman üzerine gitmedi? Demek ki bir pazarlık söz konusudur” dedi. 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere gören görüşmede basın yayın organlarında çıkan kız kaçırma olaylarına değinen Öcalan, “Basında bazı Kürt kızlarının kaçırılması ve öldürülmesi olaylarını okudum. Arkasında ne olduğu açığa çıkarılmalıdır. Bunu ilginç buluyorum, son dönem yaygınlaştı Kürdistan’da. Daha önce de Iğdır ve Nusaybin’de olmuştu. Bunun arkasında bir şey var, bunun açığa çıkması gerekiyor. Bunu yapanlar kötü oynuyorlar. Bunun sonuçları kötü olur. Üzerinde durulması gerekiyor. 13-14 yaşındaki Kürt kızlarını kaçırıyorlar. Ne olup bittiğini bilmek gerekiyor.” dedi. 

“AKP Kürt siyasetçilerine siyasi operasyonlar yaparak kendince önlem alıyor. Demokratik kalkışma ve halkın demokratik eylemliliklerinin önüne geçmeye çalışıyor” ifadelerini kullanan Öcalan, şöyle devam etti:

BDP KENDİSİNİ KAPATTIRMAMALI

“Demokratik çevrelerin kendi çalışmaları olabilir ama gene de BDP’ye değişik çevrelerin katılmasını önemli buluyorum. 1 Şubat’taki Kongre’den sonra bu çatı partisi benzeri çalışmalara hız verilebilir. Bu çalışmalar önemlidir. Daha önce bir çok parti kapatıldı. Bu yenisi olmamalıdır. Uyarmıştım, önerilerimi de yapmıştım, tekrar ediyorum ve uyarıyorum; aynı hatalara düşmemek önemlidir. Şunu da belirtmek istiyorum; İşte ‘PKK’nin sözcüsü olmak’ falan deyip partiyi kapatıyorlar. PKK yasa dışı silahlı bir örgüttür. PKK der ki ‘ben devletle sorunlarımı silahla çözüyorum’. PKK’nin kendi gücü, oluşumu, daha ağırlıklı olarak dağda ve kırsalda bir yapılanması var. Ama Barış ve Demokrasi Partisi der ki “biz sorunlarımızı Meclis aracılığıyla yasal zeminlerde tartışmak ve çözmek istiyoruz”. Bu ayrımı iyi koymak gerekir. PKK’nin sözcülüğü söz konusu değildir. Kaldı ki PKK kendi sözünü söyleyebilir. ” 

BDP ARABULUCU OLABİLİR

“Eğer süreç gelişirse ve tarafların tartışma noktasında bir aracıya ihtiyaç olursa ve gerekli görülürse BDP bu aracılığı üstlenebilir. Ancak şimdiden bu biçimiyle kimsenin sözcüsü değildirler. Bu “PKK terörist bir örgüttür” tartışmasına da gerek yok. PKK’yi terörist ilan etmek BDP’nin görevi ya da işi değildir. Bu konuda lafı evirip kıvırmaya, dolandırmaya gerek yok, “PKK’yi terörist ilan etmek benim işim değil” denilebilinmelidir. PKK’nin devletle olan sorununu silahla çözmeyi tercih eden yasa dışı bir örgüt olduğunu herkes bilir. Sonuçta PKK ile BDP arasında bir bağ olması mümkün de değil, mantıklı da değil. Barış ve Demokrasi Partisinin örgütlenmesi de bu çerçevede düşünülmelidir. Daha önceki partiler biraz bu sebeple kapatıldı. Yeni parti bu hususlarda dikkatli olmalıdır. Parti açıp kapatmakla nereye varılacak? Sonuçta bunu kırmak gerekiyor. Kaldı ki BDP sadece Kürtlerin partisi değildir. Milliyetçi temelde örgütlenen bir parti değil. Milliyetçi temelde örgütlenen partiler var. İşte Türkiye’de de MHP onlar milliyetçi temelde örgütleniyorlar. Ama ben milliyetçiliğin ideolojik olarak ulus-devletin dini olduğunu açıklamıştım. Bu savunmalarımda genişçe görülebilir. Kürtlerin devlet temelinde örgütlenen bir halk olmadığını söylemiştim.” 

