Siyasi soykırım açılımı

Siyasi soykırım açılımı
İçerisine girildiği iddia edilen sır odasından dışarıya ne yansıyacak tam bilemiyoruz. Ancak şu anda sadece AKP’ye yönelik faaliyetlerle ilgili yetki alan bir hakimin kamuoyunun merak ettiği belgeleri ortaya çıkarmayacağı açık. Bunun için güçlü bir siyasi irade ve meclis kararı gereklidir. Şu andaki AKP’nin tek derdi, kendi hükümetinin ömrünü uzatmak olduğu için geçmişte halka karşı işlenen ağır suçların açığa çıkarılması beklenmemelidir.
Türkiye’de en fazla da Kürtlere karşı gizli suçlar işlenmiştir. Kürtler sömürgecilikten öte bir ağır baskı altında tutularak halk olarak ortadan kaldırılmak istendiği için akla hayale gelmeyen baskı yöntemleri ve psikolojik savaş biçimleri uygulanmıştır. Kürdistan’ın her il ve ilçesinde örgütlenmiş kirli özel savaş merkezleri bulunmaktadır.
Kürtlere ya ölümden öte bir boyun eğme dayatılmıştır ya da çok yönlü ağır baskılarla halkın inkarcı sömürgeciliğe karşı mücadelesi bastırılmıştır. Bir tür Kürtlere kırk satır mı kırk katır mı politikası uygulanmıştır.
1980 öncesinde kontrgerillanın özelikle devrimci hareketlere karşı kullanıldığı biliniyordu. Ancak 12 Eylül askeri darbesinden sonra kontrgerilla hiç olmadığı kadar aktifleşmiştir. Kürt Özgürlük Hareketini ve Türkiye devrimci hareketini bitirmek için her yol ve yöntemi denemiştir.
Diyarbakır cezaevi başta olmak üzere Kürdistan’daki tüm uygulamalar özel harp dairesi tarafından yönetilmiştir. PKK‘nin Kürdistan’da ektiği özgürlük tohumlarının kökünü kazımak için PKK‘nin ortaya çıktığı ve geliştiği alanlarda görülmedik bir zulüm uygulanmış, tutsaklar şahsında PKK zindanlarda betona gömülmek istenmiştir
1984 gerilla direnişinin gelişmesinden sonra özel harp dairesinin Kürdistan’da yürüttüğü savaş daha da kirli hale gelmiştir. 1990’lı yıllardan sonra bu kirli savaş dünyanın hiçbir yerinde görülmedik biçimde Kürt halkına günün yirmi dört saatinde ölüm, işkence, yakma ve yıkma yaşatan gerçek bir cehennem olmuştur.
1990’lı yıllardan sonra Kürt halkına yaşatılan zulmü sözle ve yazıyla anlatmak zordur. Bu cehennemi ancak olsa olsa çok güçlü sanat ve edebiyat eserleri anlatabilir.
Kürdistan’daki kirli savaş, en faşist anayasa ve yasalar çerçevesinde bile yapılamayacak insanlık suçlarıyla doludur. Nitekim 1990’lı yıllarda faşist 12 Eylül anayasası ve yasaları da bir tarafa bırakılmıştır. Her şeyden önce de bu 12 Eylül anayasasının bile neden rafa kaldırıldığının bilinmesi gerekir.
Türk devleti, Kürtlerin üzerinde günümüz dünyasında görülmeyecek o kadar haksız bir politika izlemektedir ki, bu politikaya karşı bir mücadele geliştirildiğinde bu mücadeleyi hiçbir anayasa ve yasayla bastırmak mümkün değildir.
1990’lı yıllarda halk serhıldanlar mevcut anayasa ve yasaların el verdiği baskılarla bastırılamayacağı anlaşılınca, 1992 yılından itibaren Kürdistan’da her türlü hukuk ve ahlak dışı yöntemlerin uygulanması kararı alınmıştır.
Bu karar devletin en üst kademelerinde alınmış ve özel harp dairesi tarafından uygulanmıştır. Bu kararın uygulanmasında Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve devletin tüm istihbarat örgütlerinin suç ortaklığı vardır.
