Lincin gerekçesi…

Lincin gerekçesi…
Önceleri hedef kitle Kürtlerdi. Bir kenti karıştırmak isteyen, fısıltı gazetesini hareketlendirerek bir anda o kentteki Kürtleri hedef haline getirebiliyordu. ‘Tüm Kürtler PKK‘li’ önermesi toplumun hareket refleksini kamçılıyordu. Kimi yerlerde ise Kürt olunmasına bile gerek olmadan, hak talebi veya herhangi bir uygulamayı protesto için sokağa çıkan insanlarda aynı gerekçe ile hedef haline geliyordu. Nihayetinde Trabzon’da olduğu gibi F tiplerini protesto eden TAYAD’lı göstericiler de, Edirne’de Amerika’yı protesto eden DHKP-C’liler de, TEKEL işçileri de, sendikalı emekçiler de… benzer uygulamalara maruz kalmaya başladılar. 
Şimdilerde Türkiye’de hak talebi ile sokaklara çıkanı ya da bir şeyleri protesto edeni ilk önce linççiler karşılıyor. İlk yargılama, ilk mahkum edilme ve ilk cezayı infaz hali bunlar eliyle gerçekleştiriliyor. Hızını alamayan bu güruh sadece sokakta olanın değil, olmayanın da kapısını çalıyor.
Bu durumdan korkmak gerekiyor! Çünkü bu durum toplum psikolojisinin sakatlandığının göstergesidir. Bu durum etin değil tuzun kokmaya başlaması halidir. 

Linç aynı zamanda demokratikleşmeyen ve şeffaf olmayan bir devletin içerisinde biriktirdiği şiddetin halka üleştirilmesidir. Devlet yerine halkın şiddet kullanma meşruiyetini sağlayan sorumsuz politikaların sonucudur. Linçlerde her zaman bir egemen tarafından desteklenme, sıvazlanma hali mevcuttur. Bu desteklenme ve ya sıvazlanma hali de toplumsal ilişkileri belirleyen değer yargılarını, psikolojik bağları hızla dönüşüme uğratıyor.
Anımsayın, yıllar önce Trabzon’da bir grup öğrenci nasıl lince uğramıştı? Peki ya İstanbul Vatan Caddesi’nde? İlkin de ‘Kamu’dan sorumlu en büyük mülki amir olan vali olayı ‘Vatandaş hassasiyeti’ olarak tanımlamıştı. İkincisinde de Emniyet Müdürü Cerrah, aynı söylemi kullanmıştı. Bu ‘hassasiyet’ o denli haklı bulundu ki sonrasında Seferihisar’lar, Sakarya’lar, Torbalı’lar yaşandı. 

Bu hassasiyet o denli iktidardı ki Başbakan Erdoğan bile; ‘Eğer siz vatandaşın mağazasının camlarını indirirseniz, hayatına kastederseniz, hayatına kastettiğiniz vatandaş kalkıp da eğer elinde böyle bir tedbiri, böyle bir imkanı varsa o da kendisini savunma yoluna gidecektir’ diyecekti. Linç hassasiyeti, böylece en üstten devlet politikası haline dönüverecekti. Aynı zamanda kendini koruma gücünden düşmüş, zafiyet içerisindeki devletin en tipik göstergesine. 

Bu ve benzer söylemlerin tüm sahipleri kuşkusuz bir linç toplumu yaratma hayülası içerisinde değildi. Ancak şimdi hukukun da, yargının da, polisin de yerine geçmeye hevesli bir toplumsal grup oluşmaya başladı. Bunda siyasetçi ve karar alıcıların politikalarının, toplumsal psikolojiyi yapılandırma araçlarını kullanma biçimlerinin, Türkiye toplum yapısındaki kırılma noktalarındaki herhangi bir sarsıntının etkilerini görme beceriksizliklerinin, cehaletlerinin payı büyüktür. Eğer toplum denen bağla kumar oynayanın muhakkak kaybettiği görülebilseydi, toplumu kışkırtmaya dönük politikalarda karar vericiler, siyasiler bu denli sorumsuz davranmazlardı. Hele hele Türkiye gibi ‘iç ve dış düşmanlar’ vesvesesi ile kök salmış bir toplumsal bağ gerçeğinin sakıncaları görülebilseydi bugün bu durumda olunmazdı. 

