AKP orduyu tahrik edip üzerimize sürüyor

AKP orduyu tahrik edip üzerimize sürüyor
BEHDİNAN – HPG Komuta Konseyi Üyesi Dr. Bahoz Erdal, AKP iktidarının TSK’yı başarısız olacağını bildiği halde tahrik edip savaşa sürdüğünü söyledi. Erdal, ‘açılım’ politikasıyla işbirlikçi Kürtlerden PKK ve Öcalan karşıtı bir oluşumun yaratılmak istendiğine dikkat çekti. ‘’Başbakan Erdoğan’ın Müslümanlığını Museylemet-ül Kezzab’ın Müslümanlığı gibi’’diyen Erdal AKP’yi destekleyen Kürtlere de çağrı yaptı. 

Dr. Bahoz Erdal’ın hpg-online.com sitesinin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

‘’AKP ve Erdoğan “Açılım yapıyorum, çözüyorum diyerek, Kürt Özgürlük Hareketimizi yeni bir ad ve söylemle tasfiye planını gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Bu söylemin amacının PKK’nin tasfiyesi olduğunu kendileri de açıkça dile getiriyorlar.

Bu tasfiye planlarını Kürtler içinde PKK ve Öcalan karşıtı bir oluşum yaratarak gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bunu da bazı, ruhlarını ve onurlarını satmış hain Kürtleri yanlarına çekip bir araya getirerek yapmak istiyorlar. Açılım dedikleri sürecin, sinsi bir tasfiye ve katliam konsepti olduğu halkımız açısından artık bir sır değil. Ancak buna umut bağlayanların da şunu bilmeleri gerekiyor: PKK’siz ve Aposuz hiçbir çözüm, halkımız tarafından şu ana kadar kabul edilmediği gibi, bunun bir savaş politikası ve savaş dayatması olduğu ve başka bir anlamının olmadığı biliniyor. Bizlerin de bütün gücümüzle ona karşı duracağımızın bilinmesi gerekiyor. PKK’siz ve Önder Aposuz hiçbir çözüm projesinin başarı şansı sıfırı geçemez. Bunu herkesin bilmesi gerekiyor. Geçmişte benzer yöntemler defalarca denendi; bu özel savaş yöntemlerini yeni mesajlarla yarı söylemlerle gündeme getirmeleri sonucu değiştirmeyecektir.

HPG bir iki eylemle kendini ispatlamaya gerek duymamaktadır. Kürdistan gerillası, 25 yılı aşkındır destani direnişiyle kendisini zaten ispatlamıştır. 1 Haziran hamlesi çerçevesinde son 5 yılda yaşanan direniş bunun en son kanıtıdır ve gerilla, gerekirse elli yıl daha savaşabilecek güç, hazırlık ve kararlılık içerisindedir. Başta halkımız olmak üzere herkesin, HPG’nin, Kürdistan gerillasının tasfiye edilemeyeceği ve yenilmez bir güç olduğu konusunu anladığına inanıyorum. Ancak şunu da herkesin bilmesi gerekiyor: HPG çözümsüz ve çaresiz değildir. İster eylemsizlik sürecinde olsun, ister başka süreçte olsun halkımıza, güçlerimize ve değerlerimize yönelik gelişecek saldırılara karşı elimiz kolumuz bağlı değildir. Bunlara karşı sessiz kalmamızı kimse beklememelidir.

