Ferhat Botan, Bir gerilla hikayesi

HPG gerillası Ferhat Botan, daha 7 yaşındayken babası gözlerinin önünde işkenceden geçirildi ve tutuklandı. Köyün meydanında patlayan havan topunun parçaladığı annesinin ölümünü 3 kardeşiyle birlikte izledi. Kardeşlerini büyütmek için 7 yıl çobanlık yapan, İstanbul’da tekstil atölyelerinde çalışan Ferhat, ailesini, çocukluğunu ve gençliğini çalan Türk devletinden hesap sormak için şimdi HPGsaflarında.

Ferhat Botan, gerilladaki ismi. O da binlerce Kürt çocuğunun geçtiği yollardan geçti, yaşadığı sıkıntıları göğüslemek zorunda kaldı. Ferhat’ın yaşam hikayesi belki de Kürt sorununun özetidir. Gerillada adını Ferhat koydu, geldiği coğrafyayı simgeleyen Botan ismini ise ikinci isim olarak aldı. Ferhat daha 7 yaşında 3 kardeşiyle yaşadığı trajik yaşam öyküsünü  ANF‘ye anlattı.

BABAMA GÖZLERİMİN ÖNÜNDE İŞKENCE YAPTILAR

‘Kutsal değerlerimiz üzerine yemin ettim. Benim gibi, Kürt çocuklarının gözlerini yollarda bırakanlardan hesap soracağım’ diyen Ferhat’ın hayat hikayesi Şırnak’ın İdil İlçesi’nde başladı.

Evlerinin kapısının altından bir gece  PKK imzalı bir bildirinin atılmasının ertesinde evlerine kar maskeli özel timlerin baskın yaptığını belirten Ferhat, ‘Polisler her tarafı dağıttılar. Titiz aramalarından planlı bir şeylerin olduğunu ailem tahmin ediyordu. Bildiriyi evimizin içine atan polisin sabah arama yapacağını nereden bilebilirdik. Ellerinden uzun namlulu silahlar olan yüzü maskeli özel timleri anne babamızın arkasına saklanarak korku içinde izledik. Bir süre ev dağıtıldıktan sonra aradıkları bildiri olmalı ki, ilk gören özel tim komutanına ‘buldum’ demesi ile içeride bulunan onlarca özel tim babamın üzerine çullanarak işkence yapmaya başlamışlardı. Annemin feryatları ve bizim ağlamalarımız bir şeyi değiştirememiş, anneme hakaret ve küflerde gelmeye başlamıştı’ diyerek yaşadıkları dehşeti anlattı.

BABAMIN HAPSE ATILMASINA SEVİNDİK

Ferhat, babasının alınıp götürülmesinden sonra günlerce haber alamadıklarını belirterek, ailesinin babasının infaz edilerek kaybedileceği korkusunu taşıdığını söyledi. Babasından haber alabilmek için günlerce Emniyet Müdürlüğü önünde beklediklerini anlatan Ferhat, ‘Günlerce işkencelerden geçirildikten sonra babam cezaevine götürüldüğünü duyduğumuzda ailem neredeyse bayram edecekti. Ya öldürülüp bir köprü altına atılsaydı, korkusu hapisten daha ağır geliyordu. Formalite bir mahkemeden sonra babam yakalanan bildiri üzerine 36 yıl cezaya çaptırıldı’ şeklinde anlattı.

ANNEM HAVAN TOPUYLA ÖLDÜRÜLDÜ

Babasının cezaevine girmesinin ardından İdil’de köylerine taşındıklarını anlatan Ferhat, annesinin havan topuyla askerler tarafından öldürülüşünü ise şu cümlelerle aktardı:

‘Köyde annem yaşlı olan ninem yerine sabah koyun ve keçileri çobana yetiştirmek için köy meydanına bulunduğu sırada Kareşa Köyü’ndeki askeri karakoldan köyümüze rastgele havan toplarıyla bombalanmaya başlandı. Daha öncede bu tür bombala yapıldığı için herkes sağa sola koşuşturup korunmaya çalışıyordu. O sarıda biz de damda uyanmış etrafı seyrediyorduk. Annem bir yandan eve doğru koşuyor, bir yandan bize seslenerek ahır olarak kullanılan mağaraya inmemizi söylüyordu. Henüz 100 metre ilerlememişti ki, atılan bir havan köy meydanındaki sürünün içine düşmüş, fırlayan şarapnel parçası gözlerimizin önünde annemin şah damarına isabet etmiş, cansız bedeninin yere yıkıldığını gördük. Biz damda ağlamaya çırpınmaya başlamıştık. Annemin vurulduğunu gören köylüler telef olan onlarca hayvanını unutarak yardım amacıyla annemin cansız bedeni üzerine koşmuş, ama yapacakları bir şey kalmamıştı. Özel savaş geriye henüz 2.5 aylık bebeği olan Felek kardeşim ile birlikte dört çocuğu olan annemi bizden alıp götürmüştü.’