Türkiye’de egemen siyaset, yıllarca ‘korkuları ve düşmanları’ toplumu kontrol etme ve harekete geçirme gücünün teminatı olarak gördü. Toplumsal bağların harcı olarak, kardeşlik, özgürlük, hoşgörü gibi değerler değil, iç ve dış düşmanlar kullanıldı. Türkiye toplumu bu yüzden her an onu parçalayacak, düzenini bozacak, rejimini değiştirecek… düşmana karşı hazır ve nazır bir teyakkuzla şekillendi. Bu teyakkuz hali öyle bir şekillenme yarattı ki, insanlar talep etme hakları olduğunu bile farkedemediler. Hatta demokratik devletlerde devlet-yurttaş arasındaki ilişkinin ve bağın biraz da böyle olması gerektiğini öğrenemediler. 

Devletine göre olmak zorunda olan ‘yurttaş’, karar alıcıların ve yöneticilerinin uygulamalarından kaynaklı mağduriyetlerine, zorlanmalarına, yoksullaşmalarına ve yoksunlaşmalarına karşı durmak yerine ortaya çıkan sıkıntılarını da bu ‘iç ve dış düşman’dan bilmek zorunda kaldılar. Ancak böyle olunca bir tür toplumsal deşarja uğradılar. Osmanlı’dan bu yana biat ve teba kültüründen gelen Türkiye toplumu talep etmenin, protesto etmenin, hak ve özgürlük bahsinin devlete başkaldırı olarak algılandığı bir tarihsel psikolojiye sahip. Şimdi linçler bu toplumsal psikolojinin taşınamadığının da işareti. Geleneksel toplumsal birlik harcının tutmadığının da işareti. 

Bu linçleri önlemek, Türkiye’yi gündelik faşizmin kulvarından çıkartmak isteyen; Türkiye’deki devlet-yurttaş ilişkisinin, yurttaş- toplum ilişkisinin, homojen olmayan toplumda kurulan monolitik toplum biçimlenişinin değişmesi ve yeniden düzenlenmesi gerektiğini görebilmelidir. Toplumun huzursuzluk yayan sinir alanlarının doğru adrese yönlendirilmesini sağlamalı, sorunlarının kaynağı ve düşmanı olarak komşusunu gören anlayıştan bu toplum boşanmalıdır. Aksi halde işsiz kalan, aç kalan, yoksullaşan ya da değişik nedenlerle sıkışan bu toplum birlikte yaşama harcını tüketecektir. Gündelik faşizm bize şekil verecektir…

Yüksel Genç

Reklamlar

İmralı’daki tutuklular Öcalan’la birlikte eylemde

İmralı’daki tutuklular Öcalan’la birlikte eylemde
Öcalan, İmralı Cezaevi’ne getirilen 5 mahkumla birlikte 12 Ocak tarihinden itibaren cezaevindeki şartlar düzeltilinceye ve tüm haklar verilinceye kadar ortak görüşe çıkmama kararı aldıklarını açıkladı. Öcalan, ‘Bundan sonra bu durumlar düzeltilmeyene kadar ortak görüşe çıkmayacağım’ dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Edinilen bilgilere göre görüşmede İrlanda’yı değerlendiren Öcalan, ‘Kürdistan ile İrlanda arasında benzerlikler var. İrlandalılar bizi daha iyi anlayabilir. Benim İrlanda hakkında da bazı çalışmalarım var’ dedi.

Öcalan, şöyle devam etti: ‘Daha önceki problemlerden farklı olarak yeni yerde nefes alma sorunu, uykusuzluk durumu var. Hiç doğru dürüst uyuyamıyorum. Uyku ciddi bir problem. Yeni yapılan yer ustalıkla ve bilinçli olarak yapılmış, sistemli bir yerdir. Çok özel ve bilinçli olarak ve ince planlamayla yapılmış bir yerdir. Çok masraf edilmiş, bundan sonra bunun düzeltilme durumunun olacağını da zannetmiyorum. Kendimi 15 metre derinlikte bir kuyunun dibinde gibi hissediyorum. Nefessiz kalıyorum, uyuyamıyorum. Dün de uyuyamadım. Odanın havalandırmasını pencereyi açarak sağlıyorum. Havalandırmada oturamıyorum. Havalandırma yeri yüksekçe beton duvarlardan oluşan ve sadece beş ile yedi metre uzunluğunda olan bir alandan oluşuyor. Eski havalandırmadan daha küçük. Üstü de tam açık değil. Sadece orada yürüyebiliyorum. Ancak derinliğin etkisiyle basınç yüksek.’