DEVLETSİZ DEMOKRATİK HALK OLACAĞIZ

“Bu yönüyle Türklerle Kürtler farklıdır. Türkler daha çok devlet temelinde örgütlenmiş bir halktır ve devlet desteğini almaktadır. Kürtler örgütlenmelerini demokratik temelde gerçekleştirirler. “Devletsiz demokratik halk kavramı”nı daha önce kullanmıştım. Bu konudaki düşüncelerimin merak edildiğini ve tartışıldığını düşünüyorum. Ulus-devlet, kapitalizmin var oluş sebebidir. Kapitalizm ulus-devletsiz olmaz, ulus-devletsiz kendini var edemez. Buna karşı ben demokratik modernite kavramını geliştirdim. Ulus-devlet özgürlüğün ve demokrasinin sonu olmuştur. İşte anarşistler bu devlet kavramını tartışmaya çalıştı. Bakunin, Kropotkin ve diğerlerinin devlete yönelik eleştirileri yoğundu, ancak devletin yerine neyi koyacaklarını sistematize edemediler. İşte daha önce de belirtmiştim; Marks ve Lenin ise devleti çözmek yerine kapitalist devlet yerine sosyalist devlet getirebileceklerini böylelikle sosyalizmi kurabileceklerini düşünüyorlardı. Ulus-devlet kapitalizm doğurur. Devlet sosyalist olamaz. Ulus-devletin doğuracağı şey kapitalizmdir. Bununla nasıl bir sosyalizm ortaya çıkardıklarını gördük. Sonuçta bu sosyalizm anlayışı kapitalizme hizmet etmiştir. Çin’in durumu ortada. Kürtlerin de milliyetçi temelde örgütlenen partileri var. Mesela Şerefattin Elçiler, YNK ve KDP bunlar milliyetçi temelde örgütleniyor. İşte federasyon talepleri ortada.” 

TÜM TÜRKİYEYİ KAPSAYAN PARTİ GEREKİYOR

“Bu hususlar onların bileceği şeylerdir. Zaten bu temelde örgütlenen partiler var ama bizim anlayışımız böyle değildir. Demokratik siyaset akademilerini de bu temelde önermiştim. Nasıl siyaset yapacaklarını anlamaları için demokratik siyaset akademilerinin varlığı önemlidir. İşte AKP ve diğer partiler bunu iyi yapıyorlar. AKP’nin bir tane de değil, birçok siyaset akademisi var. Kürtlerin de bu demokratik siyaset akademileri aracılığıyla nasıl bir siyaset, nasıl bir örgütlenme yapacaklarını tartışmaları gerekiyor. Bunu gerçekleştiremezlerse daha önce de söyledim onları eleştireceğim. Kürtlerin bütün Türkiye genelinde örgütlenmeleri önemlidir. BDP, DTK değil, BDP’nin daha farklı, bütün Türkiye’yi kapsayan bir parti olması gerekiyor. BDP, sonuçta bir siyasi partidir. Bunun gereklerini yerine getirmesi, demokratik temelde siyaset yapması gerekiyor. Bunun ilkelerini daha önceleri ortaya koydum. Çatı partisi ya da biraraya gelebilecekleri platformlar, demokratik siyasetin gereklerini yeterince yerine getiremediler.” 