ASKER ÖLDÜRDÜ, MAHKEME TEHDİT ETTİ

Annesini defnettikten sonra sorumlulardan hesap sormak için mahkemeye başvurduklarını belirten Ferhat, ‘Kimi kime şikâyet edecektik ki, o süreçte kontr gerillanın merkezlerinden biride Şırnak’tı. Askerlerin yaptığı bu terör eylemi hakkında herhangi bir soruşturma bile başlatılmadığı gibi susmayıp, kurcalamamız halinde hepimizin sonunun onun gibi olunacağına dair tehdit ve hakaretlere maruz bırakıldık’ dedi.

7 YIL ÇOBANLIK YAPTIM

Biri 2.5 aylık 4 kardeşiyle dedesi ve nenesinin yanında kaldığı anlatan Ferhat, dedesine çobanlık yapmakta yardım ettiğini belirtti. ‘Ailemizi geçindirmek için hem koyun, keçi, hem de inek çobanlığını birlikte yapmaya başladık’ diyen Ferhat, 7 yıl boyunca çobanlık yaparak kardeşlerine baktığını söyledi. Ferhat o günleri, ‘Bende okul yaşındaydım, ama kardeşlerimin okuması ve dedemlerin yaşaması için kendimden fedakârlık yapma zorunluluğunu hissediyordum. 7 yıl çobanlık yaptıktan sonra kardeşlerim biraz büyümüş, ben ise gençlik yıllarıma girmiştim. Çobanlık bana sıkıcı gelmeye başlamıştı. Tekstil işinde çalışmak için İstanbul’da kalan halamın yanına gelmeye karar verdim’ sözleriyle aktardı.

EKONOMİK NEDENLERLE KARDEŞLERİMDE OKULU BIRAKTI

İstanbul’da çalışarak 2 abisi ve kız kardeşini okutmaya çalıştığını ifade eden Ferhat, ‘Bir süre sonra ekonomik sorunlardan dolayı kardeşlerimi okuldan almak zorunda kaldık. Bir ev tutup kardeşlerimi de yanıma aldım. Abim okulu bıraktığı için Avrupa’ya gitmeye karar verdi. Ancak Avrupa’da bir yıl kaldıktan sonra sınırdışı edildi ve Türkiye’ye geri döndü’ dedi. Ailesinin yaşadıklarından sürekli olarak Türk devletini sorumlu tuttuğunu ifade eden Ferhat, ‘Türk devletinin bu terörüne karşı bir şeyler yapmak istiyordum. Ama imkân ve olanaklarım yoktu. Bunlar gerillaya katılım arayışlarımı hızlandırmıştı. Köyde çobanlık yaptığım süreçte dağda gerillaları görmüş, ilgimi çekmişti. Yaşım 20’ye ulaşıyordu, Türk özel savaşından hesap sorma zamanı gelmişti. 10 arkadaşımla birlikte gerillaya katılmaya karar verdik’ diyerek sonraki yıllarda yaşadıklarını aktardı.

NE ÇOCUKLUĞUMU NE DE GENÇLİĞİMİ YAŞAYABİLDİM

Türk devletinin yarattığı terör nedeniyle daha çocuk yaşta omuzlarına büyük bir yük bindiğinin altını çizen Ferhat, duygularını şöyle aktardı:

‘Bundan dolayı ne çocukluğumu, ne de gençliğimi yaşayabildim. Çobanlıktan döndüğümde köydeki çocukların oyunlarına katılmak istiyordum, ancak böyle bir şansım hiç bir zaman olmadı. Gençlik yıllarımda bu yükün ağırlığı altında geçti. Bundan dolayı devlet ve onun tüm kurumlarına karşı bende bir tepki gelişti.’

Okul okumak istemesine rağmen Türkçe bilmediği için okula da gidemediğini aktaran Ferhat, gerillaya katıldıktan sonra bol bol kitap okuya bildiğini ve kendisini eğitme imkanı bulduğunu söylüyor.