İZAHAT İSTEYENLERE CEVAP

Yalnız burada bizi eleştirip, süreci provoke etmekle suçlayanlara ve Tokat eylemi için bizden izahat isteyen kimi liberal yazarlara bazı şeyler söylemek istiyorum: “Tüm yıl boyunca tek taraflı eylemsizlik pozisyonunda olduğumuz halde Türk ordusunun gerçekleştirdiği yüzlerce operasyonu niye sormuyorlar? 80’i aşkın en değerli arkadaşlarımızın bu operasyonlarda katledilmesini niye sormuyorlar? Küçük Ceylan’ın, Yine Amed’de Aydın Erdem arkadaşın, Cizre’de 18 aylık bebek Mehmet Uytun’un ve daha nice sivil insanımızın vahşice katledilmesini niye sormuyorlar? Demokratik tepkisini gösteren halkımıza yönelik uygulanan polis terörünü; yüzlerce insanımızın yaralanmasını ve onlara karşı silah kullanılmasını niye sormuyorlar? Önderliğimizin barışa yönelik bütün çabalarına karşın, adeta ölüm çukuruna bırakılarak fiziki ve psikolojik işkencenin yoğunlaştırılmasını niye sormuyorlar? Yasal demokratik mücadele yürüten yüzlerce Kürdün ve halkımız tarafından seçilmiş belediye başkanlarının hiçbir gerekçe olmadan hapse atılmasını niye sormuyorlar? Kürt açılımı denilen sürecin amacının, hükümetin en yetkili ağızlarından PKK’nin tasfiyesi olduğu defalarca dile getirilmiştir.

Cudi’de şehit düşen iki arkadaşımızı yerlerde sürüklenirken, kafaları tekmelenirken izlemediniz mi? Genelkurmay ve hükümet hiçbir açıklama yapmazken bunlara karşı neden sessiz kalındı? Kürtlere bunların yapılması doğal mı geliyor? Niye tüm bunlar yapılırken provokasyon olmuyor, süreç sabote olmuyor da biz sadece insanın değil, tüm canlıların yaşam hakkı ve kendini savunma hakkına başvurduğumuz zaman provokasyon oluyor ve süreç sabote oluyor?

Bunların bizi eleştirmeye ve bize akıl vermeye hakları yoktur. Bunlarda biraz vicdan ve adalet varsa Kürdistan’da uygulanan devlet terörüne karşı seslerini yükseltmelidirler.

ERDOĞAN’IN MUSEYLEMET-Ü KEZZAB’DIR

AKP hükümeti, halkımızın deni duygularını etkilemeye ve kullanmaya çalışmıştır. Ancak AKP’nin dindarlığının sahte olduğu, gerçek din ve İslam’la hiçbir alakasının olmadığı artık bilinmektedir. Bu konuda AKP gerçeği deşifre edilmiştir. Özellikle Erdoğan’ın Müslümanlık anlayışı ve İslam’a yaklaşımı Museylemet-ül Kezzab’ın yaklaşımıyla aynıdır. Biliniyor, İslam tarihinde vardır: Hz. Muhammed vefat ettiğinde Museylemet adında birisi çıkar “ben bundan sonra peygamberim” der; bir sürü ayet uydurur. Ancak daha sonra yalancı ve sahte olduğu ortaya çıkınca Müslümanlar topluluğu tarafından Kezzab yani yalancı Museylemet adı verilerek lanetlenmiştir. Erdoğan’ın Müslümanlığı da Museylemet’in ki gibidir. 

Erdoğan’ın ve AKP’in bu maskesi deşifre edildiği ve düşürüldüğü için bugün açılım adı altında, işte “Kürtler vardır”, “Kürt kardeşlerim”, “Kürt sorununu çözüyorum” söylemleri adı altında halkımızı ve çeşitli kesimleri kandırmaya ve onları beklentiye sokmaya çalışıyor. Ancak halkımız bunun bilincindedir. AKP’nin gerçekliği, kuzu postu giyinip kendini öyle göstermeye çalışan kurt gerçekliğidir.

Çözeceğini söylüyor ancak en tehlikeli imha politikasını uygulamaya çalışıyor. Özellikle halkımızın birliğini parçalamayı, Kürtleri birbirine düşürmeyi ve birbirlerine karşı kullanmayı hedefliyor. Sahte ve iradesiz bir Kürdü yaratmaya çalışıyor. Kardeş Kürt dediği, işbirlikçi, iradesiz, gerçek dinle, gerçek Kürtlükle ve yurtseverlikle alakası olmayan Kürt’tür. AKP’nin yaratmaya çalıştığı Kürt budur. 

AKP’Yİ DESTEKLEYEN KÜRTLERE ÇAĞRI

Onun için özellikle AKP’ye umut bağlayan, AKP’de yer alan Kürtlere söylemek istiyorum: Artık AKP’nin gerçek dinle hiçbir alakasının olmadığı, en fazla dine zarar verenin, en fazla dini çarpıtanın ve münafıklık yapanın AKP ve Erdoğan olduğu açığa çıkmıştır. 