SADECE KÜRTLERİ ÖRGÜTLEYELİM OLMAZ

“Eğer biraraya getirebilirlerse oy oranları yüzde 10’lara varır. Diğer önceki partiler bu konuda biraz dar kaldılar. “Sadece Kürtleri örgütleyelim”, “her yerdeki Kürtler” mantığıyla yaklaştılar, BDP’nin bu anlayışı aşması gerekiyor. Elbette ki Kürt sorunu çözülmesi gereken çok önemli bir sorundur. Ancak sadece milliyetçi temelde dar kalan bir anlayışla Kürt sorunu çözülemez. O yüzden diğer çevrelere tekrar tekrar gidilebilir. Ne yapmak istediğimiz iyi anlatılmalıdır. Bu konularda temel siyasetlerini içerir bir broşür düzenlenip dağıtılabilir. Bu broşür üzerinden çeşitli çevrelere gidilerek kendileriyle görüşülebilir. Ben de bu hususlarda üzerime düşeni yapmaya çalışacağım. Geçenlerde Ahmet İnsel’in bir yazısını okudum. Kürtlerle Türklerin birlikte siyaset yapmasından ve ortak alanlardan, ortak siyasal alanlardan bahsediyordu. İşte bunu yaratmaları, Türklerle Kürtlerin birlikte siyaset yapabilecekleri alanları yaratmaları gerekiyor. Herkese de bu temelde gidilmelidir. Kürtler örgütlenmelerini de siyasal parti olarak bu çerçevelerde ortaya koymalılar. Benim daha önceki dönemlerdeki önerilerimi de ele alarak siyaseti böyle yönlendirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Grup için de şunu söylemek istiyorum: diğer partiler gibi davranılmamalıdır. Grup içi bir demokrasi anlayışları olmalıdır. Diğer partilerin grup toplantılarında sadece parti başkanları çıkar konuşur. Mesela AKP’de sadece Tayyip Erdoğan, CHP’de sadece Deniz Baykal çıkar konuşur. Bir başkanlık hiyerarşisi vardır. Kürtlerin ise farklarını, demokratik duruşlarını açığa çıkarmaları gerekiyor. Sadece başkanlar değil diğerlerinin de sözünü söyleyebilmesi önemlidir. Böylece bir tartışma ortamı, tartışma platformu olur. BDP mevcut partilerden farkını ortaya koymalıdır. Meclis kürsüsü çok iyi kullanılmalıdır. İyi hitap etmeleri çok önemlidir. Hitabet çok önemlidir. İyi hitap edebilirler, ortalığı ayağa kaldırabilirler, hitaplarıyla çok etkili olabilmelidirler.”

DTK SİVİL ÖRGÜTLENMEDİR

“Bu son tutuklanmalar işte KCK, DTK falan diye yapıyorlar. Ama KCK’nin DTK yani Demokratik Toplum Kongresi ile ilişkilendirilmesi mümkün değil. Daha önce de söyledim. DTK bütün Kürtleri örgütler, yasaldır. İşte Kürtlerin tüm alanlardaki örgütlenmelerini sivil toplum alanındaki örgütlenmesini oluşturur. Kürtlerin demokratik temelde örgütlenmeye büyük bir ihtiyacı var. Kürtlerin toplumsal olarak da demokratikleşmesi gerekiyor. DTK her alanda Kürtlerin toplumsal demokratikleşmesini sağlamak için çalışır. Bunun birçok yolu ve tarzı var. Ekonomik örgütlemeler, spor, sanat, dil alanlarında Kürtlerin örgütlenmelerini sağlar. Yatay olarak toplumun örgütlemesini sağlar. İşte kır, kent kooperatifleri demiştim, bunun gibi şeyleri sağlar. Yatay örgütlenme modeli, demokratik yönetim, demokratik kültür çok önemlidir. Demokratik sistem budur. BDP siyasi bir partidir. DTK ise Kürtlerin kendini demokratik temelde devlet dışı bir topluluk olarak örgütlemesinin aracıdır. İkisi aynı şey değildir. DTK toplumu örgütleyebilir, Demokratik halk kitlelerini arkasına alabilir.”

DEMOKRATİK AÇILIM ÇÖZÜMÜN TASFİYESİDİR

“Bir örnek verirsem daha iyi anlaşılacak; İşte FKÖ örneği var. İsrail içinde milyonlarca Arap yaşıyor. Bu Araplar orada örgütlüler. İsrail Parlamentosunda işte birkaç tane partileri, bir sürü milletvekilleri var. O milletvekilleri o parlamentoda iş yapıyor. O parlamentoda Arapların bir temsiliyeti var. Öte yandan Araplar FKÖ içinde de örgütlüler. FKÖ bir nevi İsrail’e karşı Arapların temsilcisidir. Biraz bu örnekteki gibi görmek gerekir. Bu tutuklamaların çoğunu KCK diye yapıyorlar, oysa KCK, ağırlıklı olarak Türkiye dışında örgütlenmiştir, işte PKK KCK’dir. KCK ağırlıklı olarak dağda silahlı örgütleniyor. DTK ise belirttiğim gibi FKÖ benzeri ama yasal zeminde Kürtlerin arasında metropollerde kendini örgütlemiş bir sivil toplum kuruluşu, insiyatifi diyebiliriz. Ama burada sivil toplum vurgusunu da doğru yapmak istiyorum. Ben öyle devleti arkasına alan, devletin örgütlediği sivil toplumdan söz etmiyorum. O zaten gerçek sivil toplum da sayılmaz. Kürtlerin demokratik temelde yasal alanda örgütlenmeleri, gerçek sivil toplum örgütlülüğü DTK ile sağlanıyor. Yoksa KCK ağırlıklı olarak dağdadır. Siyasal partinin ve DTK’nın işlevleri FKÖ benzeridir ama KCK daha farklı bağımsız bir örgütlenmedir.” 