YÖNETMELİĞİ DAHİ UYGULAMIYORLAR

‘Boğazımdaki akıntı devam ediyor. Havalandırmada diğer arkadaşlarla bir araya gelemiyorum. Haftada on saat görüşme hakkımız varken haftada sadece bir saat görüşebiliyoruz. Bakanlığın açıklaması uygulanmıyor. Bugüne kadar toplam dört kez görüştüm. Ancak son görüşmede görüşme süresini elli dakikaya indirdiler. Bakan’ın açıkladığını bile burada uygulamıyorlar. Mevcut yasa ve yönetmeliklerini dahi uygulamıyorlar. Eğer doğru dürüst bunlar uygulanmayacaksa görüşmenin ne anlamı var. Biz de dün arkadaşlarla durumu değerlendirdik. Bu şartlar düzeltilinceye ve tüm haklarımız verilinceye kadar ortak görüşe çıkmama kararı aldık. Bundan sonra bu durumlar düzeltilmeyene kadar ortak görüşe çıkmayacağım. Diğer arkadaşlarla görüşürken arkamızda iki yetkili önümüzde iki yetkili duruyor. Havalandırmada görüştürülmüyoruz. Kısa bir süre öncesine kadar burada Kürtçe konuşma yasağı vardı. Fakat bu yasak yönetmelikle kaldırıldı ancak biz henüz Kürtçe konuşmayı hiç denemedik. İzin verip vermeyeceklerini bilmiyoruz. Denersek izin verilip verilmeyeceği ortaya çıkar. Buradaki şartlar çok zor, diğer arkadaşların önceki yerlerine göre çok daha ağır şartlar. Ben bu şartlara alışkınım, yine dayanırım ama arkadaşlara yazık ediliyor. Avukatlarım ve ailem dışında diğer buradaki yetkililerle konuşma şansım yok. Yemek verirlerken bile yemeği koyup sonra tabağı alıyorlar, aramızda hiçbir konuşma geçmiyor. Burada kural dışı hiç bir şey olmuyor. Odamın dışında jeneratör çalıştırılıyor sürekli ses çıkarıyor. Bu da beni çok rahatsız ediyor.’

MANİFESTO AYDINLARDAN OLUŞUYOR

Makalesini yayınlayan İl Manifesto gazetesine de değinen Öcalan, ‘İl Manifesto gazetesi yazarları aydın kişilerden oluşuyor. Nitelikli yazarlardır, biliyorum’ dedi. Öcalan, şöyle devam etti: ‘Felsefede tekillik ve evrensellik meselesi, kavramları var. Ben tekillik ile evrensellik arasında bir bağ kuruyorum. Tekilliklerin önemli olduğunu ama her tekilliğin evrensellikle bir bağının olduğunu belirtiyorum. Evrenselliğin de tekillikle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bunlar birbirleriyle karşıt şeyler değil ilişkili olan durumlar. Mesela İrlanda’nın bir tekilliği var, Kürdistan’ın da bir tekilliği var. Ama her ikisinin de evrensellikte buluşan mutlaka bağları var.’

HÜCRE CEZASI ONAYLANDI

‘Daha önce verilmiş olan 20 günlük hücre cezası onaylandı. Onaylandığına dair karar tarafıma tebliğ edildi. Ancak kararın ne zaman uygulanacağını bilmiyorum. Herhalde yakında uygulamaya koyarlar. Yine 160 sayfalık savunmamın, Yol haritasına ilişkin kısmının AİHM’e gönderilmesi için talepte bulunmuştum. Gelen cevapta AİHM’e gönderilmeyeceğini belirtmişler. Bu savunmamın eğitim, propaganda ve talimat içerdiği gerekçesiyle gönderilmeyeceği belirtilmiş. Bu doğru değil. Ben kimseye talimat vermiyorum. Eğitim deniliyor ama benim zaten bütün savunmalarım birer eğitimdir. Ben buradan kimseye talimat vermiyorum, bunu doğru da bulmuyorum. Bu esaret koşullarında, bir hükümlü koşullarında bunu yapmam mümkün değildir, bu durumda bunu yapmayı ahlaki de bulmuyorum. Ancak görüşlerimi ifade etmeye devam edeceğim. Kimse benim düşüncelerimi ifade etmemi engelleyemez. Ölümüm pahasına bile olsa görüşlerimi söylemeye devam edeceğim. Benim burada yaptığım tespitler talimat değil, bir sosyolojik çözümlemedir, sosyolojik tespitlerdir.’