Kürt halkının davası dünyada olabilecek en haklı bir davadır. Böyle haklı bir dava için gösterilen bir direnişi mevcut anayasa ve yasalar içinde açıktan bastırmak mümkün değildir. Kürdistan’da neden çok kirli yöntemler uygulanmıştır ya da uygulanmaktadır sorusuna cevap ararken bu gerçeği görmek gerekir.
1990’lı yıllarda gösterilen direniş karşısında ya Kürtlerin siyasi ve ulusal hakları tanınacaktı ya da böyle bir kirli savaşa başvurulacaktı. Çünkü Türk devletinin önünde bu iki yoldan başka bir seçenek kalmamıştı. Aklı başında olanlar bu sorunu çözelim diyorlardı. Nitekim Özal bir dönem kendisinin de onayıyla gerçekleşen kirli savaşın daha fazla uygulanmasında bir yarar görmediği için çözüm arayışı içine girmişti. Ne var ki Kürt sorununun çözümünden yana olmayanlar Özal’ı zehirleyerek saf dışı ettiler. Bilindiği gibi Özal’a yakınlığıyla bilinen Eşref Bitlis de suikastla öldürülmüştür.
Kirli savaşçılar çözüm isteyenleri ”ver kurtulcu” olarak suçlayıp ‘vur kurtul’ politikası izlemişlerdir.
Şu anda kozmik oda denen yerde gerçekten gizli belgeler gizleniyorsa esas olarak da Kürtlere karşı işlenen suçların belgeleri vardır. Tabii belgeleri varsa! Çünkü tamamen hiçbir hukuka bağlı olmadan yapılan bu tür vahşi uygulamaların belgesini tutma gibi bir zorunluluk da yoktur. Belki de Kürdistan’da işlenen suçlar bir araştırma komisyonu ve buraya verilecek ifadelerle ancak ortaya çıkarılabilir.
Bu nedenle Kürt Halk Önderi yıllardır bir Adalet ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulmasını istemiştir. Türkiye’de başta Kürtlere karşı işlenen suçlar olmak üzere tüm suçların bağımsız ve herkesin kabul edebileceği bir komisyonla açığa çıkarılabileceğini söylemiştir. Kürt sorunun çözümünün de barışının da böyle sağlanabileceğini vurgulamıştır. Böyle bir komisyona kendisinin de bu konuşabileceğini belirtmiştir. Zaten PKK de böyle bir komisyona destek sunacağını ilan etmiştir.
Kontrgerilla ile ilgili tartışmaları gündeme getiren sürekli devrimciler olmuştur.12 Eylül’den sonra ise derin devletin varlığından ve bunun Türk devletinin esasını oluşturduğundan, Türk devletinin bir özel savaş biçiminde örgütlendiğinden en fazla da Kürt Halk Önderi söz etmiştir. Bu konuda onlarca çözümlemesi vardır. Özal’ın da Eşref Bitlis’in de özel harp dairesi tarafından vurulduğunu ilk söyleyen de Kürt Halk Önderidir. Çünkü PKK‘ye karşı yürütülen savaş esas olarak da bu özel savaş aygıt tarafından verildiğinden, bu aygıtı en iyi tanıyan da PKK Önderliği olmuştur.
Bülent Arınç’ın oturduğu semtte yakalanan subaylarla birlikte özel harp dairesi tekrar gündeme girdi. Gündeme gelmesi ve tartışılması iyidir. Ancak AKP yandaşı basın ve fetullahçıların toplumun on yıllardır gündemleştirdiği şeyleri kendi çıkarları ekseninde gerçek amacından uzaklaştırdıkları biliniyor. Kendine göre Müslüman kendine göre demokrat oldukları netleşmiştir. Nasıl ki Ergenekon davasını sadece kendilerine yönelik darbelerle sınırladılarsa, Kürdistan’daki suçların açığa çıkarılması konusunda bir ısrarları olmadıysa, özel harp dairesi konusunda da Kürdistan’daki suçların açığa çıkarılmasını hedeflemeyen bir yaklaşım içerisindedirler. Nitekim bu eğilimdeki basın ve yazarlar özel harp dairesini soğuk savaştan sonra kendilerine karşı örgütlenmiş gibi göstererek gerçeği saptırıyorlar. Özellikle 1990’lı yıllar boyunca Kürtlere karşı işlenen suçları fazla dillendirmiyorlar. Dillendirseler de dil ucuyla ve teğet geçen bir yaklaşımla konuyu ele alıyorlar.