AÇILIM YOK AÇILIM DEDİKLERİ SAFSATADIR

“Davutoğlu dışarıda sıfır problem diyerek bizim Ortadoğu’da Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu ile yaratmaya çalıştığımız çözüm ihtimalini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bizi kapitalist modernitenin hizmetinde tutmak istiyorlar. AKP’nin tasfiye politikası olduğu kesinlikle anlaşıldı, bu çok nettir. Açılım falan yok, açılım dedikleri safsatadır. Zaten “demokratik açılım” demiyorlar artık, milli birlik projesi diyorlar. Tayyip Erdoğan Ortadoğu’yu karış karış geziyor, Davutoğlu’nun söyledikleri “sıfır sorun politikası”, bütün bunlar benim yol haritasında açıp tartıştığım meselelerdi. Eğer açıklanmış olsaydı orada demokratik bir çözüm isteniyorsa yapılabilecekleri tartıştığım görülecekti. Bunu bildikleri için bana yükleniyorlar. İşte AKP’nin demokratik açılımla ilgili bir broşürü varmış, orada ilk sayfada hemen “Apo’ya af yok” falan diyorlar, işte bu ip mip meselelerini tartışıyorlar, faşizan bir yaklaşımdır. Ben onlardan kendim için bir şey istemedim. Biz “barış, halkların sorunlarının çözümü” dedik. Öncelikle halkımın sorunlarının çözümünü tartışıyorum. Ben kimseden kendim için af maf dilemedim. Ben burada halkım için yaşamaya çalışıyorum, işte arkadaşlarımız vardı, onların direnişi benzeri bir direniştir. Oysa AKP’nin bu yaklaşımı MHP’nin yaklaşımıdır. CHP ve MHP milliyetçi bir tarzda yaklaşıyorlar. Onların mantığı Kürt gerçekliğini Türk milliyetçiliği içinde eritmek, tam da beyaz soykırım, asimilasyon dedikleri budur. ” 

AKP YEDİ YILDIR HERKESİ OYALIYOR

“AKP demokratik açılım, Kürt sorunun çözümü diyerek yedi yıldır herkesi oyalıyor. Bununla muazzam oy da aldılar. Hem Kürtleri hem Avrupa’yı ve ABD’yi böyle oyaladılar. Ama artık bunun bir tasfiye ve oyun olduğu açığa çıkmıştır. Kürtlerin de bunu böyle iyice anlaması gerekir. AKP’nin bu politikaları artık sonuç vermez. CHP ve MHP’nin tutumu da topluma yeni bir şey getirmiyor. Zaten CHP bu haliyle yürüyemez. Ya Deniz Baykal aşılarak CHP yeni bir yola girecek ya da aşılacaklar, tasfiye olacaklar. Sarıgül’ü hazırlıyor olabilirler. Ama AKP böyle giderse sağ bir ittifak-koalisyon düşünebilirler. 1977’de böyle bir milliyetçi cephe hükümeti vardı. MHP yüzde onları bulursa buna benzer bir ittifak ortaya çıkabilir. AKP-MHP ittifakı düşünüyor olabilirler ama bu kadar sağ bir ittifak işte faşizm gibi neler getirdi, biliniyor. BDP diğer demokratik kesimlere, işte sol örgütlere, iyi anlatabilmelidir. Bir araya gelirlerse bir alternatif oluşturabilirler. Güç olabilir, siyaset yapabilirler. Bu hafta arkadaşlarla görüştüğümde o diğer arkadaşa da söyledim işte böyle böyle parçalanarak bir yere varılamaz. Bir araya gelmenin, ortak alanlar yaratmanın, siyaset yapmanın zorunluluğunu görmeleri gerekiyor. Demokratik Türkiye, Demokratik Ortadoğu Konfederasyonu derken Kürtlerin bir bütün olarak, bütün parçalarda bir araya gelebilecekleri bir çeşit ortak platformdan söz ediyorum. Kürtlerin bunu Ortadoğu’da başarabileceğini düşünüyorum. Bütün Ortadoğu’nun işte Arapların durumu da ortadadır bu temelde örgütlenmek gereklidir.”