TASFİYEYİ AKP YÜRÜTÜYOR

‘Kürtlerin islami özelliğinden yararlanarak politika yapıyorlar, otuz yıldır böyle. 1970’lerde Refah Partisiyle şimdi de AKP ile bu politikaları yürütüyorlar. Numan Kurtuluş da aynı anlayıştadır. CHP ve MHP’nin Kürtler içinde maskesi düşmüş, deşifre olmuştur. Kürtler AKP ile kontrol edilmek isteniyor. CHP ve MHP’nin katı– ulus milliyetçi tasfiye anlayışını AKP daha yumuşak, ılımlı ve ince yöntemlerle sürdürüyor. Bu çok daha tehlikelidir. Amaç özünde aynıdır, tasfiyedir. Aslında 2002’den bu yana AKP ile MHP ve CHP arasında örtülü bir anlaşma var. Sözde ve sahte bir muhalefet var, ben muhalefet güçsüzdür demiyorum.’

BEN ARADAN ÇEKİLECEĞİM

‘Buradaki koşullarımın ağırlığından çok anlaşılmamak beni zorluyor. İrlandalılar inatçı olurlar Kürtler de çok direngen bir halktır ama başlarına nasıl bir tezgahın örüldüğünü tam anlayamıyorlar, bunun farkında değiller. Ben Şubat-Mart’tan sonra ne gelişir bilemiyorum. Savaşsınlar, barışsınlar demiyorum, talimat vermiyorum, ne yaparlarsa kendi kararlarını kendileri vermelidir. Kürtler kendi onurlarını korumayacaklar mı, kendi haklarından vaz mı geçecekler onlar karar verecekler. Öyle anlaşılıyor ki operasyonlara daha da yoğunluklu devam edecekler, tasfiye planı devrededir. Üzerimize daha da gelecekler. Her açıdan üzerimize gelecekler, bizi nefessiz bırakacaklar. Arkasından da askeri operasyon gelebilir. İşte Şubat ve Mart ayları geliyor. Ben nötr hale geleceğim aradan çekileceğim. Eğer çözüm için gelirlerse ben burada her zaman katkı sunmaya hazırım.’

HALKIMIN ÜMİDİ İÇİN YAŞAYACAĞIM

‘Daha önce burada bana yönelik bazı olumsuzluklar yaşandı, provokasyon yaratılmaya çalışıldı. İşte üstüme çullandılar. Ben tepki verdim. Neden yapıyorsunuz dedim. Ancak onlar tavırlarından geri adım atmadılar. Karşılık verseydim belki beni öldürebilirlerdi de. Neden karşılık vermedim? Çünkü ölmek iyi bir şey değil. Ben burada kendim ölümüme sebebiyet vermeyeceğim, kendi hayatımı sonlandırmayacağım ama onlar öldürürse öldürebilirler. Halkımın moralini yüksek tutmak, halkımın barış ve özgürlük ümidini korumak için daha fazla yaşamaya çalışıyorum.’

AVRUPA’DA BİREYCİLİK HAKİM

‘Avrupa’da bireycilik çok hakim. Tabi ben burada bireyi kastetmiyorum, bireycilikten bahsediyorum. Çözümün gelişmemesinin, toplumsal sorunların çözülememesinin temelinde herkesin fazlasıyla ulus-devlete bulaşması nedeniyledir. Ben Marksizmin başarılı olamamasının temelinde ulus-devlet çözümlemesinin önemli rol oynadığını düşünüyorum. Ulus-devlet anlayışı kapitalizmin, kapitalist modernitenin sonucudur. Sol bunu iyi anlayamadı. Biz sol, sosyalist ve ezilenler olarak bunu pek anlayamadık. Reel Sosyalizmin çöküşünün temelinde de bu anlayış yatıyor. Rusya’da Lenin, Çin’de Mao dahil hepsi aynı hataya düşmüşlerdir. Bunu iyi anlamak gerekir. Ki bugün Çin olmadan Amerika yaşayamıyor. Sendikalar, bazı işçi kuruluşları gibi birçok kurum aslında kapitalizme hizmet ediyorlar. Ben Marks’ın sınıfa karşı sınıf çözümlemesini doğru bulmuyorum. Sınıfa karşı sınıf değil, sınıfa karşı ya da kapitalizme karşı toplum diyorum. Toplum derken herhangi bir bölümünü kastetmiyorum. Toplumun genelini kastediyorum. Ben toplum olmadan birey olmaz diyorum. Birey toplumla anlam kazanır. Ben çözüm olarak bireyin toplumla evrensel olarak birbirleriyle buluşmasında görüyorum. Ama bu söylediğim enternasyonalizm değil.’