Eğer dini duygularla AKP’ye umut bağlamış iseniz şu ana kadar ortaya çıkan bu gerçeklerden hareketle, bunu görmeniz ve bu hatadan vazgeçmeniz gerekiyor. Eğer Kürt sorununu çözebilir ya da çözecek umuduyla bu tutum içine girmişseniz, -bunun da ne kadar gerçek dışı ve yanıltıcı olduğu da artık ortaya çıkmış bulunmaktadır- AKP’ye oy vermiş veya AKP politikasına girmiş iseniz bu gerçeklik karşısında bu yanlış tutumdan vazgeçmeniz gerekiyor. Yok eğer para için, rant için, çıkar sağlamak için AKP tarafında yer alıyorsanız bu şu demektir, demek ki dinini, imanını, yurtseverliğini, halkını ve onurunu para karşılığında satmış insanlar konumuna düşüyorsunuz. Halkımızın emeği ve şehitlerimizin kanı üzerinde rant yapmış ve çıkar sağlamış oluyorsunuz. Bunun da tehlikeli bir yol olduğunu ve halkımızın bunları unutmayacağını herkesin bilmesi gerekiyor. Onun için kandırılmış, yanılmış, gerçek dindar ve yurtsever Kürtlere bunu görüp doğru yola girmelerini söylüyoruz. Israr edenlerin de onursuz, iradesiz, işbirlikçi, koruculuktan daha beter insanlar olduğunu; halkımızın böyle tanımlayacağını ve bileceğini ve öyle tarihe geçeceklerini ve bu temelde onlara yaklaşılacağını herkesin bilmesi gerekiyor.

KÜRT SORUNU ASKERİ YÖNTEMLERLE ÇÖZÜLMEZ

Türk ordusu NATO’nun en güçlü ordularındandır. Geçen 25 yılda eğer savaşla ve silahla başaramamışsa bu, ordunun az donanımlı veya silahlarının eski olmasından veya modern teknolojiden yoksun olmasından kaynaklanmamaktadır. Türk ordusu, en modern savaş teknolojisine sahip olmaya çalışmıştır ve olmuştur da. Bunu Amerika İsrail ve NATO’dan almıştır. 2008 yılında Zap’a yönelik olarak geliştirilen operasyon da dahil olmak üzere tüm operasyonlarda bilumum savaş tekniğinden, uçaklardan tutalım, tank ve diğer ağır silahlara, termallere kadar tüm modern savaş silahları hem istihbaratta hem de vuruşta kullanılmıştır. Ancak herkesin bildiği gibi sonuçlar da ortadadır. 

Onun için daha fazla teknik alma ve teknik donanımı daha da geliştirme şimdiye kadar sonucu değiştiremediği gibi bundan sonra da değiştiremez. Daha fazla ekonomik yük olur ve savaş meydanında Türk ordusunu etkisiz kılar. Çünkü savaşta hiçbir zaman hiçbir teknik, insan faktörünün yerini alamaz. 

Bütün bu ileri tekniğe karşın bizler, modern, çok hızlı, esnek ve derin gizliliği uygulayan, inançlı, disiplinli bir gerilla gücüyüz. Muhteşem Kürdistan coğrafyasında her türlü koşul, teknik ve yönelime karşı kendini koruyabilecek ve etkili olabilecek bir esnekliğe, hareket tarzına ve kabiliyetine sahiptir gerilla güçlerimiz. Onun için teknik donanım, yeni tekniklerin çok etkili olacağını sanmıyorum. Şu ana kadar güçlerimiz, en gelişkin, milyarlarca dolara mal olan tekniğe karşı, ufak – birkaç dakikalık manevra veya coğrafi koşullardan yararlanarak, yaratıcı yaklaşarak uygun kamuflaj yaparak düşmanı rahatlıkla boşa çıkartabilmiştir. Bundan sonra da çıkartacaktır.