M. Nuri EKİNCİ

Reklamlar

‘Özerk Kürdistan’ı içeren Anayasa çağrısı’

Kürdistan halkının kölelik ve esaret statüsü Ortadoğu’da ve Türkiye’de barışın, demokrasinin, özgürlüğün gerçekleşmemesinin nedeni olup; baskıcı, faşist tüm iktidarların da temel kaynağı olmuştur.
Halkımızın içinde bulunduğu bu statünün devamı için Ortadoğu devlet gericiliği kendi içinde ve uluslararası güçlerle siyasi, askeri, diplomatik her düzeyde işbirliğini sürdürmüş ve sürdürmektedir. Bu işbirliği, tek başına halkımızın bu statü içerisinde yaşamasını sağlamaya yetmediğinden, halkımız “böl-yönet” politikasına uygun olarak dört devlet arasında parçalı tutulmakta ve sun’i farklılıklarla parçalı bir yapıda örgütsüz, birliksiz, iradesiz tutulmaya çalışılmaktadır.”
KÜRTLERE KÖLELİK STATÜSÜ DAYATILIYOR
Açıklamada, Kürt nüfusunun en fazla yaşadığı Kuzey Kürdistan’da baskının daha yoğun olduğu belirtilerek, “Türkiye’de devlet, halkımızın kölelik statüsünün devamı için bölge gericiliğine öncülük yaptığı gibi, uluslararası güçlerle bu temelde en gerici işbirliklerini ve anlaşmaları gerçekleştirmiştir.
Türkiye’de devlet; tüm iç ve dış politikasını, siyasal yapılanmasını, hukuk ve idare sistemini halkımızın bu statüsünü sürdürmek üzerine kurmuştur.
1920’lerde Kürdistan halkı ile Türk halkının birlikteliği ve ortaklaşmasıyla kurulan Cumhuriyet, 1924’lerden sonra İttihatçı zihniyetle bu kardeşliğe ve birliği ihanetle oluşan bir sisteme dönüştürülmüştür. Şeyh Said, Dersim ve takip eden tüm isyanlar bu kardeşliğe, ortaklaşmaya yapılan ihanete duyulan tepkinin sonucudur.
Bu sistem şiddet, korku, terör ile halkımızı yıldırmayı, örgütsüzleştirmeyi, iradesizleştirmeyi ve asimile etmeyi hedeflemiştir. Ancak, sadece kendini inkar eden işbirlikçi kesimlerin yaşamasına fırsat vermiştir” denildi.
İNKARA KARŞI DİRENİŞ
Kürt halkının 1970’lerde önderliğiyle inkar, imha ve asimilasyona karşı bir direniş başlattığı belirtilen açıklamada, Kürt halkının diline, kültürüne, kimliğine sahip çıkma, eşit ve özgür koşullarda yaşama mücadelesine terörizm suçlamasının getirildiği kaydedildi.
Devlet tarafından başlatılan terör ve kirli savaşın Kürtleri eski statüye geri getirmeye yetmeyince Kürt Halk Önderliği’ne karşı suikast düzenlendiği ve uluslararası komplo kurulduğu belirtilerek, “Bu komplo ile Kürdistan halkı örgütsüz, iradesiz, siyasetsiz ve mücadelesiz bırakılmak Kürt halkının kaderi, uluslar arası güçlerin gerici bölge devletlerin eline terk edilmek istenmiştir” denildi.
DEVLETİN KÜRDE BAKIŞ AÇISI DEĞİŞMEMİŞTİR
“Özgürlük Hareketi’nin tasfiye edilmesiyle doğacak olan boşluk AKP’nin inkar, imhacı zihniyeti ve halkımızın esaretinden çıkarı olan işbirlikçi çevrelerce doldurulmak istenmiştir” denilen açıklamada, ancak demokratik mücadele stratejisi ve halkın özgürlük mücadelesinin ortaya çıkarmış olduğu başta DTK ve DTP olmak üzere tüm kurum ve mekanizmaların başarısının 29 Mart yerel seçimlerinde bunları boşa çıkardığı belirtildi.
Türkiye tarihinde ilk defa sözde Kürt sorununun tartışmaya açıldığı ve bunun tarihi bir olay olarak yansıtıldığı belirtilen açıklamada, “Kürt sorununun en önemli aktörlerinden biri olan DTP tam bir ay sonra sadece ‘oybirliği’ ile değil ‘kurumlar arası mutabakatla’ kapatılmıştır. Yani ‘İyi şeyler olacak’ söylemi DTP’nin kapatılmasıyla sonuçlanmıştır. Devletin Kürde bakış açısı özde değişmemiştir sadece sözde değişmiştir. İyi şeyler değil, kötü şeyler olmuştur” denildi.
80 YILLIK SENARYO
Kürtlere karşı senaryonun özünün 80 yıllık olduğu ve linç, terör, tehdit ve şantajlarla bunların gündeme getirildiği belirtilen açıklamada, Kürtlere karşı AKP açılımı ile ölümü gösterip sıtmaya razı edilme politikasının güdüldüğü kaydedildi.