KADIN VE ERKEK FELSEFİ TEMELDE BULUŞABİLİR

“Kadın konusunda şunu belirtmek istiyorum; benim kadınla ilişkilenmem farklıdır. Kendini özgürleşmeye, özgürlük mücadelesine adamış insanlar için ne olursa olsun iki kişi arasındaki tutku, kimseyi hiç bir yere götürmez ancak hiyerarşiye, patriarkal tutuma, baskıya, tecavüz kültürüne götürür. Kadınla erkek arasında ancak felsefik temelde bir buluşma olabileceğine inanıyorum. Geçende Taraf’ın yirmi soruluk anketine felsefeci Zizek bir cevap veriyor. Sizin için güzellik nedir diye soruyorlar, “benden güzel ve akıllı bir kadınla felsefe tartışmak” diyor. İlginçtir ama ben de aynen böyle düşünmüştüm. Benim kadınla buluşmam da tabi yeterince anlaşılmıyorsa da ama bu temeldedir. Kadınla felsefi buluşma dışında bütün buluşmalar, doğru bir buluşma değildir. Kadınla felsefi buluşma dışındaki bütün ilişkilerin, evliliklerin geleceği yer patriarkal, hiyerarşik ilişkidir ve bu tür ilişkiler eninde sonunda ilişkiyi tüketir, bitirmeye götürür. Felsefik buluşma dışında hiç bir buluşma bunu kurtarmaz. ” 

DARBE TİCARETİ YAPILIYOR

“Darbe planlarını basında dinledim. “Darbe senaryoları” diyenler de var. “Darbe ticareti yapıyor“ diyorlar AKP’ye. Aslında danışıklı döğüştür. Balyoz darbe planı 2003’te yapılmış, Madem AKP bunu biliyordu neden o zaman üzerine gitmedi, o zaman neden Tayyip Erdoğan bunu tartışmadı? Demek ki bir pazarlık sözkonusudur. İslamiyet’e dair şunu tekrar söylüyorum; bugünkü Müslümanlık gerçek Müslümanlık değil. Gerçek Müslümanlığı, ümmet anlayışını tartışmak gerekiyor. Müslümanlığı halkın benimsediği, kabul ettiği tarzda modern Müslümanlık olarak yeniden tartışmaya açmak, diğer dinlere de bunu uygulayarak demokratik niteliğini öne çıkarmak gerekiyor. Demokratik İslam ve İslam’ın demokratikleşmesi tartışılabilir.”

CPT HEYETİ ALTI KİŞİLİKTİ

“CPT heyetiyle de görüştüm. Altı kişiydiler. Onlara işte buranın koşullarını, yeniden yargılamanın önemini, AİHM’deki davamı konuştum. Burada bu hafta diğer arkadaşlarla bir saat görüştüm. Diğer cezaevlerinde arkadaşlara bir şey demiyorum. Ancak kendilerini hırpalamasınlar, kendilerine fiziki zarar verecek eylemlerden kaçınmalarını öneriyorum. Cezaevlerinden gelen mektuplar var, otuz adet kadarı verilmedi. Çok sayıda kart da var. Tekirdağ, Kırıklar cezaevlerinden mektuplar var. Adana Karataş Kadın Cezaevinden arkadaşların mektupları var, bir kısmını vermediler. Diyarbakır D Tipi, Siirt cezaevlerinden gelen mektuplar var. Midyat ve Bakırköy cezaevindeki kadınların mektuplarını aldım. Son dönem tutuklanan bütün arkadaşlar için özellikle şunu söylemek istiyorum. Cezaevinde tek başına kalmak yalnız olup etkisizleşmek anlamına gelmez. Kişi tek başına da kalsa cezaevinde kendini koruyabilir, geliştirebilir. Dışarıda da içeride de bir birey çok iyi yoğunlaşır ve kendini çok iyi programlarsa birçok şeyi aşacağına ve güçleneceğine inanıyorum. Kendilerini bu temelde geliştirmelerini diliyorum. İzmir’de ortak bir çalışma, bütün güçlerle buluşma önemlidir. Orada bunu başarırlarsa birçok şeyi başaracaklarını ve aşacaklarını düşünüyorum. Tüm halkımızı ve cezaevindeki arkadaşları selamlıyor, mücadelelerinde başarılar diliyorum.”