Bu sorunun da bu kesimler tarafından dejenere edilmesinin önüne geçmek için kontrgerilla ve özel harp gerçeğinin en başta da Kürtler tarafından tüm boyutlarıyla, kapsamlıca ortaya konulması önemlidir.
Özel harp dairesinin siyasal İslam denilen kesimleri de kontrol altında tutmak isteyen bir politikası olmuştur. Ancak son on yıllarda esas olarak da Kürtlere karşı harekete geçirilen bir aygıt olduğu tartışmasızdır. Hatta Kürt Özgürlük Hareketine karşı siyasal İslamcı grupları kullandığı ya da Kürt Özgürlük Hareketinin etkisizleştirilmesi için bunlara müsamahalı davrandığı ve böylece önlerinin açıldığı bilinmektedir. 1990’lı yıllardan sonra siyasal İslam’ın güçlenmesi, h hükümet ortağı, sonra da hükümet olması bu politikanın sonucudur. Eğer Kürt halkının Özgürlük Mücadelesi olmasaydı bu kesimler hiçbir zaman bu düzeyde siyasi bir güç olamazdı
Özel harp dairesinin kullandığı tüm yöntemlerin ve işlenen suçların açığa çıkarılması gerekir. Bunlar açığa çıkarılırsa takke düşüp kel görünecektir.
Aslında şu anda Kürtlere karşı 1990’lı yılların konseptinin başka bir biçimi uygulanıyor. Kürt sorunu çözülmediği müddetçe kirli savaş yöntemleri değişerek sürecektir. Bugün de Kürt halkının mücadelesi yükselişe geçmiştir. 1990’lı yıllardakinden daha güçlü bir halk hareketi ortaya çıkmıştır. Türk devletinin eski politikalarını iflas ettirecek düzeyde bir siyasal bilince ve örgütlenme kültürüne kavuşmuştur. Bu halk gerçekliği, eski politikanın yerine ikame ettirilmek istenen yeni egemenlik biçimi ve bu temelde tasfiyeyi amaçlayan politikaları da boşa çıkarmıştır.
Devlet, AKP hükümeti eliyle her türlü yöntemi ve aracı kullanmasına rağmen bu halk hareketini bastıramamaktadır. Bu nedenle yeni koşullara uygun biçimde hukuk dışı yollara başvurmaktadır. Ya da bastırma amaçlı saldırılarını hukuk kılıfına uydurarak sürdürmektedir.
Tüm yollar denendiği halde Kürt halkı ne aldatılabilmiş ne de mücadele durdurulmuştur. İşte bu nedenle son aylarda normal aklın, hatta düne kadar yandaş olan bazı yazarların neden bunlar oluyor dediği siyasi saldırılar yapılmaktadır. Siyasi saldırılar Kürt demokratik hareketini tümden ortadan kaldırmaya yönelik bir siyasi soykırıma dönüşmüştür. Kürtlerin tüm demokratik siyasi birikimi ya zindana atılarak ya da sindirilerek susturulmak isteniyor
1990’lı yıllardaki amaç da buydu. Faili meçhul cinayetlerle tüm Kürt siyasetçileri ya öldürülüyor ya zindanlara atılıyor ya da Kürdistan’dan göçe zorlanıyordu. Faili meçhul cinayetler ve uygulanan ağız baskı yöntemleri, Kürt halkının demokratik siyasi güçlerini ve doğal önderlerini temizleme hareketiydi. Bugün de KCK adı altında yapılan operasyonun amacı budur. Dün klasik politikayı sürdürmek için, bugün ise eskinin yerine ikame edilen tasfiye politikasını kabul ettirmek için bunlar yapılmaktadır.