TSK SAVAŞMADI DİYENLER YANILIYOR

Şöyle bir tartışma var: “25 yıl boyunca ordu niye PKK’yi bitiremedi?” “Niye kayıp veriyor?” “Tedbiri zayıftır, tekniği azdır veya ihmalkarlık vardır” türünden eleştiriler var. Buna karşı çare olarak, daha fazla karakol, daha fazla teknik, daha fazla asker, daha fazla operasyon diyorlar. Bence bunlar Türk ordusuna yönelik yapılan haksız eleştirilerdir. 25 yıllık süreçte ordu az savaşmadı, zayıf da davranmadı. Türk ordusu NATO’nun önemli bir yere sahip bölgenin en güçlü ordularındandır. 25 yıl boyunca savaşın her türlü biçimini bize karşı yürüttüler. Bütün askeri operasyon türlerini kışın da yazın da gerçekleştirdiler. Hem büyük güçlerle, hem de küçük güçlerle, her türlü savaş tekniğini de kullanarak savaştılar. Hatta bütün uluslararası savaş kurallarını da ihlal ederek binlerce faili meçhul cinayet işleyerek, köyleri yakarak ve boşaltarak devlet terörüne de başvurdular. Eğer Türk ordusu buna rağmen başaramamışsa bunu ordunun bir zaafı, generallerin veya Genelkurmay’ın bir eksikliği, bir suçu olarak değerlendirmemek gerekir. Bu başarısızlık, sorunun yanlış teşhisinden ve yanlış tedavi yönteminden kaynaklanmaktadır. Sorun tarihsel, toplumsal, siyasal boyutu olan bir sorundur. Salt askeri yöntemle, imhayla bu soruna yönelmek, sorunu çözmeyeceği gibi daha fazla da körükleyecektir. Ne kadar savaş ve silah boyutuyla yönelirsen, o kadar sorunu derinleştirmiş oluyorsun. 

SAVAŞTA ISRAR ORDUYU ZAYIFLATIR

Kürdistan’da yaşanan da tam olarak bu oldu. Son yıllarda AKP hükümeti sinsi bir kurnazlıkla ordunun bilinen psikolojik yapısını, komplekslerini kışkırtarak, onu tahrik ederek tekrar savaşa sürdü. Ordunun başarısız olacağını bildiği halde bizimle savaştırarak zayıflatmaya ve etkisini azaltmaya çalıştı. Nitekim son üç dört yılda yaşanan bu oldu: Ordu Kuzey ve Güney Kürdistan’a yönelik olarak yoğun saldırı ve operasyonlara başvurdu ancak başarılı olamadı. Mümkün de değildir. Ve bu savaşta ısrar, ordunun prestijini zayıflatır ve özgüvenini yitirtir. Ve bundan sonra savaşta ısrar edilirse en fazla zararı ordu görür. Sadece fiziki kayıp veya asker ölümü anlamında değil; maneviyat, özgüven ve moral olarak da zarar görecektir. Çünkü değil Türk ordusu, dünyanın en güçlü ordusu, en modern tekniğe sahip olan ordusu olsun böyle haklı bir davaya ve inançlı iradeli bir modern gerillaya karşı başarı şansı yoktur, olamaz da.

Bunun için ordunun içine girdiği bu zorlanma ve psikolojik durumdan çıkış yöntemi daha fazla savaş, daha fazla operasyon olamaz. Bunda ısrar edilirse daha fazla tıkanma, daha fazla yıpranma daha fazla etkisizleşme olur. Çünkü Kürt sorununun çözümü ordunun değil, hükümetin bir görevidir. Bu anlamda bugüne kadar AKP hükümeti de dahil tüm hükümetler, siyasal bir soruna karşı siyasal bir çözüm ve proje geliştirerek çözeceğine, en kolay yöntem olarak kendini sorumluluk altına koymadan, kendi görevini orduya havale ederek, orduyu saldırtarak, savaşı tahrik ederek daha fazla orduyu yıpratmıştır. 