Kürt halkının mücadele tarihinden aldığı deneyimler sayesinde bir kez daha kandırılamadığı belirtilen açıklamada şunlara yer verildi: “Önderliğinin ‘ölüm çukuruna’ konulmasına ve tasfiye planlarına karşı gerçekleştirilen demokratik eylemlere yine şiddet ve terörle yanıt verilmiştir. Kürt halkının yiğit evladı Aydın Erdem şehit edilmiştir. Bine yakın gözaltı ve yüzü aşan tutuklamalarla devletin tahammülsüzlüğü ve terörü devam etmektedir.
Yakın tarihimiz göstermiştir ki; halkımızın demokratik mücadelesine, özgürlük ve kardeşlik taleplerine her yönelim birbirinden baskıcı iktidarların işbaşına gelmesine temel neden olmuştur. Bu durum Kürt halkı ile birlikte Türk halkına da en büyük zararı vermiştir. Bu topraklarda barış, demokrasi ve özgürlük Kürt halkının örgütlü iradesi ile ortaklaşıldığı oranda mümkün olabilecektir.
KÜRTLER SAHTE ÇÖZÜME İKNA EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR
Bugün Türk halkı CHP-MHP’nin yönlendirmesiyle Kürdistan halkına linç kampanyalarıyla düşman haline getirilmeye çalışılmaktadır. Bu kampanyalarla Kürt halkı korkutulup AKP’nin sahte çözümüne ikna edilmek istenmektedir. Kürt halkına MHP-CHP eliyle yapılan açık düşmanlık ve tehdit AKP’ye hizmettir. Ve devletin danışıklı dövüş politikasıdır.
Bu kirli oyunun ortaya çıkarılmasında Türk halkının, politikacı, aydın ve sanatçılarına tarihsel bir görev düşmektedir. Halkımızın kardeşlik isteyen iradesine karşı CHP-MHP-AKP eliyle sergilenen bu kirli oyunu bertaraf edip Kürt iradesiyle ortaklaşmak bu oyunu bozacaktır. Şüphesiz ki bu oyuna boyun eğmenin, rıza göstermenin tarih karşısındaki vebali ağır olacaktır.”
Demokratik Toplum Kongresi’nin bir kez daha Kürdistan halkının kendi iradesiyle gerçek çözüm için etnik, inançsal, kültürel, sosyal ve düşünsel tüm farklılıkları aynı çatı etrafında bir araya gelmeye ve halkının özgürlük mücadelesine destek olmaya, devletin tasfiye planlarına boşa çıkarmaya çağırdığı belirilen açıklamada alınan kararlar şöyle sıralandı:
ALINAN KARARLAR
– Kürt halkının yaşadığı tüm Ortadoğu coğrafyasında DTK ile gerçekleştirilen birliğin, bir ulusal konferansla tamamlanması kararındadır.
– DTK Kürt halkına dayatılan örgütsüzlüğe ve iradesizliğe karşı Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü temel talebiyle karşı koyma kararlılığındadır. Kısa vadede İmralı sistemine son verilip ev gözetimine geçilmesi DTK’nın çağrısıdır.
– DTK halklarımıza kan, gözyaşı ve acı dışında bir şey sunmayacak tasfiye politikalarının aracı olan askeri ve siyasi operasyonlara son verilmesi için her türlü demokratik mücadele yol ve yöntemlerini uygulama kararlılığındadır.
– DTK barış, demokrasi ve özgürlük mücadelesi dolayısıyla tutuklanan, ceza verilen siyasi tutsakların tümümün serbest bırakılması çağrısını yinelemekte ve bütün cezaevleri boşalıncaya kadar mücadele kararlılığını deklere etmektedir.
– Anti-demokratik tüm uygulamaların gerekçesi, inkar ve imhayı esas olan bir zihniyetle oluşturulan 12 Eylül Anayasası’dır. DTK kısmi madde değişiklikleriyle, makyajla değil; Türk halkı ile birlikte eşit, özgür ve onurlu bir yaşamı garantileyen, Özerk Kürdistan’ı içeren ve Demokratik Türkiye’yi hedefleyen, cinsiyet eşitlikçi yeni bir Anayasa hazırlanması çağrısında bulunmaktadır.
– Kürt halkı bin yıllardır direnerek var oluşunu ve kimliğini korumuştur. Hiçbir şiddet uygulaması ve siyaset oyunu, özgürlük mücadelesini geldiği aşamadan geri götüremeyecektir. Her şart ve koşulda demokrasi ve özgürlük mücadelesi yükseltilerek sürdürülecek ve başarı mücadele eden ezilen halkların olacaktır.”