Şimdi de normal siyasi mücadele ve herkese uygulanacak hukukla yapamadıklarını Kürtlere özel hukukla kitabına uydurulan iddialarla yapılmaktadır. Dün de normal yasalarla bastırılamayan Kürt hareketi, bugün de belli karargahlarda hazırlanan tasfiye konseptleriyle geriletmek isteniyor. Son tutuklamaların hukukla ilgisi olmadığını sıradan insanlar bile bilir.
KCK sadece tutuklamaya kılıftır; amaç siyasidir. Tasfiye politikası önündeki engeli kaldırmaktır. 14 Nisan’da başlayan operasyonun devamıdır. Sedat Laçiner, İhsan Bal ve Önder Aytaç gibileri geç kalmış operasyon olarak değerlendiriyorlar. Bu operasyonların açılımı, yani tasfiyeyi kolaylaştıracağını söylüyorlar.
Bunu bazıları yutabilir, ama Kürtler artık yutmuyor. Eğer sorunu çözme niyeti ve kararı olsaydı şimdiye kadar adım atabilirlerdi. 29 Mart seçimlerinden sonra atılan tek bir adım yoktur. Sadece Kürt Demokratik Hareketini zayıflatmak için yapılan siyasi saldırılar vardır.
Hiç kimse AKP hükümetinin elini tutmuyor. Açılım yapmış da kim elini tutmuş? Yasa değiştirmiş de kim engellemiş? Kürt sorununun çözümünde ciddi adımlar atılsa bunu ilk önce Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt halkı ve demokratik güçler destekler. Ama AKP hükümeti Kürt sorununu çözmeyi değil, devlet adına Kürt halkının Özgürlük Mücadelesini bir iki kırıntıyla bastırmayı hedefliyor.
Kürt sorunu Kürtler bir toplum olarak tanınarak çözülür. Sorunu çözmek isteyenler Kürtlerin demokratik siyasi iradelerini, demokratik kurumlarını tanır; yerel meclislerini ve demokratik öz yönetimlerini tanır; anadilde eğitimini ve tam kültürel özgürlüğünü tanır, bunları anayasa ve yasalarda yapacağı değişikliklerle güvenceye alır
AKP bunları yapıyor mu? Hayır. Bunları yapmak için Kürtleri muhatap alıyor mu? Hayır. Sen bu hakları tanı da Kürtler hangi lider ve siyasi partiyi, siyasi kişilikleri kendi iradeleri olarak tanıyacaklarına kendileri karar versin.
AKP zaten yukarıdaki gerçek çözümü kabul etmediği için kimseyi muhatap almam diyor. Gerçek çözüm kararı olsa muhataplık tartışması da derhal biter. Gerçek çözüm niyeti olanlar Kürt sorununu gündemleştiren ve Kürt halkı içinde büyük desteği olan Kürt Demokratik Siyasi gücüne saldırır mı? Siyasi soykırımı hedefleyen operasyonlar yapar mı?
AKP sürekli bahane üreten bir politik tarz izliyor. Çünkü iradeli ve kararlı bir hükümet değildir. Önceleri yapacağım ordu engelliyor diyordu; CHP ve MHP’yi engel olarak gösteriyordu. Şimdi ise utanmadan hem de Kürt sorununun çözümü için ağır bedeller ödemiş Kürt Demokratik Siyasetini engelmiş gibi göstermeye çalışıyor.
AKP hükümetine sesleniyoruz: bir çözümün varsa ortaya koy ve uygula, elini tutan mı var? Kürt sorunu BASK’ta ya da başka bir yerde çözüldüğü gibi çözdün de kim kabul etmedi?
Kürt Özgürlük Hareketi Türkiye gerçeğine uygun en makul çözümü önermektedir. Gerillanın varlığını tartışma konusu yapmak isteyen bazı yandaş yazarlar bizzat bunu kabul ediyor. Hatta PKK‘nin taleplerini az bulduğunu söyleyenler var. Hadi PKK‘nin bu az denilen taleplerini yerine getirin de bu sorun bir günde çözülüyor mu çözülmüyor mu o zaman görün.
Demagoji yapmayı bırakın, varsa bir projeniz ortaya koyun ve sorunu çözün.
Mustafa SİVASLI
Reklamlar