YAPTIĞIM GRAMCİ’NİN GÜNCELLENMİŞ HALİ

‘Avrupa tekilliği esas alıyor. Bu tek başına eksiktir, yetersizdir. Benim önerdiğim ne Avrupa tarzı tekilcilik ne de Reel Sosyalizmdeki gibi enternasyonalizmdir. Yine benim önerdiğim ne iktidar, ne federal ne de klasik konfederal sistemdir. Benim önerim tekillikle evrenselliği buluşturan anlayıştır. Biz buna demokratik komünalite diyebiliriz. Bu anlayış gereği demokratik ulus, demokratik vatan kavramları kullanılabilir. Bu anlayış iktidar ve devleti hedeflemiyor, iktidar ve devlete bulaşmıyoruz. Ben bu anlamda sosyalizm diyorum. Benim bu anlayışım Kürdistan’a biraz yerleşmiştir. Kürtlerin çok ezilmelerine, katliamlara uğramalarına rağmen yine de bu anlayış Kürtler arasında biraz gelişti. Herkes ulus-devlete bulaştığı için çözüm gelişemiyor. Güney’de de bu nedenle bir katliam gelişebilir, katliama uğrayabilirler, uyarıyorum. Talabani ve Barzani’yi de bunun için uyarıyorum.Gramci biliniyor o da on yıl hapiste yattı. Düşüncelerine değer veriyorum. Benim aslında burada yaptığım Gramci’nin yeni ve güncellenmiş halidir.’

TÜRKİYE’DE KURUMSAL FAŞİZM VAR

‘Türkiye’de bir kurumsal faşizm var. Benim şu anda içinde tutulduğum cezaevi koşulları da bu kurumsal faşizmin ürünüdür, devam ettiğini gösteriyor. Bu kurumsal faşizm yüz yıldır değişmeden bugüne kadar geldi. İttihatçıların 1906’daki faaliyetlerinden bu yana kurumsal faşizm var Türkiye’de. Bugünkü temsilcileri MHP ve CHP’de kendini ifade ediyor. Bu anlayış katı ulusalcı ve milliyetçi bir çizgidir. Ne MHP ve CHP’nin çizgisindeki bu katı ulusçuluk ne de AKP’nin İslamcı hegemonyası diyoruz. Biz her ikisini de reddediyoruz ve doğru bulmuyoruz. Türkiye’de halen katı ulusalcı-milliyetçi-laik çizgideki hegemonik güç ile Türk İslam sentezini savunan hegemonik güç var. Üçüncü bir yolu doğru buluyorum. Bu üçüncü yol da bizim defalarca ifade ettiğimiz demokratik yoldur; Demokratik konfederalizm, demokratik cumhuriyet, demokratik vatan, demokratik ulustur.’

BENİ GLADİO TESLİM ETTİ

‘Benim buraya getirilmeme de İtalya Gladiosu gibi diğer gladiolar etkili oldu. İngiltere’deki MI6, Yunanistan Gladiosu etkili oldu. İngiltere yoğun olarak işin içindeydi. Bunları iyi bilmek gerekir. İşte Türk Başbakanı ile İtalya Başbakanı kendilerini kardeş olarak ilan ediyorlar. Bu iki ülke üzerinden kapitalist bir evlilik yaratılmak isteniyor. Bu İtalya ve Türkiye üzerinden kapitalizmin bir model yaratmaya yönelik politikasıdır. Türk Gladiosu Ergenekon da ittihatçıların bir devamıdır. İtalya kendi gladiosunu 1990’larda dağıtmayı başardı. Ancak Türk Gladiosu-Ergenekon ise halen dağılmış değil. Şu anki Ergenekon davası Ergenekon’un tamamı değil, çok küçük bir kısmıdır. Cezaevindeki arkadaşlara, Halkımıza selamlarımı iletiyorum.’ ANF

13 Ocak 2010 tarihli Görüşme Notu‘dur