DAĞLARA GELİŞ SÜRECEK

Dağlara akın, olması gereken bir tutumdu. Daha da olacak. Artık yurtsever Kürt gençliği ne yapması gerektiğini, nerede hangi adımı atacağını iyi biliyor. 25 yıllık mücadele sayesinde bilinçli, örgütlü, iradeli sorumluluklarının farkında olan bir Kürt gençliğiyle karşı karşıyayız. Bu gençlik duruşu, halkımızın da bizim de gurur kaynağımız olduğu gibi, düşmanda ise korku ve panik nedenidir. Ondandır ki gerillayı hedeflediği kadar hatta daha fazlasında gençliği hedeflemektedir. Devlet gerillayı silahlı savaşla hedeflerken, gençliğe daha tehlikeli, daha sinsi, görünmeyen silahlarla yöneliyor. Asimilasyon politikasından tutalım iradesizleştirmeye, toplumdan kopartmaya, her türlü kirli işlere bulaştırmaya kadar gizli ve kapsamlı bir yönelimle gençliğe yönelik bir saldırının olduğunu biliyoruz. Ancak yurtsever, onurlu Kürt gençliği her kentte, her mahallede her okulda hatta her köyde geliştireceği güçlü örgütlülük ve bilinçlenme düzeyiyle, onurlu bir direniş çizgisinde mücadelesini sürdürecektir. Yurtsever Kürt gençliğinin, 4 Nisan’da Amara’da şehit düşen Mahsum Karaoğlan ve Mustafa Dağ, yine Amed’de şehit düşen Aydın Erdem arkadaşların onurlu yolunda bütün düşmanın açık ve gizli saldırılarını boşa çıkartabilecek güçte ve kararlılıkta olduğunu biliyoruz. 

Sömürgeci, inkarcı devletin de bütün kurumlarıyla şunu bilmesi gerekiyor: Bundan böyle kızıyla erkeğiyle her Kürt genci bir gerilla adayıdır. Her an bir gerilla olarak karşılarına çıkabilecektir. Ben de bu temelde bütün onurlu ve cesaretli Kürt gençlerini Kürdistan dağlarının doruklarına gelmeye ve gerillaya katılmaya çağırıyorum.

HPG HALKI KORUYACAK

2010 yılında barış mı savaş mı olacak sorusunda Türk devleti ve AKP hükümetinin tavrı belirleyici olacaktır. Özellikle halkımıza, Önderliğimize ve hatta halkın seçilmiş temsilcilerine karşı büyük bir tahammülsüzlük ve açık saldırı, tırmandırılan açık bir savaş vardır. Halkımızın demokratik eylemlerine dönük bir devlet terörü ve polis terörü pervasızca uygulanmaktadır. Gerilla güçlerimize yönelik olarak kış mevsimi olmasına rağmen saldırılar sürmektedir. Bu açık yürütülen bir savaştır. Bizi imha ve tasfiye etmeyi, halkımızı ise sindirmeyi ve teslim almayı amaçlayan bir savaştır. Bu savaşta ısrar edilirse elbette halkımız da buna karşı koyacaktır. Şu ana kadar özellikle 2009 yılında -ki biz bu yıla büyük serhildan yılı diyoruz- halkımızın gösterdiği sahiplenme gibi, 2010 yılında da kimliğini, onurunu mücadelesini ve Önderliğini sahiplenecektir. Birliğini ve örgütlülüğünü daha fazla gerçekleştirecektir. 

Yine HPG, halkımızın öz savunma gücü olarak görev ve sorumluluğunun bilincinde hareket edecek, kendisini, halkını ve bütün özgürlük değerlerini en güçlü bir şekilde savunacaktır. Bunda hiçbir tereddüt yoktur. Gerillanın, hareketimizin eylemsizlik kararı karşısında gösterdiği sağduyuyu hiç kimse bir zaaf olarak değerlendirip gaflete düşmemelidir. Gerillamız son iki yıl başta olmak üzere, 25 yıl boyunca Kürdistan’ın her yerinde nasıl kahramanca bir direniş göstermişse, en kapsamlı saldırıları püskürtmüşse, bundan sonra da çok daha güçlü ve başarılı bir biçimde yapabilecek güçte ve kararlılıktadır.’’

Reklamlar